Ana Sayfa Ana Sayfa  Forum Forum  Balkanlar TV Balkanlar TV  Tarihte Bugün Tarihte Bugün  Haberler Haberler  Makaleler Makaleler
Son mesaj - Gönderen: Taran Kedi - Cuma, 06 Nisan 2012 15:50
Balkan Türklerinin Buluşma Noktasına Hoş Geldiniz.
Balkanlar.Net
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Eylül 23, 2017, 23:05:20
151.700 Mesaj 8.683 Konu Gönderen: 8.295 Üye
Son üye: figenbakay
Balkanlar.Net  |  Balkan Dünyası  |  Tarih  |  Konu: 93 Harbi ve Savaş coğrafyası(Bulgaristan) Türkleri 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] 2
Gönderen Konu: 93 Harbi ve Savaş coğrafyası(Bulgaristan) Türkleri  (Okunma Sayısı 13476 defa)
Can Destan
" Panta rei !"
Onursal Üye
*****

Popülarite: 954
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1.882


Deliorman'a Türkçe kitaplı el uzat!


« : Şubat 20, 2011, 15:57:48 »


 
93 Harbi ve Savaş coğrafyası(Bulgaristan) Türkleri
-----------------------------------------------------------
(Veya da 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı )

(Rusça: Русско-турецкая война, Russko-turetskaya voyna; )
1877—1878) Osmanlı padişahı II. Abdülhamit ve Rus çarı II. Alexander döneminde yapılmış bir Osmanlı-Rus Savaşı'dır.
Rumi takvime göre 1293 yılına denk geldiğinden Osmanlı tarihinde 93 Harbi olarak bilinir. Hem Osmanlı Devleti'nin batı sınırındaki Tuna Cephesi'nde, hem de doğu sınırındaki Kafkas Cephesi'nde savaşılmıştır.
Savaşa hazırlıksız yakalanan Osmanlı Devleti, ÇOK AĞIR BİR YENİLGİ ALMIŞTIR.
Savaşın başlıca sebepleri; Osmanlı Devleti'nde yaşanan azınlık isyanları, Rusya ve Batı Avrupa ülkelerinde, Osmanlı Devleti'nde yaşayan Hıristiyanların insan haklarının çiğnendiği konusunda oluşan tek taraflı kamuoyu, Rusya'nın Balkanlardaki genişleme siyaseti, Romanya ve Bulgaristan'ın bağımsızlık istekleri ve Panslavizm akımıdır. Avrupa'nın büyük güçleri savaşı önlemek için İstanbul'da Tersane Konferansı'nı toplamışlar, ancak Osmanlı Devleti'ne yaptıkları taleplerin reddedilmesi üzerine savaş patlak vermiştir.
Yaklaşık 1 yıl süren savaşta Osmanlı orduları, savunma savaşı yapmıştır. Batılı devletler ise tarafsız kalarak, savaşı bitirmek için arabuluculuk yapmıştır. Özellikle Balkanlarda bu olaylar neticesinde etnik temizlikler yaşanmış ve yer yer kırımlar görülmüştür. Sonunda batıdaki Osmanlı savunma hatlarını kıran Rus ordularının önü açılmış, dirençle karşılaşmadan İstanbul'un eşiğine (Yeşilköy) kadar ilerleyerek Osmanlı Devleti'nin varlığını tehdit etmiş ve bunun sonucunda Osmanlı Devleti Ayastefanos Antlaşmasını imzalamak zorunda kalmıştır. Ancak Batı Avrupa ülkelerinin bu antlaşmanın koşullarından hoşnut kalmamaları sonucu bu antlaşma geçerliliğini yitirmiş ve yeniden imzalanan Berlin Antlaşması ile Osmanlı Devleti, çok fazla toprak kaybetmiş, Balkanlar'daki nüfuzunu büyük ölçüde yitirmiştir

Savaş öncesi durum
Osmanlı Devleti'ndeki Hıristiyan hakları sorunu
Rusya İmparatorluğu 18. yüzyılda güçlenmiş ve zamanla kendisini Ortodoks dünyasının lideri ve koruyucusu olarak görmeye başlamıştı. Bu nedenle de Osmanlı Devleti'nin Balkanlarda yaşayan ve çoğunluğu Ortodoks olan Hıristiyan vatandaşlarının haklarını korumak bahanesiyle İstanbul'daki elçileri vasıtasıyla Osmanlı hükümetinden çeşitli taleplerde bulunmaya başladı. Nitekim 1853 yılında, Rusya'nın Kudüs topraklarındaki İsa'nın doğduğu kilisenin anahtar hakimiyetinin Ortodokslara verilmesi talebi Kırım Savaşı'na yol açtı. Bu savaş İngiltere ve Fransa'nın da müdahelesiyle Osmanlı zaferiyle sonuçlandı. Ama gene de Rusların istediği gibi, kilisede Ortodoks rahiplere de söz sahipliği verildi. Böylece Rusya, kendisini Ortodoksların sözcüsü olarak kabul ettirmişti, nitekim Ortodokslar da bundan hoşnuttu.
1858 yılında da Osmanlı yönetimindeki Lübnan topraklarında Hıristiyanlarla ilgili bir sorun yaşandı. Fransızların desteklediği Maruniler ile İngilizlerin desteklediği Dürziler çatışmaya başlamıştı. Kayıplar artıyor ve bölgede iç savaş tehlikesi büyüyordu. Fransız basını, Lübnan'da Hristiyanlara yönelik katliamların yapıldığını yazıyordu. Dönemin Hariciye nazırı Keçecizade Fuat Paşa, Lübnan topraklarına giderek çatışmaları bastırdı. İsyanın ele başlarını idam ettirdi. Ama Osmanlı Devleti Fransız ve İngilizlerin baskısıyla Lübnan'a Hristiyan bir vali atanmasını kabul etmek zorunda kaldı.
1861 yılında tahta çıkan sultan Abdülaziz'in döneminde de Osmanlı Devleti'nin Hristiyan halkları arasında huzursuzluklar devam etti. Saltanatının ilk yılında Sırbistan topraklarında ayaklanmalar başladı. Kendilerini geniş anlamdaki Slav milletinin bir parçası olarak kabul eden Sırp halkı özerklik talebiyle ayakladı. Çeteler kuruldu. Müslüman halkla karşılıklı kıyımlar yaşandı. İstanbul hükümeti, bölgeye müdahele etti. Fakat tam başarı elde edilemedi, Ömer Paşa kumandasındaki Türk askerleri, Belgrad'ı topa tutunca birçok kayıp verildi. Avrupa kamuoyunda Türklerin aleyhinde bir tutum gelişti. Paris Antlaşması'nın ihlal edildiği söyleniyordu. Bunun üzerine görüşmeler yapıldı, Osmanlı Devleti için önemli olan birçok kale, özerkliğini kazanmış olan Sırbistan'a bırakıldı. Belgrad ve gerisi ise yine Osmanlı'da kaldı. 1864 yılında ikinci bir İstanbul protokolü yapıldı. Buna göre Romanya, prenslik haline geldi. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu, daha sonra Romanya da özerkliğini kazandı ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında Rusya tarafında savaştı.
1866 yılında da Girit adasında ayaklanmalar patlak verdi. Bağımızlığını 1832 yılında kazanmış olanYunanistan Krallığı, Girit'i de Yunan yönetiminde görmek istiyordu. Yunanistan'ın kışkırtmalarıyla Girit adasında yaşayan Rum halkı Osmanlı yönetimine isyan etti (1866). Rum çetelerini Yunan Krallığı, dolaylı olarak ta Avrupalı devletler destekliyordu. Bölgedeki kırımlar artmaya başladı, müdahelelerde sonuç alınamadı. Sadrazam da heyet topladı ve Girit idaresinde değişiklik yapıldı. Buna göre valinin iki yardımcısından biri de Rum olacaktı. Buna rağmen çete savaşları bitmedi, Yunanlılar bu çeteleri desteklemeye devam edince Osmanlı Devleti ültimatom verdi. Ancak 1869 yılında Yunanistan'la yapılan bir anlaşma sonucu, Yunanistan bu tutumundan vazgeçti ama 19. yüzyılın sonlarında ayaklanmalar tekrar alevlendi ve 1898 yılında Girit'in özerklik kazanmasıyla sonuçlandı.

