Ana Sayfa Ana Sayfa  Forum Forum  Balkanlar TV Balkanlar TV  Tarihte Bugün Tarihte Bugün  Haberler Haberler  Makaleler Makaleler
Son mesaj - Gönderen: Taran Kedi - Cuma, 06 Nisan 2012 15:50
Balkan Türklerinin Buluşma Noktasına Hoş Geldiniz.
Balkanlar.Net
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Kasım 24, 2017, 21:32:37
151.700 Mesaj 8.683 Konu Gönderen: 8.295 Üye
Son üye: figenbakay
Balkanlar.Net  |  Balkan Dünyası  |  Pomaklar , Goralılar , Torbeşler  |  Konu: Kayip(edilen) Kimlik Pomaklar 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: 1 [2]
Gönderen Konu: Kayip(edilen) Kimlik Pomaklar  (Okunma Sayısı 13057 defa)
PAŞALI
Ziyaretçi
« Yanıtla #10 : Ocak 24, 2007, 03:52:10 »

arkadaşlar yukarıdaki nik sahibi arkadaş pomak değil (kürt tür)yukarıdaki yazı da maksatlı olarak yunan tezlerinden alıntı dır kendini (pomak) gibi gösterip provokatif bir amaç gütmektedir bu gibi durumlara örnek teşkil ettiğinden önemlidir (DİKKATİNİZE)sunulur.--------------------------------------her sakallıyı deden sanma---------------------------------------

5-Genel Türk resmi tarhihçileri ve milliyetçi görüşler pomaklar’ın XI . ve XII . yüzyılda Ukrayna ve Romanya üzerinden Balkanlara inen Kuman ve Peçenek Türkleri’nin soyundan günümüze uzanan bir geçmişi olduğu savunulur,günümüzdede yazılarında ‘’Pomak Türkleri’’adlandırması kullanılır.

Paşalı kardeş
beni ne ilgilendiriyor diye kendime soruyorum. Ama Bir yanlışı düzeltmek boynumun borcu.
Tüm kaynaklardaki pomaklar hakkındaki görüşleri yukarıya almış olan bu arkadaş benim tanıdığım kadarıyla kürt falan değildir. Kırklarelili bir pomaktır. Onu savunmak bana düşmez. Kendisinin tercih ettiği görüşleri kesinlikle savunmuyorum. Bir pomak olarak benimsediğim görüşü yukarıya alıntıladım.
BizTürküz .. Belki araya ukrayna bozkırlarında kumanların çoğunun hristiyanlaştığı  dil ve kültürlerini kaybettiği zaten Türk tarihçilerince de kabul edilen görüş. Ben tam emin değilim eğer bir slavlaşma olmuşsa da bu Osmanlı devrinde özellikle Anadoludan iskan ettirilen Türkmenlerle yeniden harmanlanıp ortaya şimdiki müslüman pomak  rodop türkü kimliği ortya çıkmıştır. Pomak tabiri yeni bir tabir olarak önceden mevcut olmaması kişisel olarak Rodop Türkleri tezini bende güçlü kılıyor.
Başkalarının düşüncesi beni bağlamıyor. O arkadaşa neden kürt yaftasının yapıştırılmaya çalışıldığının cevabı: Başka bir sitede Pomak-Kurt-odin ismiyle yazdığından bazıları onu kürt sanmış.. Ama değil. doğru o değil.. Son söz ben o arkadaşın avukatı değilim.


http://www.rojaciwan.com/

Bu Sayfaya Erişim Mahkeme Kararıyla Engellenmiştir!

SİTENİN İÇERİĞİNE DİKKAT:Pomakalar en genel tanımıyla ‘pomakça’ konuşan, slav kökenli Balkanların beş ... Lofça bölgesi civarında ise küçük Pomak grupları bulunmaktadır. ...
www.rojaciwan.com/modules.php?name=eBoard&file=print&fid=5&tid=14191 - 13k


Rojaciwan > Kültür > PomaklarBalkan tarihinin karışıklığınında mirası olarak Pomaklar henüz kesin köken ... Pomaklar kimdir sorusuna çeşitli kaynakların verdiği cevaplara bir göz atmak ...
 
sayın bogutevolu dikkatli olmakta  endişelenmekte haksızmıyım bizim ne olduğumuza kim olduğumuza onlarmı karar verecek.......
Logged
PAŞALI
Ziyaretçi
« Yanıtla #11 : Ocak 24, 2007, 06:27:59 »

Yunan Gizli Servisi’nin Üç Grubun Farklılığının Vurgulanması Programının Ayrıntısı       
Asıl hedef, Türk azınlığın zayıflatılması, iç karışıklıkların kuvvetlendirilmesi ve Pomaklar’ı kendi tarafına çekmekti. Yeni bir politika  Dışişleri Bakanlığı, 10 yıl önce düzenlediği gizli bir belgede şu ifadeye yer veriyor: “Üç grubun ‘farklılığının’ vurgulanması, Pomak ve Çingene azınlığın Türk kökenli unsur tarafından yutulmasını ve yalnızca Türk kökenli bir azınlığın yaratılmasını önlemek arzumuzdan ileri geliyor.”


