Ana Sayfa Ana Sayfa  Forum Forum  Balkanlar TV Balkanlar TV  Tarihte Bugün Tarihte Bugün  Haberler Haberler  Makaleler Makaleler
Son mesaj - Gönderen: Taran Kedi - Cuma, 06 Nisan 2012 15:50
Balkan Türklerinin Buluşma Noktasına Hoş Geldiniz.
Balkanlar.Net
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Eylül 25, 2017, 23:33:05
151.700 Mesaj 8.683 Konu Gönderen: 8.295 Üye
Son üye: figenbakay
Balkanlar.Net  |  Balkan Dünyası  |  Pomaklar , Goralılar , Torbeşler  |  Konu: ZAVALLI POMAKLAR 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1]
Gönderen Konu: ZAVALLI POMAKLAR  (Okunma Sayısı 3675 defa)
aydinhoca
Kıdemli Üye
****

Popülarite: 29
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 318


« : Ekim 08, 2009, 12:10:07 »

(Balkan Harbi sonrasında merkezi İstanbul’da bulunan Rumeli Muhacirin-i İslâmiye Cemiyeti 1913 de “Zavallı Pomaklar” ismiyle yayınladığı bir risalenin yeni yazıya çevirisidir.)

Rumeli Muhacirin-i İslâmiye Cemiyeti Neşriyatı’ndan
ZAVALLI POMAKLAR
 “Bilenler bilmeyenlere öğretsinler”.  Hoca-ı şehir Nasıreddin Efendi’nin mesel-i marufunca bir vakitler tebamız iken  şimdi komşumuz bulunan canavar Bulgar milletini bilmeyenler artık kalmış ise onlara az bilenlere de tamamen ve layıkıyla öğretmek -yakinen Bulgarları bildiğimiz ve tanıdığımız için- üzerimize adeta farz olmuştur.
Evet, 20. asır medeniyetinde Avrupa’nın göbeğinde en iyi mevki işgal eden, fakat medeniyet ve insaniyeti için bir sin teşkil eyleyen, alem-i hrıstiyaniyetin ar ve hicabsız evladlarından bulunan, başlıca düşman-ı canı, kalbimiz atıp ve dilimiz kesiline kadar bu barbar, vahşi, hunhuvar milleti iyiden iyiye tanımaklığımız hepimiz için lazım, hatta elzemdir.
Tarihte Bulgar Kavmi hakkında rivayet-i muhtelife mevcuddur. Ancak Osmanlıların Balkan Yarımadası’nı işgal ve feth etmelerinden sonra “Volga” taraflarından göçebe halinde Tuna’yı geçerek Balkan Yarımadası’ndan teksir eyledikleri ve bir de yarım yamalak Bulgar Krallığı teşkil eyledikleri muhakkaktır. Az zaman devam eden iş bu Bulgar Krallığı fesad-i ahlâk neticesi olarak bir takım derebeylikler haline döndüğü sırada şemşir-i cehadet-i Osmaniye, Gelibolu’dan Rumeli’ye geçen Osmanlı bahadırları sayesinde Balkan Yarımadası’nın hemen her tarafında gücünü göstermeye, parlamaya başlamıştı.
Her tarafta adalet dağıttıkları için ellerine geçen arazi ahalisi Osmanlıları can ve gönülden kemali arzu ve istekle karşılaşıyor, Osmanlı bayrağı altında o ana kadar bulamadıkları huzur ve rahata nail oldukları için kendilerini pek mesud ve bahtiyar sayıyorlardı.
İşte bunun için müstakilen yaşamayacaklarını yakinen anlayan müteferrik Bulgar derebeyleri de başta Şişman Yuvan olduğu halde birer birer mukavemet etmeden Osmanlılara teslim olarak Osmanlı tabiyesini kucakladılar.
Bu suretle Osmanlı tabiyetine giren Bulgarlar 93 Muharebesi’ne kadar asırlarca tabiyet-i Osmaniye’de kalarak her anasır-ı ecnebi gibi onlar da din ve milletlerini şeriat-ı İslâmiye ve Osmanlı’nın sonsuz hoşgörüsü sayesinde muhafaza ettiler.
Memalik-i Osmaniye’de meskûn anasır-i (Osmanlı topraklarında oturan halklar) hrıstiyaniye zulüm edilmekte olduğundan bahs eden, yaygara koparan kimselerin hareketleri ancak edepsizlik olarak tefsir olunabilir.
Osmanlılar, hakikaten düşmanların dedikleri gibi olmuş olsa idiler, şimdiki halde ne dahilde ve ne hariçte Rum, Bulgar ve Sırp kalmazdı. Ve ek tabi olarak son Balkan Muharebesi de meydana gelmezdi.