Avrupa'daki güç dengeleri
19. yüzyılın ortalarında Avrupa birçok savaşa sahne olmuştu. 1866 yılında bir Prusya-Avusturya Savaşı patlak verdi, 7 hafta süren savaşı Prusya ve müttefikleri kazandı. Böylece diğer Alman eyaletlerinde Prusya egemenliği baş gösterdi. 1870 yılında başlayan Fransa-Prusya Savaşı ise 1 yıl sürdü ve kesin Prusya zaferiyle sonuçlandı. Böylece Alman kökenli eyaletler birleşerek Alman İmparatorluğu'nu kurdular. Bundan itibaren Almanya sürekli güçlendi, Avrupa'nın söz sahibi ülkelerinden biri haline geldi. Fransa ise ağır bir darbe aldı, ekonomik açıdan önemli birçok topraklarını kaybetti ve III. Cumhuriyet kuruldu. 1866 yılındaki yenilgi sonrası Avusturya İmparatorluğu, prestij kaybetti ve Macaristan ile birleşerek Avusturya-Macaristan İmparatorluğunu kurdu. Avrupa'daki eyaletlere bölünmüş ülkelerin yönetimleri birleşik bir yönetim biçimine geçiyordu.
İtalyan birliğini kurma ümitleriyle Kırım Savaşı'na katılmış olan Sardinya Krallığı da 1861 yılında amacına ulaşarak bu birliği sağladı ve İtalya Krallığı kuruldu. İtalyanlar da aynı Almanlar gibi, gecikmeli olsa da sömürgeciliğe başladılar. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Avusturya güç kaybetmiş, İtalya ve Almanya ise güçlenmişti. Rusya ise yenileşme sürecindeydi. Kırım Savaşı'nda ağır bir yenilgi alan Ruslar, Prusyalı subaylar getiriyor ve orduyu ıslah ediyorlardı. Balkanlar'da da Slav propagandası yapılıyordu. İngiliz İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve İtalya Krallığı, Rusya'ya karşı bir tutum içindeydi. Avrupa ülkeleri arasında yalnızca Alman İmparatorluğu, Rusya'ya dostça davranıyordu.
Balkanlar'daki güç dengesi de değişmişti. Bölgedeki Osmanlı nüfuzu azalıyordu. Milliyetçilik akımı güçleniyor, bölgede katliamlar gerçekleşiyordu. Sırplar ve Yunanlılar bağımsızlıklarını kazanmıştı. Romanya ise özerkleşmiş, Bosna'da da özgürlük hareketleri başlamıştı. Sırplar, Rusya'ya yaklaşıyor ve kendilerini ortak bir Slav ırkından sayıyordu. Osmanlı yönetimi 19. yüzyıl başlarından beri Balkanlardaki karışıklıklarla uğraşıyordu. 93 Harbi'ne birkaç yıl kala, Osmanlı devleti'nde büyük bir ekonomik sıkıntı başgöstermişti. Bu sıkıntıyı gidermek üzere vergiler arttırıldı. Bu da Bulgar isyanları'na yol açtı.

