Ana Sayfa Ana Sayfa  Forum Forum  Balkanlar TV Balkanlar TV  Tarihte Bugün Tarihte Bugün  Haberler Haberler  Makaleler Makaleler
Son mesaj - Gönderen: Taran Kedi - Cuma, 06 Nisan 2012 15:50
Balkan Türklerinin Buluşma Noktasına Hoş Geldiniz.
Balkanlar.Net
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Eylül 20, 2017, 06:43:30
151.700 Mesaj 8.683 Konu Gönderen: 8.295 Üye
Son üye: figenbakay
Balkanlar.Net  |  Balkan Dünyası  |  Yunanistan  |  Konu: Batı Trakya’dan Göçler ve Göçmenler 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1]
Gönderen Konu: Batı Trakya’dan Göçler ve Göçmenler  (Okunma Sayısı 3317 defa)
aydinhoca
Kıdemli Üye
****

Popülarite: 29
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 318


« : Nisan 27, 2010, 07:41:16 »

Batı Trakya’dan Göçler ve Göçmenler     
     
İsmail Sadık Üstün

Yunanlılarla aramızda Kıbrıs mevzuunda başlayan derin ihtilâf ve mücadelenin üçlü Londra görüşmeleri ve burada vukua gelen 6/7 Eylül hadiseleri gibi biri siyasi öteki içtimai ve fevri iki tezahürü, taraflar arasında yeni bir ihtilaf  yaratmış, bunun neticesi olarak da İstanbul Rumları – Batı Trakya Türkleri gibi milli ve içtimai mevcudiyetleri Lozan Ahdi’nin mütekabiliyet esaslarına bağlı iki ekaliyyetin vaziyet ve kaderlerini yeniden ön plana almış bulunmaktadır. Bu arada, Seyhan Milletvekili Sayın Sinan Tekelioğlu ile Rize Milletvekili Sayın Kemal Balta’nın aleyhimize bütün şiddetiyle işleyen Yunan Propagandası, teminat dileği ve Yunanistan Türklerinin son vaziyetleri hakkındaki soruların Büyük Millet Meclisi’nin 13 Şubat tarihli celsesindeki müzakeresi, bu iki ekaliyyetin mübadelesine gidilmesini isteyecek kadar bardağı taşıran bir damla su mahiyet ve manzarasını arzetmiştir, ki kanaatimizce kaçınılmaz olduğu kadar nihayet en salim hüküm ve netice de budur. Bilhassa, bu ifade içinde dile gelmiş bulunan millî aksülameli tezahür yeri ve şekli bakımından mühimdir. Ve yine hiç şüphesiz, Batı Trakyalı Türkleri ümit ve teselliye gark etmiş bulunmaktadır.
Sayın Sinan Tekelioğlu, Başvekil’e: “Susma, yükselen sesin mazlûm bir dünya için kuvvettir” şeklindeki hitabında da haklıdır. Çünkü geçmişten alınan dersler, bugüne bugün tatbik edilmekte bulunan Yunan imha politikası, tasfiye usul ve metodları göstermektedir ki, Batı Trakya’daki Türk ekalliyeti, ancak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti onun namına düşünüp konuştuğu müddetçe rahat ve müemmen olabilmiş, bu alâka ve müdahale dostluk endişe ve vehimleriyle susup gevşediği günlerde ise, etrafında daralan imha çemberinin tazyikinde ezilmiş ve erimiştir. Bu iddiamızın sayısız misal ve örneklerini başka bir yazımızda izaha çalışacağız. Biz yalnız bugünlük, bir evvelki iktidarın dostluklara halel getirir endişesiyle ve harici politika manasıyla tekinsiz sayarak dokunmaktan çekindiği, dâhilde iskân ve tekabül mevzuunda da daima üvey evlat telâkki ettiği Batı Trakyalı Türkler arasında yıllardır devam ede gelen göç ve göçmenler mevzuu üzerinde duracağız. Bu mevzuda çok geç kaldığımızı peşinen kayd etmek ve kabul etmek yerinde ve hazin bir ititaf olacaktır. Ancak, zararın neresinden dönülürse kârdır, diyerek neredeyse yarım yüzyıla sığan bu hareketin kısa tarihçesini şöylece hülasa edelim:
Batı Trakya’dan anayurda ilk göç hareketi 1912 yılında Balkan Harbi ile başlar. Bu tarihte Türkiye’ye muhacir olarak gelenler içinde daha fazla memur olarak oralarda tutulmuş bulunanlar, istilâyı hayat ve istikbal endişesiyle karşılayan mahdud aileler de vardır. Bunlardan memur olanlar anayurda gelişlerinde vazife vasıf ve derecelerine göre çeşitli mıntıkalara dağılmışlar, çiftçi, sanatkâr ve esnaf olanlar da daha fazla Batı Anadolu ve Doğu Trakya’ya yerleşmişlerdir.