Yunan Eleftherotipia Gazetesi

YUNANİSTAN, Atina:Gülbeyaz Karahasan’ın, İskeçe-Kavala-Drama Süper Valiliği’ne adaylığının bir ay boyunca yarattığı şiddetli Trakya edebiyatına rağmen, Trakya’daki gerçek siyasi durum ve azınlığınyaşam şartlarıyla ilgili ayrıntılı birşey öğrenemedik. İşin kötü yanı, bu laf salatasına, bölge halkının yeni gereksinim ve gerçekleriyle ilgisi olmayan geçmiş yılların basmakalıp laflarının ve geçmişte kalan ulusal efsanelerin hakim olmasıdır. Televizyon kanallarındaki Atina’lı Trakya uzmanlarının, Yunan yanlısı “Pomaklar” ve doğru yoldan saptırılmış “Türk kökenliler” hakkında bilinen büyük lafları papağan gibi tekrarladıkları sırada, azınlıklar konusunda gerçek politikayı çizenler değişik yönlere yönelmiş bulunuyorlar. Yunan politikasının yeni hedefi azınlığın “Romanları”dır. “Pomaklar’ı” unutun ! Yunan yönetiminin son yıllardaki temel tezi, bölgedeki azınlığın üç etnik gruba ayrılmasıydı. (“Türk kökenliler, Pomaklar ve Çingene-Romanlar”). Hatta, bazı zamanlar, azınlığın “iç farklılığını” daha çok vurgulamak için “Müslüman azınlıklar” dan bahsediliyordu.

Asıl hedef, Türk azınlığın zayıflatılması, iç karışıklıkların kuvvetlendirilmesi ve Pomaklar’ı kendi tarafına çekmekti. Yeni bir politika  Dışişleri Bakanlığı, 10 yıl önce düzenlediği gizli bir belgede şu ifadeye yer veriyor: “Üç grubun ‘farklılığının’ vurgulanması, Pomak ve Çingene azınlığın Türk kökenli unsur tarafından yutulmasını ve yalnızca Türk kökenli bir azınlığın yaratılmasını önlemek arzumuzdan ileri geliyor.” (APF 1150.600/AS 809, 17/7/1996, Dışişleri Bakanlığı, A2 DDS/ Azınlık Konuları Bölümü)  Bu hedefe ulaşmak için her türlü meşru ve gayrımeşru araç kullanıldı. Türkiye’ye (din sebebiyle) ya da Bulgaristan’a (dil sebebiyle) eğilimli olmayan bir “Pomak ulusal kimliği” yaratmak hedefiyle “araştırmalara”, “programlara”, “enstitülere” ya da “etkinliklere” büyük paralar harcandı. İlk önlem “Pomaklar’ın, 90’lı yılların başlarına kadar Türk kökenliler için geçerli olan ılımlı önlemlerden kısmi kurtulması” oldu. Ancak, bu politika başarısız oldu. Ne azınlığın büyük çoğunluğunun Türkleşmesi engellenebildi, ne de Pomaklar’ın azınlığın diğer unsurlarından ayrılması sağlanabildi. Aynı belgeye göre, “Türk kökenlilerden farklılaşma son yıllarda azalıyor. Bu duruma Pomaklar ile Türk kökenlilerin ‘melezleşmesi yardımcı oldu. Bu ‘melezleşme’ de, Pomaklar’ın şehirlere yerleştirilmesinden ve Türkiye’nin din konusundaki resmi tutumunu değiştirmesinden ileri geldi.”  Hatta, bunun aksi gerçekleşti: Yunan tarafının kağıt üzerindeki planları, azınlığın homojenleşmesini hızlandırdı.

