Ana Sayfa Ana Sayfa  Forum Forum  Balkanlar TV Balkanlar TV  Tarihte Bugün Tarihte Bugün  Haberler Haberler  Makaleler Makaleler
Son mesaj - Gönderen: Taran Kedi - Cuma, 06 Nisan 2012 15:50
Balkan Türklerinin Buluşma Noktasına Hoş Geldiniz.
Balkanlar.Net
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Eylül 25, 2017, 07:18:48
151.700 Mesaj 8.683 Konu Gönderen: 8.295 Üye
Son üye: figenbakay
Balkanlar.Net  |  Balkan Dünyası  |  Pomaklar , Goralılar , Torbeşler  |  Konu: 1836 da Çepelare'de kilise yapımına pomak tepkisi 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1]
Gönderen Konu: 1836 da Çepelare'de kilise yapımına pomak tepkisi  (Okunma Sayısı 7086 defa)
bogutevolu
mustafa
Onursal Üye
*****

Popülarite: 64
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 519



« : Ocak 10, 2007, 08:48:51 »

        Chepelare'de 1836 yılında yapılmak istenen kilise yapımına Pomaklar şiddetle karşı çıktığı için kilise yapımı ancak padişahın gönderdiği askeri birlik koruması altında St.Atanas kilisesinin 40 gün içinde yapılabildiği yazılmış.  Burda hiç değilse insaf etmişler de Padişahın koruması altında ilk kiliseyi yapabildikleri gerçeğini açıklama nezaketini gösterebilmişler.
 Başka yerlerde bundan hiç bahsetmeyip Bulgarların 40 günde bu kiliseyi diktikleri övünerek anlatılıyor.
     Ayrıca bu olay Bulgar iddialarında birini oluşturan Pomakların kripto-hristiyan yani görünüşte müslüman ama gizli olarak hristiyan adetlarini devam ettirdikleri yalanını yüzlerine vuruyor.
 
-----------------------------------

Intro:
The town of Chepelare (6067 inhabitants; 1100 m above sea level) is situated in the heart of the Rhodope Mountains, in a small valley, along the two banks of Chepelarska (Chaya) River.

Full text:
It is 222 km south-east of Sofia, 72 km and 53 km south of Plovdiv and Assenovgrad respectively, some 30 km north of Smolyan and about 10 km north-east of Pamporovo Resort. This is the town in Bulgaria situated at the highest altitude. It is a typical resort centre, mostly winter resort.

History. The valley has been populated since ancient times, which was proved by the urns with burnt bones, heads of arrow and spear, different ornaments and other objects, considered to be of Thracian origin and found in the locality of Batalski Kamuk. Some Bulgarian Christian tombs dating back to 12th-14th century were found on the neighbouring land of the town, yet there is no absolute proof as to the existence of an ancient and medieval settlement on the territory of the present town.
An ancient Roman road from Plovdiv to the Aegean region passed through the Chepelarska river valley. The first inhabitant of this place was Belyo Kehaya, who built his house in 1705. Inhabitants from the neighbouring villages followed his example.
In 1726, the newcomers bought the land and became owners of the valley and the surrounding hills. So the settlement of Chepelare was founded. Its name comes from the Gyumyurdzhi village of Chepeli, which translates into Bulgaria as stormy, cold. The basic occupation of the inhabitants was animal breeding and some artisanship, while some of the men, living there used to travel in the Aegean region working as anglers or bricklaying masters.
The kurdzhalii (Turkish brigands) often invaded the settlement, but they faced organised and severe defence. In 1836, Chepelare inhabitants built St. Atanas Church and three stone turrets within 40 days, supported by a troop of soldiers, sent by the Sultan to guard against the Bulgarian-Mohammedans (pomaks), who opposed the construction.  
Later on, a school was built up, while in 1867 a second temple - Holy Virgin - was inaugurated. The Caucasus Cossacks brigade of General Cherevin liberated Chepelare on 18th January, 1878.
The same year Captain Petko Voivoda with his detachment settled there to defend the Bulgarian Christian population against the rebels of Sinclair.
The Berlin Treaty made Chepelare a borderline village and it frequently gave shelter to the members of the detachment of Peyo Shishmanov Voivoda, who fought for the liberation of the enslaved parts of our Motherland.
After the union of Eastern Roumelia with the Bulgarian Principality in 1885, the south border with Turkey was closed and the path of thousands of sheep herds to their winter pastures were barred.
Then Cheperale people butchered a large number of sheep and started cutting the surrounding woods in order to provide pastures for the reduced number of sheep herds.
Within the period 1879-1886 about 30 000 decares of wonderful coniferous forests surrounding Chepelare were cleared. This brought in the new occupation for the town woodcutting and -wood-processing. The timber was transported along the river to Stanimaka (Assenovgrad).
In 1922, one of the first water power stations in the country was constructed in the region. Gradually, with the beginning of the 20th century and especially during the 30s and the 40s, Chepelare was turned into a resort site.
« Son Düzenleme: Ocak 10, 2007, 09:03:54 Gönderen: bogutevolu » Logged