1876 Balkan isyanları
Osmanlı hazinesi, Sultan Abdülmecit'in döneminden beri yapılan aşırı harcamalar sonucu Avrupa'ya karşı ağır bir şekilde borçlanmıştı ve bu borçları ödeyebilmek için Balkanlardaki vergileri yükseltmişti. Bu ağır vergiler Balkan halkları arasında hoşnutsuzluk yarattı. Ayrıca Kafkaslar'dan Ruslar tarafından Çerkes Sürgünü sonucu göçe zorlanan Çerkez ve Abhaz gibi Müslüman gruplar Balkanlar'da yerleştirilmiş; bu göçmenlerle Balkanlar'ın yerlisi olan Hıristiyanlar arasında büyük bir düşmanlık ortaya çıkmıştı. Nisan 1876 zamanında ortaya çıkan Bulgar isyanları, başıbozuklar vasıtasıyla bastırıldı. Fakat isyanların bastırılması sırasında ölen Bulgarlar için Avrupa'da büyük bir sempati oluştu. İsyanlar sırasında ölen Müslümanların sayısını hiçe sayan Avrupa basını, Osmanlı Devleti'ne karşı çok olumsuz bir kamuoyu yarattı.
Bulgar isyanları'ndan kısa bir süre sonra, Sırplar da topyekün savaşa girişti. 30 Haziran 1876 tarihinde Sırbistan, Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti. Temmuz ayına gelindiğinde, Bulgarları savunan Avrupa kamuoyu, Sırpları da savunmaya başladı. Rus çarı II. Alexander ve prens Aleksandr Mihayloviç Gorçakov, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu imparatoru Franz Joseph ile 8 Temmuz 1876 tarihinde bir görüşme yaparak Avusturya'ya, Osmanlı Devleti'ne karşı bir ittifak teklifinde bulundu.. Avusturya ile Rusya, daha önce Osmanlı'ya karşı yaptıkları son ittifaklarını 1787-1792 Osmanlı-Rus Savaşı'nda kurmuşlardı. Fakat Prusya'ya ve İtalya'ya yenilmiş olan Avusturya, henüz toparlanamadan bir savaşa daha girmek istemedi. Rusların büyük miktarda toprak teklifine rağmen fakat sonuç alınamadı. Rus yönetimi yalnız kaldı. Temmuz ayında, Osmanlı Devleti'yle savaşan Sırp saflarında Rus askerleri de görünmeye başlamıştı. Ayrıca Rus ordusu, Sırplara silah ve asker yardımı da yapıyordu.Buna rağmen Osmanlı ordusu, Sırpları yenmeyi başardı. Sırpların hücum kolları imha edildi, savunma hatları safdışı bırakıldı ve Sırbistan çok güç durumda kaldı. Ağustos ayında, Sırplar ateşkese razı oldular ve Avrupa'dan arabulucuk yapmalarını istediler.

Savaşı önleme çabaları
Avrupa'nın da baskısıyla Osmanlı tarafı, barış yapmaya razı oldu. Balkanlardaki bütün bu sorunları çözüme ulaştırmak için İstanbul'daki Tersane-i Amire'de uluslararası bir konferans yapılmasına karar verildi. Tersane Konferansı adı verilen bu konferansta Osmanlı Devleti'ne Balkanlardaki Hıristiyan halklarıyla ilgili ağır baskılar yapılması bekleniyordu. Konferansın kararlarını yumuşatmak için tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit konferansın toplandığı 23 Aralık 1876 günü alelacele I. Meşrutiyet'i ilan etti. Ama yine de konferans Osmanlı Devleti'ne karşı çok ağır kararlarla sonuçlandı. Bu kararların Osmanlı Devleti'nce reddedilmesi üzerine Rusya, Paris Antlaşması'nın (1856) Karadeniz'de tersane ve savaş gemisi bulundurulmayacağına ilişkin hükümlerini tanımadığını bildirdi. Ardından da Ortodoks uyruklarına söz konusu antlaşmadaki hükümleri uygulaması için Osmanlı Devleti'ne baskıda bulunmaya başladı. Bu sırada Birleşik Krallık, Rusya'nın Osmanlılara savaş ilan etmesini önlemek amacıyla Londra Konferansı'nın toplanmasına önayak oldu. Osmanlı sadrazamı İbrahim Edhem Paşa, konferansta hazırlanan protokolü içişlerine müdahale sayarak reddetti. Ülkedeki Panslavist akımların etkisiyle protokolün reddini bir savaş nedeni sayacağını önceden bildirmiş olan Rusya 24 Nisan 1877'de Eflak ve Boğdan'a girerek Osmanlılara savaş açtı. Kısa bir süre sonra da tam bağımsızlığını kazanmak isteyen Romenler savaşa Rusların safında katıldıBulgar isyancıları ve Sırplar da Osmanlılarla savaşan Ruslara ve Romenlere katıldı.

Savaşın gidişi
Osmanlı İmparatorluğu'nu hem doğudan, hem de batıdan kıskaca almak isteyen Rusya, 24 Nisan 1877 tarihinde Osmanlı Devleti'ne bağlı Romanya'ya girdiği gibi, 27 Nisan 1877 tarihinde de Osmanlı Devleti'nin doğu sınırındaki Doğubeyazıt'a girdi. Osmanlılar böylece Kafkasya ve Tuna olmak üzere iki cephede, kendilerinden silah ve asker gücü bakımından çok daha üstün durumdaki Rus ordusuna karşı zorlu bir savunma savaşı vermek zorunda kaldılar.
Tuna cephesi
Hem Rus, hem de Osmanlı tarafının güçlerini en yoğunlaştırdığı cephe Tuna cephesi idi. Savaş başladığında Çırpanlı Abdülkerim Nadir Paşa Rumeli Ordusu başkomutanı olarak Balkanlardaki bütün Osmanlı birliklerinin en üst düzeydeki komutanı durumundaydı. Bölgedeki Osmanlı kuvvetleri Rusçuk, Silistre, Şumnu ve Varna arasında bulunan Ahmed Eyüb Paşa'nın komutasındaki Doğu Tuna Ordusu, Vidin'de üslenen Osman Nuri Paşa'nın komutasındaki Batı Tuna Ordusu ve ikisinin arasında yer alan Süleyman Hüsnü Paşa'nın komutasındaki Balkan Ordusu olmak üzere üç ordudan oluşuyordu[20]. Balkanlardaki Rus birliklerinin en yüksek düzeydeki başkomutanı ise Grandük Nikolay Nikolayeviç idi. Ancak savaş meydanındaki Rus birliklerine komuta eden kişi General İosip Gurko idi.

Rusların Tuna'yı geçerek ilerlemeleri
Rus ordusu, savaş ilanından bir süre sonra Rumen ordularıyla beraber Tuna Nehri'nin kuzeyinde toplanmaya başladı. Osmanlı ordusu da hazırlıklarını sürdürüyor, gönüllü askerler yazılıyordu. Bu süreçte Romen topçuları, nehirdeki Osmanlı gambotlarını dağıtmayı başardı. Böylece nehri savunan Osmanlı deniz gücü ortadan kalkmış oldu. Savaş ilanından iki ay sonra, 21 Haziran 1877 tarihinde Rus askerleri, tekneler ile nehri geçmeye başladı. Rusların nehri geçmesini önlemek ile görevlendirilen Osmanlı güçleri, zamanında yetişemedi. Ruslar nehri büyük bir direnişle karşılaşmadan aştı. Bu başarısızlık, avantajın Ruslara geçmesine sebep oldu. Zira Tuna'dan sonra daha büyük bir engel yoktu. 27 Haziran gecesi, Ziştovi'ye bağlanmak için gizlice bir köprü kuruldu.

