Ana Sayfa Ana Sayfa  Forum Forum  Balkanlar TV Balkanlar TV  Tarihte Bugün Tarihte Bugün  Haberler Haberler  Makaleler Makaleler
Son mesaj - Gönderen: Taran Kedi - Cuma, 06 Nisan 2012 15:50
Balkan Türklerinin Buluşma Noktasına Hoş Geldiniz.
Balkanlar.Net
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Kasım 21, 2017, 16:47:09
151.700 Mesaj 8.683 Konu Gönderen: 8.295 Üye
Son üye: figenbakay
Balkanlar.Net  |  Balkan Dünyası  |  Tarih  |  Konu: Osmanlı Döneminde Balkanlara Yapılan Türk İskanları - "Bilimsel Araştırmalar" 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] 2 3 ... 6
Gönderen Konu: Osmanlı Döneminde Balkanlara Yapılan Türk İskanları - "Bilimsel Araştırmalar"  (Okunma Sayısı 86676 defa)
AlperenKIRIM
Qırımtatar
Global Moderator
Onursal Üye
******

Popülarite: 136
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 4.102



« : Haziran 06, 2009, 14:32:33 »

Bu bashlik altinda , Osmanli doneminde Balkanlara yapilan iskanlar hakkinda bugune kadar yapilan bilimsel arashtirmalari paylashilmasini dusunuyorum.



OSMANLI DEVLETİ’NİN RUMELİ’DE İSKAN SİYASETİ
VE SAĞ KOLUN İSKANI


Rumeli

   İslam dünyası, Osmanlılardan önce Roma İmparatorluğunun ülkesini Bilâd-ı Rum veya Memleketü’l Rum olarak tanıyordu. Selçuklularla birlikte Türk hakimiyetine geçen Anadolu’da Rum ismi vaktiyle Bizans idaresinde bulunmuş olan  Anadolu'yu gösteren coğrafi terim olarak kullanılır oldu1 . XII. Yüzyıldan itibaren Anadolu’dan geçen batılı gezginler Anadolu’ya ; Turquemenie veya Turquie, Bizans İmparatorluğuna tabii yerlere Romanie  veya Romania demeye başladılar2 . Kısa süre sonra bu kavram Balkan Yarımadasının tamamı için kullanılır oldu. Osmanlılar, Bizans’dan fethettikleri Balkan Yarımadası toprakları için Romania’dan esinlenerek Rum-ili adını kullanmağa başladılar. Rum adı eski anlamını korudu ve coğrafi ad olarak devam etti3 .
   Katip Çelebi Cihannüma adlı eserinde, İstanbul boğazının kuzey ve batısında bulunan yerlerin  “Rum-ili” unvanı ile şöhret bulduğunu bildirmektedir4 . Bu tanım başlangıçtan itibare coğrafi bölge adı olarak kullanıldığı gibi, idari taksimatta da genişliği gittikçe büyüyen idari bir birimi ifade etmiştir.
   Süleyman Paşa Bizans'a yardım amacıyla Trakya'ya geçtiği andan itibaren Rumeli, Türkler için çok önemli oldu. I. Murad (1360-1389), 1362’de Edirne'nin fethinden sonra Rumeli Beylerbeyliğini oluşturarak Lala Şahin Paşayı Beylerbeyi atadı. Rumeli Beylerbeyliği kuruluşunda; idari olmaktan ziyade askeri bir kimliğe sahipti ve Rumeli toprakları Osmanlı sınırlarının dışında kalıncaya kadar ayrıcalıklı statüsünü korudu, daima Anadolu Beylerbeyliğinden önde geldi5 .



 1- Halil İnalcık; “Rumeli”  mad. İA.
 2- Anadolu Selçuklu Sultanı I. Mesud (1116-1155) zamanında Anadolu’dan geçen II. Haçlı ordusu, Anadolu'da çok zor koşullarla karşılaşmışlar, özellikle 1147 tarihinde Eskişehir’de sultan Mesut'a yenildikten sonra Anadolu’nun Türklerin ülkesi olduğuna inanmışlardır. Daha geniş bilgi için bkz. Osman Turan, “ Mesud I”, İA. Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, 3. Baskı, İstanbul 1993, s.196.
 3- Halil İnalcık; agm. Akdes Nimet Kurat ve Rauf Ahmet Hotinli ; “Bulgaristan” mad. İA.
 4- M. Tayyib Gökbilgin, “Kanuni Sultan Süleyman Devri Başlarında Rumeli Eyaleti, Livaları, Şehir ve Kasabaları”, Belleten, C. XX. Ankara 1956, s. 247 – 285.
 5- Mehmet İbşirli; “Osmanlı Devlet Teşkilatı”, Osmanlı Devleti ve Medeniyeti, İstanbul 1994, s. 225. İ. Metin Kunt; Sancaktan Eyalete, 1550 – 1650 Arasında Osmanlı Ümerası ve İl İdaresi, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları No 154.  s 26 ve devamı.



Rumeli'de Türklerin İlk Yerleşmesi

   Çeşitli Türk kavimleri  Kuzey Karadeniz steplerinden gelip VI. Yüzyıldan itibaren Balkan yarımadasına yerleşmişlerdir. Fakat Bizans’ın dini baskısı ve önceden yerleşik hayata geçmiş olan Slavlarla karışarak ortadan kaybolmuşlardır6 .   
   Türklerin güneyden gelip Kuzeydoğu Bulgaristan’da yerleşmesi Anadolu Selçuklu Sultanı II.İzzeddin Keykavüs’ün (1238-1278) Dobruca’daki7  sürgün hayatıyla yakından bağlantılıdır8 . Sultana bağlılığı devam eden çok sayıda Türkmen   Anadolu’dan gelip  Dobruca’ya yerleşti. Türkmenlerin bölgeye gelişi ile ilgili çeşitli rivayetler bulunmaktadır. Bunların odak noktasında daima Sarı Saltuk9  yer almaktadır. Sarı Saltuk, manevi olarak kendisine bağlı olan kalabalık sayıdaki Türkmen nüfusla birlikte Rumeli'ye gelmiş ve burasını yurt edinmiştir.
   Sarı Saltuk’un Dobruca'daki faaliyeti ve faaliyet alanıyla ilgili en geniş popüler bilgi Evliya Çelebi Seyahatname’ sinde bulunmaktadır10 . Seyahatname’ de Evliya Çelebi  sık sık gerçeklerle efsaneleri birbirine karışmıştır.
   Yazıcızade Ali II. Murad’a ithaf ettiği Tarih-i Âl-i Selçuk’da ,  Rumeli’ye giden göçmenlerin bir kısmının Halil Ece ile birlikte Karesi İline   geri döndüklerini, kalanların ise Sarı Saltuk’ın etrafında toplandıklarını kaydetmiştir .


 
 6- Halil İnalcık, “Türkler ve Balkanlar”, Balkanlar, İstanbul 1993,  9-34.
 7- Dobruca hakkında bkz. Aurel Decei; “Dobruca” mad. İA.
 8- İzzeddin Keykavüs hakkında bkz. Osman Turan; “Keykavüs II”, mad. İA.  İstanbul 1204 yılında IV. Haçlı Seferine çıkan Latinler tarafından işgal edilmişti. İmparatorluk Trabzon, Mora ve İznik şehirleri merkez olmak üzere üçe ayrılıp hayatiyetini sürdürmeğe çalıştı. 1261 yılında Mihail Paleologos Latinleri İstanbul’dan çıkararak Bizans tahtına sahip oldu. Bu konu ile ilgili bkz. Georg Ostrogorsky, Bizans Tarihi, s. 388 ve devamı .  Osman Turan; Selçuklular Zamanında Türkiye, s. 497 ve devamı. Aurel Decei, “Dobruca”, İA.gm
 9-Aurel Decei, agm.
 10- Franz Babinger; “Sarı Saltuk Dede” mad. İA.  Ahmet Yaşar Ocak; “Sarı Saltuk ve Saltukname”,  Türk Kültürü, S. 197, Türk Kültürü, İstanbul 1979. Evliya Çelebi; Seyahatname, (Rumeli, Sokol ve Edirne), Haz. İsmet Parmaksızoğlu, Ankara 1984, s.75. Zıllıoğlu Evliya Çelebi; Evliya Çelebi Seyahatnamesi, yay. Tevfik Temel Kuran, Necati Aktaş, Mümin Çevik, İstanbul, 1984, s. 927.
 11- Karesi İli hakkında bkz. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, “Karesi Oğulları” mad. İA. Fuat Köprülü,  Osmanlı Devletinin Kuruluşu ,  Ankara 1984, s. 34.
 12- Aurel Decei, agm.



Rumeli’de Yollar ve Osmanlı Devletinin Fetih Yönleri

   Rumeli’ye geçen Süleyman Paşa buradaki ana yollar boyunca akınlar yapmağa başlamıştı. Osmanlı kuvvetleri batıya, kuzey batıya ve kuzey doğuya doğru ilerlerken Romalıların yaptırdığı  ve daha sonra Bizans’ın da kullandığı yollardan yararlandılar. Bu yollar Sol Kol (Via Egnatia – canib-i yesar), Orta Kol (Via Militaris – tarik-i evsat) ve Sağ Kol (Kırım – Karadeniz ticaret yolu)13  olarak biliniyordu.
   Sol Kol; İpsala, Gümülcine, Serez, Karaferiye ve oradan ikiye ayrılıp Tırhala ve Üsküp’e ulaşıyordu14  .Orta kol; Çirmen, Zağara, Filibe ve oradan ikiye ayrılıyordu. Birinci yol Sofya üzerinden Niş ve Belgrat’a ulaşıyor, ikinci kol Köstendil üzerinden Üsküp’e bağlanıyordu.
   Sağ kola15  gelince; Bu yol Trakya’dan başlayarak  Kırklareli üzerinden kuzeye doğru devam ediyor, Edirne'den gelen yolla birleşip Tunca vadisini takip ederek Istrancaların ve Balkan Dağlarının doğal geçitlerinden geçmek suretiyle Karadeniz’e paralel olarak Tuna nehrine kadar ulaşıyordu. Yol büyük merkezlere ulaşacak şekilde bazı yerlerde ikiye ayrılarak devam ediyordu. Pravadı’dan batıya giden yol Tırnovo ve Niğbolu’ya ulaşıyor, asıl yol kuzeye doğru devam ediyor ve Dobruca'dan geçip Babadağ'a geldikten sonra Tuna nehrini geçiyordu. Tekrar  ikiye ayrılan yolun doğuya doğru devam eden kolu  Kırım'a gidiyor, diğeri Yaş üzerinden Kuzey Denizine kadar ulaşıyordu.
   Sağ kol, askeri anlamda orta kol kadar faal olmamasına rağmen önemini daima korudu. Bu koldan yapılan akınlar Mihal oğullarının denetiminde  bulunuyordu16 . İstanbul’a buğday, et ve tuz sağlayan  merkezlerin yoğunluğu  bu güzergahta idi. Buğday ve kesimlik hayvanların kara yolu veya denizyolu ile başkente ulaştırılması bu yolun  önemini arttırıyordu17 . Köstence, Varna, Burgaz, Mesembria gibi sağ kolun önemli limanlarından her türlü üretim başkente ulaştırılıyordu.
   Fetihler tamamlanınca  uclarda idari, askeri ve stratejik anlamda çeşitli konular  göz önünde bulundurularak Sancak teşkilatı kuruldu.  Sancaklar askeri ve idari birim olarak Rumeli Beylerbeyliğinin  yönetiminde toplandı18 .


13- Polonya’lı elçiler ve Ermeni tüccarlar İstanbul’a ulaşmak için bu yolu kullanıyordu. Kuzeyden gelen seyyahlar da bu yolu tercih ediyordu. İngilizler deniz yolu ile Gdansk’a geliyor, kara yolu ile Hamburg veya Warşova’ya gelip oladan L’vov’a ulaşıyorlardı. L’vov, kuzeyden gelen bütün yolların birleşme yeridir.Moskova’dan gelen yol da burada birleşir. Yolcular Dinyester ve Purut nehirlerini geçtikten sonra Yaş şehrine gelip Osmanlı topraklarına girmiş oluyorlardı. Buradan İsakça’ya gelip Tuna nehrini geçip Babadağ’dan Dobruca’ya ulaşıyorlardı. 
 14- Colin Heywood; Sol Kol, Osmanlı Egemenliğinde Via Egnatia (1380-1699), Editör: Elizabeth A. Zachariadou, İstanbul 1999, s. 136, 139. Yollar hakkında daha geniş bilgi için bkz. Stephane Yerasimos; Les Voyageurs Dans L’Empire Ottoman (XIV. – XVI. Siécles), Ankara 1991, Sağ Kol hakkında : s. 56 – 60, Orta Kol hakkında s. 43 – 55, Sol Kol ; s. 33 – 42. Osmanlı Devleti yeni yollar yapmamış gerektiği zaman yolları onartmış veya köprüler yaptırmıştır.Bu taş köprülerin genişliği de yollardan farklı değildi. Örneğin Uzunköprü: 5. 50 m., Silivri Köprüsü 5. 75 m., Babaeski Köprüsü 5. 85 m. genişliğinde idi. Bu konu ile ilgili bkz. Rhoads Murphey; “17. Yüzyılda Via Egnatia Boyunca Görülen Ticaret Örüntüleri”, Sol Kol Osmanlı Egemenliğinde Via Egnatia İstanbul 1999, s.198.
 15- Tayyib Gökbilgin, “Kanuni Sultan Süleyman Devri Başlarında Rumeli Eyaleti.....”  s. 250 ve devamı.
 16- Mihal-oğulları hakkında bkz. M. Tayyib Gökbilgin; “Mihal-oğulları” mad. İA. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C. I, s.  570.
 17- Hububat konusunda bkz. Lütfi Güçer; “ XVIII. Yüzyılın Ortalarında İstanbul’un İAşesi İçin Luzumlu Hububatın Temini Meselesi” İktisat Fakültesi Mecmuası, S. 1 – 4, İstanbul, 1950, s.397 – 416. Lütfi Güçer; XVI. Ve XVII. Asırda Osmanlı İmparatorluğunda Hububat Meselesi Ve Hububattan Alınan Vergiler, İstanbul 1964. İstanbul’un et Tüketimi hakkında bkz.  Antony Greenwood, İstanbul’s Meat Provisioning, A Study of The Celepkeşan System, (Basılmamış Doktora Tezi) Chicago, 1988. Celepkeşan hakkında bkz. Halime Doğru “ Rumeli’de Celepkeşanlar”, Bildiri, Türk Tarih Kongresi, 1999.
 18- Halil İnalcık, agm. Metin Kunt, Sancaktan Eyalete. Kanuni zamanında Rumeli Beylerbeyliğine bağlı  33 sancak bulunuyordu. Sağ kol üzerinde bulunan, Silistre Sancağı oldukça büyük bir sancak olup Varna, Pravadı, Hacıoğlu pazarcığı, Kozluca gibi  kazaları bulunmaktadır. Katip Çelebi Sağ kol’da: Vize, Kırk Kilise, Silistre, Niğbolu ve Vidin sancaklarının bulunduğunu belirtmiştir. 


Logged


Ant etkenmeñ , söz bergenmeñ bilmek içün ölmege
Bilip körüp milletimniñ közyaşını silmege
Bilmey , körmey biñ yaşasam qurultaylı han bolsam
Yine bır kün mezarcılar kelir meni kömmege
 

Noman Çelebi Cihan
AlperenKIRIM
Qırımtatar
Global Moderator
Onursal Üye
******

Popülarite: 136
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 4.102



« Yanıtla #1 : Haziran 06, 2009, 15:05:54 »

Osmanlı Devletinin Rumeli’de Uyguladığı Fetih ve İskan Siyaseti

   Osmanlı Devleti, Rumeli’ye geçtiği andan itibaren yerli halkla iyi geçinme politikası uygulamış, “istimalet” vererek yerli halkın Osmanlı’ya meyletmesini sağlamışlardır19 . Prof. Dr. Halil İnalcık’ın tespitine göre Osmanlı padişahları bürokraside de bu prensibi uygulamış “Reaya fukarası” nı “zi-kudret  ekabire   karşı” korumuşlardır20 . Özellikle Balkanların fethinde “Toprak ve reaya sultanındır” prensibini ilan ederek yerli feodallere karşı toprağı ve köylü emeğini; devlet veya tımar rejiminin garantisi altına sokmuşlar, yerel  feodallerin yerine merkezi imparatorluk rejimini ihya etmişlerdir. Balkan tarihçilerinden N. İorga; anarşiden bıkmış olan köylülerin Osmanlının merkeziyetçi yapısını uygun bulduklarını ve benimsediklerini kaydetmiştir21 .
   Osmanlıların Balkanlarda görünmesi ile birlikte Ortodoks halk Papalıkla Macar Krallarının Katoliklik propagandasından ve mezhep değiştirmek için yaptıkları baskıdan kurtulmuştur. Devlet, halkın yanı sıra Ortodoks kilisesine karşı da koruyucu bir politika gütmüş, Ortodoks kilisesinin bütün ayrıcalıklarını ve hiyerarşisini aynen tanımıştır. Kilise gibi Manastırların ayrıcalıklarını, bağışıklıklarını Hıristiyan devletler döneminde nasılsa o biçimde bırakmış22 ,  Balkanlarda Hıristiyan dinini yok etmek isteyen tutucu bir davranış içine girmemiştir. Hatta Yıldırım Bayezid Balkan halklarından sağladığı askerlere Anadolu Beyliklerine, Ankara savaşında Timur’a karşı ordusu içinde yer vermiştir23 .
   P. Wittek ; kuruluşta Osmanlı Devletinin bir Uç gazi devleti karakteri taşıdığı ve bu özelliğinin  ön plana çıkarılması gerektiği üzerinde durmaktadır. Ayrıca Uç Kültürünün önemli  olduğunu, Osmanlının bunu çok iyi uygulayarak fethedilen yerlerde halka hoş görülü davranarak onları kazanmayı başardığını belirtmektedir. Bu yaklaşım Anadolu’da ve Rumeli’de kültürün sürekliliğini sağlamıştır. P. Wittek özellikle Rumeli’de bu yaklaşımın çok yararlı olduğunu, bazı kale ve şehirlerin zorluk çıkarmadan teslim olduğunu yazmıştır24 . Diğer taraftan P. Wittek, Hıristiyan halkın din değiştirmeye zorlanmamış olmasında, cizye gelirinin ortadan kalkacağı için mali bir kaygı duyulmuş olabileceğini ve bu yöntemle gayrimüslimlerin idari kadrolarda yer almamasının sağlandığını düşünmüş, ancak devşirme metodu içinde yetiştirilen Hıristiyan çocuklarının dikey aşama ile devlet hizmetinde en üst makama kadar gelebilmeleri sayesinde bunun  dengelendiğini görmüştür25 .
   Osmanlı Devletinin Balkanlarda yayılmasında başka faktörler de bulunmaktadır. Devlet köylünün yanı sıra eski Rum, Sırp, Bulgar ve Arnavut feoadal beylerini devlet hizmetine alarak kazanma yönüne gitmiş, onlara karşılıklı güvene dayanan görevler vermiştir. Voynuk, Martolos, Eflak (ve diğerleri...) gibi geri hizmet kurumları içinde hatta tımar sistemi içinde yer almışlar, vergi muafiyeti elde etmişlerdir26 .   