Çünkü Osmanlılar en azametli ve şevketli sıralarında bütün ehl-i salib (haçlı) ordularına karşı durduğu zamanlarda istediklerini yapabilirlerdi. Fakat yapmadılar. Zira şeriat, tebaanın güzel suretle idare olunması emr ediyordu ve emr eder. Onlar da buna uygun hareket ettiler. O zamanki siyasilerin telkinleriyle belki de iyi yapmadılar.
Evet, Hıristiyan Halklar kendilerine güzel muamele edildiğinden, milletlerine dokunulmayıp iş ve güçleriyle meşgul olmaları için serbest bırakılarak askere de alınmadıklarından zenginleştiler, çoğaldılar, refah hallerinden ne yapacaklarını şaşırarak yabancı parmağı ile komitecilik yoluna saptılar. Komiteciliklerinde haklı olduklarını Avrupa efkâr-ı umumiyesine tanıtmak için sözde zulüm görmekte olduklarını taraf taraf ve suret-i mahiranede inandırdılar. Bunu da kemal-i maharetle yapmayı başardılar. Böyle hareket eden tebaamızdan hilekârlıkta en mahiri Bulgarlar oldu.
Bulgar milleti çalışkan, muannit, kanaatkâr, becerikli ise de pek vefasız bir millettir. Bulgar ile işi gücü olan bir adam onun dostluğuna asla bel bağlamamalıdır. Bulgar işini, menfaatini temin ettikten sonra babasına bile kavuk sallamaz. Onun için Bulgar ile dostluk etmek mümkün değildir. Hususiyle Türkler Bulgarlar ile dünya baki kaldıkça dost olamazlar. Çünkü hevn-i akvamından oldukları da iddia olunan Bulgarlar, Türkler ile kabil değil geçinemezler. Bulgarların nazarlarında “düşman” kelimesinin medlulu (anlamı) “Türk”tür. Onlar Türk’ten başka düşman tanımazlar.
Türk’ten gayri kimseler onlara düşmanlık eseler bile, onları hakiki değil arzi ve muvakkat düşman ad ederler.
Türkler ise onların kadim ve ebedî düşmanı sayılırlar. Endaht talimleri (atış çalışmaları) esnasında hedef teşkil eden nişan tahtası üzerine Türk kıyafetinde insan resmi tersim ederler. Mekteplerinde tedris olunan kıraat kitapları, işâr mecmuaları Türk mezalimi ile melamel dolu bulunur. Kitabet derslerinde muallim ve muallimelerin talebe ve talebiyete verdikleri vazife-i tahririye mevzuatını daima Türk mezalimi, hunharlığı teşkil eder. Bulgarların, tahkir olarak Türklere karşı kullandıkları en hafif sıfatlar şunlardır: Çingene, miskin, gacal, çetek, vahşi manasına gelen kelimeler.
Bulgarlar tam manası ile kabil-i telif değildir. Mesela: İşte Eski Zağra meselesi! Üzerayı harbe (harp esirlerine) her yerde insan muamelesi edilmekte olduğu halde Bulgarlar binlerle üseramızı Eski Zağra’da, kasaba içerisinde kurşuna dizdiler. Birçoklarını da ötede beride aç tutmak vesaire suretiyle telef ettiler.
Bulgarlar okudukça, ilm ve marifetde ilerledikçe kuduz ve canavar olurlar. Bu pek mücerreb (tecrübe olunmuş) bir keyfiyettir. Bugün en alim bir Bulgar ile görüşünüz: Söz Türk ile Bulgarlığa intikal eder etmez, bakınız konuştuğunuz o Bulgar bir tavr-ı mahsus takınarak size karşı Türklük ve Müslümanlık hakkında ne gibi yalanlar ve isnadlarda bulunacak...
Velhasıl Bulgarlar-Türkler ile badema hoş geçineceğiz, çünkü Türkiye’de Bulgar kalmamış olduğundan ihtilafa sebep olacak ortada mani yoktur deseler bile asla inanamayız – zebunkeş, fırsat gözetir, caymaz bir millettir. Rumeli’de, esnayı harbde, birçok İslâm aileleri senelerce besledikleri Bulgar hizmetkâr ve yarıcıları tarafından katl olunmuştur.
İşte bu millet son Balkan Harbi’nde tali harbin tarafına tevcih ettiğini görünce cihanı feth etmiş zan ederek kabına sığamaz oldu ve tabiatında olan bütün canavarlıkları ortaya koydu.