Bulgar işgali altında geçen ve Birinci Cihan Harbi boyunca süren devre içinde Batı Trakya’da esaslı bir tepişme ve Türkiye’ye hicret hareketi hemen hemen olmamış gibidir. Bu topraklarda Osmanlı İmparatorluğu’ndan düşman istilasına intikal tarihi olan 1912 yılından 1923 senesine ve Lozan muadelesinin akdi tarihlerine kadar geçen zaman içinde vukua gelen muhaceret hareketleri daima mahdud ve münferid vakalar halinde olmuş ve bu vasfını on yıldan fazla muhafaza etmiştir. Batı Trakya’dan anayurda esaslı ve toplu göçler Lozan ahdinin taraflarca kabulünü müteakip günlerde başlamış ve yine bu yılı takip eden zaman içinde bütün şiddeti ve hızı ile gelişerek en yüksek kademesine 1941-1948 yılları arasında ermiştir. O tarihten bugüne kadar ise,  kısmen hafifleyerek ve kısmen de gelişerek bugüne kadar ve elan devam ede gelmiştir.
1924-1948 yılları arası ceryan eden ve aşağı yukarı bir çeyrek asra sığan bu son göç hadiseleri, tarihlerine ve devletlerine göre aşağıdaki şekilde tavsif ve izah olunabilir.

1- İstiklâl harbini takibeden ve sulh devresine giriş tarihi olan 1924 yılından sonra vukua gelen kısa devreli muhacerette, bilhassa Gümülcine havalesinden ve Lozan ahdinin zamanla mukayyed imkân ve şartlarını kullanmak suretiyle göçenler Türkiye’nin muhtelif mahallerine ve bu arada bilhassa Eskişehir ve Bursa havalisine yerleşmiş bulunmaktadırlar ki, bunlar bugün içtimaî ve iktisadî muhitlerinin kalburüstü tüccarları ve muteber insanlarıdırlar.
2- Lozan muahedesinin ahali mübadelesi münasebetiyle Makedonya Türkleri arasına katılarak Türkiye’ye sızmağa muvaffak olan ve sayıları çok az miktarda bulunan Batı Trakyalılar vardır. Bunlardan birkaç aile iskâna tabi tutulmuş, birkaçı da serbest kalarak istedikleri yerlere tavattun etmişlerdir.
3- 1924 yılından sonra Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin muhtelif tarihlerde çıkardığı kararnamelere ve emirlere rağmen, gerek Evros (Meriç) gerekse Rodopi (Rodop) vilayetlerinde meskûn bulunan Türkler arasında, Yunan hükümetlerinden gördükleri siyasî ve iktisadî tazyik yüzünden anavatana iltica ve hicret hareketleri görülmüş ise de, bunlar hudud boylarından iadeler dolayısı ile daima münferid ve mahdud med ve cezirler halinde olmuştur. Bu arada da sızmağa muvaffak olabilenler memleketin muhtelif mıntıkalarına serbest göçmen olarak yerleştirilmişlerdir.
