Ana Sayfa Ana Sayfa  Forum Forum  Balkanlar TV Balkanlar TV  Tarihte Bugün Tarihte Bugün  Haberler Haberler  Makaleler Makaleler
Son mesaj - Gönderen: Taran Kedi - Cuma, 06 Nisan 2012 15:50
Balkan Türklerinin Buluşma Noktasına Hoş Geldiniz.
Balkanlar.Net
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Kasım 24, 2017, 21:36:51
151.700 Mesaj 8.683 Konu Gönderen: 8.295 Üye
Son üye: figenbakay
Balkanlar.Net  |  Balkan Dünyası  |  Tarih  |  Konu: Çanakkale de Kan ve Ateş Günleri 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1]
Gönderen Konu: Çanakkale de Kan ve Ateş Günleri  (Okunma Sayısı 3720 defa)
aydinhoca
Kıdemli Üye
****

Popülarite: 29
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 318


« : Ağustos 05, 2010, 08:27:23 »

KAN VE ATEŞ GÜNLERİ

 

            Gaziler Anlatıyor :

            Askerler siperlere alındıktan sonra  bazen on bazen onbeş gün burada  tutulur, her hücumdan sonra eksilen, tükenen takımlar hemen takviye edilirdi. Fırsat bulunursa çok kayıp veren, yorulan taburlar kısa süreler için geriye alınır, dinlendirilir, eks...leri   tamamlanır, yaraları tedavi edilirdi. Sonra gene cepheye sevk edilirdi.

            Her hücum gecesi, vasiyet mektupları yazdırılır, bölük eminlerine teslim edilirdi. Şehitlerin  vasiyetleri ertesi gün şehadet haberleriyle birlikte askeri posta vasıtasıyla ailelerine  ulaştırılırdı.

            Ölüm artık bir oyundu Çanakkale'de. Hücum geceleri asker büyük bir tevekkülle ölüme  hazırlanmaktadır. Ertesi gün yapılacak hücumda ölüm başka ölümlere benzemez. Şehitlik  en büyük mertebedir. Ne kadar kolaydır bu mertebeye ulaşmak. Bir şerbet içmek kadar  kolaydır. Hani şahadet şerbeti derler ya....

            Asker siperlerde böyle sevinçli bir inançla düğün günü bekler gibi hücum zamana   beklemektedir.

            Doğdukları günden beri bekledikleri gün gelmişti.... Anaları onları bu gün için  doğurmuştu.. Gün bu gündü.. Süngüler bilenmekte, dualar okunmakta, namazlar  kılınmaktaydı.. Bazen yanık bir türkü yırtardı gecenin karanlığını. Yükselir perde perde. Hasret   dolu.. Sevgi dolu.. Hasret duyduklarının namusları burada korunacaktı. Vatanın  bekçisi, ertesi gün yarın yapılacak dövüş, akıtılacak kandı. Sabah saatlerinde başlayacak  hücum için onbinlerce Mehmet ağızlarında sessizce mırıldandıkları dualarla tüfeklerine   sarılmış sıranın kendilerine gelmesini beklemekteydirler.

 

- ATATÜRK’ÜN ANLATTIKLARI -

 

            Ruşen Eşref Bey'in 1918’de Gazi Mustafa Kemal Paşa ile yaptığı röportajda Atatürk “Bomba Sırtı Vakasını” şöyle anlatıyor : (1)

            "Mütekabil siperler arasında mesafeniz sekiz metro, yani ölüm muhakkak, muhakkak...  Birinci siperdekiler hiç kurtulmamacasına kamilen düşüyor, ikincidekiler onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar şayanı gıpta bir itidal ve tevekkülle biliyormusunuz! Öleni görüyor, üç  dakikaya kadar öleceğini biliyor, hiç ufak bir fütur bile göstermiyor; sarsılmak yok! Okumak  bilenler ellerinde Kur’anı kerim cennete girmeğe hazırlanıyorlar. Bilmeyenler kelime-i   şehadet çekerek yürüyorlar. Bu, Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren şayanı hayret ve   tebrik bir misaldir. Emin olmalısınız ki Çanakkale Muharebesini kazandıran bu yüksek ruhtur.