Niğbolu'nun Rus güçlerince işgali.
Ruslar, nehri geçtikten beş gün sonra nehre en yakın yerler olan Ziştovi ile Niğbolu'ya taarruz etti. Ziştovi Muharebesi ve Niğbolu Muharebesini kolayca kazandılar Balkan ana ordusu henüz yetişememişti ve Rus askerleri, her bakımdan Türk askerlerine göre üstündü. Savaşın başındaki bu başarısızlıktan dolayı Başkumandan Abdülkerim Nadir Paşa görevden alındı ve 18 Temmuz'da yerine Mehmet Ali Paşa getirildi.
 Bu genç paşanın böyle önemli bir göreve getirilmesi, subaylar arasındaki birliği bozdu. Tırnova ve Niğbolu'nun düşmesi, Türk kamuoyunda büyük üzüntüye ve umutsuzluğa neden oldu. Çünkü Osmanlının planı bozuluyordu. Plan şöyle idi: Süleyman Hüsnü Paşa'nın birlikleri, Şıpka geçidini geçecek ve kontrol altında tutacaktı. Kuzeydeki Osmanlı orduları da (Osman Paşa ile Ahmed Eyüb Paşa'nın orduları) Rus ana ordusunu kıskaca alarak durduracaktı. Süleyman Paşa'nın ana ordusu da yetişince, nehre doğru Türk taarruzu başlayacak ve Ruslar, Türk toprağından atılacaktı. Nehrin geçilmesinden birkaç hafta sonra, 17 Temmuz 1877 tarihinde Şıpka geçidi de düştü.. Vidin'deki Osman Paşa birlikleri Şıpka Geçidi düşünce yürüyüşe geçti. Plevne yönüne gidilecek, bölge kontrol altına alınacak ve Niğbolu da kurtarılacaktı
- Devamı var-
Alıntıdır)
Logged

" İRADENİ İDARE ET,VİCDANININ ESİRİ OL !" -  Mevlana
                                 *
Can Destan
" Panta rei !"
Onursal Üye
*****

Popülarite: 954
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1.882


Deliorman'a Türkçe kitaplı el uzat!


« Yanıtla #1 : Şubat 23, 2011, 12:15:11 »

 Bildiğimiz gibi bu savaşta hem Batı cephesi- TUNA CEPHESİNDE,hem Doğu cephesi KAFKASYA CEPHESİNDE  savaşılmıştır.
Bu savaşa kadar  tarih sahnesinde "BULGARİSTAN TÜRKLERİ" kavramı yoktu.
 Bu savaş neticesindde Biz MİLLET olarak  parçalanmıştık!
Bu Milli Trajedi bugün de devam etmektedir...
Halen bazı konularda kavram kargaşası yaşanmaktadır.BKP(Bulgaristan Komünist Partisi) fikir hizmetçileri / bunlara bizden çıkan siyasi soytarılar da dahildir / bizi ilkönce "Bulgaristanda yaşayan Türk  ahalisi" diye adlandırmış/bu belgelenmiştir/,daha sonra bize "Bulgaristan Türkleri" deyip bu kavramı oturtmaya çalışmışlardır...
Dikkatle okuyun lütfen,derinine inince, her hangi bir "ince" anlam farkı sezmiyor veya görmüyor musunuz ?
=Görmüyorsanız bu  diğer,yeni kavramı meşrulaştırmak kime ve neden gerekliydi ?  Huh
 Etnososyoloji açıdan bu uzaklara götüren bir farklılıktır...
 
« Son Düzenleme: Şubat 23, 2011, 12:18:08 Gönderen: Can Destan » Logged

" İRADENİ İDARE ET,VİCDANININ ESİRİ OL !" -  Mevlana
                                 *
Can Destan
" Panta rei !"
Onursal Üye
*****

Popülarite: 954
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1.882


Deliorman'a Türkçe kitaplı el uzat!


« Yanıtla #2 : Mart 11, 2011, 12:13:57 »


 Plevne Savunması
 
30 Ağustos 1877 tarihinde Rus taarruzu ile Plevne'nin ön safları ele geçirildi. Az sonra Osman Paşa'nın emriyle yeni taburlar geldi ve Rus askerleri bu tabyalardan çıkmak zorunda kaldı.
Ruslar, Bulgar topraklarında bir hayli ilerlemesine rağmen, kuzeyde hala direnen ve başarılı olan Osmanlı bölgeleri vardı. Oldukça stratejik önemi olan Plevne ve Lofça, henüz işgal edilmemişti. Daha doğuda olan ve Doğu Tuna ordusu'nun kapısı olan Elena kasabası da Temmuz ayında Rus saldırısını püskürtmüştü. Osmanlı birlikleri Şıpka Geçidi'ni geri almak için çarpışırken General Yuri Şilder-Şuldner komutasındaki Rus birlikleri Osmanlı ordusunu Plevne'de abluka altına aldılar. Plevne Kalesinin komutanlığını Osman Nuri Paşa üstlenmişti. Kuşatmaya Rus generalleri Mihail Skobelev, Nikolay Kridener ve Kral I. Carol'un emrindeki Rumen askerleri de katıldı. Aslında Plevne'deki Osmanlı birliğinin amacı başkaydı; Niğbolu'ya gelinecek ve burada Rus ordusu durdurulacaktı. Fakat Niğbolu'ya Rus ana ordusunun girmesi, bir de Şıpka geçidinin düşmesi bu planı bozdu. Osman Nuri Paşa, yakınında bulunan Plevne'ye çekilmekle yetindi.
       * * *
Plevne Savunması'nın komutanı
   OSMAN  Nuri PAŞA