Nassınız, eyi misiniz ?
bogutevolu
mustafa
Onursal Üye
*****

Popülarite: 64
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 519



« Yanıtla #1 : Ocak 12, 2007, 11:09:59 »

Arkadaşlar bu konu ilgi çekmedi mi?

Ben Rodoplarla ilgili resimleri araştırırken hiç bir Bulgar sitesinde Rodoplardaki köylerde bir tek cami resmine rastlayamadım.
O köyde eğer kilise varsa ısrarla onu gösteriyorlar. Ama camilere ambargo uyguluyorlar.

Logged

Nassınız, eyi misiniz ?
PAŞALI
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : Şubat 02, 2007, 03:40:40 »

Balkan Göçmenleri Dayanışma Ve Kültür Derneği Bandırma Şubesi Başkanı Ahmet Yılmaz, Bulgaristan'ın AB'ye giriş sürecini ülkede yaşayan Türk'ler açısından Kuva-yı Gazete için ele aldı.

Bulgaristan AB için kağıt üzerinde değişiklikler yaptı ama Türklerin hak ve özgürlükleri konusunda hala aynı önyargılar hakim. Bunun en iyi örneklerinden biri Bulgaristan'daki Türk kökenli öğretmenlerin durumu. Bulgarlar çocuklarını Türk öğretmenlere emanet etmiyor, Türklerse Bulgarların talep ettiği eğitim masraflarını karşılayamadıkları için çocuklarını okutmuyor: Türk öğretmenler işsiz."

Pomak kardeşleri mizi kaybediyoruz! Çoğu Pomak genç 'Babamın, dedemin yaşadığı baskıyı ben de yaşamayayım, toplumda daha çok kabul göreyim.' gibi kaygılarla Hıristiyanlığı tercih ediyor, Türkçe konuşmuyor."