4- Anavatana esaslı hicret, İkinci Cihan Harbi’nde Balkanların ve bu arada Yunan topraklarının Alman orduları tarafından istilaya uğradığı, Yunan müdafaasının üstün ve ezici kuvvetler önünde kırılıp ezildiği ve yine bu topraklarını Almanlar tarafından Bulgarlara devri sıralarında, yani 1941 yılının Nisan ayının ikinci haftasında başlar. Nitekim Meriç’in batı sahilinde keşifleşen bu maserî dahalet yüzünden Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti evvelce ittihaz etmiş bulunduğu bazı kararları yeniden gözden geçirmek veya bu kararları muvakkaten kaldırmak ve hudutları zaman zaman açmak tedbirlerini de bu tarihten itibaren almağa başlamıştır.
O tarihte Batı Trakya’nın hemen her tarafından ve birden başlayan göç hareketi 14/8/1941 tarihine kadar devam etmiş ve nihayet arz ettiği manzara dolayısıyla Hükümeti 12/8/1941 tarihli bir kararla hudutları tekrar kapamağa sevk etmiş ise de bu karar dahi akını durduramamıştır.
Nitekim 1941 sonbaharında gelip Meriç sahillerinde mahşerleşen kalabalık Kararname dolayısıyla anayurda ilticasının imkânsızlığını görünce, Dimetoka, Soflu, Dedeağaç havalisine dağılmak suretiyle 1945 yılına kadar o havalide perişan bir durumda ümit ve intizar halinde kalmış ve dört yıl bekledikten sonra da, hükümetin aldığı yeni bir kararla anayurda sığınmağa muvaffak olabilmiştir.
5- İkinci Cihan Harbi’ni takibeden zaman içinde hükümetimiz bu hicrete kapılarını tekrar kapamak teşebbüsünde bulunmuş ise de, bu defa Yunanistan’da vukua gelen dahili harp ve siyasi keşmekeş arasında, Batı Trakya’dan şehirler dışında ve hatta şehirlerde bulunan Türklerin, komünist çeteleri ile, Yunan hükümetinden ayrı ayrı gördüğü tazyik ve zulme tahammül edemeyerek hudut boylarını bu ilticaya tekrar açmak mecburiyetini duymuştur. Bu kabul de muhtelif safhalar arz etmek suretiyle 1951 yılına kadar devam etmiştir. 1951 tarih ve 3/13666 sayılı kararname ile bu arada 1954 yılına kadar bu işte bu idareyi maslahat güttükten sonra, tekrar alınan bir kararla mülteci ve muhacir kabulüne başlanmış ve bugüne kadar devam ede gelmiştir.
6- 1941-1956 yılları arasında vukua gelen bu ilticalar, bu mevzuda İkinci Cihan Harbi’nin sebep olduğu kabul ve ademi kabul safhaları, top yekun ve yekdiğerine zıt hükümlere dayanarak yürüyen med cezirler olmuştur. Bir an gelmiş, sınır boyları Türkiye’ye göç edenlerin ellerini ve kollarını sallaya sallaya geçtiği komşu kapılar halini almış, zaman gelmiş Türk-Yunan hududu kuş uçmaz, kervan geçmez sert, dik ve merhametsiz bir duvar olmuştur. Bu ilticalar oladursun, diğer yandan ve hele son zamanlarda, pasaportla ve serbest göçmen müsaadesiyle Türkiye’ye gelip son kararname hükümlerine uyularak ve akrabalarına izafeten vatandaşlığımıza alınanlar da olmuştur ki, bunlar, gelip yerleşenlerin hemen yüzde kırkını teşkil etmektedirler.
Binaenaleyh, Hariciye Vekilimiz Sayın Köprülü’nün de işaret ve kaydettikleri veçhile, senede vasati 2000 adedi resmen kabul edilmek suretiyle, bugün Türkiye’de 1941- 1956 yılları arasında gerek hicret ve iltica veya gerekse pasaportla ve serbest göçmenin olarak aramıza gelip yerleşmiş bulunan Batı Trakyalıların adedi 30.000 kadardır. Ve bunları yüzde doksanı da tabiiyetimizi iktisab etmiş durumdadırlar.