Plevne'deki Osmanlı orduları beklenmedik bir şekilde başarılı bir savunma koydular. Rus ordusu aylar boyunca taarruzlara devam etti. Fakat sonuç alamadılar ve çok fazla zaiyat verdiler. Yaklaşık 5 ay boyunca Ruslar, bu kasabayı ele geçirmek için savaştı. Kuşatmanın ilk safhalarında tek yönlü taarruz uygulandı. Ağustos'ta Rus taarruzu geri püskürtüldü. Avrupa kamuoyunda Rusların yenileceği ve savaşı Osmanlıların kazanacağı söylenmeye başlandı
 Rus ordusunda moralsizlik başladı. Plevne'ye güneydeki Lofça kasabasından da mühimmat ve takviye birlikleri geliyordu. Eylül ayına gelindiğinde Plevne'deki Osmanlı gücü 40.000 askeri bulmuştu. Rus generalleri, kasabayı tam bir kuşatma altına alma kararı aldılar. Bunun için Plevne'ye mühimmat ve takviye sağlayan Lofça'ya saldırıldı. Bu kasaba da alındı ve böylece Plevne'ye giden tüm yollar kapanmış oldu. Buna rağmen Osmanlı direnişi devam etti. Erzağı, cephanesi biten Osmanlı askerleri, Rus taarruzlarını püskürtmeyi başardı. Osman Paşa, güneydeki Şıpka Geçidi Muharebeleri'ndeki Osmanlı taarruzlarından ümitliydi. Bu saldırılar başarıya ulaşırsa, Plevne'ye yardım gelebilir ve Rus ordusu dağılabilirdi. Fakat Osmanlı taarruzları sonuç almıyordu.
           2 Ekim'de Mehmet Ali Paşa da başkomutanlık görevinden alınarak yerine Süleyman Hüsnü Paşa getirildi.
 Artık gücü kalmayan Osmanlı askerleri, çareyi 9 Aralık günü yarma harekatına girmekte buldu. Rusların ilk safları yarıldı fakat Osmanlı kaybı çok artmıştı ve Rusların gücü çok fazlaydı. Osman Nuri Paşa, 10 Aralık 1877 tarihinde teslim olmayı kabul etti. Plevne Savunması, yaklaşık 35.000 Rus kaybına sebep olmuştu. Plevne, Rus ana ordusunu durduran önemli bir noktaydı. Buranın da düşmesi, İstanbul'un yolunu açtı.
    Plevne'nin düşmesinden sonra Bulgar halkı, Türk yaralılarını katletmeye başladı, Sırplar da Osmanlılara karşı yoğun saldırıya geçtiler. Türk kontrolündeki Sırbistan'ın bazı güney bölgelerini ele geçirdiler.
Logged

" İRADENİ İDARE ET,VİCDANININ ESİRİ OL !" -  Mevlana
                                 *
Can Destan
" Panta rei !"
Onursal Üye
*****

Popülarite: 954
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1.882


Deliorman'a Türkçe kitaplı el uzat!


« Yanıtla #3 : Mart 28, 2011, 12:57:02 »


 Plevne Savunması
 
30 Ağustos 1877 tarihinde Rus taarruzu ile Plevne'nin ön safları ele geçirildi. Az sonra Osman Paşa'nın emriyle yeni taburlar geldi ve Rus askerleri bu tabyalardan çıkmak zorunda kaldı.
Ruslar, Bulgar topraklarında bir hayli ilerlemesine rağmen, kuzeyde hala direnen ve başarılı olan Osmanlı bölgeleri vardı. Oldukça stratejik önemi olan Plevne ve Lofça, henüz işgal edilmemişti. Daha doğuda olan ve Doğu Tuna ordusu'nun kapısı olan Elena kasabası da Temmuz ayında Rus saldırısını püskürtmüştü. Osmanlı birlikleri Şıpka Geçidi'ni geri almak için çarpışırken General Yuri Şilder-Şuldner komutasındaki Rus birlikleri Osmanlı ordusunu Plevne'de abluka altına aldılar. Plevne Kalesinin komutanlığını Osman Nuri Paşa üstlenmişti. Kuşatmaya Rus generalleri Mihail Skobelev, Nikolay Kridener ve Kral I. Carol'un emrindeki Rumen askerleri de katıldı. Aslında Plevne'deki Osmanlı birliğinin amacı başkaydı; Niğbolu'ya gelinecek ve burada Rus ordusu durdurulacaktı. Fakat Niğbolu'ya Rus ana ordusunun girmesi, bir de Şıpka geçidinin düşmesi bu planı bozdu. Osman Nuri Paşa, yakınında bulunan Plevne'ye çekilmekle yetindi.
       * * *
Plevne Savunması'nın komutanı
   OSMAN  Nuri PAŞA

Plevne'deki Osmanlı orduları beklenmedik bir şekilde başarılı bir savunma koydular. Rus ordusu aylar boyunca taarruzlara devam etti. Fakat sonuç alamadılar ve çok fazla zaiyat verdiler. Yaklaşık 5 ay boyunca Ruslar, bu kasabayı ele geçirmek için savaştı. Kuşatmanın ilk safhalarında tek yönlü taarruz uygulandı. Ağustos'ta Rus taarruzu geri püskürtüldü. Avrupa kamuoyunda Rusların yenileceği ve savaşı Osmanlıların kazanacağı söylenmeye başlandı
 Rus ordusunda moralsizlik başladı. Plevne'ye güneydeki Lofça kasabasından da mühimmat ve takviye birlikleri geliyordu. Eylül ayına gelindiğinde Plevne'deki Osmanlı gücü 40.000 askeri bulmuştu. Rus generalleri, kasabayı tam bir kuşatma altına alma kararı aldılar. Bunun için Plevne'ye mühimmat ve takviye sağlayan Lofça'ya saldırıldı. Bu kasaba da alındı ve böylece Plevne'ye giden tüm yollar kapanmış oldu. Buna rağmen Osmanlı direnişi devam etti. Erzağı, cephanesi biten Osmanlı askerleri, Rus taarruzlarını püskürtmeyi başardı. Osman Paşa, güneydeki Şıpka Geçidi Muharebeleri'ndeki Osmanlı taarruzlarından ümitliydi. Bu saldırılar başarıya ulaşırsa, Plevne'ye yardım gelebilir ve Rus ordusu dağılabilirdi. Fakat Osmanlı taarruzları sonuç almıyordu.
           2 Ekim'de Mehmet Ali Paşa da başkomutanlık görevinden alınarak yerine Süleyman Hüsnü Paşa getirildi.
 Artık gücü kalmayan Osmanlı askerleri, çareyi 9 Aralık günü yarma harekatına girmekte buldu. Rusların ilk safları yarıldı fakat Osmanlı kaybı çok artmıştı ve Rusların gücü çok fazlaydı. Osman Nuri Paşa, 10 Aralık 1877 tarihinde teslim olmayı kabul etti. Plevne Savunması, yaklaşık 35.000 Rus kaybına sebep olmuştu. Plevne, Rus ana ordusunu durduran önemli bir noktaydı. Buranın da düşmesi, İstanbul'un yolunu açtı.
    Plevne'nin düşmesinden sonra Bulgar halkı, Türk yaralılarını katletmeye başladı, Sırplar da Osmanlılara karşı yoğun saldırıya geçtiler. Türk kontrolündeki Sırbistan'ın bazı güney bölgelerini ele geçirdiler.