Bulgarlar ilk önce tekalif-i harbiye diyerek tabiye-i asliyesinden olan ahali-i İslâmiyenin elinden varını yoğunu – kadınların ziynet ve elmaslarına varıncaya kadar – her şeyini aldıktan sonra istila eyledikleri yerlerde büyük küçük, kadın erkek demeyerek binlerce dindaşlarımızı kılıçtan geçirdi ve onu müteakiben miktarı 150.000’i aşan Pomak dindaşlarımız engizisyon mezalimlerini gölgede bırakacak bir takım zulüm ve işkenceler yapılarak zorla Hıristiyan edildi ki, hâlâ Hıristiyan bulunan Pomak dindaşlarımızın yegâne kabahati Bulgarca konuşabilmeleri idi.
Demek ki Bulgar Milleti’nin indinde fazla lisan bilmek adeta bir cinayet yahud her Bulgarca bilenin Bulgar olması, diğer tabirle Hıristiyan olması gerekiyor. Mantık olsa olsa bu kadar olabilir. Bahane bulmak için Bulgar mantığı belki de bunu icab ediyor.
Cebren ve kahren Hıristiyan edilen Pomak dindaşlarımız, Ropçuz, Istanmaka, Aydos, Postere, Razlık, Devrakop, Usturumca, Cuma-i bala ve Ahi Çelebi kazalarında, çoğunlukla, diğer kazalarda dağınık bir surette bulunmaktadır.
Bu zavallıların duçar oldukları felaketleri tamamen ve tafsilatlı yazmak için ciltler dolusu kitap yazmak gerekeceğinden uğradıkları mezalimden velev ki bir nebze olsun ahalimize malumat verebilmek için aşağıda bazı olayları büyük üzüntü ile sayfalara aktarıyoruz:
5 Mayıs 1911 tarihinde Filibe Sancağı’na bağlı Perustise Köyü muhtarı Angel Manof, asker Yuvan Karnicof, aynı köyde çavuş Zaletof, Demircik Köyü papazı Gorgi, Perusise papazı Stoyan, Derce Köyü muhtarı Aralan Karıncof ve civardaki köylerden daha yüz kişi kadar şahıs sırf İslâm Ahali’nin oturduğu eski Bulgaristan’ın Rumeli-i Şarkî dahil Filibe Sancağı’na bağlı Ropcoz Kazası dahilinde “Çoryan” Köyü’ne giderler. Orda bunlara köy kâtibi Espas ve köyün muhafazası hususunda Filibe Kumandanlığı tarafından gönderilen askerler dahi katılarak, aralarında görüştükten sonra bunlardan bir kısmı muhasara eder, diğer kısmı da köye girerek İslâm evleri üzerine hücum ederler. Kapıları baltalar ile kırarlar, zorla evlerin içlerine girerler. Erkek, kadın, çocuk ayrımı yapmadan bütün herkesi vahşetle dövmeye başlayarak evlerinden dışarı çıkarırlar. Köyü sarmış olanlar da köy içine girerler, diğerleriyle birleşerek birlikte İslâm ahalisinin Hıristiyanlığı kabulünü teklif ederler.
Fakat köy ahalisi bu canavarların kabul olunmayacak tekliflerini ciddiyet ve azimle reddederler. O vakit oradaki caniler ahaliyi daha gaddarane bir surette döverler ve ahaliye zorla Hıristiyanlığı kendi arzularıyla kabul ettiklerine dair bir kâğıt imzalatırlar. Erkeklerin feslerini, kadınların ferace ve başörtülerini kılıç ve süngülerle parçalarlar:
“Artık Hıristiyansınız, şapka giyeceksiniz. Kadın ve kızlarınız bundan böyle örtünmesiz gezecektir. Veya ayin-i Muhammedi üzere ibadet ettiğiniz görülecek olursa idam cezasıyla cezalandırılacaksınız.” derler.
Bundan sonra camii şerifin minaresini kısmen ve minberini tamamen yıktılar. Cami, kilise yapılıp içini haçlar ve resimlerle doldurdular. Minarenin üstüne çan ile haç taktılar. İslâm ahaliyi köyden adeta sürüler gibi cebri surette kilise yapılan camiye doldurdular.
Burada yukarıda isimleri yazılı papazlar İslâm Ahali’ye zorla yanlarında taşıdıkları haçı öptürdüler. Senin ismin şöyledir, falanın ismi böyledir diyerek onlara Hıristiyan isimleri verdiler ve vahşetle bütün köy ahalisini Hıristiyan ettiler.