Batı Trakyalı Türkler arasında bir çeyrek asırdır başlayıp devam etmekte bulunan hicretin kısa tarihçesini yaptıktan sonra hemen ve esefle kaydedelim ki kökü siyasî, iktisadî ve millî sebeplere dayanan ve tamamen başıbozuk ve plansız bir hal arzeden bu hicret hareketini olduğu gibi kabul siyasetimiz bir alemdir. Halbuki ve buna karşılık, Yunanlıların bir tekinin dahi yerinden kıpırdayıp oynamasına asla tahammül ve müsamaha göstermedikleri İstanbul Rumluğunun hayat ve akıbetine istikamet veren politikaları, ana hatları çok kuvvetle çizilmiş değişmez, şaşmaz, istikrarlı bir programa istinad etmektedir. Son hadiseler dolayısı ile koparılan kıyamette bunun en bariz misalidir.
Buraya kadar göç hareketlerinin devrelerine göre tasnif ve izahı yapıldıktan sonra akla derhal ve şöyle bir sual gelecektir:
“O halde denilecektir, kopuşup geldiği yerlerde ziraî ve iktisadî bir kıymet olması dolayısıyla keyfiyet, adeden 30 bini aşmış bulunması dolayısıyla kemiyet bakımından ve içine intikal ettiği topluluk için bir varlık olduğu iddia olunan Batı Trakyalı Türk Muhacirler hakkında hükümetimizin iskân politikası ne olmuştur?”
Ve yine derhal cevap verelim ki, gelenlerden birçoğunun geldikleri yerlere aynı yollardan tekrar dönmüş bulunmaları vakıası, bu mevzuda iskân tarihimiz için hiç de öğünücü olmayan bir neticedir. Nitekim, bu avdette 1941-1950 arası iktidar hükümetlerinin Batı Trakyalı Türk’ün iskân işlerindeki teşkilâtsızlık, kayıtsızlık ve dağınıklığının belli başlı rolü olmuştur. Ve nihayet, son Bulgar tehciri yüzünden anayurda iltica zorunda bırakılan ırkdaşlara Demokrat Parti iktidarının gösterdiği alâka ve tatbik ettiği örnek iskân ile, Batı Trakyalı mülteci ve muhacirler hakkında evvelce gösterilen ilgi tarafsız bir mukayeseye tabi tutulduğu takdirde, memleket lehine olan kayıp bir yana, içtimâi, insanî ve millî manalarıyla, her iki iskân arasındaki farkın ne kadar büyük ve iskân tarihimizin yüzünü kızartıcı mahiyette olduğu kendiliğinden anlaşılmış olur.
Elde mevcut resmî kayıtların tetkikinden de anlaşılacağı üzere, Batı Trakya’dan gelen muhacirlerin ilk giriş kapılarından memleketin muhtelif yerlerine tevzi şekli tamamen plansız ve tesadüfî bir serpiştirme olmuş, bunların ekserisi hakkında serbest göçmen muamelesi yürütülmek suretiyle, yer yer ve başka başka iskân şekilleri tatbik edilmiş bulunmaktadır. Bunun neticesi olarak da oradan oldukça varlıklı gelen veya iltica eden Batı Trakyalılardan bazıları yeni muhitlerinde kısmen tutunabilmişler, diğerleri ise hâlâ bugüne kadar esaslı bir iş ve ev bark sahibi olamamışlardır.
Batı Trakya’dan gelmiş ve anavatanın muhtelif yerlerine yerleşmiş bulunan Türk muhacir ve mültecileri arasında hakiki manasıyla büyük tüccar hemen yok gibidir. 1928 senesinden itibaren ekaliyyet hakkında tatbik edilmiş bulunan Yunan iktisadî imha politikası, oralarda esasen mektep vasıf ve ayarında büyük ticaret erbabının türeyip yaşamasına meydan ve imkân bırakmamıştır. İntikal ettikleri anayurda gerek ferd olarak kendilerine ve gerekse vatandaş olarak Türk içtimaî Heyeti’ne faydalı olabilecekleri vasıf ve halleriyle mütalâa olunmak suretiyle ve geldikleri yerlerde gördükleri işler akımından haklarında bir tasnif yapmak icap ettiği takdirde Batı Trakyalı göçmenlerin:
a) Köylü ve zürrâ.
b) Şehirli küçük sanatkâr.
c) Ticaretle iştigal eden küçük esnaf.