19- Halil İnalcık,  “Rumeli” mad. İ.A. Halil İnalcık, “Osmanlı Fetih Metotları”, Yeni Forum Aylık Siyaset, Kültür Dergisi, C. 12, S. 363, İstanbul 1991, s. 21 – 25. Halil İnalcık, “Türkler ve Balkanlar”, s. 16. “İstimalet” Yerli Gayrimüslim ahaliye hoşgörülü ve yumuşak davranarak onları kazanmak ve Osmanlı hakimiyet alanını genişletmek anlamında kullanılmaktadır.
 20- Halil İnalcık, “ Türkler ve Balkanlar”, s. 16.
 21- Halil İnalcık, “Stefan Duşan’dan Osmanlı İmparatorluğuna”, Fatih Devri Üzerinde Tetkikler ve ves...alar, Ankara 1954, s. 137 – 184.
 22- Halen Bulgaristan’da : Alaca, İvanovo, Arbanassi, Kilifarevo, Kapinovo, Drayanovo, Şipka, Tranfiguration, Troyan Keremikovski, Drayanovo, Şipka, Bakovo, Rozen, Rila, Zemen, Çerepiş manastırları bulunmaktadır. Bunların çoğu müze olarak faaliyette ise de bir bölümü Osmanlı döneminde olduğu gibi fonksiyonunu devam ettirmektedir. Bunların arasında yer alan Varna’ya 12 km. uzaklıktaki Alaca Manastır 13. Yüzyıldan kalma bir yapıdır. Karadeniz’e bakan dik yamacın üzerinde, arkasını kayalığa dayamak suretiyle 3 kat olarak inşa edilmiştir. Halen içinde faal durumda olan bir kilise bulunmaktadır. Rila Manastırı ise Sofya’ya 120 km. uzaklıkta, Rila dağlarının ortasında, 14. Yüzyılda yapılmış olup tamamen ayaktadır. Bulgaristan’ın bağımsızlık hareketi sırasında çok önemli rol oynamıştır. Kütüphanesinde 16 000 den fazla değerli yazma kitap bulunmaktadır.
 23- İ.H.Uzunçarşılı, (a.g.e..,s. 313) Neşri ve Aşık Paşa-zade’den naklen Ankara savaşında Timur’un yanında bulunan Sırp askerlerinin kahramanca savaştığını, bunun Timur tarafından da taktir edildiğini belirtmiştir.
 24- P. Wittek’in görüşleri hakkında bkz. Halil İnalcık, a.g.m. s. 140 ve dip not 12-13.
 25- Devşirme kurumunda dikey aşamanın zararlarına değinen tarihçiler de bulunmaktadır. Bunların arasında Hüseyin Hüsameddin (Amasya Tarihi, İstanbul, 1327-1330) ve İsmail Hami Danişmen başta gelmektedir.
 26- Voynuklar hakkında bkz.Yavuz Ercan, Osmanlı İmparatorluğunda Bulgarlar ve Voynuklar, Ankara 1986. Martaloslar hakkında bkx. Robert Anhegger, “Martolos” mad. İA. Eflak hakkında bkz. Ömer Lütfi Barkan,XV. Ve XVI. Asırlarda Osmanlı İmparatorluğunda Zirai Ekonominin Hukuki ve Mali Esasları, İstanbul, 1943, s. 289, Tırhala Kanunnamesi, s. 325, Semendire Kanunnamesi.



Rumeli’nin İskanı

   Osmanlı Devleti, fethettiği topraklarda sömürge siyaseti takip etmediği için fetihten kısa bir süre sonra Balkan yarımadasının iskanına öncelik verdi. Gelenlerin çoğunun gayesi Rumeli’yi yurt edinmekti.
   Anadolu’da olduğu gibi Balkanlarda da Türkleşme ve İslamlaşma, birbirine paralel yürüdü. Ancak Anadolu’nun  Türkler tarafından iskanı ile Rumeli’nin iskanı  arasında önemli bir fark olduğu görülmektedir.
   Anadolu’ya  gelenler; Moğol baskısı sonucu göç eden Türkmenlerdir. Aşiret reislerinin yönetiminde güvenli ortam bulabilmek amacıyla daha batıya gitmişler ve Anadolu’nun her tarafında yerleşmişlerdir. Buna rağmen XV ve XVI. yüzyıllarda  Doğu  ve Güney doğu Anadolu’da Türk nüfusun Batı Anadolu’dan çok daha az olduğu bilinmektedir27 .
   Anadolu’nun fethiyle birlikte dalgalar halinde Anadolu’ya gelen göçmenler önceki yaşam koşullarına uygun olarak göçebe, yerleşik ve kent yaşamını genellikle kendileri seçmişlerdi. Selçuklu Devleti gelen göçmenleri uçlara iskan edebilmişse karşılığında onlardan ülkenin sınırlarını savunma ve koruma görevi istemiştir. Uçlara gönderilen konar göçerler çok sıkı takip edilmesine rağmen  bir türlü denetim altına alınamamış, göçerler daima devlete problem yaratmıştır28 . Anadolu Selçuklu Devleti; siyasi zafiyeti nedeniyle XIII. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren kalabalık gruplar halinde gelen göçmenleri iskan edemeyecek hale gelmiştir. Buna rağmen aşiret reisleri ve gaziler Anadolu’yu yurt edinip yerleşme amacı güttükleri için kendilerini güvencede hissettikleri yerlere konmuşlardır. Nitekim bir süre sonra Selçuklu iktidarının zayıflaması ve Mogol istilası nedeniyle Türkmen Beylikleri ayrı ayrı bağımsızlıklarını ilan etmişlerdi29 .
   Rumeli’deki yerleşme Anadolu’dakinden farklı olarak daima devletin benimsediği resmi iskan politikasına uygun olarak gelişmiştir. Osmanlının Rumeli’deki iskan politikasında, Ortaçağda yaygın olan bir görüşün izleri bulunmaktadır. Buna göre devlet, fethettiği topraklara Anadolu’dan nüfus getirip yerleştirmiş, bölge halkını da kolayca denetim altında tutabilmek amacıyla başka yere nakletmiştir.  Fethedilen topraklarda, ayaklanma potansiyeli olarak görünen kitlelere dikkat edilmiş, onlar Türk nüfusun yoğun olduğu yerlere taşınıp iskan edilmiştir.
   Osmanlı Devleti, Rumeli’nin iskanı konusunda çok dikkatli davranmış ve iskan politikasını hassasiyetle uygulamıştır. Devlet Anadolu’da hayvanlarına otlak bulmak için mevsime göre yer değiştiren konar göçerlere iskan konusunda öncelik vermeyi tercih etmiştir30 . Böylece miri arazi haline getirilmiş olan Rumeli’de, konar göçerlerin toprağa bağlanması, askeri sınıfa dahil olmaları, Rumeli’de  nüfus ve tımarlı sipahi sayısının arttırılması ayni anda sağlanmış  oluyordu.


27- Kanuni Devri Malatya Tahrir Defteri 1560 ( Refet Yınanç – Mesut Elibüyük Ankara 1983) incelendiğinde sancakta çok sayıda gayrimüslim oturduğu görülmektedir. Batı Anadolu ve Rumeli ile karşılaştırıldığı zaman Türkçe yer adlarının çok az sayıda olduğu  görülmektedir.
 28- Bu konu ile ilgili Selçuklular Zamanında Türkiye ( Osman Turan, İstanbul 1973) ve  Türkiye Tarihinde (Mükrimin Halil Yınanç, İstanbul 1944) geniş bilgi bulunmaktadır.
 29- Ali  Sevim, Türkiye Tarihi, Fetih, Selçuklu ve Beylikler Dönemi, Ankara 1989.  İsmail Hakkı  Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu, Karakoyunlu Devletleri, 3.  Baskı. Ankara 1984,
 30- Genel olarak göçebelik hakkında bkz. Fernand Braudel, Akdeniz ve Akdeniz Dünyası, İstanbul 1989, s. 40- 53. Anadolu’daki konar göçerlerin hukuki statüleri hakkında bkz. Cengiz Orhonlu, Osmanlı İmparatorluğunda Aşiretlerin iskanı,  2. Baskı, İstanbul 1987, s. 16 ve devamı. Yusuf Hallaçoğlu, XVIII. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunun İskan Siyasrti ve Aşiretlerin Yerleştirilmesi, Ankara 1991, s. 14 ve devamı.



Rumeli’ye İlk Yerleştirilenler

   Rumeli’nin iskanına öncülük edenler; Çandarlı Ali Paşa ile birlikte sağ kolun fethine katılan gaziler, aşiret reisleri, aşiret mensupları, Anadolu yayaları31 , akıncılar, dervişler ve tımarlı sipahilerdi. İskan  konusu ön plana alınarak incelendiğinde ilk seferin ayni zamanda bir keşif ve yurt arama seferi olduğu görülmektedir. 1388 yılında I. Murad, askeri anlamda kuzey ve kuzeydoğu Bulgaristan’ın tamamını denetim altına almış olmasına rağmen idari yönden bir işlem yapmamıştı. Rumeli’nin iskan politikası Yıldırım Bayezid döneminde sancak teşkilatı kurulduktan sonra uygulamaya konuldu.
   Bayezid  hakimiyetini fiilen hissettirebilmek için iskan siyasetini bütün Osmanlı ülkesinde uygulamıştı. Örneğin İstanbul kuşatmasını kaldırırken yaptığı anlaşmanın maddeleri arasına Sirkeci’de bir Türk mahallesinin kurulması ve Kadı atanması bulunuyordu. Nitekim kısa süre sonra Göynük ve Tarakçı Yenicesi halkından  İstanbul’a göçer evler nakledilmişti.
   XIV. yüzyılda gaziler ve aşiret reisleri, Rumeli seferlerine katılırken kahraman olarak ün yapmanın  yanı sıra ekonomik güç elde etmeyi de arzu ediyorlardı. Osmanlı’ya tabi beyliklere mensup olanlar da Gaza ve ganimet niyetiyle gelenlerin arasında bulunuyordu32 . Gelenlerin arasında yerleşmeyi tercih edenler de vardı33 .
   Osmanlı Devletinin kuruluşunda etkin olan gaza politikası Rumeli’nin fethinde de devam etti. Aşiret reislerinin, aşiret üyeleri üzerindeki gücü onların toplu olarak hareket etmesini kolaylaştırıyordu.
   İslamiyet’i benimsemiş olan Türkmen gaziler kahramanlık ve ekonomik koşulların bir araya geldiği yaşam biçimi içinde, Osmanlı Devletine hizmet ederken Rumeli’nin fethi ve iskanını da kolaylaştırıyorlardı. Seferlerde başarılı olan gaziler tımar sahibi olup devlete daha fazla ve sürekli hizmet etmeyi umuyorlardı. Nitekim  pek çoğu bu emeline ulaştı. Aşiret reisleri ve onlara bağlı olanlar dirlik sahibi olarak fethedilen topraklara yerleştiler.
   Ayni tarihlerde Anadolu’da bulunan diğer Türkmen Beylikleri gaza ve cihadı ön plana çıkarırken siyasal, sosyal ve ekonomik  güç kazanmanın peşindeydiler. Ancak Türkmen Beylikleri Müslüman komşularına karşı cihad açma şansına sahip olmadıkları için Osmanlı devletinin başarısına ulaşamadılar.
   Rumeli’nin fethinde hizmeti çok büyük olan akıncılar yerleşme konusunda da öncülük etmişlerdir. Akıncı Beylerinden olan Timurtaş Paşa-oğlu Yahşi Bey, Paşa Yiğit, Yancı Bey, Kutlu Boğa sefer esnasında Çandarlı Ali Paşanın en büyük yardımcıları  olmuşlardır. Akıncılar arasında Rumeli’de hizmet etmek için “İl ve boy” halinde karşı yakaya geçerek yerleşenlerin sayısı bir hayli fazlaydı. Bunlar bağlı oldukları Akıncı beyleri ile birlikte hareket ediyor onlara ayrılan yörelere yerleşiyorlardı Rumeli’nin ücra yerlerinde Paşayiğit, Korkud, Mihaloğlu gibi akıncı gazilerin adına kurulan köyler bunu göstermektedir.
   Anadolu Yaya sancakbeyi Saruca Paşa, ona bağlı yaya başılarından Kara Mukbil, Pazarlı Togan , İncecük Balaban, Müstecap, Papas oğlu Şahin, Kutluca, Lala Şahin  1388’de Çandarlı Ali Paşa’nın seferine katılmışlar34 , yayalarını birlikte götürmüşlerdi35 . Yaya-başılar, Aşiret reisleri ve birlikte gelenler toplu halde hareket etmişler, yerleştikleri yeni çevrede yalnızlık duygusu yaşamamışlardır.
   Orduyla birlikte hareket eden çeşitli tarikatlara mensup şeyh ve dervişlerin cesaret verici ve olumlu davranışları yeni toprakların benimsenmesinde gazilerin ve göçmenlerin üzerindeki etkisi çok büyük olmuştur. Şeyh ve dervişler daha Süleyman Paşa ile Rumeli’ye geçişlerinden itibaren yol kavşaklarına, derbentlere ve iskana uygun yerlere yerleşerek zaviyeler kurmuşlar, çevrelerini şenlendirmişlerdir36 .



 31- Yaya Teşkilatı hakkında daha geniş bilgi için bkz. Halime Doğru, Osmanlı İmparatorluğunda Yaya-Müsellem-Taycı Teşkilat (XV. Ve XVI. Yüzyılda Sultanönü Sancağı), İstanbul 1990,  s.55 ve devamı.
 32- Colin İmber, (Osmanlı Beyliği , (1300-1389), İstanbul 1999, s. 68-77.) Arapça Gazi sözcüğünün, Türkçe Akıncı sözcüğü ile ayni anlamda kullanıldığını açıklamıştır. Halil İnalcık, (“Osmanlı Tarihi En Çok Saptırılmış, Tek Yanlı Yorumlanmış Tarihtir”,   Cogito, Osmanlılar Özel Sayısı, S 19, İstanbul 1999, s. 26.) gaza liderinin, kutsal savaş ve ganimet için etrafına nöker / yoldaşlar toplamasıyla ortaya çıktığını ve nöker / yoldaşların arasında kan bağının olmasının gerekmediğini, bunların daha ziyade dışarıdan gelen “garipler” olduğunu, uçta savaşan Alp-erenleri harekete geçiren “doyum” akınlarına anlam kazandıran, bir anlamda kutsal ideoloji olduğunu  belirtmiştir. Feridun Emrcen ( “Osmanlı’nın Batı Anadolu Türkmen Beylikleri Fetih Siyaseti : Saruhan Beyliği Örneği”  Osmanlı Beyliği (1300-1389), İstanbul 1999, s. 34 – 40.) Saruhan ilinden gazaya katılanların doyum akınlarına katıldıkları, ve gaza ruhunu  sürdürdüklerini belirtmiştir.  Dervişlerin iskan siyasetindeki rolü hakkında bkz. Ömer Lütfi Barkan, “Osmanlı İmparatorluğunda Bir İskan ve Kolonizasyon Metodu Olarak Vakıflar ve Temlikler, I, İstila Devirlerinin Kolonizatör Türk Dervişleri ve Zaviyeler” Vakıflar Dergisi, S. 2, İstanbul, 1942, s. 293.
 33- Colin İmber, (Osmanlı Beyliği , (1300-1389), İstanbul 1999, s. 68-77.) Arapça Gazi sözcüğünün, Türkçe Akıncı sözcüğü ile ayni anlamda kullanıldığını açıklamıştır. Halil İnalcık, (“Osmanlı Tarihi En Çok Saptırılmış, Tek Yanlı Yorumlanmış Tarihtir”,   Cogito, Osmanlılar Özel Sayısı, S 19, İstanbul 1999, s. 26.) gaza liderinin, kutsal savaş ve ganimet için etrafına nöker / yoldaşlar toplamasıyla ortaya çıktığını ve nöker / yoldaşların arasında kan bağının olmasının gerekmediğini, bunların daha ziyade dışarıdan gelen “garipler” olduğunu, uçta savaşan Alp-erenleri harekete geçiren “doyum” akınlarına anlam kazandıran, bir anlamda kutsal ideoloji olduğunu  belirtmiştir. Feridun Emrcen ( “Osmanlı’nın Batı Anadolu Türkmen Beylikleri Fetih Siyaseti : Saruhan Beyliği Örneği”  Osmanlı Beyliği (1300-1389), İstanbul 1999, s. 34 – 40.) Saruhan ilinden gazaya katılanların doyum akınlarına katıldıkları, ve gaza ruhunu  sürdürdüklerini belirtmiştir.  Dervişlerin iskan siyasetindeki rolü hakkında bkz. Ömer Lütfi Barkan, “Osmanlı İmparatorluğunda Bir İskan ve Kolonizasyon Metodu Olarak Vakıflar ve Temlikler, I, İstila Devirlerinin Kolonizatör Türk Dervişleri ve Zaviyeler” Vakıflar Dergisi, S. 2, İstanbul, 1942, s. 293.
 34- Pravadı ve Kozluca kazalarında Balalabanlı, Kutlubey, Paşayiğit gibi köylerin varlığı sekban  başıların iskana katıdığını açıklamaktadır.
 35- Neşri, a.g.e.., C I, s. 243.
 36- Ahmet Yaşar Ocak, “Zaviye”, Vakıflar Dergisi, XII, 1978, s.247-269. Ahmet Yaşar Ocak – Süreyya Faroqi “Zaviye” mad. İA. Ömer Lütfi Barkan, “Osmanlı İmparatorluğunda Bir İskan ve Kolonizasyon Metodu Olarak Vakıflar ve Temlikler I, İstila Devirlerinin Kolonizatör Türk Dervişleri ve Zaviyeler”, Vakıflar Dergisi II, 1942,   s. 279 – 304.