İlkhaber: Sayın Yılmaz, Avrupa Birliği'ne ne zaman girileceği, entegrasyon için neler yapılması gerektiği, AB'nin demokratikleşme ve uyum adına Türkiye'den talep ettiği değişimler Türkiye'de çoğu zaman gündemin en üstteki maddeleri. Bununla birlikte, bir genişleme politikası başlatan ve eski Demir Perde ülkelerini bir bir bünyesine katan Avrupa Birliği'ne dahil olacak ülkelerden biri de Bulgaristan. Siz, Balkanları iyi tanıyan, yıllarca Bulgaristan'da yaşamış ve bugün de Türkiye'deki Bulgaristan göçmeni Türklerin anavatanda dayanışma içinde olmaları için çalışan bir sivil toplum temsilcisi olarak, Bulgaristan'daki ortamı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bulgaristan'ın AB'ye girişi ülkedeki Türklere ne kazandıracak, ne kaybettirecek? Türkiye'deki etnik grupların hakları için pek çok talepte bulunan AB, Bulgaristan Türkleri için de bazı talepler de bulundu mu?
l Ahmet Yılmaz: Öncelikle din özgürlüğü konusu ile başlamak istiyorum, çünkü Bulgaristan'da yaşanan değişim ortamında dini özgürlükler en hassas ve ilginç konulardan biri haline geldi. Bilindiği gibi, Bulgaristan'da diğer Türk halkla birlikte yine Türk kö kenden, Kıpçak Türklerinden gelen Pomak kardeşlerimiz de yaşanıyor. Özellikle Güney Bulgaristan'ın Rodop Dağları kesiminde ve Yunanistan'ın Batı Trakya bölgesinde yaşayan Pomak kardeşlerimizi, yıllardan beri hem Bulgar hem Yunan resmi makamları "Siz Türk değilsiniz, Müslümanlaştırıl mış Slavlarsınız." diyerek asimile etmeye çalıştı. Herhalde yüzyıllarca Türk hakimiyeti altında kalmış olmanın ps...olojik zaafı onları "Müslümanlaştırıl mış Slav" tanımını "Türk" tanımına yeğler hale getirdi. Bir de 90'larda Sosyalist sistemin yıkılmasıyla ortaya çıkan devletin Ateistlik telkininden kurtulup dine geri dönme, sistemin değişmesinin getirdiği sıkıntıları dine sarılarak atlatmaya çalışma furyası var. İşte bütün bu nüveler bugün Bulgaristan'da gerek misyoner diyebileceğimiz zengin Arap'larca, gerek Balkan'lardaki Türk işadamlarınca örgütlenen bir Cami, İmam Hatip Okulu ve Kuran Kursu Açma Yarışı" yarattı. Bulgaristan'ın küçük kasabalarında dahi dört, beş katlı, içerisinde alışveriş merkezleri yer alan camiler yükselir oldu. Kısmen buna ihtiyaç da vardı. Ateist telkinin ardından halk ortada kalmıştı. Ben geçtiğimiz yıllarda annemi kaybettim ve mevtayı yıkayacak, dini gereklerden haberdar bir kişi buluncaya kadar günlerce tam altı köyü dolaştığımı hatırlıyorum. Çoğu köyde, kasabada ya cami ya imam ya da her ikisi birden yoktu, imam yetiştiren okul yoktu. Şimdi de din görevlileri çok sayıda olmasa bile en azından dini vecibelerden haberdar, okullarda İslam'ı öğrenmiş kızlarımız, oğlanlarımız var. İşin bu kısmı olumlu. Ama bu Arap misyonerlerin büyük camiler, dini faaliyetler için bu kadar para ve çaba harcamalarının altında bir art niyet, bir şeriat propagandası ya da Türk kimliğini tamamen silip yerine Bulgarların "Bulgarca ibadet eden Müslümanlaştırılmış Slavlar" savını güçlendirme çabası var mıdır onu henüz bilmiyoruz. Bir de İran'da okutulan çocuklar var. Örneğin, İran'lılarca orada imam olarak yetiştirilip tekrar Bulgaristan'a gönderiliyorlar.
İlkhaber: Bulgaristan devletinin dinle ilgili bu faaliyetlere karşı tavrı yalnızca izlemekten mi ibaret? Türk cemaatin dini gereksinimleri devlet kontrolünde mi yoksa cemaate bağlı bir sistem mi var?