Yunan tarafının Pomaklar’a elini geç uzatması, 10 yıl öncesine kadar meşhur “gözetim bölgesinde” tecrit barikatlarının arkasında yaşayarak, özel izinle, yani, iç pasaportla hareket etmek zorunda kalanlar tarafından haklı bir kuşkuyla karşılandı. Dışişleri Bakanlığı’nın aynı belgesine göre, bu yasaklayıcı barikatların konmasının sebebi, “ Türk kökenli unsurun Pomak unsuru ile ilişkisinin önlenmesiydi.”  Pomaklar’a ilişkin politikanın başarısız olmasının birçok sebebi var. Ancak, en önemlisi, bu politikanın bir propaganda oyununa dayanmasıydı. Dışişleri Bakanlığı şimdi, “Pomaklar’ın Büyük İskender’le birlikte savaşan kavimlerin soyundan geldikleri, Türk kökenlilerden daha akıllı ve Yunan orta sınıfına daha yakın oldukları” gibi teorilerin beyhude olduğunu kabul etmek zorunda kalıyor. Ordu ve tanınmış işadamları da bu yaklaşımın talihsiz olduğunu ortaya koydular. Dışişleri Bakanlığı sözkonusu belgede bunu zarif bir şekilde kabul ediyor: “Pomak dilinin Pomaklar’a öğretilmesi, galiba, problemli bir ulusal kimliğin korunması dışında hiçbir şey vermiyor. Aksine, Yunan veya Türk dilini iyi derecede bilmek iş dünyasına, Yunan ve Türk üniversitelerine ulaşma imkanı veriyor, yaşam düzeylerinin önemli şekilde iyileşmesine yol açıyor. Bu bakışla, işadamı Enfiyecioğlu’nun mali desteğiyle, bir yandan 4. Kolordu, diğer yandan, öğretmen Theoharidis tarafından iki sözlüğün yayımlanması, Pomak dilinin öğretimine ilişkin beklentileri iyileştirmedi. Birincisi ordu için, ikincisi de özel insiyatif içinyararlı bir araç olarak kabul edilse de, ikisi de ilmi düzeyde bir çalışma olarak kabul edilemez”.

Dışişleri Bakanlığı yetkililerini meşgul eden bir husus da, Pomak lisanına yakın akraba olan, ulusal açıdan şüpheli ve dışlanması gerekli görülen “Makedonski’nin konuşulduğu ülkenin diğer bölgelerinde, örneğin Makedonya’da, Slav dilinin resmen öğretilmesinin yol açacağı muhtemel sonuçlardır. Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, Rusya’dan gelen (bölgede yerleşen) Pontuslular ile Yunanistan-Bulgaristan sınırlarının iki tarafında yaşayan Slav dilini konuşan halk (Pomaklar) arasında bir iletişimin yerleşmiş olmasından endişe ediyor. Yunan Devleti, kısa bir süreden beri azınlığın üçüncü bileşenine, Romanlar’a döndü. Burada durumun kolay olduğu düşünülüyor: Toplumun birliğini belirleyen “milli vicdan” değil, dolayısıyla prensip olarak etnik bir engel yok. Ancak, Yunan Devleti’nin şefkatinin, bu durumda da gecikmiş olduğundan korkarız. Sonuç alınması da kuşkulu, çünkü resmi araştırmaların “şişirmelerine” rağmen, Romanlar’ın sayısı çok az.