<a href="http://www.youtube.com/v/myKg-RuJPaw" target="_blank">http://www.youtube.com/v/myKg-RuJPaw</a>

"TUNA NEHRİ AKMAM, DİYOR"-mehter

...BU ŞARKIYI BİZ, DAHA OKUMA YAZMAYI ÖĞRENMEDEN BİLİYORDUK...



« Son Düzenleme: Mart 28, 2011, 13:00:27 Gönderen: Can Destan » Logged

" İRADENİ İDARE ET,VİCDANININ ESİRİ OL !" -  Mevlana
                                 *
gürcan
Ali Osman GÜRCAN
Onursal Üye
*****

Popülarite: 141
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1.092


« Yanıtla #4 : Mart 29, 2011, 01:21:11 »

İnşallah yazınızın akışını bozmaz bu şiirim. Videoda Tuna'yi siiredince dayanamadım.

MAVİ TUNA

Kimler gem vurdu sana, kimler kaleni yıktı,
Kimler coşkun suyuna zehirini akıttı.
Hani, Şanlı Akıncı atını suluyorken,
Bulandın da yüz yıldır, kâr mı buldun Tuna sen.

Yol verdin, Viyana’dan, bin zaferden çekildik,
Sır verdin, milyonlarca kanla toprak yoğurduk..
Gök kubbe eğilmeden, yağız yer yarılmadan,
Türk yurdundan daha şen, yer mi buldun Tuna sen.

Siz Hazar, Meriç ve Tuna, kanımla aktınız,
Türk’e onulmaz yara, sonsuz yas bıraktınız.
Üç kıt’alık Vatanın bağrında bir damarken,
Güneş batmaz diyarı, dar mı buldun Tuna sen.

Anladım. Türk gidince adalette yenildi,
Hilâl battı, üstüne Haç’ ın zifiri sindi.
Akma Tuna’m akma, Sakarya’sız yine sen,
Evlad-ı Fatihan’a sancaktarsın Tuna sen.

Minarelerden Ezan eksilmese ufkunda,
Türk’e yine bir serhad olsan Allah yolunda.
Bedenim yanmışsa senden Ka’be’ ye koşarken,
Ruhumla bir cihad et, üç kıt’a da Tuna sen.

Ah Tuna’m, kıvrım kıvrım Hilâl mi çizdin böyle,
Bayraksız kalmış vatana bayrak mı çizdin, söyle..
Otağın hani, göster, Tuğ’u dikelim seherden,
Osman Paşa ritmin, susma, çağla Mavituna sen...

      gürcan - 18.6.1990 
Logged

Türkçe Demek Türk Demektir. Ne Mutlu Türküm Diyene.
hala54
Onursal Üye
*****

Popülarite: 254
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1.996


Türk Esirlik Kabul Etmeyen Bir Millettir!


« Yanıtla #5 : Mart 30, 2011, 01:05:22 »

Gürcan bey,
teşekkürler...
Tuna'mızı görmek nasip olur inşallah bir (tez) gün size de..
İşte o mavi sulara baktığınızda neler hissedeceğinizi şimdiden tahmin bile edemezsiniz..
İnşallah gidip görür, kenarında oturur, Tuna'nın Karadeniz'e nasıl bir sevda ile aktığına
şahitlik edersiniz.
Ve her Bulgaristan göçmenin yüreğinden neden bir Tuna aktığını... bize de anlatırsınız..
bir (tez) gün..


 Asker
« Son Düzenleme: Mart 30, 2011, 01:07:56 Gönderen: hala54 » Logged

Adalet nedir?
Her şeyi yerine koymak.
Zulüm nedir?
Bir şeyi yerine koymamak, başka yere koymak

Mevlana Celaleddin Rumi
Can Destan
" Panta rei !"
Onursal Üye
*****

Popülarite: 954
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1.882


Deliorman'a Türkçe kitaplı el uzat!


« Yanıtla #6 : Mart 31, 2011, 23:24:49 »

    <a href="http://www.youtube.com/v/-Gk4pc6un2g" target="_blank">http://www.youtube.com/v/-Gk4pc6un2g</a>
   Plevne savunması

« Son Düzenleme: Mart 31, 2011, 23:25:45 Gönderen: Can Destan » Logged

" İRADENİ İDARE ET,VİCDANININ ESİRİ OL !" -  Mevlana
                                 *
Can Destan
" Panta rei !"
Onursal Üye
*****

Popülarite: 954
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1.882


Deliorman'a Türkçe kitaplı el uzat!


« Yanıtla #7 : Nisan 03, 2011, 04:31:34 »



Gazi Osman Paşa Kimdir?
Plevne kahramanı olarak ün kazanmış değerli askerlerimizdendir. 1832 yılında Tokat’ta doğmuş, küçük yaşta ailesi ile beraber geldiği İstanbul’a yerleşmiştir. Beşiktaş’taki, Askeri Rüştiye’yi, daha sonra İdadi’yi bitiren Osman Paşa, 1852 yılında Harbiye’den teğmen olarak mezun olmuştur. 1857 yılında Batı Anadolu’nun özellikle Bursa yöresinin haritasını yapmakla görevlendirilmiştir.Daha sonra Tesalya, Yenişehir Fırka Erkan-ı Harp Reisi, sonra da Cebelilübnan Taburu’na binbaşı olmuştur.Gönderildiği Girit’te gösterdiği başarıdan dolayı Albaylığa, Yemen savaşı’ndaki hizmetlerinden dolayı da Generalliğe yükseldi. Sonra Rumeli’de bulunan 2. Ordu’ya tayin edildi. 1875 yılında Manastır Fırka Komutanlığı’na getirildi.Bosna - Hersek ayaklanması sırasında Ferik olarak Niş Fırkası Komutanlığı’na getirildi. 1876 yılındaki Osmanlı Rus Savaşı’nda büyük başarılar gösterdi ve Meraşallik rütbesine yükseldi.
Sırp yenilgisinden sonra Ruslar tekrar Osmanlı savaş ilan edince, Osman Paşa, Vidin ve Rahova’yı savunmakla görevlendirildi. Osman Paşa, bunun üzerine Tuna’ya ilerleyerek Plevne’yi ele geçirdi. Rus ve Romanya’lı askerlerden oluşan büyük ordunun Plevne’yi kuşatması karşısında, yaklaşık beş ay süren ve tüm dünyanın askerlik uzmanlarını şaşırtan büyük bir savunma yaptı. Fakat savaşırken yaralandı ve esir düştü. Rus Çarı 2. Aleksandır bu büyük Türk askerine saygı gösterip kılıcını almadı. Sonra İstanbul’a dönünce Sultan 2. Abdülhamid, O’na “Gazi” ünavı ile bir kılıç hediye etmiştir. Bir süre sonra da Mabeyn Muşavirliği’ne getirildi. Gazi Osman Paşa, 05/04/1900 yılında vefat etti. Ölünceye kadar büyük bir şerefle yaşadı. Vasiyeti üzerine Fatih Camii Haziresi’ne gömüldü.