 

(1) Ruşen Eşref-Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal ile mülakat –1930 İstanbul sayfa  49, 50

 

- YARALILAR -

 

            Bu  savaşlara katılıp yaralanmayan yok gibidir. Çok ağır yaralar alınmadıkça cephe   terkedilmemektedir. Sargı yerlerine ancak ağır yaralılar getirilmekte, hafif yaralar siperlerde sarılmakta, kanamayı önlemek için tütün konmakta, toprak basılmakta, ot veya çaput   depilmekte, kanama dindirilince çarpışmaya devam edilmektedir.

            Hani “vücudu yaralardan kalbur gibi” diye bir tabir vardır ya hiç abartma değildir. Yedi, sekiz yara Çanakkale gazilerinde olağan sayılmaktadır, Gerçekten vücudu delik deşik, hatta uzuvlarından bir kaçını kaybetmiş birçok gaziye rastladım.

            1953’de Balıkesir’e geldiğimizde mahallemizdeki bir çıkmaz sokakta penceresinin önünde oturarak hiç durmadan “Çanakkale içinde vurdular beni” türküsünü söyleyen biri vardı. Bir bacağı dizinden, diğeri ayağının bileğinden kopmuş, sol kolu omzundan yok, sağ elinde sadece üç parmak vardı ve iki gözü kördü. Yirmi yaşında askere alınmış, ilk safta önünde patlayan bomba ile harp dışı kalmıştı. O muhteşem gaziye anası ve kendisini ona adayan bir kız kardeşi bakıyordu. Unutuldu gitti.

            Bu gazilerin hepsi cepheden cepheye koştular. Çanakkale'den düşman çekilince Irak   cephesine, Kafkas Cephesine gönderildiler. Hemen ardından Milli Mücadele'nin şanlı   ordusunda yer aldılar.

            Yaralı gazilerin çoğu ömürleri boyunca yaralarının acılarını çekenler oldu. Hiç biri hiç  yakınmadan başında, karnında, göğsünde, sırtında, bacaklarında çıkarılmayan kurşun ve  şarapnel parçalarının şerefiyle yaşadılar.

            Bel kemiğıne saplanmış bir bomba parçası yüzünde hayatı boyunca sırt üstü  yatamayan, ancak kolları altına koyduğu yastıklarla ancak uyuyabilenler, alt çene kemiği  parçalandığı için ağzının olduğu yerdeki korkunç boşluktan özel bir huni ile sadece sıvı yiyecekle beslenen,konuşamayan,sevdiğini öpemeyen,gülemeyenler, takma kol veya bacağını ancak askıya alarak uyuyabilenler zamanla  yaşlanıp göçüp gittiler. Unutuldular...

            Bu yüzyılın başında civan birer delikanlı olan bu şanlı gazileri anmak, hatıralarını  unutmamak, ders olsun diye genç nesillere aktarmak bir vicdan borcudur.

 

- İDDİAYA GİRME -

            Geceleri  siperler  bir başka alem olmaktadır. Asker  birbirleriyle yarışmalar yapmakta, iddialara girmektedirler. Tarihte hiçbir milletin evlatlarının girmeye cesaret etmeyi bile düşünemeyeceği bu iddialar, sabah yapılacak maharebede kim daha önce şehit olacağı üzerine idi. Kimin kazandığı ancak Allah'ın huzuruna varıldığında öğrenilecekti. Gerçeği   ancak o bilirdi. Allah şahittir çünkü. Onun huzuruna şehit olarak varma ne büyük lütuf, ne   büyük devlettir ....