Logged


Ant etkenmeñ , söz bergenmeñ bilmek içün ölmege
Bilip körüp milletimniñ közyaşını silmege
Bilmey , körmey biñ yaşasam qurultaylı han bolsam
Yine bır kün mezarcılar kelir meni kömmege
 

Noman Çelebi Cihan
AlperenKIRIM
Qırımtatar
Global Moderator
Onursal Üye
******

Popülarite: 136
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 4.102



« Yanıtla #2 : Haziran 06, 2009, 16:10:08 »

Rumeli’de Yerleşmeyi Kolaylaştıran Diğer Faktörler

   Ali Paşa Kuzey doğu Bulgaristan’da fetih hareketine devam ederken gaziler burada Türkçe konuşan, oldukça kalabalık bir Müslüman ve Hıristiyan nüfusla karşılaştılar. Bunların başında, hemen hemen bir yüzyıl önce Sarı Saltuk önderliğinde gelip bölgeye yerleşmiş olan Türkmen nüfus bulunuyordu37 . Aşiret reisleri ve aşiret üyelerinin Hacı Bektaş’a ve Sarı Saltuk’a yakınlık duyması nedeniyle yeni gelenlerle yerleşik nüfus kolaylıkla bütünleşti.
   Diğer taraftan, o tarihte yıkılmış olan Altınordu Devletine mensup olan Müslüman ahali henüz Kuzeydoğu Bulgaristan’dan ayrılmamıştı. Altınordu halkının ayni bölgede oturması da Dobruca’nın fethini ve iskanını kolaylaştırıyordu.  Ayrıca Kuzeydoğu  Bulgaristan’da yaşayan ve Hıristiyanlaşmış olan Kuman, Kıpçak ve Gagauslarların38  ayni dili konuştuklarına şahit oldular. Onlar da Hıristiyan olmalarına rağmen Anadolu’dan gelen Türkmenler gibi şamani inanç motiflerini henüz  terk etmemişlerdi Bu nedenle aralarında kolayca iletişim kurabildiler. Bu suretle toplumların bir arada yaşaması kolaylaşmış devletin iskan politikası ilk aşamada başarıya ulaşmış oluyordu39 .
   Daha önce belirtildiği gibi Sarı Saltuk Dobruca’da oturan bütün Türk toplumları tarafından aziz kabul ediliyordu.  İbn-i Batuta bu durumu gözlemiş ve eleştirel bir dille ifade etmiştir. Arap gezgin 1328 yılında Babadağ’da türbesini ziyaret ettiği Sarı Saltuk’un İslamiyet’e hizmetinden ve kerametlerinden söz etmiş, ancak bunların bazılarının şeriata uygun olmadığını belirtmeden geçememiştir40 .
   Bizans ve Balkan Yarımadasının siyasi ve sosyal durumu Osmanlı Devletinin Balkanlardaki iskan siyasetine yardımcı olmuştur.  XIV. Yüzyılda Balkanlarda güçlü, merkezi bir devlet bulunmuyordu. Sırp ve Bulgar Devletleri parçalandığı için başka güçlerin istekleri ayni yerde odaklanıyordu ve Balkanlara sahip olmak istiyorlardı.
   Batı kilisesi ile eskiden beri anlaşamayan doğu kilisesi, siyasi iktidarının yanı sıra  dini iktidarını da kaybediyordu. İki kilise arasında düşmanlık hızla artıyordu. İtalyan şairi ve hümanist Pétrarque  (1304 – 1380) Papa Urbain V.’e  (1362 – 1380) yazdığı bir mektupta “ Türkler yani Osmanlılar sadece düşmandırlar, Rafızi Rumlar ise düşmanlardan daha beterdir. Osmanlılar bize karşı o kadar kin beslemezler, çünkü bizden o kadar korkmazlar,. Halbuki Rumlar bütün ruhları ile bizden korkar ve nefret ederler” diyordu41 . Bu fikrin siyasi temsilcisi olarak Katolik  Macar kralı  siyasi ve dini olarak Balkanlarda yayılmak istiyordu. Halk, dini baskıdan uzak yaşayabilmek için Balkan yarımadasının kuzeydoğusundaki boş ve tehlikeden uzak yerlere göç etti42 . Nitekim bu ortamda Ortodoks olan yerli ahali Osmanlı akınlarına tepki göstermiyor, onları kurtarıcı gibi görüyordu. Machiel Kiel, Constantin Jiricek’e dayanarak, Osmanlıların kesin fethinden sonra bölgenin huzura kavuştuğunu belirtmektedir43 .
   Osmanlı Devletinin Rumeli’de takip ettiği iskan siyaseti daha başlangıçtan itibaren bir yağma hareketi olmayıp yerleşmek ve yurt edinmek amacını taşıyordu. Bu siyaset, geleceğe dönük bir yerleşme  yoğunluğu taşıdığı için başarılı olmuştur. Göçmenler Rumeli’ye  yurt edinmek üzere geldiklerinden geri dönmeyi düşünmüyorlardı. Süleyman Paşa, Gazi Fazıl Ece, Yakub Ece gibi  Rumeli fatihlerinin mezarlarının Gelibolu yarımadasında olması da onların Rumeli’de yerleşmesini manevi olarak kolaylaştırıyordu.



 37- Babadağ’da bulunan Sarı Saltuk türbesi hakkında bkz. Machiel Kiel,  “The Türbe of Sarı Saltuk at Babadag – Dobrudja”  Studies on the Ottoman Architecture of the Balkans, Hampshire 1990, p. 205 – 220.
 38- Gagaus’lar hakkında  bkz. Kemal H. Karpat, “Gagauslar” mad.  Diyanet Vakfı, İslam Ans...lopedisi.
 39- İbn-i Batuta ; Babadağ’ın Müslüman Türkler’in son noktası olduğunu,  burada kerametlerine dair söylenceler olan Sarı Saltuk’un türbesi bulunduğunu ve hakkındaki rivayetlerin şerİAta uymadığını ilave etmiştir. Uçta Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Şamanlığın birbiri ile çok yakın  ilişki içinde yaşıyor olması Arap gezginin böyle bir izlenim edinmesine neden olmuştur. ( Zeki Velidi Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş, İstanbul 1946, s. 333.) 
 40- Zeki Velidi Togan, a.g. e. s. 333 ve devamı.
 41- H.A. Gibbons Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluşu, Çeviren Ragıp Hulusi, İstanbul 1928, s 112’de Latince metinden nakledilmiştir.  Münir Aktepe “XIV ve XV. Asırda Rumeli’nin Türkler Tarafından İskanına Dair”, Türkiyat Mecmuası, C. X,  İstanbul 1953, s. 299-312.
 42- Münir Aktepe, a.g.m., s. 300 ve dipnot 2.
 43- Machiel Kiel, “Bulgaristan’da Eski Bir Osmanlı Mimarisinin Bir Yapıtı, Kalugerovo – Nova Zagora’daki Kıdemli Baba Sultan Bektaşi Tekkesi” , Belleten, C.XXXV, S.137, Ankara 1971, s.46, dipnot 4.



IX. Saruhan-İlinden Sağ Kol’a Göç ve Sürgünler

   Osmanlı padişahları ve devlet adamları Anadolu’nun insan kaynağını çok iyi tanıyorlardı. Öncelikle, hareket yeteneği yüksek olan göçerleri ele aldılar. Toplumun huzuru bakımından bu karar son derece önemliydi. Sipahi, yaya, müsellem, vakıf gibi bir kuruma bağlı olan ve vergisini ödeyen yerleşik nüfusun hukuki durumu değiştirilmedi. Batı Anadolu’da kalabalık olan Yürük  grupları arasında ilk göçürülenler Karesi Bölgesinde konaklayanlar oldu. Bunlar daha Süleyman Paşa tarafından Gelibolu’ya iskan edilmişlerdi44  (1356-1357). 1374-75 yıllarında Lala Şahin Paşa Drama, Serez ve Karaferya’yı fethettikten sonra Saruhan’ daki göçerlerin bir kısmı  buraya nakledildi45 .
   Yıldırım Bayezid Batı Anadolu harekatı sırasında (1390) Saruhan Beyliğini Osmanlı topraklarına dahil etti46 .  Padişah buradaki nüfus yoğunluğunu azaltmak ve fethedilen bölgenin nüfusunun yerini  değiştirmek geleneğine uyarak Saruhan bölgesinde oturan Yürükleri Rumeli’ye geçirdi47 . Bu durumda Saruhan ili, Karesi’den sonra göç veren ikinci bölge oldu.
   Osmanlı Devleti, Türkmen Beyliklerinin topraklarını fethettikçe beylik mensubu olan yerleşik ve göçerlerle önemli sorunlar yaşamıştır. Bunlar kendi beylerinden uzaklaşmak istememişler, Osmanlıyı benimsememişlerdir. Bu durum daha sonraki yüzyıllarda da devam etmiş, her biri Saruhanlı, Dülkadirli, Karamanlı olarak kalmağa devam etmiştir. Bu nedenle Osmanlı sınırları içinde yer almalarına rağmen Batı Anadolu’daki Türkmen beyliklerinin topraklarında oturan halk bir süre sonra Osmanlı Devleti için sorun olmuş ve bu durum devam etmiştir. Çok yoğun biçimde göçebe nüfus barındıran bölgede aşiret geleneği hakimdi ve aşiret mensupları merkezi otoriteyi kabul etmek yerine kendi aşiret reislerinin sözlerinden dışarı çıkmak istemiyorlardı. Yıldırım Bayezid, göçerleri verimli ve geniş Rumeli topraklarına göndererek çözüm üretmek istedi. Devlet, Osmanlı hizmetine girmiş olan Anadolu Beylikleri yöneticilerini de Rumeli’de çeşitli görevlere tayin ederek bir taraftan onları onurlandırmış diğer taraftan eski hakimiyet alanlarından uzaklaştırmış oldu48 . Anadolu’da Türkmen Beylikleri Osmanlı sınırına dahil olduktan sonra uyum sağlayamayan beylik halkı zaman zaman Rumeli’ye geçirilerek iskan edildi.
   Kronikler, genellikle Saruhan ‘dan sol kola yapılan göçlerden söz etmekte, sağ kola yapılan göçlerin üzerinde durmamaktadır. Sağ koldaki iskan hareketi daha Rumeli Beylerbeyi Lala Şahin Paşa ve Kara Timurtaş Paşanın askeri faaliyeti sırasında başlamıştı. Buna rağmen Saruhan ilinden sağ kola göç ancak Osmanlı Devleti Saruhan Beyliğine49  sahip olduktan sonra yoğun şekilde gerçekleşti. Önce gelenler daha ziyade askeri faaliyet içinde yer almış olan beylik mensuplarıydı.



 44- Neşri, a.g.e., s. 181.
 45- Oruç bin Adil , Tevarih-i Al-i Osman, Hannover 1925, s. 24.
 46- Çağatay Uluçay, saruhan-oğulları, İA. Feridun Emecen, XVI. Asırda Manisa Kazası, Ankara, 1989, s. 20.
 47- Aşık Paşa-zade, Aşıki, Tevarih-i Al-i Osman, yay. N. Atsız, Osmanlı Tarihleri, İstanbul 1940, s. 133. Oruç Bey, Tevarih-i Al-i Osman, Babinger neşri, Hannover, 1925, s. 24. 
 48- II. Murad zamanında da benzer bir uygulama yapılmış, Osmanlı hizmetine giren Aydın-oğlu Cüneyt Bey Niğbolu Sancakbeyliğine atanmıştı. (İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C.I, Ankara 1961, s. 369.)
 49- Çağatay Uluçay, “Saruhanoğulları” mad. İA.



Yıldırım Bayezid’in Sürgün Emri ve Uygulanması

   Yıldırım Bayezid 1390 yılında Saruhan İlini topraklarına ilave ettikten sonra oğlu Şehzade Ertuğrul’u buraya Sancakbeyi tayin etti. Saruhan bölgesi; göçerlerin çok yoğun yaşadığı bölge olması, aşiretlerin otorite tanımaz olması, öte yandan tuz yasağına uymamaları Yıldırım Bayezid’in yeni fethettiği bölge halkı için sürgün kararı almasına neden oldu. Babasının emri ile Sancakbeyi olan Şehzade Ertuğrul Çelebi sürgün uygulamasını başlattı. Kroniklerde verilen bilgiye göre Şehzade Ertuğrul; “Kavmin ulusu Paşa Yiğit Bey”50 başkanlığında göçerleri Filibe yöresine gönderdi.
   Aşık Paşa-zade sürgün olayının onur kırıcı olduğunu , ancak bir yerin imarı ve mamur hale gelmesi için bu yöntemin padişahlar tarafından uyguladığını hüzünlü bir ifade ile anlatmıştır.

Kanundur padişahlar sürgün ede / Ki yani bir dahi El mamur ede,
Ve gerçe incünür halk ol seferden / Bu tanrı takdiridir dahi ne de,
Gözetsen takdiri hoş muti olsa / Olur rahat ki ol nasibüm ede .51

   Şehzade Ertuğrul’un vefatından sonra Saruhan sancakbeyi olan52  Şehzade Süleyman zamanında da Saruhan ilinden Rumeli’ye sürgün53  şeklinde büyük çaplı  göç hareketi gerçekleşti. “Göçer evler” bizzat Yıldırım Bayezid’in emri ile şehzade tarafından gönderiliyordu. Sürgün göçmenler bütün Rumeli’ye yerleştirildi.
   Kroniklerde Sağ Kol’a yapılmış olan sürgün ve iskana değinilmemiş olmasına rağmen Rumeli’nin haritası sayılan bir Tapu Tahrir defterinde54  sürgünler hakkında geniş bilgi bulunmaktadır. Kanuni döneminde düzenlenmiş olan bu defterde   Sağ Kolda yer alan Aydos, Pravadı, Varna, Hacı-oğlu Pazarı kazalarında bulunan köylere Saruhan ilinden kaçar hane sürgünün yerleştirildiği kaydedilmiştir. Bu bilgi, Saruhan bölgesinden Sağ Kol’a da yoğun nüfus nakli olduğunun açık işaretidir55 .. Sürgünler genellikle 10 haneyi geçmeyen gruplar halinde yerleştirilmiştir. Bazı hallerde köy ve mezralara iskan edilenler birlikte yazılmış, bu durumda dahi  iskan edilen hane sayısının toplam 14 – 15 haneyi geçmediği görülmektedir56 . Saruhan ilinden ilk gönderilenler daha önce belirtildiği gibi ilk göçmenler disiplinsiz davranışları ve yörede uygulanan  “tuz yasağına”  karşı çıkan göçerlerdi57 . Devlet bu yöntemle bir taraftan Batı Anadolu’daki nüfus yoğunluğunu azaltıp asayişi sağlarken öte yandan Rumeli’nin iskanı ve şenlendirilmesi işini gerçekleştirmiş oluyordu58 .
   Sağ koldaki iskan yerleri toponimik olarak  incelendiği zaman köylerin adlarının Saruhan’daki yerlerin adı, çeşitli su kaynakları ve şahıs adları ile doğrudan ilişkili olduğu görülmektedir. Kara Murad Pınarı, Ak Kuyu, Osman Pınarı, Yunus Pınarı.... gibi59 .



50- Aşık Paşa-zade, a.g.e., s.141. Neşri, a.g.e. S. 339.
 51- (Aşık Paşa-zade, a.g.e.,s. 142.)
 52- Feridun Emecen, XVI. Asırda Manisa Kazası, Ankara 1989, s. 20.
 53- Ömer Lütfi Barkan “Osmanlı İmparatorluğunda Bir İskan ve Kolonizasyon Metodu olarak Sürgünler”,  İktisat Fakültesi Mecmuası, C. 15, No 1 – 4, İstanbul 1953 – 1954.
 54- BOA, Tapu Tahrir Defteri, No 370.
 55- BOA, Tapu Tahrir Defteri, H. 890 / 1485, No 20, s. 27 – 83. Askeri teşkilat olarak Rumeli’de Yürükler hakkında bkz. M. Tayyib Gökbilgin, Rumeli’de Yürükler, Tatarlar, ve Evlad-ı Fatihan, İstanbul 1957, s. 14.
 56- BOA, TD: No 370, s. 438; Sulu köyü maa Güne Arslan Mezraası ; 14 hane sürgün.
 57- “Rivayettir ki Saruhan İlinde  göçer-evler varidi. Menemen ovasında kışlarlar idi. Ol iklimde tuz yasağı vardı. Anlar o yasağı tutmazlar idi. Hünkara bildürdiler. Bayezid Han dahi oğlı Ertuğrul’a haber gönderüb, Menemen ovasında ne kadar göçer evler varise onarı zapt idüb, kullarına ısmarla ki, temam sürüb Filibe ovasına göçüre. Pes Ertuğrul dahi atası emrine imtisal edüp, bi- kusur ol göçer evleri Filibe ovasına gönderdi, getürdüler, Filibe yöresine kondurdular. Şimdi Filibe yöresi külli anlardur” (Neşri, a.g.e., s.339)
 58- Tuz  tekeli,  tuzun taşınması sırasında da gündeme gelmiştir. Karesi ilinde bulunan Kızılca Tuzla’nın tuzlarını taşımakla görevli olan Karaburun, Edremit ve Kızılcadağ aşiretleri de zaman zaman anlaşmazlığa düşmüşler, onların da yerleri ve görevleri değiştirilmiştir. Bu konu hakkında bkz. Ömer Lütfi Barkan, “Osmanlı İmparatorluğunda Bir İskan ve Kolonizasyon Metodu Olarak Sürgünler”, İktisat Fakültesi Mecmuası, C.13-14,S.1-4, s.62 ve dip not 34.   
 59- Varna Kazasında bazı köylerde oturan sürgün haneler:(BOA, TD No 370); Mihal Bey Pınarı: 7 hane, (s. 414), Kara Murad Pınarı; 6 Hane (s. 426), Kara Bali-nam-ı diğer İdris: 9 hane(s. 426), Kara Murad Kuyusu : İmam ve 4 hane(s. 427), Osman Pınarı: 5 hane (s. 438), Sulu Köyü  maa Güne Arslan Mezraası: 14 hane (s. 438), Akıncı : 5 hane (s. 438), Orta Köy maa Esedlü 17 hane (s. 440), Beyce Köy nam-ı diğer Kara Mustafa : 6 hane (s. 443), Kozluca : 3 hane (s. 3 hane).