Aynı köy halkından Bakkal Hasan zevcesi Saliha, Şaban Hüseyin zevcesi Hasibe, İsmail zevcesi Fatıma, Kula İsmail, Hacı İsmailzade Yakub, Uzun İsmail, İsmail Gargat Osman, Seyid oğlu Hüseyin, Kutuman oğlu Kulaç Hüseyin, Kul Ahmet, Mısırlı Ali, Hacı oğlu İsmail, Ali Bayram, Hacı Mustafa ve zevcesi Fatıma, Karaman Hüseyin zevcesi Fatıma, Arif zevcesi Hamide, Kerim Ömer zevcesi Nesibe, İsmail zevcesi Fatıma ölüm derecesine gelinceye kadar dövülmüşlerdir. Mustafa bin İsmail ise atılan dayağın tesirine dayanamayarak karısını, iki oğlunu, bir kızını katl ederek intihar etmiştir.
Filibe Sancağı köylerinden Salfist ve Çukurköy ve Gündüzköy Vukuatı:
9 Şubat 1913 tarihinde Sir ve Kalika köylerinde Zabıta Muavini Angelif ve aynı köy redif askerlerinden Kulyu Kumpanyacef, Andon Arnovudof, Maluva Köyü muhtarı Kostadin Damyanof, Angel Garvuyef, Rahip Gorgi Hristo, Rahib Vasil Zagurvuski, Başkâtip Vlasur Vesenof, Pavelisku Köyü’nden Atanas Gastiyef ve Vestinerof, Rahib Pindef, Funya Köyü muhtarı Hristo Brunculof, redif askerlerinden Aspas Gazeniski, aynı köy papazı Pupayuvan, Lilkuva Köyü’nden Dulen ve Paşmaklı Kumandanlığı idaresinde bulunan redif askerlerinden yirmi kadarı yukarıda adı geçen İslâm köyüne gidip ahalisine din-i Nasara’nın (Hıristiyanlığın) kabulünü teklif ederler.
Köyden hiç biri kendi arzusu ile teklifi kabul etmeyip reddederler. Bunun üzerine ismi geçen şahıslar erkek, kadın, çocuk ayırımı yapmadan bütün İslâm Ahalisi’ni envayi işkence, tazyik ve tehdide başlarlar. Ahali üzerine ateş ederler, erkek ve çocukların feslerini atarlar, kadın ve kızların ferace ve yaşmaklarını yırtarlar, cami ve sair mahallerde bulunan Kur’an-ı Kerim ve diğer kitapları yakarlar, çizmelerle çiğnerler. Sonra caminin minaresinin üstünü yıkıp yerine çan takarlar, bu camiyi kiliseye çeviriler, içini haç ve resimlerle doldururlar. Ahali-i İslâmı zorla kiliseye çevrilmiş camiye sokarlar, onları ayin-i Hıristiyaniye üzere Hıristiyan yapmaya başlarlar. Yukarıda isimleri yazılı papazlar herkesi tek tek Hıristiyan yapar ve onlara yanlarındaki haçı zorla öptürürler. Öpmekten kaçınanları şiddetle döverler. Kadın ve kızların başlarından bir miktar saç kesilir, bunlarla ahalinin üzerine Hıristiyanlarca mukaddes sayılan su serpilir.
Daha sonra bu reziller yüksek sesle Hazreti Muhammed’e tükürmeye başlarlar. İslâmları da tükürmeğe mecbur ederler. İslâm’dan vazgeçtiklerini dayak kuvvetiyle itiraf ettirirler. Vefat eden İslâmları zorla Hıristiyan ayini ile kabirlerine defn ederler.
Bu vahşetin şiddet-i tesirinden meydana gelen üzüntü ile İslâmlar kadın ve çocuklarıyla gece vakti dağ ve yarlardan kaçarlar. Orada kış mevsiminin en şiddetli zamanında orman ve mağaralar içlerinde ve taş altlarında aylarca aç bîlaç pek perişan bir halde vakit geçirirler.
Safteşte Köyü sakinlerinden İsmail bin Latif ve zevcesi Nesibe, validesi Nefise, Şefin bin Hüseyin Çavuş, Gündüz Köyü’nden İbrahim bin Hüseyin ve Çepelli Köyü’nden Dramalı oğlu Mehmet kendilerini asarak intihar etmişlerdir.
Filibe Sancağı Pestre kazasına tabi Çepne Havzası dahilindeki köylerde meydana gelen mezalim:
Bane Köyü vukuatı:
18 Mayıs 1913 tarihinde Aleko (Ali) kerimeleri Ayşe ve Emetullah ve Belu baş kerimesi Urguş nam İslâm kadınlarını, köyde oturan askerlerden Angel Tumof, Nokola Yuvamof, Dragon Ahilof ve Vasil Redof isimli rezil şahıslar zorla evlerinden çıkararak, köy kançılaryasına götürürler. Orada zavallıları köy papazı Vasil ve komitecilerden Kulu, Dragon ve Georgi namındaki kişinin muvacehesinde caniyane ve vahşiyane dövüldükten sonra papazın emriyle tehdid altına alınırlar.