 

            Bazen yarışmalar gece baskınları, gece keşifleri için gönüllü seçiminde olurdu. Kim  düşmandan esir getirecektir... Kim gündüz ölüm saçan makinalı tüfeği alıp getirecektir. Kim  makinalı tüfek ateşi altında ilerleyip inlemeleri duyulan yaralılara su götürecek, ya da  yaralıları  getirecektir.. İddiaların bir kısmı da bunlar içindir.

            Bazen  su götürülen ölmek üzere olan yaralı bir düşman neferidir.. Olsun.. 0 da ana  baba evladıdır.. O da delikanlıdır. Yazın sıcağında inleyen bir yaralı susuz bırakılır mı hiç.. Susuzluktan kavrulmuş dudaklara su döken eller artık düşman değil dost ellerdir..

 

- ŞEHİT OLACAKLAR BELLİ OLURDU -

            Söylediklerine göre ertesi gün şehit olacaklar adeta akşamdan belli olurmuş. Şehit olacakları daha başka  bir  neş'e, bir sevinç sararmış. Tarif edilemeyecek zevk içinde olurlar, gülüşürler, şakalaşırlarmış...  Ne korku, ne ürkeklik ...

            Gerçekten de hücum zamanı yaklaştığında, büyük bir aşkla siperde kelimei şahadet getirerek,    “saleten tüncina” okuyarak hücum için sıranın kendilerine gelmesini beklerlerdi.   "Hücum..!" emri verildiği anda "huylanmış aslanlar" gibi fırlayarak "ölüme susamışçasına” döğüşmeğe koyulurlardı.

            Bir muharebe anında yaralarından kanlar damlayarak hücum eden bir binbaşının  kucağına hemen önünde koşan gececik bir teğmen vurularak düşer. Binbaşı başını dizine  yatırdığı şehit teğmenin gözlerinden acıyarak öperken, "Yavrum... Evladım... Rütbece ben   senin önündeydim. Niçin şehitlik sırasını benden önce kaptın...” diyerek biraz sonra o da   şehit olmağa koşuyordu...

   

- ÇANAKKALE GEÇİLMEZ -

 


            Çanakkale geçilmemeliydi.. Gececik delikanlılar ölüme onun için koşuyorlardı. Toprağa  onun için giriyorlardı. Kanları pahasına, gençlikleri pahasına, hayatları pahasına İstanbul  korunuyordu, vatan  korunuyordu. Düşmanlar Çanakkale'den ne yaptılar, ne ettilerse de   geçemediler.

            Düşman gemileri, denizden siperlerimizin önüne geliyor, saatlerce askerlerimizin üzerine  bombalar yağdırıyorlar, ancak uzmanları, bu kadar bombalamadan sonra artık burada canlı  mahluk yaşamaz diye rapor verdiklerinde hücuma geçiyorlardı.

            Seddülbahir'de bir İngiliz ve bir Fransız tümeni çıkarma yapmadan önce o bölgedeki  mevzileri savunmakla görevli taburumuzum sadece bir bölüğünün üzerine atılan her biri   ikiyüz kilodan fazla ağırlıktaki top mermilerinin sayısı 4650’dir.

            Buradaki bütün savunma tesislerinin tahrip olmasına, taş üstünde taş kalmamasına rağmen bu bölükten sağ kalanlar yalnız kasaturalarıyla hiç yıpranmamış, kendilerinden onbir misli kalabalık düşman tümenlerine yaraları kanaya kanaya saldırmış, o iki tümene kritik  anlar yaşatmışlardı.

            Çanakkale geçilmezdi. Çünkü orada cesetlerini askerine siper edecek kumandanlar vardı.

            Düşman topları her şeyi, yakıp yıkıyor, kavuruyordu. Muharebenin heyecanına kendini   kaptırmış Mehmetler bu ateşlerin içine bile dalıveriyorlardı.