Ahmet Yılmaz: Bulgar devleti bu işi cemaate bırakıyor. Yardım etmi yorlar, imam yetiştirmeleri ya da cami açılması için para vermeleri söz konusu değil ama cemaatin bu işleri yapmasına karışılmıyor. İmamlarımızı kendimiz yetiştiriyor, ibadethanelerimizi Bulgar devletinden destek almadan kuruyoruz. Sözünü ettiğim Arap misyonerlerin yanı sıra Türkiye'den de destek var. Örneğin Bursa Orhangazi Belediyesi Bulgaristan'ın Osmanpazar ilçesi Yeşilova kasabasına muhteşem bir cami yaptırdı.
l İlkhaber: Sosyalizm döneminde her yurttaşın eşit faydalandığı, yaygın ve etkili bir eğitim sistemi vardı ancak Türk çocukları bu hizmetten kendi dillerinde faydalanamıyorlardı. Eğitim sistemi şimdi ne durumda?
Ahmet Yılmaz: Seçmeli ders olarak Türkçe müfredatta mevcut. Ancak tüm derslerin Türkçe görüldüğü Türk okulları yok. Seçmeli dersler de genellikle geç saatlere alınıyor ve ders ler çocuğa çekici gelmesin diye her türlü çaba gösteriliyor. Türk çocukları derse çok ilgi göstermiyor. İşin aslı şu ki özgürlükler belki arttı, ortam daha farklı, haklarımızı büyük ölçüde geri aldık ama Bulgaristan'daki Türk aileleri şimdi de ekonomik sıkıntılarla boğuşuyor. Artık ekmek kazanma çabası Türklüğünü ifade etmekten daha önemli oldu çoğu kişi için. Bu nedenle, gençler de çoğunlukla okumak yerine Batı Avrupa'ya geçmeyi ya da Bulgaristan'da iş bulup çalışmayı tercih ediyor. Çoğu Türk kızı okula gönderilmiyor artık, tütün tarlalarında çalışıyorlar! Bulgaristan AB için kağıt üzerinde değişiklikler yaptı ama Türklerin hak ve özgürlükleri konusunda hala aynı önyargılar hakim. Bunun en iyi örneklerinden biri Bulgaristan'daki Türk kökenli öğretmenlerin durumu. Bulgarlar çocuklarını Türk öğretmenlere emanet etmiyor, Türklerse Bulgarların talep ettiği eğitim masraflarını karşılayamadıkları için çocuklarını okutmuyor: Türk öğretmenler işsiz. Pek çok üniversitenin Türk Filolojisi bölümü ilgisizlikten kapatıldı, öğretmen yetiştiren kaynaklarımız kurudu. Bulgaristan Türklerinin eğitim düzeyi hiç açıcı değil. Türkiye'nin bu işe el atması, öğretmen göndermesi gerek. Eskiden Türk tiyatroları vardı her şehirde, şimdi yüzde doksanı faaliyet dışı. Geçenlerde Kırcaali'de Bulgaristan'ın ünlü Türk ti yatro sanatçısı Kadriye Latifova'nın adını taşıyan bir tiyatro Kırcaali'de yeniden açıldı. Ama başına hiç Türkçe bilmeyen bir Bulgar müdür tayin ettiler. Düşünün: Tiyatro Türk, oyunlar Türkçe oynanacak ama tiyatronun başında Bulgar devletinin müfettişi konumunda bir Bulgar müdür var.
İlkhaber: Türkçe'nin kullanımında sözünü ettiğiniz bu eğitim ve kültüre ilişkin sorunlar dışında herhangi bir sıkıntı var mı? Günlük yaşamda Türkçe nasıl kullanılıyor?
Ahmet Yılmaz: Günlük yaşam anlamında bir sıkıntı yok. Popüler Türkçe müzik kasetleri, Türkçe yayınlar her yerde bol miktarda ve Bulgar esnaf da bunları satıyor. Güney'deki Nareçen kaplıca bölgesi gibi Türklerin yoğun olduğu bazı bölgeler var ki halk sokakta, evde sürekli Türkçe konuşuyor, Bulgarcaya rastlamak çok zor. Zaten her evde Türk televizyonlarına ayarlı uydu antenler var, sürekli Türk kanalları izleniyor ve bu Türkçede yaşanan güncel değişmeleri yakalamak için büyük bir avantaj sağlıyor. Bulgaristan'da medya hala devlet kontrolünde ve yalnızca iki televizyon kanalı var. Dolayısıyla pek çok Bulgar bile alternatif daha fazla olduğu için Türk televizyon kanallarını izliyor. Bizdeki uyum paketi benzeri yasal değişiklikler Bulgaristan'da da söz konusu, Bulgar devlet televizyonu da Türkçe yayın yapma hazırlığında.