Buna rağmen, bölge Romanlar’ının Yunan vatandaşı olarak kabul edilmeleri, seçmeli olarak ve değişik yöntemlerle eğitimleri için yüklü paralar harcanması önemlidir. Ancak, Romanlar’ın Hakları için Avrupa Merkezi’nin ve Helsinki Sözleşmeleri Yunan İzleme Merkezi’nin araştırmasına göre, tüm bunlar için zaten çok geç: “Müslüman Romanlar’ın önemli bir bölümünün Türk ulusal kimliğini benimsediği görülüyor. Merkezi Atina’da olan ve Devlet tarafından finanse edilen, Yunanlı Roma Dernekleri Yunanistan Federasyonu (POSER) Kurucu Kurulu toplantısında Trakya Müslüman Romanları’nın temsilcisi, temsil ettiği Romanlar’ın etnik (yani Türk) bir varlık oluşturduklarını iddia etti. Türkleştirme  Aynı şekilde, Meriç  ilinde yaşayan Romanlar’ın çoğu, araştırmacılara Roman olmadıklarını, Türk olduklarını söylediler. Gümülcine’deki Romanlar’ın da kendi dilleri olan Romani’yi kullanmadıkları, evlerinde dahi Türkçe konuşmayı tercih ettikleri gözlendi. Bu da araştırmacılar tarafından aşamalı bir şekilde “Türkleşmekte” olduklarının bir belirtisi sayıldı. Azınlığın tümüyle ilgili olarak, Yunan Devleti’nin orta vadeli hedefinin, kentleştirilmeleri yoluyla güçsüz hale getirilmeleri olduğu anlaşılıyor. Ekonomik koşullar bu planlamaya yardımcı oluyor. Azınlık nüfusunun çiftçilik yapanlarının büyük bir kısmı son yılların en büyük krizini yaşayan tütüncülükle uğraşıyor. AB’nin talimatları arkasına gizlenen Yunan Hükümeti, tütün yetiştirenlere herhangi bir destek vermeyi reddediyor. Ancak, dağlık köylerde ekim türünü değiştirmek hemen hemen imkansız. Bu nedenle perişan olan azınlık çiftçileri için tek kurtuluş yolu göç ederek, gemilerde ya da kentlerde yardımcı işlerde çalışmak. Belirtiler, azınlığın eğitimiyle ilgili planlar hakkında da aynı yönde. Profesör Anna Frangudaki’nin meslektaşı Thalia Dragona’yla işbirliğiyle 10 yıldan bu yana yönettiği “Müslüman Çocukları Eğitim Programı” eğitim alanında büyük bir değişiklik yarattı ve tepkilere rağmen, başarıyla gerçekleştirildi. Sadece Yunanca eğitimle ilgili olarak üniversitelere belirli oranda Müslüman çocuğun kabul edilmesini öngören bu program, Yunan eğitim programı çerçevesinde ilerlemeyi başaran azınlık mensuplarının sayısını önemli ölçüde artırdı.  Ancak, azınlık okullarının büyük çoğunluğu hala çok kötü durumda, çünkü Türkçe eğitim hala Türk-Yunan dengelerinin gölgesi altında bulunuyor. Kentlerde yaşayan bazı azınlık mensubu aileler, çocuklarını Yunan okullarına göndermeyi tercih ediyor. Zaten bunu hedefleyen Yunan tarafı da, azınlık okullarının aşamalı bir şekilde daha da güçsüz duruma düşmelerini ve azınlığa ait çocukların bir bölümünün Yunan okullarının bünyesine katılmalarını bekliyor.  Toplumda yeni bir dinamizm  Bütün bu veriler temelinde, televizyon kanallarındaki Trakya uzmanlarının “koro halinde” Sayın Karahasan’ın “Pomak kökenli” olduğunda ısrar etmelerinin ne kadar anlamsız olduğu kolayca anlaşılabilir.  Aynı yorumcuların, “İskeçe Türk Birliği” hakkında yaptıkları açıklamalar da aynı şekilde yanlıştı.

Bu derneklerin, herhangi bir dernek gibi İskeçe ve Gümülcine’de düzenli bir şekilde ve yasal çerçevede çalışmalarını sürdürdüklerini söylersek, bu herhalde uzmanların hoşuna gitmeyecek. Bu dernekler yasadışı değildir, üstelik yasal çerçevede çalışan büroları da var. Yunan Hükümeti’ne göre, İskeçe Türk Birliği konusu hala askıda ve kesin kararı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi verecek. Ancak, (mümkün görülmemesine rağmen,) Mahkeme tarafından Yunan Yönetimi’nin kararı kabul edilse dahi, değişecek olan tek şey, sözkonusu derneklerin bürolarından, “Türk” teriminin kullanıldığı tabelaların uzaklaştırılması olacak. Televizyon kanallarında günlerce yeralan müftüler konusuna gelince, Dışişleri Bakanlığı’nda, müftülerin yargı yetkisinin kaldırılması ve sadece dini yetkilerini sürdürmeleri düşünülüyor. Bu durumda müftünün seçilmesi mümkün olacak, makamlar da hem seçilmiş olan müftüyü, hem de atanmış olanı eşit olarak tanıyabilecek. Bu karmaşık sistemin, eski sistemden yeni sisteme geçilmesine kadarki geçici aşamada uygulanması zorunlu sayılıyor. Egemenliği altındaki toprakların bir parçasında İslam yasalarının, şeriatın uygulanmasını kabul etmesi mümkün olmayan bir Avrupa ülkesi tarafından müftünün yargı yetkisinin kaldırılması doğal sayılıyor. Yunan makamlarının bütün müftüleri tanıma niyetine gelince, bu zorunluluk Atina’da yaşayan Müslümanlar için dini görev yapan müftülerin tanınması zorunluluğundan da kaynaklanıyor. Dışişleri Bakanlığı, bu aşamada, Yunanistan’da, özellikle de Atina’da, Müslüman ibadet yerlerinin şeffaf olmayan veya kısmen yasadışı olan bir statü çerçevesinde bulunmalarını istemiyor. Başka bir ifadeyle, Dışişleri Bakanlığı’ndaki yetkililerin düşünceleri, hala planlama düzeyinde olmasına rağmen, televizyon kanallarında konuşan Trakya uzmanlarının hoşgörüsüz çığlıklarından çok uzakta bulunuyor. Trakya’yı ziyaret edenlerin tespit ettiği yeni bir husus da, Yunan Devleti’nin azınlık politikasını yeniden düzenlemeye yönelik araştırmalarına paralel olarak, bölgedeki toplumda yeni bir dinamizmin gelişmekte olmasıdır.