Logged


Ant etkenmeñ , söz bergenmeñ bilmek içün ölmege
Bilip körüp milletimniñ közyaşını silmege
Bilmey , körmey biñ yaşasam qurultaylı han bolsam
Yine bır kün mezarcılar kelir meni kömmege
 

Noman Çelebi Cihan
AlperenKIRIM
Qırımtatar
Global Moderator
Onursal Üye
******

Popülarite: 136
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 4.102



« Yanıtla #3 : Haziran 06, 2009, 16:57:54 »

Sağ Kolda Sürgün Zeameti 

   Adı geçen Tapu tahrir Defterinde Sağ kola yapılan sürgünlerin hukuki statüsü ve uymaları gereken kanun maddeleri açıkça belirtilmiştir. Sağ kolun en büyük sancaklarından olan Silistre sancağının Pravadı kazasında 1025 sürgün hanesinin bağlı olduğu ayrı bir idari birim kurulmuştur. Burası “sürgünler zeameti” adı ile kayda geçirilmiştir60 . Kayıtta  “Zeamet-i sürgünan ki, zikrolunan taife bundan evvel Anadolu’dan Dobruca’ya sürgün gelüb , çiftlüsünden  on iki ve çiftsüzünden altışar akça ve yüz koyundan bir koyun vermek vaz’olunub sair avarrız-ı divaniyeden muaf ve müsellem olalar, deyu  defter-i köhnede mukayyed olınub ellerinde selatin-i maziyeden ve padişahımız sultan Selim Şah e’azzallahü ensarehu hazretlerinden müteaddit hükümleri olduğu...”  açıklanmıştır. Sürgünler prensip olarak ayni köyde yoğunlaşamayacağına göre çeşitli köylere dağıtılmış olmaları doğaldır. I. Selim (1512 – 1520)  devrinde düzenlenmiş olan  Silistre kanunnamesinde, sürgünlerin haklarının “benim sürgünümdür” diyerek Sürgün Subaşısı tarafından korunacağı belirtilmiştir61 . Kanunnamede açıklandığına göre   bir göçmenin  sürgün taifesinden sayılabilmesi için Anadolu’dan gelmiş olması, ve hakiki sürgünün akrabasından bulunması gerekiyordu. Rumeli’den gelenlerle kafir iken Müslüman olup sürgünlere katılanların sürgünlere tanınan  haklardan yararlanmasına izin verilmiyordu. Sürgün akrabası olmayanların hangi tımarda yerleşmişse oradan ayrılması olanaksızdı. Açıkça görüldüğü gibi sürgün konusu tamamen devlet denetiminde bulunuyordu. Pravadı merkezli Sürgün Zaim’liğinin sorumlu kişisi Sürgün Subaşısıydı.
   Rumeli’nin iskanı XIV. Yüzyılın ortasında başlamış, ancak kısa zamanda tamamlanamamıştır. Devlet iskanı önce Balkanları şenlendirmek amacıyla başlatmıştır. 1444 yılında Varna savaşından önce bölge Haçlı orduları tarafından tamamen yakılıp yağmalanmıştı. Türkler bölgeye yerleşeli henüz yarım yüzyıl bile olmamışken köylerini terk etmek zorunda kalmışlardı62 . Savaş bitip geri döndüklerinde köylerinin izini bile bulamamışlardı. Varna savaşını takip eden yıllarda Kuzeydoğu Bulgaristan’a yeniden nüfus nakline başlandı. 
   Daha   sonraki yıllarda Anadolu’daki bazı ayaklanmaları bastırmak ve muhalif toplulukları dağıtmak, ayni hareketi tekrarlayacak nüveyi yok etmek amacı ile topluluklar sürgün şeklinde Rumeli’ye gönderildi. Uygulanan yöntem ne olursa olsun Kuzeydoğu Bulgaristan’ın kırsal kesiminde Türk nüfusun yoğunluğu artmıştır. Kentlerde Türklerin sayısı, oran olarak kırsal kesimin gerisinde kalmıştır63 . En yoğun iskan bölgesi Dobruca ve Deliorman olmuştur.     
   II. Bayezid zamanında yapılan sayımda, takip eden yüzyıllardaki  kayıtlarda veya XIX. Yüzylda yapılan nüfus sayımlarında özellikle Balkanların kuzey-doğusunda, Dobruca ve Deliorman’da bulunan köylerin tamamına yakınının Türkçe adlar taşıdığı görülmektedir. Tuna nehri ile Balkan Dağları arasına yerleştirilen ve geri hizmet Kurumu olarak Yürükler yörede  Türk ve Müslüman nüfusun yoğunluğunu daha da arttırmıştır.
   Rumeli’ye gelenlerin tamamı sürgün şeklinde gelmemiştir. Askeri bir hizmet olan Yürük Teşkilatı64  içinde tayin edildikleri yerlere gelenler olduğu gibi çevre koşullarının değişmesi ile göç etmek zorunda kalanlar da olmuştur65 . Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal ayaklanmaları66 , Şahkulu Ayaklanması67  ve Saruhan Bölgesinde suhte ve celali olayları68  sırasında da halk köyleri boşaltmıştı. Bunların arasında da Rumeli’ye göç edenler olmuştu. Bütün iskanlar ve Anadolu’dan Rumeli’ye doğru olan nüfus hareketi göz önüne alındığında Balkanlara Türk nüfusun iskanının sürekli olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Vaktiyle Anadolu’ya gelen göçmenler Anadolu’yu garipler sığınağı, rahat yuvası, kimsesizlerin diyarı saymışlardı69 . Şimdi göçmenler için Rumeli ayni anlamı taşıyordu.
   Çandarlı Ali Paşanın seferinden sonra Sağ Kol’da askeri faaliyet tamamlanmış (1388), Çanakkale Boğazından Tuna Nehrine kadar geniş ve bereketli topraklara sahip olunmuştu. Bu toprakların büyüklüğü Osmanlının Anadolu topraklarından çok daha genişti. Ancak boş alanların nüfuslandırılması gerekiyordu.



 60- Ömer Lütfi Barkan, “Sürgünler”, s.225. Bu bilginin BOA, TTD, No 370, s. 242’de bulunduğu açıklanmıştır. Bu defter sancak, kent, kasaba ve köyler hakkında verdiği bilgilerle Rumeli’nin haritası niteliğindedir.
 61- BOA, Tapu Tahrir Defteri, No 370, s. 380. Ömer Lütfi Barkan, Kanunlar,  s.274.
 62- M. Kiel, Urban “Development in Bulgaria in the Turkish Period : The Place of Turkish Arhitecture in the Process” İnternational Journal of Turkish Studies, Vol. 4, No 2, 1989, p. 100, not 41.
 63- Ömer Turan , The Turkish Minority In Bulgaria, Ankara 1998, Tablo 4. 1880’de Varna’da Türkler % 36.26, Bulgarlar %27.34 nüfus bulunurken bu oran 1910’da % 10.70 Türk, % 59.02 Bulgar oranı ile yer değiştirmiştir.
 64- Askeri teşkilat olarak Rumeli’de Yürükler hakkında bkz. M. Tayyib Gökbilgin, Rumeli’de Yürükler, Tatarlar, ve Evlad-ı Fatihan, İstanbul 1957. Sema Altunan, XVI. Ve XVII. Yüzyıllarda Rumeli Yürükleri ve Naldöken Grubu, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Anadolu Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Eskişehir 1999.
 65- Saruhan Sancağında taşkınlar nedeniyle tarım yapılamadığı, sağlık sorunları başladığı için halkın köyleri boşalttığı anlaşılmaktadır. 1531 sayımında sancakta çok sayıda köy boş görünmektedir. Su basması nedeniyle boşalan köyler hakkında bkz. Feridun Emecen, XVI. Asırda Manisa Kazası, Ankara 1989, s.158 – 221.
 66- İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C. I, s. 363. Şeyh Bedreddin ve Batı Anadolu’daki ayaklanma hakkında bkz. Ahmet Yaşar Ocak, Osmanlı Toplumunda Zındıklar ve Mülhidler (15. ve 17. Yüzyıllar), İstanbul 1998, s.136-200
 67- Şah Kulu ayaklanması için bkz. Şehabeddin Tekindağ, “Şah Kulu Baba Tekeli İsyanı”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, C.I, S. 3, İstanbul 1967.
 68- Saruhan bölgesinde suhte ve celali olayları hakkında bkz.Çağatay Uluçay, XVII. Asırda Saruhan’da Eşkıyalık ve Halk Hareketleri, İstanbul 1944.
 69 Aksaraylı Kerimüddin Mahmud, Selçuki Devletleri Tarihi, çev. M.N. Gençosman, Ankara 1943, s. 252.



A - Baba, dede ve şeyhlerin adını taşıyan köyler : 

   Pek çoğu unutulmuş veya bunlara Bulgarca ad verilmiş olmasına rağmen, halen Sağ kolda bulunan köy adları arasında baba, dede ve şeyhlere adanmış çok sayıda köy bulunmaktadır. Kozluca Baba, Hüssam Dede, Menteş Baba, Sindel Baba, Pir Can Baba  bunlar arasında sayılabilir. Günümüzde hemen hemen hiç bir köyde tekke ve türbe izine tesadüf edilmemektedir. Tekke Kozluca gibi “tekke” adını korumuş olan köyler arasında bile, köylüler Tekke kelimesinin niçin korunmuş olduğu bilmemektedir.
   Bu köyler için pek çok örnek bulunmaktadır. Bir kaza merkezi olan Kozluca70  , Tavşan Kozluca71  ve Tekke Kozluca72 . Saruhan İlinde bulunan Kozluca Baba’ya  manevi olarak adanmış yerleşim yerleriydi Yoğun olarak . Saruhanlıların iskan edildiği yerde; kaza merkezine beş ila on kilometre mesafede iki tane daha Kozluca köyünün bulunması Kozluca Baba ile manevi bağı olan yürüklerin yeni topraklarıyla daha kolay bütünleşmesini sağlamıştır73 . Kutsal saydıkları ve geldikleri yerleri kesin olarak belirterek sürgün ve göçün yıpratıcı ve yalnızlık duygusundan kurtulmuşlardır. Anadolu ve Rumeli Eyaletinde söz konusu kaza ve köylerden başka  Kozluca Baba’ya adanmış çok sayıda köy bulunmaktadır.
   Hüssam Dede    köyüne ise Manisa’da Muradiye camii vakıfları arasında bulunan Hüssam Dede köyünden gelenler yerleştirilmiştir74 .Her iki köy de adını Hüssam Şah’tan almıştır. İskan tarihinde  şeyhlerin önemini göstermesi bakımından son derece dikkat çekici bir örnektir75 .
   Küçük Abdal tarafından kaleme alınan menakıbnameye göre Kalenderi şeyhlerinden olan Otman Baba’nın asıl adı Hüssam Şah’tır76 . Menakıbnameye göre Otman Baba H.780 / 1378 tarihinde doğmuştur. Bazılarının Gani Baba, Hüssam Dede de dedikleri Hüssam Şah H 883 / 1478’de yüz yaşını geçtiği halde ölmüş,  öldükten sonra hilafet “İbrahim-i sani” de denilen Akyazılı Sultan’a geçmiştir.
   Rivayete göre Otman Baba daha çok gençken, Timur’un Anadolu’yu istilası sırasında Anadolu’ya ayak basmış, Germiyan ve Saruhan77  havalisinde uzun süre dolaşmış ve hatta II. Mehmed’in şehzadeliğindeki Manisa valiliği sırasında burada bulunmuştur. Yaz aylarında Gelibolu’dan Dobruca’ya kadar kasaba ve köylerde dolaşarak kurban topladığı bilinmektedir78 . Otman Baba bazı yıllar kış aylarını  Varna’daki zaviyesinde geçiriyordu. Bu zaviye; Hüssam Dede köyü ile komşu olan Batova köyünde bulunan ve daha sonra Akyazılı’nın adı ile anılacak olan zaviyedir79 . Hüssam Dede ile ilgili bilgiler ışığında Anadolu’dan Rumeli’ye göç incelendiğinde, Rumeli’ye göçün XV. Yüzyılın ikinci yarısında da devam ettiği  görülmektedir.
   Hüssam Dede ile ilişkisi nedeniyle Akyazılı Sultan Tekkesine değinmek gerekmektedir. Akyazılı Sultan Tekkesi, Kozluca Kazasının Hüssam Baba köyüne sınır olan Üşenli köyünden geçen Botova nehrinin oluşturduğu vadinin yamacında yer almıştır.
   Evliya Çelebi 1652’de tekkeyi ziyaret ettiği zaman80 menakıb’den yararlanarak Akyazılı Sultan’ın hayatı, kişiliği ve tekke hakkında geniş bilgi vermiştir. Akyazılı’nın Ahmed Yesevi’ye bağlı ve Hacı Bektaş Veli halifelerinden olduğunu, önce Bursa’ya daha sonra Rumeli’ye gittiğini belirtmiş, yüz yıl kadar yaşadıktan sonra II. Murad zamanında öldüğünü kaydetmiştir.   
   Faziletname adındaki eserin sahibi Yemeni;  Akyazılı’nın Kalenderi şeyhi Osman Baba’nın halifesi ve Hüssam Şah’ın halifesi olduğunu, kendisinin de Akyazılı Sultan’ın halifesi olduğunu yazmıştır. Yemeni’ye göre Gani Baba da denilen Hüssam Baba H. 883 / 1478’de halife olmuş, H. 901 / 1495’de vefat etmiş, ve hilafet  “İbrahim-i sani” denilen Akyazılı Sultan’ a geçmiştir. Yemeni bunları anlattığı şiirini H. 925 / 1519 yılında kaleme almıştır ve Akyazılı Sultanın  “Kutb”81  olduğunu belirtmiştir82 .
   Bir Bektaşi tekkesi olarak kurulan Akyazılı zaviyesinde Işıkların sayısının artması üzerine Kanuni döneminde takibe alınmış, 1559 yılında teftiş edilerek rafızı Işıklara karşı tedbir alınması istenmiştir83 . Yeniçeri ordusunun kaldırılmasından sonra, 1243 / 1827 yılında çıkarılmış olan bir irade ile Anadolu’da ve Rumeli’de ne kadar Bektaşi tekke ve zaviyesi varsa bunları yalnız türbelerinin bırakılmasını ve her türlü vakıf emlakinin devletleşmesi emredilmişti84 . Bunların aralarında bazıları Nakşibendi tarikatına dahil olduklarını ilan ederek otorite ile barışık yaşamayı seçmişlerdi.   
   Hüssam Dede köyü ile komşu olan Şüca köyüne gelince; köyde oturan yürükler Saruhan-oğulları döneminden beri ayende ve ravendeye (gelene geçene) hizmet eden Şüca Baba Zaviyesine bağlı  bulunuyorlardı85 .
   Şüca Baba’nın tasavvufi kimliği  Hüssam Dede, Taptuk Dede ve Akyazılı ile paralellik göstermekte; Varna, Deliorman ve Dobruca için büyük önem taşımaktadır. Şüca Baba veya Menakıpnamesinde zikredildiği gibi Sultan Varlığı, XV. Yüzyılın bir hayli etkili olmuş Kalenderi şeyhlerindendir86 . 1450’lerde kaleme alınmış bir de Velayetname-i Sultan Şücau’d-Din adında Menakıbnamesi bulunmaktadır. Buna göre Çelebi Mehmed ve II. Murad devirlerinde yaşamıştır. Fatih döneminde yaşamış olan ünlü Kalenderi şeyhi Otman Baba’nın menakıbnamesinde de şeyhden söz edilmiştir. Buna rağmen sözlü kaynaklardan bazıları onu çok daha eskilere götürerek Şucau’d-Din lakabından hareketle, 1240’daki Babai isyanının başı  Şucau’d-Din Ebu’l-Baka Baba İlyas-ı Horasani ile özdeşleştirmektedir. Başka bir söylenceye göre Sultan Şücau’d-Din, Seyyid Gazi Zaviyesinin yakınında bir yerde yaşamağa başlamış, burada  zaviyesini açmış, halen adı Aslanbeyli olan köye adını vermiştir. Burada en tanınmış müridi Timurtaş Paşa olmuştur87 . Bilgiler zaman olarak birbiri ile çelişmesine rağmen sözlü bilgiler Türkmenler arasında itibar görmüş ve saygı ile kuşaktan kuşağa nakledilmiştir.
   Sultan Şucaü’d-Din’in yalnız Kalenderi zümreleri içinde değil, ünlü gaziler arasında da saygı duyulan bir şeyh olmuştur. Timurtaş Paşa, ve oğlu Ali Bey bunlar arasında bulunmakta hatta Aslan Beyli köyünde Timurtaş Paşa ile Şeyh Şücaü’d-Din’in türbeleri yan yana yapılmıştır. Velayetname’de şeyhin bir derviş gazi olarak zaman zaman gazilerle Rumeli gazalarına katıldığından söz edilmektedir. Hüssam Dede, Şüca, Taptık, Akyazılı (Üşenli-Batova) köylerinin bir birine çok yakın kurulmuş olması geleneğin devamını  göstermektedir.
   Taptık (Taptık Baba) köyüne gelince  Varna’ya bağlı olan köy halkı88  yürük ve celep yazılmıştı89 .  Saruhanda Taptık köyü bulunmamasına rağmen Sruhan’da Taptuk Baba adı sık sık kullanılmaktadır90  .
   Bektaşi ananesine göre Taptuk Emre, Yunus Emre’nin şeyhidir. Her ikisi de Hacı Bektaş-ı Veli mürididir. Yunus Emre bir şiirinde tarikat şeceresini açıklarken şeyhinin Baba Taptık olduğunu söyler, Taptık ise Barak Babanın halifesidir. Barak Baba  Sarı Saltuk’un en sevdiği halifesidir91 . Anadolu’daki sünni – gayri sünni tasavvuf çevrelerini derinden etkileyen Yunus Emre; Taptuk Baba veya Baba Taptuk yanında yetişmiştir. Fuat Köprülü, Tapduk Emre’nin Babai çevreleri ile alakalı bulunması nedeni ile bir Türkmen Babası olduğunu belirtmiştir. Bu niteliği sebebiyle Tapduk Baba, Tapduk Emre adıyla XV. Yüzyılda Kalenderilik kanalıyla Bektaşilik geleneğine girmiştir92 .
   Varna Kazasındaki Pir Can Baba Zaviyesinin bulunduğu Doğuca köyü93  yürük teşkilatına bağlıydı ve  adını Saruhan’da Akhisar’a bağlı Doğuca köyünden almıştı .
   Anadolu’da sıkça rastlanan Karyadı hatun adındaki kadın evliya burada da saygı ve sevgi görmüş adına kurulan zaviyenin etrafında bir köy oluşturulmuştur.94 . Karyağdı köyünde Naldöken yürükleri oturuyordu95  Saruhan’da da yürüklerin oturduğu Gördes’in bir Karyağdı köyü bulunmaktadır96 .
   Karyağdı, Anadolu’nun pek çok yerinde türbesi olan bir kadın evliyadır. Efsaneye göre genç bir kadın ağustos ayında aşerdiği sırada kar yemek ister. Kuvvetle dilediği için geceleyin kar yağar. Kadın; bu kardan avuç avuç yer ve hastalanıp ölür. Karyağdı adını taşıyan türbelere genç ve hamile kadınlar adak adar, muratlarının yerine getirilmesini dilerler.
   Sağ kolda Varna, Şumnu, Hacı-oğlu Pazarı, Deliorman ve Dobruca’ya yerleştirilen, göçerlerin ve Anadolu’da yerleşik hayata yenilerde geçmiş olan göçmenlerin gelirken Anadolu’daki inanç geleneklerini beraberlerinde getirmiş olmaları bir taraftan yaşamlarını kolaylaştırmış öte yandan aralarında dayanışmayı arttırmıştır.
 