ç) Öğretmenler.
olmak üzere belli başlı dört mühim kısma ayrıldıkları görülür.
Yukarıda işaret edilen durumları itibariyle, mutlak ve muhakkak bir devlet yardımı görmeleri icap eden bu ırkdaşlardan:
a) Köylü ve zürrâ aile, hükümetçe iskân ve toprak sahibi edilmediği cihetle, mecburi olarak ve bilhassa iş hacmi geniş (İstanbul, İzmir, Bursa ve Eskişehir gibi) büyük şehirlerde tekasüf etmek suretiyle, ya işçi sınıfına intisab ve intikal ve yahut küçük esnaf olmayı tercih etmek ve bu suretle de kendisine yani bir kazanç yolu seçmek, hayat ve maişetini temin cihetine gitmek suretiyle yaptığı işi terk eylemek zorunda kalmış ve böylece de yapmıştır. Pek tabii olarak da, ayrı ayrı şart ve vasıflar isteyen bu inkalde derece derece muvaffak olanlar bulunduğu gibi, yeni işinin şartlarına intibak edemeyip elinde ve avucundaki son kırıntıları kaydedip mahrum duruma düşmüşler de olmuştur, ki bu gruba dahil bulunanlar hemen % 50 nisbetindedir. Ve bugün nalla mıh arası bir ömür sürmektedirler.
b) Sanatkâr zümre, hükümetten gerek iskân ve gerekse döner sermaye almamak yüzünden yalnız işçi olabilmek ve işçi kalmak zorunda olmuş, işveren ve müessese sahibi vasfını elân iktisab edememiştir.
c) Hicretin arz ettiği müşküller ve bu meyanda ortaya çıkan mihnet, meşakkat ve güçlükler yüzünden sermaye ve varlığını buraya nakledebilmek imkânını bulamayan küçük esnaf ve tüccar da, kezâ aynı alâkasızlık ve yardımsızlık dolayısıyla hem kendine hem de katıldığı cemiyete faydalı ve müsmir bir unsur haline el’an gelememiştir.
ç) Yarım asırdır, bu yerlerde esir yaşayan ekalliyetin millî ve harsî varlığını muhafaza ve idame yolunda, mahrumiyet ve fedakârlıklara katlanarak ve kendini milletine vakfederek nesiller yetiştiren nihayet bu hizmeti yüzünden gördüğü eza ve cefaya dayanamayarak bir gün hududu aşıp anayurda iltica etmiş bulunan Batı Trakyalı münevvere gelince: (ki, münevver denince Batı Trakya’dan gelenler içinde yalnız ve münhasıran öğretmenler vardır) meslekî durumu, salâhiyet ve kifayeti Yunan Maarif otoritelerince, yetiştirip Türkiye’ye gönderdiği talebe ve bu talebeye verdiği şehadetname ve bu ves...aya koyduğu imza ve bu suretle de sıfat ve salahiyeti Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nce tanınmış ve tevs... edilmiş bulunduğu halde, bilahare ve muhacir olarak anavatana gelince bu ves...aları ve mesleğine devamı hiçbir suretle, kabul edilmemiş, mazideki himmet ve feragatı benimsenmek suretiyle âhır ömründe âkibeti ile başa başa bırakılmış ve unutulmuş bulunmaktadır.