Yine aynı tarihte aynı köy ahalisinden Stogan Yorukof adındaki kişi otuz kadar komitacı ile birlikte İslâm kadınlarının yıkandığı bir kaplıcaya girerek, onlar üzerine kılıçlarla yürürler. Biçare kadınlar elbiselerini kaplıca içinde bırakıp oradan kaçarken çırılçıplak gül hal ile köye, evlerine gelirler.
10 Nisan 1913 tarihinde Çepne havzasındaki Kemaniye Köyü’nden jandarma çavuşu Buncuvisuf adındaki şahıs yukarıda adı geçen Bane Köyü’nden Said kızı Reşide ve Monla  Hasan kızı Emetullah’a yolda rast gelerek üzerlerine gelip hücum eder, kılıçla onların ferace ve başörtülerini parçalayarak terbiyesizce: “Yavrularım saklanmayın. İşte ben sizin yüzünüzü açtım. Durunuz bakalım hanginiz daha güzelsiniz...” diyerek onlara daha kötü muamele etmeye kalkışır.
Aynı şekilde 3 Eylül 1913 tarihinde Bene kazası Hıristiyanlarından Bozacı Hristo, köy jandarması Yordan, Kulisine Onof, Yuvan Istef, Todor Sime Onof, Spasi Garnicerof, Krisko Yuvanof, Filib Daniyelof, katip Kristo Garnicerof, muhtar Atanas Savof adındaki şahısların teşvikiyle tarlalarından dönmekte olan köy sakinlerinden Salih kızı Rabiş, Suni kızı Meryem, Mehmet kızı Saliha, İsmail Malcu kızı Meryem, Molla Hüseyin kızı Nesibe, İsmail kızı Rabiş, Mustafa Dermen kızı Methiye, gelinleri Fatma ve Aişe namındaki İslâm kadınlarının köy kenarında üzerlerine hücum ederek örtülü bulunduklarını bahane ederek, onları bayıltıncaya kadar dövdüler. Ferace, çarşaf, başörtülerini yırttılar. Bununla da kifayet etmeyerek süngü ve kamalarla biçarelerin elbiselerini yırtarak çıkarıp çırılçıplak bıraktılar. Bundan sonra da onlara edepsizce el hareketlerinde, tecavüzlerde bulundular.
Gene aynı şahıslar köyde İslâm evlerine zorla girerek; Pare oğlu Ahmet, Mustafa oğlu Aliş, Rapkin oğlu Recep, Zaru oğlu Salih, Numbe oğlu Salih, Sergi oğlu İbrahim, Menu oğlu Ali, Merdan oğlu Ali, Menu oğlu Mehmet, Karaca oğlu İbrahim, Beru oğlu Hasan, Ali oğlu Yusuf, Mino oğlu Emin, Mino oğlu Monla Hasan, Bakkal oğlu Mehmet, Kara Hafız Efendi, Kirto oğlu Abdi, Kirto oğlu Ali, Finu oğlu İsmail, Mancu oğlu Mehmetali, Kego oğlu Mehmet, Ilıcalı Yusuf, Bekir oğlu Ali, oğulları Hasan ve Ahmet, Balcı oğlu Aliş, Divak oğlu Ahmet, Arif oğlu Ali, Hafız Nalbantof, Aliş Kalenof, Alko oğlu Seyfi, Alko oğlu İsmail, Hüseyin Memişof, Mehmet Pikof, Ahmet Ahmetof, Abdi Memişof, İbiş Paçof, Abdi Reşof, Mehmet Tumof, Mehmet Runof, Hüseyin Bilalof, Hüseyin Başkof, Hüseyin Lelekof, Mehmet Arifkof, Hüseyin Manof, Mehmet Dedekof, İsmail Dedekof, İsmail Dedirof namındaki Müslümanlar pek gaddarane ve vahşiyane suretle dövülerek hepsini baygın halde bıraktılar.
Aynı köy ahalisinden Fatma Anzuva,Ali Monla Aliyef, Mustafa Kandof, Methiye Şişpava, Hasan Deremalof, Saliha Kantova, Kahveci kızı Meryem, Hatice Kertova, Arago kızı Meryem, Mehmet Lulof, Ahmet Divakof, Hüseyin Mukof, Hüseyin Terzof, Bali Karaf namındaki kişiler şiddetli dayaktan vefat etmişlerdir.