 70- BOA, Maliye Nezareti, Kozluca Temettuat Defteri (MNTD) No 12 122, s. 2 – 66. Celepkeşanlar hakkında bkz. BOA, Maliyeden Müdevver Defter (MMD) No 1614, Pravadı kazası, s. 39.  BOA, MMD. No 5567, s. 177. Yürükler hakkında bkz. S. Altunan, a.g.e., s. 291, 291, 300, ve 350. Listeler hazırlanırken BOA, TTD. 707, 685, ve 616 numaralı  defterler kullanılmıştır. Seraske, eşkinci ve yamaklar ayrı ayrı verilmiştir.
 71- S. Altunan, a.g.e., Naldöken Yürükleri, s. 309.
 72- Slavka Draganova, A Quantitative Analysis Of Sheep-Breeding İn Bulgarian Lands Under Ottoman Domination Rrom The Middle Of The XIX C. To The Liberation. Sofia 1993, s.62.
 73- F. Emecen, a.g.e., s. 116. Kozluca mezrası ; s. 175, Kozluca köyü; 209 ve 217. İbrahim Gökçen, Tarihte Saruhan Köyleri, İstanbul 1950, s. 42.
 74- F. Emecen, a.g.e., s. 303.
 75- Ömer Lütfi Barkan, “İstila DevrininKolonizatör Türk Dervişleri ve Zaviyeler”, Vakıflar Dergisi, C II, Ankara 1942.
 76- Ahmet Yaşar Ocak, Osmanlı İmparatorluğu’nda Marjinal Sufilik : Kalenderiler, (XIV – XVII Yüxyıllar), Ankara 1992, s.99. Halil İnalcık, “Derviş And Sultan : An Analysis Of The Ottman Baba Vilayetnamesi” Manifestatıons Of Sainthood İn İslam, İstanbul 1993, s.209-223.
 77- Saruhan’da, Palamud nahiyesinde bulunan Adil-Obası köyünde ve Osmancalu köyünde Osman Dede yatırları bulunmaktadır. Köylerde buralara kurban kesilip yağmur duasına çıkmaktadır. F. Emecen, s. 183, 219.)
 78- A.Y. Ocak, a.g.e., s. 100
 79- A.Y. Ocak, a.g.e., s. 101.
 80- Evliya Çelebi, Seyahatname, Haz. İsmet Parmaksızoğlu, Ankara 1984, s. 62.
 81- Bayramiye Melamiliğine göre kutb;  “ruh-ı Muhammedi’dir”, Allahın tecelligahıdır. Allah ona bütün sıfatları ile vasıtasız olarak tecelli ettiğinden, her zaman ve mekanda dilediği şekil ile görünür. Bu konu ile ilgili geniş bilgi için bkz. Ahmet Yaşar Ocak, Osmanlı Toplumunda Zındıklar ve Mülhidler, (15. – 17. Yüzyıllar) İstanbul 199, 264 ve devamı.
 82- Semavi Eyice, “Varna ile Balçık Arasında Akyazılı Sultan Tekkesi”, Belleten, C.XXXI, S, 124, Ankara, 1967, s. 558. Kamil Dürüst, “Varna’da Akyazılı Sultan Tekkesi”, Vakıflar Dergisi, C. XX.
 83- Ahmet Refik, “Osmanlı Devrinde Rafızilik ve Bektaşilik”, Darü’l Fünun Edebiyat Fakültesi Mecmuası, S. VIII, İstanbul 1932, s. 37.
 84- BOA, Cevdet Evkaf / II, No 13 680, 29 S. 1243 / 1828.
 85- F. Emecen, a.g.e., s. 197, 274.
 86- A. Y. Ocak, a.g.e., s. 97.
 87- A. Y. Ocak, a.g.e., s. 98.  Aslanbeyli köyünde bulunan ve Nevzat Dede’nin sorumluluğunda olan Şeyh Şücaüddin imareti belli günlerde, özellikle hıdrellezde yoğunluğu her yıl artan sayıda kişi tarafından ziyaret edilmekte kurban töreni düzenlenmektedir. Bir süre önce Nevzat Dede Bulgaristan’a gidip Otman Baba tekkesinde cem töreni düzenlemiştir.  (Nevzat Dede’den alınan bilgi)
 88- BOA, TD, No 771.  BOA, KK, MK, No 2591, s. S. 36. BOA, MN TD, No 12122, s. 106 – 116. 1845 sayımında köyde 17 hane Müslim, 17 hane gayrimüslim yazılmıştı
 89- BOA, MD, No 1614, s. 45. T. Gökbilgin, a.g.e., s. 107, 157.
 90- M. Çavuş, a.g.m., s. 171.
 91- Abdülbaki Gölpınarlı, Yunus Emre ve Tasavvuf, İstanbul 1961.
 92- A. Y. Ocak, a.g.e., s. 74.
 93- BOA, MD. No 1614, s. 21. Tuncer Baykara, Vakıflar Dergisi, C. XX, Ankara 1988, s. 413. İbrahim Gökçen, a.g.e., s. 54.
 94- 6. Tuna Salnamesi, s. 289.
 95- T. Gökbilgin, a.g.e., s. 162.
 96- İbrahim Gökçen, a.g.e., s. 60.


Logged


Ant etkenmeñ , söz bergenmeñ bilmek içün ölmege
Bilip körüp milletimniñ közyaşını silmege
Bilmey , körmey biñ yaşasam qurultaylı han bolsam
Yine bır kün mezarcılar kelir meni kömmege
 

Noman Çelebi Cihan
AlperenKIRIM
Qırımtatar
Global Moderator
Onursal Üye
******

Popülarite: 136
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 4.102



« Yanıtla #4 : Haziran 06, 2009, 17:39:45 »

B – Saruhan-ili Yönetici ve Aşiretlerinin Adları:

   Kozluca Kazasında bulunan Paşayiğit köyü97 . Saruhanlı göçerlerin ünlü lideri Paşa Yiğit Bey adına kurulmuştur. Paşayiğit köyü II. Bayezid döneminden itibaren tahrirlerde yer almaktadır98 .
   Ayni yörede bulunan Turhanlı köyü Paşa Yiğit Beyin oğlu Turhan (Turahan) Bey adına kurulmuştur99 . Paşayiğit gibi bu köy de  II. Bayezit döneminden itibaren tahrirlerde yer almışlardır100 . Adı geçen köylerin yürük teşkilatına dahil olması nüfusun geliş yönünü işaret etmektedir101
   Varna kazasına bağlı Azizlü köyü102 .  Saruhan’daki Azizlü yürüklerinin iskan edildiği köylerden biri idi. Azizlü yürükleri koyun yetiştiriyorlardı. Varna yakınında yerleştikleri köylerinde de koyunculuk yapıyorlardı103 .
   Ayni kazasındaki Beştepe köyüne gelince104  Saruhan’da, Soma’ya bağlı Beştepe mevkiinde bulunan Osman Dedeye bağlı Naldöken yürükleri yerleşmişti105 .
   Korkud106  köyüne yerleşenler Saruhan ilinin Belen nahiyesinde bulunan Korkud köyü civarında konaklayan Demirci yürüklerinin Korkut Cemaatine mensuptu.
   Şahıs isimlerinin verildiği köylere gelince bunlar; Küçük Ahmed, Mihalli Ali Paşa, Kara Yusuf, Uzun İbrahim, Uzun Yusuf , Seydi Hoca, Kara Hüseyin, Hasan Fakih gibi ayırıcı ve tanımlayıcı özellikler taşımaktadır.  Çoğu aşiret ileri gelenleri veya savaşçı kimliği öne çıkan fatihlerdi.



 97- BOA, MNTD: No 12 122, s. 522-539.
 98- BOA, TTD. No 20,   s.         . BOA, TTD, No 771, s. 44 ve devamı. Aşık Paşa-zade, a.g.e., s. 134.
 99- 6. Tuna Salnamesi, 1290 / 1874, s. 249.
 100- BOA, TTD, No 20. BOA, TTD, No 44.
 101- Tayyib Gökbilgin, a.g.e.. s 157. S. Altunan,  age. s. 281, 301.
 102- 6. Tuna Salnamesi, s. 285.
 103- Azizlü yürüklerinin koyun yetiştirmesi hakkında bkz. F. Emecen, a.g.e., s.266.
 104- BOA, MN TD, No 12 122, s. 314-332.
 105- İbrahim Gökçen, a.g.e., s. 63. F. Emecen, a.g.e., s. 219.
 106- BOA. MNTD. No 12 122, s. 490 – 499.



C –Su kaynaklarına Göre Adlandırılan Köyler

   Sağ koldaki  köylere  ad verilirken su kaynaklarına fazlasıyla önem verildiği görülmektedir. Suyun bulunduğu yerler yerleşmek için uygun bulunmuş Yunus Pınarı107  Turahan Kuyusu Mihal Bey Pınarı , Mihalli Ali Paşa108 .  Karagöz Kuyusu, Doğan Kuyusu, Kara Ömer Kuyusu, İdris Kuyusu, Kara Murad Kuyusu, Mihal Bey Pınarı, Bayram Pınarı, Turahan Pınarı, Yunus Pınarı, Karaağaç Pınarı Dere Köy109 adlı köyler kurulmuştur. Yeni kurulduğu izlenimi veren köylerde  sürgün ve bağcı haneleri bulunmaktadır110  . Ayrıca Dobuca ve Hacı-oğlu Pazarı dolaylarında  su kaynakların azlığı bu tercihte rol oynamıştır.



 107- BOA, MN TD, No 12 122, s. 272-290. BOA, MD, No 1614, s.39
 108- BOA, TTD. No 370, s. 420, 418.
 109- BOA, KK. No 12 591, s. 30 B. BOA, TD, No 370, s. 422, Paşa Deresi.
 110- BOA, TD, No 370, s.418,  422, 423,



Sonuç

   Osmanlı Devleti Rumeli’ye yerleşme kararıyla geçmiş ve yerli halkla iyi geçinme politikasını uygulayarak halkın Osmanlı’ya meyletmesini sağlamıştır. Süleyman Paşa  Gelibolu’ya geçer geçmez Rumeli’de iskan hareketi başlamıştır.
   Devletin kuruluşunda etkili olan gaza politikası Rumeli’nin fethinde de devam etmiştir. Gaziler ve aşiret reisleri seferlerde başarılı olup tımar sahibi olarak devlete sürekli hizmet etmeyi amaç edinmiş, pek çoğu bu emeline ulaşmıştır. Gerek gaziler gerek aşiret reisleri ve Osmanlı’ya tabi beyliklerin mensupları XIV. yüzyılda Rumeli’deki seferlere katılırken kahramanca ün yapmanın  yanı sıra ekonomik güç elde etmeyi de arzu etmişlerdir.
   Rumeli’nin fethinde hizmeti çok büyük olan akıncılar yerleşme konusunda da öncülük etmişlerdir.  Rumeli’de hizmet etmek için “İl ve boy” halinde karşı yakaya geçen Akıncılar arasında yerleşenlerin sayısı bir hayli fazladır.
   Ayni tarihlerde Anadolu’da bulunan diğer Türkmen Beylikleri gaza ve cihadı ön plana çıkararak siyasal, sosyal ve ekonomik  güç kazanmanın peşinde olmuşsa da Türkmen Beylikleri Müslüman komşularına karşı cihad açma şansına sahip olmadıkları için Osmanlı devletinin başarısına ulaşamamışlardır.
   Balkanların fethinde “Toprak ve reaya sultanındır” prensibini ilan eden Osmanlı Devleti yerli feodallere karşı toprağı ve köylü emeğini tımar rejiminin garantisi altına sokmuş, yerel  feodallerin yerine merkezi imparatorluk rejimini ihya etmiştir. Balkanlarda anarşiden bıkmış olan köylüler Osmanlının merkeziyetçi yapısını uygun bulmuşlar ve kısa zamanda benimsemişlerdir.
   Osmanlıların Balkanlarda görünmesi ile birlikte Ortodoks halk Papalıkla Macar Krallarının Katoliklik propagandasından ve mezhep değiştirmek için yaptıkları baskıdan kurtulmuştur. Devlet, Balkanlarda Ortodoks kilisesine karşı da koruyucu bir politika gütmüş, Ortodoks kilisesinin bütün ayrıcalıklarını ve hiyerarşisini aynen tanımıştır. Kilise gibi Manastırların bağışıklıklarını Hıristiyan devletler döneminde olduğu gibi bırakmış, Hıristiyan dinini yok etmek isteyen tutucu bir davranış içine girmemiştir.
   Yıldırım Bayezid, Batı Anadolu’daki fetihlerden sonra Rumeli’de iskan politikasını yaygınlaştırmıştır. Saruhan’daki aşiretlerin otorite tanımaz olması ve  tuz yasağına uymamaları üzerine bu bölge halkı için sürgün kararı almıştır. Padişah Saruhan bölgesindeki nüfus yoğunluğunu dikkate alarak, yeni fethedilen bölgenin nüfusunun yerini değiştirme geleneğine uymuş burada oturan Yürükleri iskan  amacıyla ve sürgün olarak Rumeli’ye geçirmiştir. Sürgünler daha sonra merkezi Pravadı olan Sürgün zaimliğine bağlanmıştır. 
   Rumeli’de Sağ Kol’daki  köylerle Saruhan İlindekiler karşılaştırıldığında büyük oranda ayni adı taşıdıkları görülmektedir. Köy adlarını üç  başlık altında toplamak mümkün olmaktadır. Birincisi Saruhandakilerle ayni baba, dede ve şeyhlerin adını taşıyanlar, ikincisi  Saruhan Beyliğinin ünlülerinin ve aşiretlerin adını taşıyanlar ve son olarak çevre koşullarından ve su kaynaklarından etkilenerek konulan adlardır.
   Sağ kol’da bulunan kazalardan Aydos, Karnabad, Pravadı, Varna, Kozluca ve Hacı-oğlu Pazarı gibi kazalarda Saruhan-ilinden gelen göçerlerin yerleştirildiği, köyler arasında baba ve dede ve şeyhler adına kurulmuş çok sayıda köyün bulunduğu tespit edilmiştir. Bunların bazıları Kozluca Baba, Tavşan Baba, Taptık Baba, Hüssam Baba, Şüca Baba, Pir Can Baba (Doğuca), Otman Baba, Sindel Baba adına kurulan köylerdir. Söz konusu zaviyelerin en önemlisi Batova köyü yakınında bulunan Akyazılı zaviyesidir. Halen belirli günlerde Akyazılı’ya mensup Deliorman Türkleri tarafından ziyaret edilen ve kurban töreni düzenlenen Akyazılı türbesi, Gagauz ve Bulgarlar tarafından da Derviş Manastırı olarak tanınmakta ve kutsal sayılmaktadır.
   İskanın kökleşmesinde zaviye şeyleri ile dervişlerinin önemli katkısı yanısıra olumsuz tarafları da görülmüştür. Batı Anadolu’da ve Deliormanda eşzamanlı başlatılan Şeyh Bedreddin ile Börklüce ve Torlak Kemal  ayaklanmaları Anadolu ile Rumeli arasındaki fikri iletişimin kolaylığından dolayı hızla gelişmiştir. Ayrıca Şeyh Bedreddin’in 1420 tarihinde idam edildiği111  göz önüne alınırsa Saruhan’dan yapılan sürgünün anılarının geçen  20 –25 senede henüz silinmediği açıkça ortadadır. Bu ortamda Şeyh Bedreddin’in Anadolu ve Rumeli’deki müridlerinin bir araya gelmesi çok kolay olmuştur.
   İskanın başlıca üç kaynaktan beslendiği tespit edilmiştir. Birincisi; ordu ile birlikte gelenler, ikincisi sürgün olarak gelenler, üçüncüsü ise Yürük teşkilatı içinde yer alanlardır. Her üçünde de temel gaye Rumeli’nin nüfuslandırılması ve askeri gücün arttırılmasıdır. Ordu ile birlikte gelenler genel ve sancak kanunnamelerindeki maddelere uygun şekilde  Rumeli’nin miri arazisine yerleştirilmişler, tımar teşkilatına dahil edilmişlerdir. Ordu için gereken geri hizmet ve destek kuvveti  yerli halkın teşkilatlandırılması ve Anadolu’dan, özellikle Batı Anadolu’dan getirilen Yürüklerin, Yürük Teşkilatı içinde bir araya getirilmesi suretiyle oluşturulmuştur. Sürgün olarak gelenler ise XVI. Yüzyılın sonuna kadar Rumeli’nin iskanında rol oynamışlardır. Anadolu Beyliklerinin topraklarının Osmanlı topraklarına dahil edilmesi, göçerlerin uyumsuz davranışları ve ayaklanmalar hep sürgün nedeni olmuştur. 
   Devlet iskan hareketi sırasında, göçmenler ne türlü gelmiş olurlarsa olsunlar, onları küçük birimler halinde yerleştirmeyi prensip edinmiştir. Göçerlerin yaşam biçimi buna uygun olduğu için zorluk çekilmemiştir.
   Sağ kol kazalarında Karagöz Kuyusu, Doğan Kuyusu, Kara Ömer Kuyusu, İdris Kuyusu, Kara Murad Kuyusu, Mihal Bey Pınarı, Bayram Pınarı, Turahan Pınarı, Yunus Pınarı, Karaağaç Pınarı gibi yeni kurulduğu izlenimi veren köylerde sürgün ve bağcı haneleri bulunmaktadır. Köyler kurulurken suyun bol bulunduğu yerler tercih edilmiştir.
Türklerin Rumeli’ye yerleşmesi ile Anadolu’ya yerleşmesi arasında önemli bir fark bulunmaktadır. Anadolu’ya gelenler aşiret reislerinin yönlendirmesi ile güvenli bölge arayışı içinde Batı Anadolu’da yerleşmişlerdir. Rumeli’deki iskan ise tamamen devletin denetiminde yapılmıştır. Türkmenler Anadolu’ya, geldiklerinde  özellikle Sultanönü Sancağında uzun zaman önce terk edilmiş veya yenilerde boşaltılmış pek çok köyün üzerine yerleşmişler ve buralara Karacahöyük, Yassıhöyük, Değişören, Çukurören gibi köyün eski durumunu ifade eden isimler vermişlerdir. Kuzeydoğu Bulgaristan’daki köyler çoğunlukla yeni kurulduğu için  adlarının arasında benzer tanımlara hemen hemen hiç tesadüf edilmemektedir.   


111- İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C I, Ankara 1961,  s. 365.
Logged


Ant etkenmeñ , söz bergenmeñ bilmek içün ölmege
Bilip körüp milletimniñ közyaşını silmege
Bilmey , körmey biñ yaşasam qurultaylı han bolsam
Yine bır kün mezarcılar kelir meni kömmege
 

Noman Çelebi Cihan
AlperenKIRIM
Qırımtatar
Global Moderator
Onursal Üye
******

Popülarite: 136
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 4.102



« Yanıtla #5 : Haziran 07, 2009, 01:21:03 »

RUMELİ YÖRÜKLERİ

Mehmet İNBAŞI

Osmanlı Devleti'nin kuruluşuna amil olan unsurlardan birisini teşkil eden konar-göçer aşiretler, yaşadıkları bölgelere göre Türkmen veya Yörük ismiyle bilinmektedirler. Yörük, Anadolu'da ve Rumeli'de göçebe hayatı yaşayan Türk kabilelerine umumi olarak verilen isimdir. XVI. ve XVII. yüzyıllarda Anadolu, Suriye ve Irak'ta yaşayan Türk teşekkülleri, Yörük ve Türkmen adları ile iki kola ayrılır. Türkmen adı, Anadolu'nun Kızılırmak'tan itibaren doğu ve güneyde kalan bölgeleri ile Suriye ve Irak'ta yaşayan aşiretler tarafından kullanılmaktadır. Halep ve Yeni-il Türkmenleri bunun en güzel örneğini teşkil etmektedir. Yörük adı ise Kızılırmak'tan Adalar ve Marmara Denizi kıyılarına kadar uzanan yerlerdeki teşekküller ile Rumeli'de bulunan aşiretleri ifade etmektedir.

Batı Anadolu'da özellikle Yörük menşeli askerlerin çokluğu, bu bölgede gazi beyliklerin kuruluşunda ve batıya doğru fütuhat hareketinin genişlemesinde önemli rol oynamıştır. Osmanlı Devleti'nde konar-göçer olarak bilinen Yörük ve Türkmenler, hem devletin kuruluşunda, gelişmesinde, dinamik bir fetih politikası oluşturulmasında önemli rol oynamışlar, hem de devlet bunları başıboş bırakmamış merkeziyetçi bir idare tarzı ile daima kontrol altında tutmuş ve onlardan istifade yoluna gitmiştir. Bunlar batıya doğru yeni ele geçirilen topraklarda yerleştirilmiş, böylece göçebe unsurlar, kısmen yerleşik hayata geçirilmiştir. Rumeli'nin iskanı ve Türkleştirilmesinde bu Yörük gruplarından geniş ölçüde faydalanılmıştır.

Osmanlı Devleti, Yörükleri kontrol altında tutabilmek için, onların yaşayış tarzlarını da göz önüne alarak, hususi ve mali bir teşkilat kurmuş, yerleşik ahaliden olduğu gibi bunlardan da çeşitli şekillerde istifade yoluna gitmiştir. Kurulan bu teşkilatta, konar-göçer halk, üzerinde yaşadıkları toprağın ayrıldığı şekle göre yani tımar, zeamet, has veya bir vakıf toprağında, raiyyet olarak mülkiyet altına girmekte ve böylece hukuki bir nizama bağlanmaktaydı.

Yörük Teşkilatı

Rumeli'de Yörüklerin sayılarının gittikçe artması ve Istıranca Dağları ile Rodop Dağlarının tümüne, Tuna Nehri boylarından Şar Dağına, Makedonya'ya kadar olan bölgelerde yayılıp irili-ufaklı cemaatler halinde yurtlanmaları, bu bölgelerdeki dağ, tepe, yaylak ve akarsu civarında zamanla yerleşik hayata geçerek kurdukları köylere kadar uzanmaları, Osmanlı Devleti'ni bu Yörüklerden istifade yoluna sevk etmiş, bu sebeple de onlar için ayrı ayrı kanun ve nizamnameler hazırlanmıştır. Yörüklerin isimleri ve onlarla ilgili olarak ilk kanuni düzenleme, Fatih Kanunnamesi'nde yer almış kurulan Yörük teşkilatı, idari ve askeri maksatlara cevap verecek şekilde tanzim edilmiştir. Kanuni döneminde ise, Rumeli'deki Yörüklerin hukuki statüsü, bunlarla ilgili askeri ve mali mükellefiyetleri ihtiva eden Yörük kanunnameleri düzenlenmiştir.

İdari teşkilata göre Rumeli'deki Yörükler, ordu içinde ve ordunun geri hizmetinde muayyen bir görevi olan diğer askeri sınıflar gibi bir birimdir. Bununla ilgili olarak Kanunname-i Al-i Osman'da; "...yaya ve müsellem ve canbaz ve Yörük ve tatar ve voynuk askeridir..." şeklinde bir hüküm yer almaktadır. Zira Yörük, Rumeli'de askeri bir sınıftır ve bu sınıf tamamen Yörük grupları içerisinden seçilmektedir.

Rumeli'deki Yörük grupları, başlangıçta ya başlarındaki reislerin adına, ya herhangi bir farklı mümeyyiz vasıflarına veya en yoğun bulundukları bölgelerin isimlerine göre adlandırılmışlardır. Resmi işlemlerde de bu isimlerle tanınmışlar, oluşturulan gruplara göre de ayrı ayrı defterler düzenlenmiş, bunların bir sureti merkeze gönderilmiş, diğer sureti de Yörük beylerine verilmiştir.

Yörüklerle ilgili olarak kanunnamelerde; "Yörük la-mekandır. Tayin-i toprak olmaz. Her karide dilerse gezerler" şeklinde bir kayıt vardır. Burada belirtildiği gibi, Yörüklerin belli bir mekanı yokmuş gibi görülürse de. belli mekan ve zaman kayıtlan ile bağlı oldukları anlaşılmaktadır. Hizmetleri karşılığında da belli muafiyetlere sahiptirler.

Osmanlı Devleti, Rumeli'de yapılacak askeri harekatta ve gerekli zamanlarda devlet himayesinde kullanmak ve seferlerde orduyu takviye etmek amacıyla hem Rumeli Yörüklerini hem de Rumeli'deki Tatarları Eşkinci adı altında teşkilatlandırmıştı.

Yörükler, "Ocak" diye isimlendirilen bir sistem dahilinde organize edilirdi. Bu ocak belli sayıda aile ünitesinden oluşurdu. Osmanlı kanunnamelerine göre Yörükler, Fatih devrinde 24'er kişilik gruplara ayrılmış, her biri için de "Ocak" tabiri kullanılmıştır. Bunların biri eşkinci, üçü çatal, yirmisi de yamak olarak kaydedilmiştir. Bu sayı, Kanuni döneminde bir kişi artırılarak ocaktaki nefer sayısı 25'e çıkarılmıştır. Bunlardan l'i eşkinci, 4'ü çatal, 20'si de yamak şeklindeydi. Eşkincilerden her yıl bir kişi göreve gitmekte ve buna da "be-nevbet" denilmekteydi.

Ocaklarda belirtilmiş olan 25 nefer sayısının Sultan III. Murad döneminde seferlerin uzaması sebebiyle 30'a çıkarıldığı bilinmektedir. Fakat dikkati çeken bir husus, 17 Şevval 978 / 14 Mart 1571 tarihli bir hükümde; Yörük taifesinden birçok kimsenin taun hastalığına yakalanması sebebiyle vefat ettiği, dolayısıyla da yamaklardan çok az kimse kaldığı, bu sebeple de beşer nefer yamağın yazılmasının emredildiği bildirilmiştir.

Aynı şekilde 1585 tarihli Naldöken Yörükleri'ne ait Tahrir Defteri'nde de "...cüz'i zamanda eşküncü taifesinin ekser yamakları fevt olub ocaktan ocağa ancak yedişer sekizer nefer yamakları kalmağla... Yörük eşküncüleri uzak seferlere ve ağır hizmetlere istihdam olundukları ecilden mezid-i merhamet hüsrevanemden beşer nefer ziyade yamak inayet edüb her bir ocağın yamağı yirmi beşer olmak..." şeklinde Şevval 991 / Ocak 1584 tarihli bir hüküm kaydedilmiştir. Böylece Yörüklerin ocaklarındaki nefer sayısı 5 eşkinci, 25 yamak olmak üzere 30'a çıkarılmıştır. Ancak birinci hükümde de ocaklara ziyade yamak yazılması hususu belirtilmesine rağmen, ocaklardaki nefer sayısı 5 eşkinci 20 yamak olarak kaydedilmeye devam edilmiştir. Ocak 1584 tarihli III. Murad dönemine ait hükümde, 5 eşkinci 25 yamak olarak açıkça kaydedilmesine rağmen buna her zaman uyulmadığı görülmektedir, örneğin, Naldöken Yörükleri 1585'te 5 eşkünci, 25 yamak ve 1.250 akçelik hasıl ile kaydedilmişken, 1597'de yeniden eski usule göre 5 eşkinci, 20 yamak ve 1.000 akçelik hasıl yazıldığı, 1609'da ise eşkinci ve yamak sayısı 25 nefer iken hasıllarının 3.500 akçeye çıkarıldığı görülmektedir. Tanrıdağı Yörükleri'nde ise durum daha da farklıdır. 1544'te 25 nefer 1.000 akçelik hasılla gösterilen Tanrıdağı Yörükleri, 1584 ve 1591'de 30 nefer 1.250 akçe, 1641'de 30 nefer 4.000 akçe ve 1670 ve 1675 tarihli defterlerde 35 nefer ve 4.000 akçelik hasılla kaydedilmişlerdir.

Eşkinci Yörükleri, zeamet birimleri halinde olup, bu birimlerden her birinin başında bir zaim, ihtiyaç kadar subaşı ve kadı bulunurdu.

Zaim/Subaşı

Yörük gruplarının asıl amiri "Mir-i Yörükan" ya da "Mir-liva-i Yörükan" denilen zaimlerdir. Zaim, kanun önünde Yörüklerin görev ve yükümlülüklerini yerine getirmesi bakımından sorumludur. Subaşı da denilen zaimler, sipahi sınıfından sayıldıkları ve yamaklardan aldıkları paralar, üzerlerine hasıl kaydedildikleri için, yamak resmini müzevvec / evlilerden ellişer ve mücerred / bekarlardan yirmi beşer akçe olmak üzere her sene Mart ayı başında almaktaydılar. Bununla ilgili olarak Yörük kanunnamelerinde; Amma subaşılar ve çeribaşıları, her yıl Mart ihtidasında alırlar. Zira bunlar sipahi kısmındadır. Subaşılar ve Çeribaşılar her yıl aldıkları ba'isden müzevveclerinden ellişer ve mücerredlerinden yirmi beşer akçe resm-i yamak alırlar." şeklinde kayıtlar bulunmaktadır. Bunlardan başka cürm-ü cinayet resimleri ile arusiyyeleri ve kanunnamenin sayir bad-ı hevaları diye kaydettiği resm-i abd-ı abık (köle) ve kenizek (cariye) ve seyyibe (dul kadın) gibi vergiler subaşının, yani zaimindir. Bilindiği üzere cürm-ü cinayet resmi, alelade ve hafif suçlardan alınan nakdi vergidir ve daha ziyade zirai mahiyetteki suçları ihtiva etmektedir. Resm-i arusane veya arusiyye ise evlenme vergisi olup bakireden ve seyyibe ise dul kadının evlenmesinden dolayı alınan vergidir. Abd-i abık ve kenizek ise, daha sonra vergi grubunda yava ve kaçgun olarak bir başlık altında verilmiştir. Yava, sahipsiz olarak yakalanan hayvan demek olup bunun Türkçesi kaçgundur. Fakat bu aynı zamanda kaçan köle ve cariyeyi de ifade etmektedir. Bahsedilen bu vergiler ile ilgili olarak kanunnamelerde, "ve cürm ü cinayetleri ve resm-i "arusiyyeleri ve sayir bad-ı hevaları kendi subaşılarınındır. ... Gezende olmağla dutduklan yava ve kaçgun her kanda dutarlarsa müjdeganesi ve müddet-i örfiyyesi temam olanların tasarrufi kendi subaşılarındır..." şeklinde kaydedilmiştir. Kısacası zaimin gelirleri başlıca üç ana gruptan temin edilmektedir. Bad-ı heva resimleri, serbest haymanelerden ve yamaklardan tahsil edilen vergilerdir. Bazen bunu karşılayabilmek için değişik yerleşim birimlerinin niyabet gelirleri de zaime hasıl olarak kaydedilmiştir.

Serasker / Çeribaşı

Yörük sınıfı içinde dikkati çeken bir de "Serasker" adı altında çeribaşılar bulunmaktaydı. Bu seraskerlerle ilgili olarak Tahrir Defterleri'nde " ba-berat" ve "be-nevbet eda-i hidmet ederler" şeklinde kayıtlar vardır.

Seraskerlerin kendilerinin emrinde ayrıca yamakları ve belli bir nizama bağlanmamış olan bir de gelirleri vardı. Seraskerlerin emrindeki ocakların sayısı da çok farklıydı. Bazen 3, bazen 5, hatta 7 veya 10 ocağın bir ya da birkaç tane seraskeri bulunuyordu. Fakat genelde birbirlerine yakın olan yerleşim birimlerinde bulunan ocaklar, aynı seraskere bağlı idiler. Sipahi taifesinden oldukları için zaimlerde olduğu gibi sefer veya hizmet olsun-olmasın yamaklarından para alacakları Yörük kanunnamelerinde bildirilen seraskerler, her Yörük grubunda sayıları itibariyle mahdut miktardadırlar. Her mıntıkaya seraskerlerden bir veya birkaç tane gönderilmekte olup sefer ve hizmetlerde, nöbetli eşkincilerin başında, yamaklarından aldıkları harçlıklar ile, kendi aralarında nöbetle hareket etmekteydiler.

Defterlerde seraskeran ve Yörük kanunnamelerinde çeribaşı olarak işaret edilen ve sayıları zamanla artan bu zümre, yaya teşkilatındaki yayabaşıların vazifesine benzeyen bir iş görürlerdi. Çeribaşı sefer zamanında emrindeki eşkincileri toplayıp sefere katılmaktaydı. Zaimin idaresinde hareket eden seraskerler, Yörüklerin arasından seçilmekteydiler. Kanunnamelerde, "zikr olan tayifeden birisi bir vech ile seraskerliğe ve müsellemliğe ve çeltüklûğe ve tuzculuğa ve küreciliğe ve akıncılığa yazılsalar, vech-i meşruh üzere cinsinden çıkmazlar. Şöyle ki vilayet defterinde dahi gayri yere yazılsalar yine eşküncülüğü ve yamaklığı eyleyeler" şeklinde bilgiler yer almaktadır. Buradan da Yörükler içerisinden seçilen seraskerlerin yine Yörük kanununa göre hareket etmesi gerektiği, serasker olsa bile Yörüklükten çıkamayacağı anlaşılmaktadır.Yörük bölgelerinin sayısı arttıkça, seraskerlerin sayılarının da artırıldığı görülmektedir. Seraskerlerin çoğu, eşkinci ve yamakların oturduğu yerlerde ikamet etmekteydiler.

Eşkinci ve Yamaklar

Yörük grupları içerisinde sayıca en fazla olanlar, eşkinci ve yamaklardır. Başlangıçta kanunnamelerde yirmi dörder kişilik gruplara ayrılan eşkinci ve yamaklar için "Ocak" tabiri kullanıldığı görülmektedir. Fatih Kanunnamesi'nde belli sayıda bir aile ünitesinden oluşan bu ocaklarda 24 kişi bulunmakta olup, bunlardan l'i eşkinci, 3'ü çatal ve 20'si de yamaktır. Eşkinci sefere katılan, çatal ise, o yıl nöbeti olmayan eşkinciye verilen isimdir. Ertesi yıl çatallardan birisi nöbete gider ve bir önceki yıl nöbet tutmuş olan eşkinci, nöbeti bırakarak çatal olur. Bu duruma göre, Fatih Sultan Mehmed zamanında çatalların her yıl dörtte birinin nöbet tuttuğu ve bu nöbetliye de eşkinci adı verildiği anlaşılmaktadır. Bu dönemdeki eşkincilerin cebe, ucu demirli gönder (mızrak-kargı), yelek, ok, yay, kılıç ve kalkan gibi araç ve gereçlerinin tam olması gerekiyordu. Ayıca 10 eşkincinin bir orta beygiri ve bir de tenktürü (çadır) vardı. Daha sonraki eşkinci kanunnamelerinde silahların neler olabileceği kaydedilmiştir. 

Kanuni Sultan Süleyman dönemine ait Yörük defterlerinde, ocakta mevcut bulunan nefer sayısının 25'e çıkarıldığı görülmektedir. Bunlardan 5'i eşkinci 20'si de yamaktır. Bu 5 eşkinciden her yıl bir kişi nöbet tutmakta ve buna nöbetli denilmekteydi.

Esas itibariyle eşkinci, sefere iştirak eden sipahiye verilen isimdir. Yörükler arasında eşkün yani sefere eşmeğe, gitmeğe yarar adamlar için de bu tabir kullanılmıştır. Çatal tabiri, sadece XV. yüzyıla ait kanunnamelerde yer almaktadır. XVI. yüzyılda Yörüklere ait Tahrir Defterleri'nde ve kanunnamelerde çatal tabirine rastlanmamaktadır. Buradan çatalların eşkincilerle birlikte sefere ve hizmete gitmekte nöbete dahil oldukları ve eşkinciler ile yamaklar arasında bir yardımcı sınıf sayıldıkları anlaşılmaktadır.

Yörüklerin asıl unsurlarını oluşturan yamaklar ise, bu tür askeri teşkilatta daima rastlanan ve harbe iştirak edenlere nakden mükellefiyet altına giren ve bu şekilde tahrir edilen kimselerdir. Bunlar yaya yamağı adı altında, piyade teşkilatında da yer almaktadır. Yamak tabiri müsellemlerde, Yörük ve tatarlarda da kullanılmaktadır.

Eşkinci ve yamaklarla ilgili olarak kanunnamelerde daha sarih bilgiler yer almaktadır. Buna göre; "Mesela defter-i şahide eşküncü Yörük ve tatardan yirmi beş neferi bir ocak beş neferi be-nevbet eşküncü, yirmi neferi yamak kayd olub sefer-i hümayun ve hidmet-i padişahi vaki oldukda nevbetlü eşküncü yamaklarından avarız-ı divaniyye mukabelesinde kanûn-ı kadim-i sultani muktezasınca ellişer akçe harçlık alub sefer ederler. Hizmet ve sefer olmayacak eşküncü yamaklarından nesne almazlar" şeklinde bir kayıt vardır.