Buraya kadar izahına çalıştığımız hususlar, Batı Trakyalı göçmen ırkdaşlar hakkında tatbik edilen iskân ve benimseme politikamızın kısa ve hazin hikâyesidir. Son defa Bulgaristan’dan vaki hicret karşısında teşkilatlanan millî atifet ve bunun neticesinde meydana gelen muazzam ve örnek iskân ile bir kere daha mukayesesi yapıldığı takdirde görülecektir ki Batı Trakyalı göçmen ırkdaşlara yapılan yardım hem hiç denecek kadar az ve hem de tesadüfe bağlı olmuştur. Halbuki Batı Trakyalı göçmen hakkıyla iskân edilmiş ve müstahsil duruma sokulmuş bulunsaydı, tereddütsüz iddia olunabilir ki, alınacak netice memleket hesabına o kadar feyizli ve tahmin edilemeyecek derece hayırlı olacaktı.
Yukarıda kaydedilen lüzumlar ele alınarak Batı Trakyalı göçmenlerin derdine çare aranmak ve elde mevcud iskân mevzuatı müsait ve mülayim şartlar içinde tefsir ve tafsir ve tatbik edilmek suretiyle:
1- Batı Trakya’dan bir çeyrek asırdır başlayan ve bilhassa 1941 yılından buyana vukua gelen ve gelmekte bulunan göçmenlerin millî, iktisadî, içtimaî ve siyasî cephelerinden esaslı bir tetkik ve tesbite tabi tutulması (Bilhassa resmî kayıtlara dayanılarak):
2- Bundan sonra kayırmaksızın bu göçmenlerin, bulundukları yerlerde toplu olarak ve mevcud mevzuatın imkânları dairesinde iskânlarının planlaştırılması, bilahare ve bu planlaştırmaya göre iskân tatbiki, bu arada 2510 sayılı kanunun müsait hükümlerine göre ve borçlandırma suretiyle:
   1- Toprak.
   2- Arsa, ev, dükkân.
   3- Döner sermaye temini.
   4- Tercihan iş bulma kolaylığının gösterilmesi.
   5- Göçmen öğretmenlere iskân hakkından mâda,
a) İbraz edecekleri resmi ves...alara göre, mesbuk hizmetleri ile öğretmenliklerinin kabulü, mutlak ve tercihan mesleklerinde istihdamları,
b) Bunlardan devlet hizmetinde iş arayanlara iş ve imkân verilmesi,
c) Memleketlerinde Türk ekalliyet okullarında geçen hizmet yıllarının buradaki hizmet müddetlerine eklenmek suretiyle emeklilik haklarına kabul ve mahsup edilerek ihtiyarlık günlerinde sefil ve perişan olmaktan kurtarılmaları şart ve farz olmuştur (Bu lüzumun Denizli Milletvekili Sayın Baha Akşit tarafından Büyük Millet Meclisi’ne sunulan, halen tetkik merhalelerini aşarak meclis gündemine intikal etmiş bulunan tasarın kanunlaştırılması suretiyle halli cihetine gidilmek üzere olduğunu memnuniyetle öğrenmiş bulunuyoruz).
Yazımızın başından buraya kadar izahına çalıştığımız Batı Trakya göç ve göçmenleri, bugün ortaya koyduğu manzara ve mahiyet itibariyle, devletçe ele alınması icap eden bir mevzudur. Nitekim millet vekillerimizin de zaman zaman bu mevzua temasları, bu işin artık ele ve bir plana alınması zamanının geldiğini gösterir işaretlerdir. Devlet, teşkilat veya ferd olarak nereden ve kimin himmetiyle gelirse gelsin, Batı Trakyalı göçmenin hayat ve refahına istikamet ve teminat verecek planlı bir devlet yardımı bekliyor. Bu yardım göçmen vatandaşa olduğu kadar, bu vatanın iktisadî ve içtimaî bünyesine de müessir ve fayda olacağına inanıyoruz.

Logged
Sayfa: [1]
Balkanlar.Net  |  Balkan Dünyası  |  Yunanistan  |  Konu: Batı Trakya’dan Göçler ve Göçmenler « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer:  



    MKPortal C1.2.1 ©2003-2008 mkportal.it
    Bu safya 0.02809 saniyede 22 sorguyla oluşturuldu

    Emlak ilanları, araba ilanı ver Blog