İşkence, dayak ve şiddetten sadece Bane köyünden dört ay içinde vefat edenlerin miktarı beş yüzü aşmıştır.
Bulgaristan Pestura ahalisinden olup son günlerde yeniden İslâm dinine dönenler:
Asıl İsmi         Bulgarların verdiği isim
Bekir bin Mehmet       Yuvan
Mehmet bin Salih      Dimitri
Mehmet bin Halil      Dimitri
Hafız Halil         İlya
Fatma            Osinyanka
Hasan            Asin
Emin            Mitiku
Emine            Eliya
Çepne’nin Ortaköy Karyesi Vukuatı:
16 Mayıs 1913 tarihinde bu köyden Kupit kızı Fatma, İbrahim kızı Fatma, Mehmet Ali kızı Ayşe ismindeki İslâm kadınları sokaktan geçerlerken örtülü bulunduklarını gören köy papazı Vasil ile muallimesi Ruze Vahman yüksek bir seda ile orada bulunan askerlere emir eder. Onlar da zavallıları zorla papazın dairesine götürürler. Papaz onlara hitaben haşin bir tavırla: “Biz sizi Hıristiyan ettik. Siz hâlâ bu kalın kafadan vaz geçmeyecek misiniz? Bu ferace ve başörtüleri nedir?” diyerek orada bulunan askerlere emr eder, biçareleri öldüresiye dövdükten sonra ferace ve başörtülerini parçalarlar.
Mehmet Ali kızı Ayşe dayağın şiddetinden hamile bulunduğu çocuğunu düşürür.
Yine aynı askerler, papaz ve muallimenin emriyle köy içindeki İslâm evlerine zorla girerek bundan böyle örtülü görülen kadın ve kızların ve ayin-i Muhammedi üzerine ibadet eden kimselerin idam cezasıyla cezalandırılacaklarını bildirirler.
İcrayı Şakavet Edenler:
1913 yılı ocak ve Şubat aylarında Paşmaklı Köyü’nden Papaz Yuvan Derkof, Rahuva Köyü’nden Papaz Anastas, Dervud Köyü’nden Papaz Stevon, Raykova Köyü’nden Papaz Vasil, Papaz Gavrail ve Papaz Anastas, Çukman Köyü’nden Papaz Çakırof ve ismi meçhul Sofyalı bir papaz ve mahiyetlerinde birkaç yüz komiteci olduğu halde yukarıda yazılan sancak ve kazalar dahilinde bulunan bütün İslâm köylerine hücum ve zavallı Müslüman üzerinde yaptıkları şakavet ve melânet her yerde bilinir.
Bu melun ve reziller girdikleri köylerin İslâm ahalisinin dinlerini değiştirmelerini teklif ederler. Cevap red olduğunda hemen kuduz köpekler gibi Müslümanların üzerlerine saldırırlar, sopa ve tüfek dipçikleriyle döverler, bazılarını kılıç ve süngü ile yaralarlar, bir takımını öldürürler, kadın ve kızların örtülerini, giysilerini yırtarlar ve ırzlarına geçerlerdi.
Ahalisi zorla din değiştirilen köylerin bir kısmının isimleri
Ahi Çelebi Kazası’nda:
Paşmaklı Kazası: Köy kısmen yakıldı, Çakı Adem ismindeki zat öldürüldü.
Raykova Köyü: Bu köyden İncekara oğlu Emin ve Hacı Hafız efendiler ölüm derecesine gelinceye kadar kilisede dövüldüler. Bunlardan Hacı Hafız evine sedye ile taşındı. Bu şahıs sekiz ay hasta yattı.
İyfillah Köyü ve Terin Köyü: Bu köyler kamilen yakıldılar.
Fendicek Köyü: Bu köy de tamamen yakıldı. Ahalisinden Osman kızı Hatice isimli bir kadın silah ile öldürüldü.
Söğütçük: Bu köyde 52 hane yakıldı. Ahalisinden Hasan oğlu Recep, Bayraktar oğlu Hasan, Onbaşı oğlu Hasan, Mutekil oğlu Hasan, Şeyh oğlu Emin, Ali Ağa oğlu Hasan adlı kişiler silah ile öldürüldüler.
Küçük Arda: Bu köyden Haydar Salih’in başı yarılmış, Yakub oğlu Yakub, Ali Hoca oğlu Molla Hasan öldüresiye dövülmüştür. Yakub oğlu Yakub dayağın şiddetinden delirmiştir. Kızının ırz ve namusu heder edilmiştir.
Topuklu Köyü: Köy tamamen yakılmıştır. Ahaliden Boşnak Molla Mehmet oğlu Salih katl edilmiştir.