İlkhaber: Pomakların durumunu biraz daha açabilir misiniz? Özgürlüklerin en azından görünürde çoğalmış olması onların asimilasyonunu durdurmaya yetti mi?
Ahmet Yılmaz: Pomak kardeşlerimizi kaybediyoruz! İşsizlik çok, doğum oranı çok düşük. Pomakça denilen farklı bir lehçe konuşulduğu için Türk kimliğinin ifade edilmesi onlarda daha zor… Türklerin tamamı Türkçe isimlerini geri aldı ancak bazı Pomaklar hala Bulgar isimlerini koruyor. Yaşlılar kimliklerine daha bağlı ama gençler ekonomik sıkıntıların etkisi ile bu konuları hiç umursamıyor. Çoğu Pomak genç "Babamın, dedemin yaşadığı baskıyı ben de yaşamayayım, toplumda daha çok kabul göreyim." gibi kaygılarla Hıristiyanlığı tercih edebiliyor. Pomak kardeşlerimizi geri kazanabilmek için ilişkiler geliştirilmeli, Türkiye'yle karşılıklı ziyaretler artırılmalı. Çoğu Pomak'ta "Bana Türkiye'de Türk gözüyle bakmazlar." Kaygısı var. Gelip hiç de öyle olmadığını, Ulu Önder Atatürk de dahil Batı Trakyalı Pomak Türklerin Türkiye'de ne kadar söz sahibi, etkin olduklarını, Pomak kardeşlerimizin ana vatanın en bereketli topraklarında sağlam birer Türk vatandaşı olarak nasıl gururla yaşadıklarını görmeleri gerek.
İlkhaber: Bulgaristan'dan göçen soydaşların orada kalan sosyal güvenlik hakları ve mülkleri ile ilgili sorunlar yaşandığını biliyoruz. Bu konuda herhangi bir gelişme var mı?
Ahmet Yılmaz: Bu oldukça karışık ve üzücü bir mesele. Yıllarca Bulgaristan'da bileğinin emeğiyle çalışmış soydaşlarımızın pek çoğu emeklerinin karşılığını alamıyor. Orada kalan gayrimenkulleri mizin de durumu belirsiz. Türkler Bulgaristan'da genellikle ormanlık ve dağlık köylerde yaşar. Sahip olduğumuz mülkün çoğu orman vasfında. Bulgarlar belirli bir süre koydular Türkiye'ye göçenlerin başvurarak mülklerine sahip çıkmaları için, bu süre içinde irtibata geçip gerekli işlemleri yapamayanların toprakları orman vasfında arazi olarak hazineye kalıyor. Türk ve Bulgar devletlerinin bir araya gelip özellikle sosyal güvence konusunda bir çözüm bulmaları gerekiyor. Örneğin , orada ödenen pirimler Türk sosyal güvenlik sistemine aktarılabilir. Emekli maaşı için bir çözüm bulunabilir, şu anda da Bulgaristan'dan maaş alanlar var ama sağlık güvenceleri yok, Bulgar sigortasını buradaki sağlık kuruluşlarında kullanamıyorlar. Bu konudaki gelişmeleri bütün muhacirler merakla bekliyor, iki devletten bu konuda bir uzlaşıya varmalarını talep ediyoruz.
İlkhaber: Sayın Yılmaz, görüş ve izlenimlerinizi bizimle paylaştığınız için teşekkür ediyoruz. Umalım ki en kısa zamanda muhacir soydaşlarımız sosyal güvenlik haklarını ve mülklerini geri alsınlar, halen Bulgaristan'da yaşayan soydaşlar da hak ve özgürlüklerini en üst düzeyde kullanabilsinler.


Belgin Günay
Logged
Sayfa: [1]
Balkanlar.Net  |  Balkan Dünyası  |  Pomaklar , Goralılar , Torbeşler  |  Konu: 1836 da Çepelare'de kilise yapımına pomak tepkisi « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer:  



    MKPortal C1.2.1 ©2003-2008 mkportal.it
    Bu safya 0.05064 saniyede 22 sorguyla oluşturuldu

    Emlak ilanları, araba ilanı ver Blog