Ocaktaki nefer sayısının artırılması hususunda ise, hem defterlerde hem de kanunnamelerde kayıtlar vardır. Yine kanunnamelerde "...Eşküncüler eşdikleri vakit hizmet mukabelesinde olmağın müzevvec ve mücerred itibar etmeyüp ellişer akçe resm-i yamağı tamam alırlar. Ve yılda iki defa hizmet vaki olsa yamaklar ellişer akçe rüsumu heman bir kerre vereler, tekrar hizmet vaki ' oldu deyû teklif eylemeyeler. Hizmete varan nevbeti eşküncüler yamaktan cem ' olunan ellişer akçeyi taksim eyleyeler. Madam ki yamaklar ellişer akçe rusûmı eda ederler, teklif-i avarız hilaf-ı emirdir... Sefer ve hizmet vaki' oldukda beş nefer esküncüden her kangısı eşer ise koyun resmi vermez, eşmedükleri yıl üç koyuna bir akçe verirler... Esküncüden ve yamakdan ve evladından birisi bir suret ile doğancılığa ve toycalığa ve gayr-ı hususa yazılub ehl-i berat olsalar yine eşküncülüğü ve yamaklığı mukarrerdir. Ehl-i berat olmağla halas olmazlar... Ve eşküncü taifesinden bazı pir-i fani veya müflis olub hizmet-i padişahiye iktidarları olmayup ve yerine yazılmağa yarar oğlu dahi olmasa, eşküncülükten feragat edüb yamak olup yamaktan yararcası eşküncü oğulları w karındaşları yamak olmak kanûn-ı kadimdir... Ve şol eşküncüler ki emri padişahi ile sefer ve hidmeti vaki' olub nevbetine eşmese, siyasetleri kendi subaşılarındır. " şeklinde kayıtlar vardır.

Kanunnamelerden anlaşıldığına göre, Ocak tabir edilen birimde, 1584 e kadar 5 nefer eşkinci 20 yamak, bu tarihten sonra 25 yamak bulunmaktadır. Eşkinciler nöbetleşe sefere katıldıkları için, yamaklar avarız-ı divaniye karşılığında, yılda bir defaya mahsus olmak üzere 50 akçe resm-i yamak vermekle yükümlü idiler. Bu sebeple yamaklara aynı zamanda ellici de denilmektedir. Bu elli akçelik miktarı, hem evli hane sahipleri hem de mücerredler sefer zamanlarında eşit olarak ödemektedirler. Eşkincilerden sefere katılanlar yamaklardan alınan yamak vergisini eşit olarak paylaşmaktaydılar. Sefere katılan eşkinci, resm-i ağnam yani koyun vergisi vermeyip sefere katılmadığı takdirde, üç koyuna bir akçe vergisini ödemekteydi Eşkinci ve yamak olarak kaydedilenler, herhangi bir sebeple başka bir görevi ifa etseler bile, bu statülerinden kurtulamamaktaydılar. Eşkincilerden ihtiyar olanların yerine yamaklardan seçilmekte olup, sefere gitmeyen eşkinciler de subaşıları tarafından şiddetle cezalandırılmaktaydılar.

Yamakların ödedikleri vergilerin de zaman zaman değiştiği görülmektedir. Genel uygulama sefer zamanlarında evli ya da bekar fark etmeksizin 50 akçe olarak ödenmekte iken, 1609 tarihli Naldöken Yörükleri'ne ait defterde "beher eşküncü fi 300, beher yamak fi 100" olmak üzere toplam 3.500 akçe resm-i yamak kaydedilmiştir. Buna göre 5 eşkinci 1.500, 20 yamak da 2.000 akçe resm-i yamak ödemekteydiler. Aynı şekilde 4 Ekim 1641 tarihli ve 774 numaralı Tanrıdağı Yörükleri'ne ait defterde; "Zikr olan Tanrıdağı nam-ı diğer Karagöz Yörükleri "nin her bir ocakda olan eşküncülerinden üçer yüz ve yamaklarında yüzer akçe her bir ocağa dört hin akçe ola vech-i meşrûh üzere her sene miri için tahsil olunmağın ferman verildi" şeklinde bir kayıt vardır. Dolayısıyla da 1641'de Yörüklerin ödedikleri resm-i yamak miktarı 4.000 akçeye yükselmiştir. Bunu 5 nefer eşkinci 1.500 ve 25 nefer yamak 2.500 akçe olarak ödemekteydiler. 1670 ve 1675 tarihli Tanrıdağı Yörükleri'ne ait defterlerde ise yamak sayısı 30'a çıkarılmış, eşkinci ve yamakların ödedikleri vergi ise, yine 4.000 akçe olarak kaydedilmiştir.

Logged


Ant etkenmeñ , söz bergenmeñ bilmek içün ölmege
Bilip körüp milletimniñ közyaşını silmege
Bilmey , körmey biñ yaşasam qurultaylı han bolsam
Yine bır kün mezarcılar kelir meni kömmege
 

Noman Çelebi Cihan
AlperenKIRIM
Qırımtatar
Global Moderator
Onursal Üye
******

Popülarite: 136
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 4.102



« Yanıtla #6 : Haziran 07, 2009, 01:29:23 »

Yörük Kanunnâmeleri

   Yörüklerle ilgili olarak tutulmuş Tahrir Defterleri'nin büyük bir kısmında müstakil Yörük kanunnâmeleri bulunmaktadır. Naldöken Yörükleri'ne ait 1566, 1574, 1585, 1597 ve 1609 tarihli defterlerde olmak üzere 5 adet kanunnâme vardır. Tanrıdağı / Karagöz Yörükleri'ne ait 1544, 1584 ve 1591 tarihli olmak üzere 3 kanunnâme, Ofcabolu Yörükleri'ne ait 1566 tarihli bir kanunnâme ile Kocacık Yörükleri'ne ait 1584 tarihli bir kanunnâme bulunmaktadır.

Yörük kanunnâmelerinde belirtilen hususlar, hemen hemen aynıdır. 1585 tarihini taşıyan kanunnâmelerde ocak sayısındaki değişiklik hususunda farklı bir kayıt vardır. Onun dışında kaydedilen hükümlerde bir farklılık bulunmamaktadır.

Yörük kanunnâmeleri, Yörük defterlerinin başında yer almakta olup kanunnâmelerde belirtilen hususlar genel olarak şu şekildedir:

Çün hazret-i izzet-celle zikrühü salâtin-i üli'l-emr ve hevâkin-i zü'l-kadri amme-i ibâd üzere mümtaz kılub umûr-ı cumhûr-ı kâffe-i re'aya ve tenfiz-i ahkâm-ı cümle-i berâya-yı eyâdi-i iktidarlarına tevfiz eyledükde, a vân-ı ecnad ve erbâb-ı cihâddan her sun'i bir emre ta'yin idüb hususa ki, ahâli-i ahbiye hakkında sâdır olan âyin-i devlet-i hakanı ve kavânin-i Osmanî ve ferman-ı âlişân-ı zıll-ı Rabbani budur ki;

Meselâ defteri şahide eşkünci Yörük ve tatardan yirmi beş neferi bir ocak; beş neferi be-nevbet eşkünci, yirmi neferi yamak, kayd olub sefer-i hümâyûn ve hidmet-i Padişahi vaki' oldukda nevbetlii eşkünci yamaklarından âvarız-ı divâniyye mukabelesinde kanun-ı kadim-i sultanî muktezasınca ellişer akçe harçlık alub sefer ederler. Hidmet ve sefer olmayıcak eşküncü yamaklarından nesne almazlar.

Amma subaşılar ve çeribaşılar her yıl Mart ihtidasında alurlar. Zira bunlar sipahi kısmındandır. Subaşılar ve çeribaşılar her yıl aldıkları ba'isden müzevveclerinden ellişer ve mücerredlerinden yirmi beşer akçe resm-i yamak alurlar; eşkünciler eşdikleri vakit hizmet mukabelesinde olmağın müzevvec ve mücerred i �tibarı etmeyüb ellişer akçe resm-i yamağı tamam alurlar.

Ve bir yılda iki defa hidmet vâki olsa yamaklar ellişer akçe rüsûm-ı hemân bir kerre vereler; tekrar hidmet vaki' oldı deyü teklif eylemeyeler.

Hidmete varan nevbetlü eşkünciler yamakdan cem' olan ellişer akçeyi taksim eyleyeler.

Madam ki, yamaklar ellişer akçe rüsûmı edâ edeler, teklifi avarız hilafı emirdir.

Ve cürm ü cinayetleri ve resm-i arûsiyyeleri ve sair bâd-ı hevâları kendi subaşılarınındır.

Sefer ve hidmet vaki' oldukda beş nefer eşküncüden her kangısı eşer ise koyun resmi vermez, eşmedikleri yıl üç koyuna bir akçe verirler.

Ve sahib-i özür olan eşküncüler subaşıları ma'rifetiyle bedel tutmak emirdir. Mariz hususunda bedel makbul değildir denilmeye.

Eşküncüden ve yamakdan ve evlâdından birisi bir suret ile doğancılığa ve toycalığa ve gayr-i hususa yazılub ehl-i berat olsalar, yine eşküncülüğü ve yamaklığı mukarrerdir. Ehl-i berat olmağla halâs olmazlar. Nihayet beratlarında her ne hidmet emr olundı ise anı dahi eyleyeler. Berât bahanesiyle bi'1-külliye cinsinden ihraç olunmak memnu'dur. Bunların gibilerin dahi cürm ü cinayetleri ve resm-i arûsiyyeleri ve sair bâd-i hevâları kendü subaşılarınındır.

Ve zikr olan taifeden birisi bir veçhile seraskerliğe ve müsellemliğe ve çeltükçülüğe ve tuzculuğa ve yağcılığa ve küreciliğe ve akıncılığa yazılsalar, vech-i meşrûh üzere cinsinden çıkmazlar. Şöyle ki, vilâyet defterinde dahi gayrı yere yazılsalar yine eşküncülüğü ve yamaklığı eyleyeler.

Ve eşküncü taifesinden ba'zı pir-i fâni veya müflis olub hidmet-i pâdişahiye iktidarları olmayub ve yerine yazılmağa yarar oğlu dahi olmasa, eşküncülükden feragat edtip yamak olub yararcası eşküncü oğulları ve karındaşları yamak olmak kanûn-ı kadimdir.

Ve taife-i mezburenin utekâsı ve hariç vilâyetden ve Anadolu'dan gelüb aralarında te'ehhül edüb kimesnenin defterine yazılu ve niza'lu olmayanlar ve kapılarında hidmet ederken imana gelüp tavattun edüp kalan Abdullah oğulları yörüğe halt olub eşküncü ve yamak yazılmak kanûn-ı kadîmdir.

Ve Yörük ze'amet-i serbestiyye ve rüsûm-ı serbestiyyesine sancak beğleri ve gayr-ı dahi eylemek hılâf-ı emirdir. Meğer ki, cürm-i galizi olub salbe ve kat-ı uzva müstehak olanları hükm-i kadı lâhik olduktan sonra kendü subaşıları ma'rifetiyle sena'at eyledikleri yerde sancak beğleri ve yerlerine duran âdemleri günahlarına göre siyaset eyleyeler. Bedel-i siyâset nesnelerin alub salıvermeyeler.

Ve şol eşküncüler ki, emr-i pâdişahi ile sefer ve hidmet vaki' olub nevbetine eşmese, siyasetleri kendi subaşılarındır. Sancak beğlerinden ve gayrından kafa kimesne dahi ve te addi eylemek hilâf-ı emirdir.

Ve Yörük lâ-mekândır. Ta'yin-i toprak olmaz Her karide dilerlerse gezerler.

Gezende olmağla dutdukları yava ve kaçgun her kande dutarlarsa müjdegânesi ve müddet-i örfiyyesi tamam olanların tasarrufu kendi subaşılarınındır.

Ve resm-i arusiyye babında dahi bakire ile seyyibe ales-sevadır. Toprak itibarı olmak.

Ve şol Yörük ki konar göçer olmayub bir yerde temekkün edüb çifte ve çubuğa malik olsalar, tamam çiftlik yer dutan on iki akçe ve nısf çiftlik yer dutan altı akçe resm-i çift sahib-i tımara vereler.

Ve öşür getürmek harmanları kangı karye sınurunda vaki' olursa ol karyede olan sipahi anbarına dedeler, gayr-i yere iletmeyeler.

Ve çifti olmayan müzevvec Yörükler oturdukları karye sipahisine altışar akçe resm-i duhani vereler.

Ve zikr olan taife bir tımar sınurunda ba'zı müddet tavattun edüb ziraat eyledüklerinden sonra göçüb gayri yere vardukda; sahib-i tımar şâir reaya gibi cebrî yine getürmeyeler veya çift bozan resmi deyü nesnesün almayalar. Zira Yörük lâ-mekân olmağın bunların gibi tekâlifattan berilerdir.

Ve eşküncü tatar taifesi dahi bu minval üzere mukarrerdir.

Ve zikr olan tavâif-i ecnâs-ı muhtelifedir. Kendü cinsinden gayrıya ve müselleme eşküncü ve yamak yazılmaya.

Ve Yörük taifesinin haric-ez-defter olan haymâneleri defter-i kadimde subaşılarına hâsıl kayd olunmuş idi. Haliyâ zikr olan Yörük taifesi tahrir olunup âsitâne-i sa âdete arz olundukta rüsûm-ı haymâneye bedel mezbûr Yörük haymânesinden yamak ta'yin olunmak ferman olunmağın vech-i meşruh üzere defter-i cedide kayd olundu ki, min bâd Yörük suhaşılan kendilere yamak ta'yin olunandan ma'adâ Yörük haymânesine dahi ve ta'arruz eylemeyeler.

1544 tarihli Tannrıdağı Yörükleri Kanunnâmesi'nin son hükmünde; Ve Yörük taifesinin haric-ez-defter olan haymâneleri subaşılarına rüsûm-ı haymâne eda eylediklerinden sonra teklif-i avarız olunmaya. Zira rüsûm-ı haymâne bedel-i avarız deyü kayd olunmuşdur şeklinde bir değişiklik bulunmaktadır 59 .

Logged


Ant etkenmeñ , söz bergenmeñ bilmek içün ölmege
Bilip körüp milletimniñ közyaşını silmege
Bilmey , körmey biñ yaşasam qurultaylı han bolsam
Yine bır kün mezarcılar kelir meni kömmege
 

Noman Çelebi Cihan
AlperenKIRIM
Qırımtatar
Global Moderator
Onursal Üye
******

Popülarite: 136
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 4.102



« Yanıtla #7 : Haziran 07, 2009, 15:09:59 »

RUMELİ YÖRÜKLERİ

Teşkilatı ve idarî yapısı hakkında bilgi verdiğimiz bu Yörük gruplarından olup tahrir defterlerine kaydedilmiş olanlar, Naldöken, Tanrıdağı, Selanik, Kocacık, Ofcabolu ve Vize Yörükleridir. Ayrıca Tatar ve Canbazlar da Yörük teşkilatı içerisinde sayılmışlardır.

Naldöken Yörükleri

XV. yüzyılın birinci yarısında Yanbolu havalisinde rastlanılan Naldöken

Yörükleri, sonraki zamanlarda Eski Zağra, Filibe ve Sofya civarında olmak üzere bütün Bulgaristan, Doğu Rumeli, Doğu Trakya ile Dobruca'ya ve Romanya'nın bir kısmına yayılmışlardır. Naldöken Yörükleri, VII.yüzyıl ortalarına kadar teşkilâtlarını ve bütünlüklerini muhafaza etmiş, hatta sayıları artmıştır.

Prevadi Vilâyeti Eskice Köyü'nde "Yörükân-ı Nalband Doğan" isminde bir Yörük taifesi bulunmaktadır. Aynı şekilde Yanbolu'nun muhtelif yerlerinde Naldöken Yörükleri'nin kaydedildikleri görülmektedir. Gökbilgin'e göre bunların ikisi de aynıdır ve diğerlerine nazaran haiz oldukları vasfa göre adlandırılan bu Yörükler, muahharan yine ayrı bir teşkilât halinde rol oynayan ve Yanbolu mıntıkasında da ehemmiyetli bir miktarda mevcut bulunan Naldöken Yörükleri'nden başka bir şey değildir. Yörükler arasında Naldöken olduğu gibi Yaydöken Yörükleri de vardır. Yanbolu'da Çok Tatarlar köyünde Yürük-i Naldöken ve Yürük-i Yaydöken ayrı ayrı tespit edilmiştir. Ahmet Refik, Naldöken Yörükleri'nin, bulundukları Naldöken mevkiine göre adlandırıldıklarını ileri sürerek, bu mevkiin Eski Zağra Kazası'na tâbi olup eski adının İshaklar olduğunu belirtmiştir. Halbuki bu yerleşim birimi, kendileri oraya geldiği ve en çok orada bulundukları için Naldöken adını almıştır.

Naldöken Yörükleri, Rumeli'de bulunan Yörük grupları içerisinde en önemlileridir. Ocak sayısı bakımından Selanik ve Tanrıdağı Yörükleri'nden sonra üçüncü sırada gelmektedir. XVI. ve XVII. yüzyıla ait defterlerden bu Yörük gruplarının Bulgaristan'ın çeşitli bölgelerinde yerleşmiş olduklarını öğrenmekteyiz. Bununla beraber bu Yörük gruplarının XV. yüzyılda da bu bölgede bulundukları ve Osmanlı ordusunun Rumeli seferlerinde etkin bir rol oynadıkları tahmin edilmektedir.

Naldöken Yörükleri'yle ilgili olarak tertip edilen 9 adet defter Tapu-Tahrir Defteri tespit edilmiş olup bunlardan elde edilen bilgiler şu şekilde gösterilebilir.





Gökbilgin 1543, 1566, 1585, 1601 ve 1608 olmak üzere 5 adet defterin olduğunu belirtmektedir. Yapılan incelemede ise Naldöken Yörükleri'ne ait TD. 223 (950/1544). TD. 357 (973/1566), MAD. 620 (981/1574), TD. 616 (993/1585), TD. 620 (993/1585), TD. 707 (1017/1608) ile MAD. 5114. MAD. 6641 (1086/1675) olmak üzere 9 adet defter tespit edilmiştir

Tatar Pazarı / Tatar Pazarcıkta 1517de içinde yamakların da olduğu 21 Yörük hanesi vardı. M. Kiel, /Tatar Pazarcık, A Turkish Town/, s. 2570.

Naldöken Yörükleri'ne ait tabloda görüldüğü gibi, 1544'te 196 ocak olan bu Yörük grubu, 40 yıl sonra yani 1585'te en yüksek sayısına ulaşmış ve 243 ocağa yükselmiştir. XVII. yüzyılın hemen başında yani 1602'de 233 ocağa düşmüş, 1609'da çok büyük düşüşle 110 ocağa, 1649'da ve yüzyılın son çeyreğinde ise 69 ocağa kadar gerilemiştir. 1649 ve 1675 tarihli defterlerde 69 ocak olarak kaydedilmelerine rağmen nefer sayıları bakımından çok büyük farklılıklar göstermektedirler. Bununla beraber 16 Nisan 1581 tarihli olup Naldöken Yörükleri'nin bac madeni hizmeti ile ilgili bir hükümde 230 ocak, 1584 tarihli başka bir hükümde de 231 ocak olarak kaydedildikleri görülmektedir.

1544'ten 1675'e kadar 131 yıllık sure içerisinde Naldöken Yörükleri'nin 26 değişik yerleşim biriminde iskan edildikleri anlaşılmaktadır.