Büyük ve Küçük Palas Köyü: Köyler tamamen yakılmıştır.
Çangırdere Köyü: Köyden on kişi öldürülmüştür.
Mucurya Köyü: Bu köyde altı kişi katledilmiş, dört kişi ağır yaralanmıştır.
Büyükdere Köyü: Tamamen yakılmıştır.
Küçükdere ve Kukaliç: Herkesin dini değiştirilmiştir.
Yunusdere Köyü: Tamamen yakılmıştır.
İsmilan ve Tekfur Köyleri: Herkesin dini değiştirilmiştir.
Ardabaşı Köyü: Bu köyde kadın, kız ve erkek olarak karşı koyan otuz kişi telef edilmiştir.
Hasan Kuku, Tuzburun, Bukuva (Madeni Cedid), Kirazlı Köyleri’nde herkesin dini değiştirilmiştir.
Karşılı Köyü: Bu köy, tesliminden bir hafta sonra Bulgarlar tarafından muhasara edilerek yakılmıştır. Yanan evlerden kaçmak isteyen erkek, kadın ve çocuklar silah ile telef edilmiştir. Eşraftan Pat oğlu Emin, Made oğlu Mahmut da ölenler arasındadır.
Demircik, Kuzca, Valkan, Paşadik, Gökçebekir, Ketenlik, Mustafcuva, Ayvacık köylerinde herkesin dini değiştirilmiştir.
Darıdere Kazası:
Darıdere, İlyasca, Harmat, Maden Köyleri ve Varya Mahallesi Ahalisi’nin dinleri değiştirilmiştir. Ahaliden yirmi sekiz kişi katledilmiştir. Cami şerifte ve kasaba dâhilinde evlerde bulunan Kur’an-ı Kerim’ler kısmen yakılmış, kısman kilise abdesthanesine atılmıştır.
Alamalar, Sarıyer, Ilıca, Memkuva, Şahin, Güneli, Kepenek, Uzundere, Akpınar’da herhesin dinleri değiştirilmiştir.
Mehmet zevcesi Fatma asılarak idam edilmiştir. Hasan ve Ömer Çavuşlar komiteciler tarafından kesilmeye yatırılmış, Ömer Çavuşun oğlunun oğlu korkudan fücceten ölmüştür.
Kadın ve erkeklerden dövülenlerin had ve hesabı yoktur. Mümin Hoca’nın sakalı traş edilmiştir. Traş ederlerken: “Dur bakalım, Muhammed’i düşürüyoruz.” diyorlarmış.
Maden-i Cedid Karyesi: Bu köyden Saffet oğlu Hafız Şakir öldürülmüştür.
Basılan diğer köyler: Belalı, Uğurlu, Sinikova, Karaoğlan, Sunucak, Elmalıca, Kuşnalar.
Eğridere Kazası’nda: Lesicik, Leskova, Ilıca, Gözlüce, Davudköy, Kirkse deresi, Valcandere, Dulaşıtır, Hambardere, Balkanlıdere, Erikli, Ahranörük.
Gümülcine Kazası: Yeniköy, Karakaş dere, Pindik, Arabacı, Kapanova, Çakalköy, Küçükeyüpdere, Terziyuran.
Razlık Ahalisi’nden Hacı Hüseyin’in evvela gözlerini çıkarmışlar, sonra da kulaklarını, kollarını, omuzlarına kadar kesmişlerdir. Biçare bu hal üzere üç gün hayatta kalmış ise de üçüncü gün kasatura ile yedi yerinden delinerek şehid edilmiştir.
Razlık Kazası’na bağlı Yakurit Köyü’nden Hacı Hatib Durmuş Efendi’nin kulaklarını, dudaklarını ve dilini kesmişlerdir. Zavallı hâlâ hayatta ise de son derece dökülmüş vefat ettiği zannıyla bırakılmış ve bu suretle iki gün vefat edenler arasında yaralı yatmıştır.
Baçovalı Cengu İbrahim Kulakbayırı üzerinde on bir yerinden kasatura ile vurulmak suretiyle öldürülmüştür.
Razlık’a tabi Yakurit Nahiyesi’nden Mehmet kızı Ayşe ismindeki hatun kendisine edilen zulm ve işkenceye tahammül ederek din ve mezhep değiştirmemeğe cidden karar vermiş, ancak iki ciğerparesini Bulgar canavarlarının eline terk etmemek için onları kucağına alarak bir tepeden çocuklarıyla beraber, kendini uçuruma atarak öldürmüştür.