Gazi Osman Paşa Türbesi. 1900 yılında Sultan 2. Abdülhamid tarafından, Mimar Kemaleddin’e yaptırılmıştır. Fatih camii avlusunda bulunan türbe neo-klas... üsluptadır. Kare planlıdır. Giriş cephesi ise iki sütun üzerine bir kemerle ve en üstte üçgen taç ile süslenmiştir. Sütunlar mukarnas başlıklıdır. Türbe içte sadedir. Süs unsuru olarak sadece sandukanın etrafını çeviren ahşap şebeke bulunmaktadır.

Gazi Osman Paşa tarihin şahit olduğu önde gelen askeri şahsiyetlerden biri olmuştur. Gerek yurt içinde gerekse yurt adından, şanından ve arka arkaya kazanmış olduğu zaferlerden sitayişle bahsedilmiştir. Onun tarihe mal olan üstün başarıları ve yüksek şahsiyeti, adının dün olduğu gibi bugün de her fert tarafından saygı ve hürmetle anılmasına ve anılacak olmasına sebep olmuşt Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa’yı rahmetle ve hürmetle yadediyoruz.

/Alıntıdır:http://www.gaziosmanpasa.org/gazi-osman-pasa-kimdir/

Logged

" İRADENİ İDARE ET,VİCDANININ ESİRİ OL !" -  Mevlana
                                 *
Can Destan
" Panta rei !"
Onursal Üye
*****

Popülarite: 954
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1.882


Deliorman'a Türkçe kitaplı el uzat!


« Yanıtla #8 : Nisan 11, 2011, 13:24:13 »



http://paper.standartnews.com/bg/article.php?d=&article=195969
15.07.2007 yılı
/çeviridir/
                            *
Deliorman’da Ruslar üç misli daha büyük bir orduyu durdurdu.
BARON KARA LOM YANINDA TÜRKLERİ HEZİMETE  UĞRATTI
Plevneye varış şansını kaçıran Mehmet Ali Paşanın rütbesi indirildi
                              *
Elzas’lı "dönme" Şarkta  büyülendi