Zaimleri: Naldöken Yörükleri'nin bilinen ilk zaimi Behram Bey olup onun ismi 1544 tarihli defterde geçmektedir. 14 Nisan 1560 tarihli Özi Kalesi 'nin tamiri için Naldöken Yörükleri'ne yazılan bir hükümde, subaşı olarak Mahmud Bey'in ismi zikredilmektedir. 1577 yılma kadar subaşı olarak Mahmud Bey'in isminin kaydedildiği görülmektedir. 1583 yılında ise subaşı olarak Mustafa Bey'in ismi geçmektedir. 1566 tarihli defterde zaim Mahmud Bey'in, Kanuni Sultan Süleyman'ın Szigetvar Seferi'ne katılıp yararlılık göstermesi sebebiyle 14.910 akçelik bir terakki yapıldığı kaydedilmiştir. Yine 1574'te kale fethinde hizmeti görülen Mahmud Bey'in gelirlerinin artırıldığı görülmüştür. 1585 tarihli defterde ise zaim Mustafa'ya terakki yapılması için Filibe Kadısı Ali, Zağra-ı Atik Kadısı Hüsam ve Cisr-i Mustafa Paşa Kadısı Mustafa Efendi'lerin Dersaadet'e arzda bulundukları, bunun üzerine de zaim Mustafa'ya 2.500 akçe terakki yapıldığı kaydedilmiştir. Elde edilen bu bilgilere göre Naldöken Yörükleri'nin tüm görevlileri aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.



Tabloda görüldüğü gibi nefer sayısı olarak 1544'te 5.240 kişi olan Naldöken Yörükleri, 1566'da % 30 artışla 6.731'e, 1574'te % 42 artışla.427. 1585(2)'de % 79 artarak 9.394'e, 1597'de % 61 artarak 8.435, 1602'de % 60 artarak 9306'ya yükselmiş 1609'da ise ilk tahrire göre % 50 azalarak 2.666 ya 1675'te ise çok büyük ölçüde azalarak 138 nefere düşmüştür. Buna göre Naldöken Yörükleri'nin tahmini olarak toplam nüfusu 1544'te 26.200 iken 1585'te 47.000'e yükselmiş 1602'de küçük bir düşüş olmasına rağmen 1609'da büyük bir azalma kaydederek 13.300'e kadar gerilemiştir. XVII. yüzyılın ortalarına doğru 11.135 kişi olarak kaydedilen Naldöken Yörükleri, yüzyılın son çeyreğinde ise tamamen önemini kaybederek yaklaşık 700 kişi kadar kalmışlardır.

Ayn Ali'de Naldöken Yörükleri subaşısının 52.500 akçe zeamet tasarruf ettiği kaydedilmektedir. Ayn Ali Efendi'nin vermiş olduğu bu rakam 1585-1597 yılları arasında zaim olan Mustafa Bey'in tasarruf ettiği miktarın aynısıdır. Yine Ayn Ali Efendi Naldöken Yörükleri'nin 1609 tarihinde 314 ocak olduklarını belirtmektedir. Fakat XVI. ve XVII. yüzyıla ait 9 adet Tahrir Defteri'nin hiç birisinde Naldöken Yörükleri'nin 314 ocak oldukları kayıtlı değildir. Keza en kalabalık oldukları 1585-1597 döneminde 243 ocağa yükselmişlerdir.

Sofyalı Ali Çavuş Kanunnâmesi'nde de Naldöken Yörükleri'nin ocak sayısı 314 zaimin geliri de 52.500 akçe olarak Ayn Ali'deki gibi kaydedilmiştir. Evliya Çelebi ise Naldöken Yörükleri'nin Rum-ili eyaletindeki sekiz Yörük grubundan birisi olduğunu belirtmektedir.
Logged


Ant etkenmeñ , söz bergenmeñ bilmek içün ölmege
Bilip körüp milletimniñ közyaşını silmege
Bilmey , körmey biñ yaşasam qurultaylı han bolsam
Yine bır kün mezarcılar kelir meni kömmege
 

Noman Çelebi Cihan
AlperenKIRIM
Qırımtatar
Global Moderator
Onursal Üye
******

Popülarite: 136
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 4.102



« Yanıtla #8 : Haziran 07, 2009, 15:45:11 »

Tanrıdağı (Karagöz) Yörükleri

Rumeli'deki Yörük grupları içerisinde nefer sayısı bakımından en fazla olan Tanrıdağı Yörükleri'dir. Tanrıdağı isminin yazılışı ve okunuşu üzerinde bazı görüşler ileri sürülmüştür. Ahmed Refik, Tekir Dağı, Tengri Dağı, Tengiri Dağı gibi muhtelif şekillerde zikretmiştir. Kaynaklardan anlaşıldığına göre Tekri Dağı ile Tekfur Dağı aynı yeri ifade etmekte olup, bugünkü Tekirdağı'nı işaret etmektedir. Tekfur Dağı isminin gerek Âşıkpaşa-zâde gerekse Müneccimbaşıda hemen hemen aynı şekilde kaydedildiği görülmektedir.

Tekfur Dağı isminin bu Yörük grubunun adlandırılmasında ne dereceye kadar rol oynadığını bilmek ehemmiyet arz etmektedir. Kelimenin Osmanlıca harflerle yazılış şekline bakıldığında, Tanrıdağı'nın Tekfurdağı şeklinde okunmasının mümkün olmadığı görülmektedir. Tanrıdağı Yörükleri'nin yerleştikleri yerler de göz önüne alındığında, Tekirdağı havalisinde çok az miktarda bulundukları görülür. Dolayısıyla da Tekirdağı ve havalisinin bu Yörük gruplarına ismini verdiğini söylemek hemen hemen imkansızdır.

Tanrıdağı Yörükleri'nin en yoğun oldukları yerler ise, Gümülcine, Rusçuk, Tırnova, Razgrat ve Niğbolu gibi kuzey Bulgaristan, Batı Trakya'da Kavala, Drama ve Demirhisar ile Yenice-i Karasu ve havalisidir 78 . Göçebe Türkmenlerin yerleştikleri yerlere, önceki vatanlarındaki dağ, nehir, göl adlanın verdikleri bilinmektedir. Buradan hareketle göçleri sırasında birçok yerlere buna benzer isimleri vermişlerdir. Nitekim Anadolu'da muhtelif yerlerde Tanrıdağı, Allahdağı ve Allahü Ekber Dağı vardır. Bir kısım Yörüklerin Rumeli'ye geçişlerinde Gümülcine havalisinde bir dağa Tanrıdağı ismini verdikleri, sonradan bizzat kendilerinin buna göre isim aldıkları çok daha kuvvetli bir ihtimaldir. Nitekim Evliya Çelebi, Ferecik'in batısında Tanrı-birdi Dağı'nın olduğunu kaydetmiştir. Bahsedilen bu dağ, bugünkü Rodop Dağları'nın yüksek bir tepesidir. Dimetoka civarında Tanrıdağı isminde bir yerin olduğu yine Gökbilgin'in kayıtlarından anlaşılmaktadır. Karagöz ismi ise sonradan rastlanılan bir isim olup muhtemelen bu Yörük grubun ileri gelen bir şahsiyetin ismine izafeten bu adı almıştır. Gökbilgin, Tanrıdağı Yörükleri'nın Karagöz ismini almalarını sadece 1641 tarihli bir ves...ada olduğunu belirtmektedir. Ancak yaptığımız incelemede, 631 numaralı ve 1591 tarihli defterde ilk defa "Kanunnâme-i Yörükân-ı .Tanrıdağı nâm-ı diğer Karagöz" kaydına rastlanmıştır. Nitekim 1641 ve 1669 tarihli defterlerde de Tanrıdağı nâm-ı diğer Karagöz diye kaydedilmişlerdir.

Tanrıdağı / Karagöz Yörükleri'ne ait 1544, 1584, 1591, 1641, 1669, 1675 ve bir de muhtemelen 1675 tarihli defterin bir kısmı olması gereken tarihsiz bir defter olmak üzere 7 adet defter tespit edilmiştir. Gökbilgin bu defterlerden 1543, 1584, 1586, 1591 ve 1642 tarihli defterleri çeşitli açılardan değerlendirmiştir. Bunlardan başka yine Maliyeden Müdevver Defterleri arasında 1098 ve 1100 tarihli iki defter daha vardır. Bu tahrirlere göre Tanrıdağı / Karagöz Yörükleri'nin ocak sayıları şu şekildedir:





Tabloda görüldüğü gibi Tanrıdağı Yörükleri'nin en fazla olduğu dönem 1586 ve 1592 tarihidir. XVII.yüzyılda ise Yörük nüfusunda büyük bir düşüş kaydedilmiştir.

Tanrıdağı Yörükleri, 1559 tarihli Özi Kalesi'nin tamiri, 1568'de, ve yine 1572 tarihli olup Narde Kalesi'nin muhafazası ile ilgili bir başka hükümde, 323 ocak olarak gösterilmişlerdir. Tanrıdağı Yörükleri nin Bac

madenine hizmet için gönderilmeleri ile ilgili olarak yazılan bir hüküm ile 992 / 1583 tarihli başka bir hükümde ise ocak sayısı 419 olarak kaydedilmiştir.

XVII. yüzyıla ait kaynaklardan Ayn Ali'de Tanrıdağı Yörükleri'nin ocak sayısı 323 olarak gösterilmektedir. 1591'de 426 ocak olduklarına göre 18 yıl sonra yani 1609'da 323 ocak kaldıkları tahmin edilebilir. Sofyalı Ali Çavuş'ta ise, ocak sayısı 320 olarak kaydedilmiştir. Evliya Çelebi Seyahatnâmesi'nde Tekfurdağı Yörükleri adı altında kaydedilmişlerdir.

Zaimleri: Tanrıdağı / Karagöz Yörükleri'nin eldeki mevcut bilgilere göre, 5 adet zaiminin ismi kayıtlıdır. Bu zaimler 1544'te Mahmud b. Küre Kemal, 1575'da Mustafa Bey, 1579'da önce Veli Bey sonra da Murad Bey, 1583'de Sinan Bey ve 1591'de Mustafa b. Hüseyin Bey'dir. Ayn Ali'de zaimin tasarruf ettiği zeamet miktarı 33.494 akçe Sofyalı Ali Çavuş'ta ise 60.000 akçe olarak kaydedilmiştir.

Tanrıdağı / Karagöz Yörükleri'nin bütün görevlileri ile eşkinci ve yamak sayılan ise şu şekildedir:


Tablodan da anlaşılacağı üzere kaydedildikleri 1544 tarihinde 8.697 nefer iken 47 yıl sonra 1591'de % 100 artarak 16.877 nefere yükselmişlerdir. Fakat bu artışa rağmen Tanrıdağı Yörükleri'nin XVII. yüzyılda önemli ölçüde nüfus kaybettikleri, hatta 1.050 nefere kadar düştükleri görülmüştür.

Tanrıdağı Yörükleri tahmini nüfus olarak 1544'te 43.000 kişi iken 1591'de 84.000 kişiye ulaşmış 1675'te ise 12.000'e kadar gerilemiştir.
Logged


Ant etkenmeñ , söz bergenmeñ bilmek içün ölmege
Bilip körüp milletimniñ közyaşını silmege
Bilmey , körmey biñ yaşasam qurultaylı han bolsam
Yine bır kün mezarcılar kelir meni kömmege
 

Noman Çelebi Cihan
AlperenKIRIM
Qırımtatar
Global Moderator
Onursal Üye
******

Popülarite: 136
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 4.102



« Yanıtla #9 : Haziran 07, 2009, 16:29:42 »

Selanik Yörükleri

Rumeli'de Yörüklerin en yoğun olduğu yer, Selanik ve havalisi idi. Fethedildiğinden itibaren Makedonya ve Teselya'nın göçebe hayat tarzına müsait yaylak ve kışlaklarına göçen Yörük kabileleri, daha XVI. asrın birinci yarısında bile, diğer mıntıkalarda bulunanlardan daha kalabalık bir kitle teşkil ediyorlar, büyük bir merkez şehrine izafetle bir teşkilâta bağlandıktan sonra da bütün Yörük grupları içinde en önemlisi sayılıyorlardı. Selanik Yörükleri, daha ziyade Makedonya'nın güneyi ile Yunanistan'da yoğun olarak yerleşmişlerdir.

Gökbilgin, Selanik Yörükleri'ne ait olarak 225 numaralı ve 1543 tarihli tek bir defterin olduğunu belirtmektedir. Gökbilgin'in bahsetmiş olduğu ve emin Halil b. Mahmud ile kâtip Ahmed b. İsa tarafından hazırlanan bu defter, evâsıt-ı Zi'l-hicce 950 / 5-15 Mart 1544 tarihini taşımaktadır. Gerçekten de bu defterden başka, Selanik Yörükleri'ne ait kapsamlı bir deftere rastlanmamıştır. Ancak 981 / 1573 tarihli bir hükümde; "Rumeli Beylerbeyine hüküm ki, divân-ı hümâyûnum kâtiblerinden Hamza'ya bundan akdem Çirmen Sancağı müsellemlerinin ve Selanik Yörükleri'nin tahriri olunub müşarün ileyh ferman-ı şerifim üzere taifeyi tahrir idüb itmama irişdirüb defterlerin südde-i saadetime getürüb..." şeklinde bir kayıt vardır. Bu hükümden Selanik Yörükleri'nin 1573'te yeniden tahrir edildiği anlaşılmakla beraber, bu tahrir kayıtları mevcut değildir. 7 Muharrem 1086 / 3 Nisan 1675 tarihini taşıyan bir defterinde Selanik Yörükleri'nin yerleşim birimleri ve ocak sayılan tespit edilmişti.

 
Selanik Yörükleri'nin 131 yıllık bir dönemdeki durumları şu şekildedir.





Tabloda dikkat çeken bazı hususlar vardır. Örneğin 1544 tarihli defterin fihristinde Selanik Yörükleri 500 ocak olarak kaydedilmiştir. Ancak yapılan incelemede 492 ocak olduğu tespit edilmiştir.

Selanik Yörükleri'nin su yolu hizmetine gitmeleri ile ilgili olarak yazılan 1560 tarihli bir hükümde, 552 ocak, 1576'da 592 ve 595 ocak, 1584'de ise 596 ocak olarak kaydedildikleri Mühimme Defterlerinde bulunan hükümlerden anlaşılmaktadır. Bu arada yine mühimme kayıtları arasında Selanik Yörükleri'nin ocak sayısı hakkındaki bir kaydı içeren dikkate değer bir hüküm bulunmaktadır. Buna göre; "Selanik Yörükleri subaşısına hüküm. Yörüklerden bir kısmı fevt ve nâbedid olmağla yeniden tahriri ricasında bulunmasına binaen kendisine tabi' yetmiş beş ocağın mürdesini çıkarub onlardan gayrisine müdahale eylememesi.." şeklinde yer alan kayıttan, Selanik Yörükleri'nin eşkinci ve yamaklarının önemli bir kısmını kaybettiği ve subaşıya tabi olarak sadece 75 ocağın kaldığı anlaşılmaktadır. Buna göre 1584'de 75 ocağa kadar gerilemesine rağmen 1675'te 162 ocağa kadar sayıları yeniden artmıştır. Bir diğer dikkat çekici husus ise, 1544'te 31 ayrı yerleşim biriminde görülen Selanik Yörükleri'nin 1675'te bunlardan sadece ikisinde görülmesidir. Buradan da Selanik Yörükleri'nin 131 yıl sonraki bir dönemde, daha önce yaşadıkları yerleri terk edip yeni yerlere yerleştikleri anlaşılmaktadır.

1544 tarihli defterde Selanik Yörükleri'nin en yoğun oldukları yerler; Yenişehir, Çatalca ve Avret Hisarı'dır. Bu üç yerleşim biriminde Selanik Yörükleri'nin hemen hemen yarısı yaşamaktadır. Bununla birlikte bu defterde rastlanılan "Hasha-i Cevânib-i Nehr-i Tuna der liva-i Niğbolu ve Silistre ve Kazâ-i Şumnu an Yörükân Selanik" tabiri, Selanik Yörükleri'nin bu mıntıkalara doğru kaydıklarını ve Tuna Nehri civarına yerleştikleri düşüncesini ortaya çıkarmaktadır.

Zaimler: 1544'te Selanik Yörükleri zaimi Ahmed b. Abdülmennan Bey'dir. Selanik Yörükleri'nin su yolu hizmetine katılmaları ile ilgili olup 29 Şubat 1560 ve 31 Mayıs 1565 tarihli iki kayıtta subaşı olarak Hüsrev Bey'in ismi geçmektedir. 1570 tarihinde sabık Selanik Yörükleri subaşısı olarak Süleyman Bey'in ismi zikredilmektedir. Yine 1573 ve 1576 tarihli olup Selanik Yörükleri'nin Ayamavra ve Selanik kalelerinin tamiri ile, Anavarin'de bir kale inşasını ihtiva eden iki ayrı hükümde, subaşı olarak Ferhad Bey'in ismi geçmektedir. 1579 tarihinde ise subaşı olarak Mahmud Bey'in ismi kayıtlıdır. Bunların tasarruf ettikleri zeamet miktarı ile ilgili bir kayıt tespit edilememiştir.

 
Selanik Yörükleri'nin görevlileri ve nefer sayısı şu şekilde gösterilebilir:



Buna göre 1544'te tahmini olarak 64.000 kişi olarak tespit edilen Selanik Yörükleri'nin nüfusu, 1675'te 1.625 kişiye gerilemiştir.

1609 tarihli Ayn Ali Risalesi'ne göre Selanik Yörükleri'nin ocak sayısı 401 olup zaimin tasarruf ettiği zeamet miktarı 61.397 akçedir. Sofyalı Ali Çavuş Kanunnâmesi'nde ise, Selanik Yörükleri'nin ocak sayısı 400, zaimin geliri de yine 61.397 akçe olarak kaydedilmiştir. Evliya Çelebi de Rumeli'deki sekiz Yörük grubu içerisinde Selanik Yörüklerini de zikretmiştir.


Logged


Ant etkenmeñ , söz bergenmeñ bilmek içün ölmege
Bilip körüp milletimniñ közyaşını silmege
Bilmey , körmey biñ yaşasam qurultaylı han bolsam
Yine bır kün mezarcılar kelir meni kömmege
 

Noman Çelebi Cihan
Sayfa: [1] 2 3 ... 6
Balkanlar.Net  |  Balkan Dünyası  |  Tarih  |  Konu: Osmanlı Döneminde Balkanlara Yapılan Türk İskanları - "Bilimsel Araştırmalar" « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer:  



    MKPortal C1.2.1 ©2003-2008 mkportal.it
    Bu safya 0.0306 saniyede 22 sorguyla oluşturuldu

    Emlak ilanları, araba ilanı ver Blog