Ahi Çelebi Kazası’nın Söğütçük Köyü papazı ve muhtarı tarafından Sofya Kumandanlığı’na gönderilen bir mektubun suretidir:
“Kumandan Efendi;
Sofya’nın yeni hapishanesinde 939 numaralı odada mevkuf bulunan Edirne topçu onbaşılarından Söğütçük köylü Salih bin Hasan’ı karyesine avdet eylemek üzere serbest bırakınız. Buraya vusulünde hemen Hıristiyan edileceğine  kefilim..”  İmza tarih.
Öğrenildiğine göre 1912-1913 senelerinde gerek yeni, gerek eski Bulgaristan’da bulunan din kardeşlerimizi tenasur ettirmek vazifesiyle mükellef olan ruhban sınıfına mükafat olarak pek çok para verilmiştir. Papazlar işte bu sayede Hıristiyan nüfusu çoğaltmak için engizisyon mezalim ve vahşetini gölgede bırakmışlardır.
HITAME
Ey ihvan-ı din, ey Müslüman...!
Kemal-i teessür ve teessüf ile okuduğunu enzar-ı ibretinizden geçirdiğiniz ve her biri kalplerinizi parçalayacak olan iş bu vaka-i müessefe dindaşlarımız üzerinde harb-i ahir-i mesum (son kötü haber) esnasında ve bilahare düşmanlarımız tarafından icra edilen seniat ve cinayetlerin bir milyarda birini bile anlatılamaz. Buna cidden emin olunuz.
Düvel-i Muazzama’dan (büyük devletlerden) bazılarının eser-i teşvikiyle meydana getirilen son Balkan Muharebesi’nin suret-i zuhurunu elbette hatırınızdan çıkarmadınız ve çıkaramazsınız. İslâm ve Türklükle alakadar olan Ehli Salib seferinden başka bir şey olmayan bu muharebeyi hatırdan çıkaracak bir Türk, bir Müslüman tasavvur tasavvur edilebilir? Bu mümkün değildir.
Balkan müttefiklerine vekaleten Çar Ferdinand’ın Salib namına ilan-ı harb beyannamesi unutulabilir mi?
O, yirminci asır tarihinde en kirli bir sahifesini teşkil eyleyecektir.
Son Balkan Muharebesi vahşet, taassub ve çirkinlik itibariyle Ehli Salib’in meşhur muharebelerinden farklı değildir. Belki de daha çirkindir.
Ahval ve hakikat bu merkezde bulunuyor. Müttefiklerin orduları harp kaidelerini, uluslararası hukuku (hukuk-u beyneldüvel) ayaklar altına alarak çiğner, masum çoluk çocuk, kadın, kız, ihtiyar, malul demeyerek bütün Müslümanlığa karşı ilanı harb eyledikleri için, önüne gelenleri kılıçtan geçirirken, alem-i Hıristiyaniyet, bütün Avrupa, sağır ve dilsiz gibi sükut etti (sustu). Ve bu vahşet ve canavarlıklara karşı hemen hiç bir yerden bir itiraz sesi, bir insani ses duyulmadı.
Çünkü akıtılan kanlar, perişan edilen ırz ve namuslar Müslüman kanı ve namusları idi.
İşte medeniyet!
Zaten Müslümanlarca öteden beri anlaşılmış olan bir hakikat son harp dolayısıyla bir kat daha anlaşıldı.  Bunun için Müslümanlar, cidden yaşamayı, hem de insanca yaşamayı istiyorlarsa da yekdiğerleriyle samimi bir surette birlik ve dayanışma eylemeli ve her an ve dakika vahşi, gaddar, zalim ve İslâm kanı içmekle lezzet alan canavar düşmanlardan karşı intikam almak için de el ele vererek vakit ve zaman gayb etmeyerek hazırlanmalı.
Aynı zamanda her vakitden ziyade ilm ve fünuna itina ederek ilmen ve fennen ve iktisaden terakki etmeğe, yükselmeğe çalışılmalı ve bu suretle dinlerini, namuslarını, vatanlarını velhasıl tam manasıyla mevcudiyetlerini muhafaza etmeli, zira kendine acımayan kimseye acınmaz., Biz aciz Müslümanlar için, son muharebe kadar büyük bir ibret dersi olmaz, olamaz
Logged
Sayfa: [1]
Balkanlar.Net  |  Balkan Dünyası  |  Pomaklar , Goralılar , Torbeşler  |  Konu: ZAVALLI POMAKLAR « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer:  



    MKPortal C1.2.1 ©2003-2008 mkportal.it
    Bu safya 0.04593 saniyede 22 sorguyla oluşturuldu

    Emlak ilanları, araba ilanı ver Blog