Mehmet Ali Paşa’nın  bu  harpteki yaptıkları, 93 Harbinin  gizemlerinden biridir. / Müslümanlığı  kabul eden Elzaslı Karl Ditrih(frankofonlar ona Şarl Dötroa der.Yani dönmedir./ Söz konusu YAPTIKLARI  değil,YAPMADIKLARIDIR.Hiç de istifini bozmadan,Padişahın ordusu ,mağlup durumda mı , galip durumda mı -ne durumda olursa olsun, Mehmed Ali Paşa  1877 yılının .haziran- ağustos aylarında ona verilen bölgeyi itina ile  korumakla yetinmiş ,bir yere kıpırdamamıştır.Büyük ordusunu  Rus ordusunun sol kanadına,hatta kuzey Dobruca’da bulunan Rus kuvvetlerine karşı harekete  geçirmemiştir. Şark hayat tarzı,Müslümanlığı  kabul eden   Avrupalıyı sanki büyülemiş ve O burasının özelliklerinden birisini –“Ağırlığı”  benimsemiştir.
Ne de olmasa,ağustos ayının başında ,İstanbul’daki kabul edilen plana göre, Mehmed Ali Paşa’nın  hareketlenmesi  gerekmiş.Taaruz için kendisine üç seçenek verilmiştir:
-Birincisi Tırnovo istikametine hareket etmesi.Böylece Şipka tepesine hakim olan General Radetski’ ordusunun arkasından vurmak mümkün olurdu.
-İkincisi Sviştov şehrine hücum ederek Rusların ana arterini  kesmek  mümkün olurdu.
-Ve üçüncü şık Byala istikametine hareket etmekti. Böylece  Plevne’yi  muhasaraya alan Rusların çemberine dışardan vurup onu parçalamaktı.
                               *
Rus-Türk Kurtuluş Savaşı öncesi Rus karargahının planlarına göre 45.000 kişiden oluşan ordunun Doğu,veya Ruse/Rusçuk/ kolu,Kuzeydoğu Bulgaristan’a yerleşen Türk askeri grubu kuvvetlerini tutsaklamalıydı.Rusların Plevneye ikinci taaruzunun başarısızlığından sonra bu grubun başlıca vazifesi değişmemiştir.Onlar Mehmet Ali paşanın ordusunu yerinde durdurup muhasara altında bulunan Osman paşa ordusuna yardım etmelerine müsaade etmemekti.Rusların bu vazifesi gittikçe zorlanmaktaydı,Dobruca’daki Türk kuvvetlerinin sayısı günden güne artıyordu,temmuz ayının ortasında Mehmet Ali paşanın komutası altına artık 120.000 asker vardı.
Rusların Rusçuk Ordusu ,asker sayısı yetersizliği nedeniyle Mehmet Ali Paşa ordusunun önündeki tüm cepheyi kapatamıyordu.Böylece Bu ordunun 12.Kolordusu ve 13. Kolordusu Kara Lom nehri boyunca mevzilenmişlerdi.Osman Pazarı /Omurtag/- Tırnovo  yönünü general Radetski  komutası  altında bulunan 11.Kolordu  koruyordu.11.Kolordu Kesarevo-Culünitsa  bölgesine yerleştirilmişti.Vazifeleri Mehmet Ali Paşa ordusunu durdurmak olan ,iki farklı komutan idaresi altında  bulunan Rus Kuvvetleri grubu  arasında, kimsenin korumadığı , 40 km geniş olan ,bir boşluk vardı.Hızlı bir askeri marş,yürüyüş ile, buradan 3 günde  Plevneye  varılabilirdi.!!!
Tüm seçeneklerden Mehmet Ali Paşa en kötü seçeneği seçti!Byala istikametine hücum etti.Ve konulan hedef  de kısıtlı idi.Ruslar Kara Lom nehrinin sağ kıyısından püskürtülmeliydi.
Zaten ağustos ayının ortasına kadar Ruslar nehrin sağ kıyısını kendileri terk etmiştir.Ancak Katselevo yanındaki kimi harb alanlarını,köprü başlarını ve Gorsko Ablanovo yanındaki mevzilerini  kendi kontrolünde tutmuşlardır . Mehmet Ali Paşa burasını vurmayı düşünmiş,planlamıştır.Bu arada ordularının mevzi ,yer değiştirmesi mümkün mertebe en kötü,en acemice bir şekilde yapılmıştır.Rus karargahı onun planları hemen okumuş ve kendi kısıtlı askeri kuvvetlerini en uygun yerlere konsantre etmiştir.Ablanovo mevzilerine Ruslar 16.000 asker ve 66 top yığmıştır.Çarpışma 7 Ağustos sabahı saat 7-de Katselevo köyü yanındaki mevzilere hücumla başlamıştır.
Buradaki Rus kuvvetlerinin başında tuğ-general Arnoldi bulunuyordu.6 saat ,sayıca 5 misli daha büyük düşmanı ile çarpışmadan sonra Arnoldi ordusu ile tam bir düzen halinde Gorsko Ablanovo ve Ostritsa  mevzilerine ,arkaya çekilmiştir. Mehmet Ali Paşa hiç tereddüt etmeden elinde bulunan tüm 60 taburu  ile Ablanovo mevzilerine saldırmıştır.Burada baron Aleksander Drizen’in  9 taburu vardı.Öğlenin geç saatlerinde savaşın en kritik noktaları yaşanmıştır.Rusların geri çekilme yolları yaralı arabaları ile kapanmıştır,kendilerinin rezervi kalmamıştır.Türk sıraları tam önlerine geldiği anda Baron Drizen ve diğer generaller ellerinde kılıçlar ile Rus saflarının önüne çıkıp askerlerini süngü hücumuna kaldırmışlardır.Beklenilmeyen bu hamle ,Rus subaylarını askerlerin öne geçip onları galeyana getirmesi ,Türk ordusunda panik yaratmış ve onlar Kara Lom nehrinin öteki kıyısına çekilmişlerdir.Saat 18 gibi savaş bitmiştir.Bu savaşta 1306 Rus askeri ve subayı düşmüştür.Gorsko Ablanovo mevzilerindeki zafer ,Ruslara kendi Rusçuk Ordusunun ana kuvvetlerini Banitski Lom  nehri yanından çekme fırsatı vermiştir.Bu çekilişi yine general Baron Drizen’in  komuta ettiği müfrezeler korumuştur.27 Ağustos tarihine kadar Rusların Rusçuk /Ruse/ Ordusu  Trıstenik ve Banitsa  arasındaki mevzileri almıştır.
Aynı zamanda,kısa bir vakit için Türk ellerine geçen Nova Vırbovka köyü,sol cephede de çok çetin savaşlar da olmuştur.Saat 18 civarlarında,yetişen Vyatski Piyade Alayı yardımı ile Türkler aldıkları mevzilerden püskürtülmüştür.Saat 20 –de çarpışmaya son verilmiştir.Türkler 2000 kişi,Ruslar 500 kişi kaybetmiştir.Ertesi günü Türk ordusu bozguna uğramış gibi Kara Lom nehri arkasına çekilmiştir.
Bununla Mehmet Ali Paşanın Balkanlarda Osmanlı Baş Komutanı kariyerine son verilmiştir.
21 Eylülde onun yerine,zavallı ordusunu Şipka yanında Reuf Paşa’ya bırakan ,Süleyman Paşa getirilmiştir.
Mısırlılar savaş alanından rezilce kaçtı
Katselovo-Gorsko Ablanovo savaşları sonrası Mehmet Ali Paşa  karargahı hücum yönü konusunda kararsızlığa varmışlardır.Bu pasif dönem yarım ay sürmüştür.Eni sonunda Mehmet Ali Paşa ordusunu,  general Tatişçev komutasında olan, Razgrad-Tırnovo yönünde Rusçuk /Ruse/ Ordusunun sağ kanadını  koruyan Kamen köyü yanında bulunan,orduya doğru yöneltmiştir.
Burada general Tatişçev’in emrinde  bulunan 12 tabur,8 süvari bölüğü ve 46 topa  karşı Mehmet Ali Paşa 36 tabur,32 süvari bölüğü,13 topçu bataryası yöneltmiştir.Türklerin hücumu 9(21)Eylül öğle saatlerinde başlamıştır.Burada ilk defa prens Hasan  komutası altında 9 tabur Osmanlının Mısırlı süzerenleri /vasal/savaşa  katılmıştır.Atağa ,hücuma kalkanlar ilkönce onlar olmuş,ilk geri kaçan da  Mısırlılar olmuştur.

*Prof.BOJİDAR DİMİTROV
/Bulgar tarihçi ve siyasetçisi.Sofya Tarihi müze müdürü./
« Son Düzenleme: Nisan 11, 2011, 13:26:14 Gönderen: Can Destan » Logged

" İRADENİ İDARE ET,VİCDANININ ESİRİ OL !" -  Mevlana
                                 *
Can Destan
" Panta rei !"
Onursal Üye
*****

Popülarite: 954
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1.882


Deliorman'a Türkçe kitaplı el uzat!


« Yanıtla #9 : Nisan 15, 2011, 12:05:25 »

« Son Düzenleme: Nisan 15, 2011, 12:07:04 Gönderen: Can Destan » Logged

" İRADENİ İDARE ET,VİCDANININ ESİRİ OL !" -  Mevlana
                                 *
Sayfa: [1] 2
Balkanlar.Net  |  Balkan Dünyası  |  Tarih  |  Konu: 93 Harbi ve Savaş coğrafyası(Bulgaristan) Türkleri « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer:  



    MKPortal C1.2.1 ©2003-2008 mkportal.it
    Bu safya 0.02246 saniyede 22 sorguyla oluşturuldu

    Emlak ilanları, araba ilanı ver Blog