            Bunlar İmparatorluğun her yerinden kopup gelmiş 17,18-26 yaşları arasında gencecik  insanlardı.

            Seferberliğin son kurası 1315 yani 1897 doğumlu olanlardı. Bu çocuklar savaşa  gönderildikleri zaman tam onsekiz yaşındaydılar.

            Seferberlik yıllar’ından kalma o günlerin hatırasını taşıyan ünlü bir türkü vardır :

                                               Hey onbeşli, onbeşli,

                                               Tokat yolları taşlı,

                                               Onbeşliler gidiyor

                                               Kızların gözü yaşlı..

 

            Evet, kızların gözlerini yaşlı bırakan, hasret bırakan, pek çoğu henüz daha açmamış gül   goncalarıydı... Gittiler.. ve geri gelmediler...

            Onbeşliler resmen askere alınmıştı. Bir buçuk ,iki saat süren bir süngü muharebesinde bile, bir kaç yüz(bazen binlerce) şehit ve on beş, yirmi bin yaralı olurdu. Bu yaralıların tedavileri o zamanın şartlarına göre bazen aylarca sürerdi. Günlük kayıplar, çephede boşluklar oluşturunca, bunların yerine birilerinin gelmesi, düşmanın karşısına birilerinin dikilmeleri gerekiyordu. Bu yüzden en yakın çevrenin çocukları, yaşları küçük de olsa "Gönüllü" adı altında askere alınıyorlardı. Bunlar cephe gerisinde çok sıkı ve ciddi bir eğitim görüyorlar, duruma göre, öncelikle cephe gerisi hizmetlerde isdihtam ediliyorlardı. İsdihtam edildikleri askeri hizmette yerine geldikleri tecrübeli askerler de cepheye gönderiliyorlardı. Yani küçük yaşta askerlik hizmetine alınan "Gönüllüler", askerlik şubelerinde, istasyonlarda, nakliyat, depo nöbetçiliği, posta hizmetleri, hastahaneler, askeri mutfaklarda görevlendiriliyorlardı. Yani sanıldığı gibi küçük yaşta askere alınanlar, doğrudan cepheye gönderilip, bile bile kırdırılmıyorlardı. Ama bu gençler, uzun harp yılları içinde(1914 de Seferberlik oldu, 1918 sonlarında Harb-i Umumi sona erdi.) yaşları da bedenleri de büyüdüğü için, cepheye de alındılar.   
Logged
Can Destan
" Panta rei !"
Onursal Üye
*****

Popülarite: 954
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1.882


Deliorman'a Türkçe kitaplı el uzat!


« Yanıtla #1 : Mart 19, 2012, 09:27:37 »


 
<a href="http://www.youtube.com/v/tixWmcQ4UZM" target="_blank">http://www.youtube.com/v/tixWmcQ4UZM</a>
Kınalı ali ve Çanakkale
(Anası mektubunun aslı korunmaktadır)
•   Ekseriyeti 15 ila 19 yaşında olan bu genç bahadırların cepheye katılımları anısına Anadolu’da yakılan meşhur “Hey Onbeşli Onbeşli” adlı türküde de söz konusu durum çok acı ve dramatik bir dille anlatılmıştır. Burada sözü edilen “15’liler” 1315 doğumlulardır.
•   Yani 1 Haziran 1897 ile 22 Mayıs 1898 arasında doğan ve tam 18 yaşını doldurmuş olan gençlerdi.
Logged

" İRADENİ İDARE ET,VİCDANININ ESİRİ OL !" -  Mevlana
                                 *
Sayfa: [1]
Balkanlar.Net  |  Balkan Dünyası  |  Tarih  |  Konu: Çanakkale de Kan ve Ateş Günleri « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer:  



    MKPortal C1.2.1 ©2003-2008 mkportal.it
    Bu safya 0.02322 saniyede 22 sorguyla oluşturuldu

    Emlak ilanları, araba ilanı ver Blog