Bu dinamizmin bölge nüfusunun hem çoğunluğunda, hem de azınlığında, geçmişte hakim olan ve bütün konuları çıkmaza sokan basmakalıp tutumların aşılmasına yardımcı olmasıBu yeni ortamın bir örneğini, “Nikos Pulantzas Enstitüsü” ile Avgi gazetesinin Pazar eki “Angnoseisö dergisi tarafından 21 Haziran’da İskeçe İşçi Merkezi’nin salonunda düzenlenen etkinlik oluşturdu. “Azınlık Politikasında Geciken Siyasal Değişiklik” konulu etkinlikte, sosyolog Dilek Habib, gazeteci Sami Karabıyıkoğlu, Panteion Üniversitesi Profesörü Alkis Rigos, Sinaspismos’un (Sol Koalisyon) eski milletvekili Doktor Mustafa Mustafa, Makedonya Üniversitesi Profesörü Konstantinos Tsitselikis, ve öğretmen gazeteci Stamatis Sakellion konuştu.  Derin devlet yeniden toparlanıyor  Panelin koordinasyonunu İskeçe Barosu Başkanı Kostas Gunaris yaptı. Atina Günlük Gazete Muhabirleri Derneği tarafından Haziran ayı başlarında (8.6.2006) da aynı konuda bir etkinlik düzenlenmiş, ancak İskeçe’dekinden farklı olarak, bunda izleyiciler de yeralmıştı. İzleyicilerin yarısı azınlıktan, diğer yarısı da çoğunluktandı ve yapılan konuşmalarda bütün görüşler ifade edildi. Üç saat süren etkinlikte tüm sorunlara yer verildi. Sorunlar elbette çözümlenmedi, ancak, diyalogun mümkün olduğu, bir nüfus grubunu diğer nüfus grubuyla izole etmenin tek çıkar yol olmadığı kanıtlandı. Fakat, maalesef, Gümülcine Belediye Meclisi eski Başkanı gazeteci Damon Damianos’un dediği gibi, Trakya hala “mekanizmaların ve bilinçlerin tahrif edildiği büyük bir sindirim makinesini oluşturuyor” ve en kötüsü, Trakya’da “provokasyon zihniyetinin hakim olması nedeniyle, siyasi oyunların şartları acımasızdır”. Bu bağlamda, toplumun bazı ilerici bölümlerinde görülmeye başlayan olumlu dinamizmin aksine, aslında daha faal olmaları beklenen bazı sosyal kurumlar tamamıyla hareketsiz duruyor. Tabii, bölgede muhafazakar politikayı sabit bir şekilde ifade etmekte olanlardan, başka bir ifadeyle, Kilise’den ya da Kilise’ye ve Devlet’e bağlı olan vakıflarda görevli gerici milliyetçilerden değil, üniversiteden söz ediyoruz. Geçmişe ait dönemler  Trakya’nın her üç ilinde bölümleri olan Dimokrition Üniversitesi yıllar önce bölgedeki toplumla olumlu bir ilişki kurmaya başlamıştı. Girişimleri bazen çelişkili şekilde, bazen de kapsamlı olmayan bir şekilde ortaya çıkıyordu. Buna rağmen, Üniversite kapılarını Trakya sorununa açarak, azınlık sorunlarıyla başedilebilmesi yönünde resmi bir diyalogun yürütülmesinde önemli rol oynamıştı. O dönem, Yunanistan’da, iç savaş sonrası milliyetçilikten kurtulmuş, soruna açıkça bakmayı başaran ve bunu ilk kez Avrupa’nın demokratik görüşüne bağlama teşebbüsünde bulunan genç profesörler dönemiydi.  Dimokrition Üniversitesi’nin bu aydınlık dönemi maalesef geldi geçti. Üniversite büyüdü ve gelişti, fakat toplumla ilişkileri tamamıyla gevşedi. Azınlığa gelince, bugünkü koşullar altında yerli üniversitelerden yardım beklememeli. 

Bunun bir örneği olarak, Gümülcine’de Üniversite’ye ait küçük bir arsanın Romanlar için bir okul inşa edilmesi amacıyla dahi verilmemesi gösterilebilir. Oysa, Üniversite, bir zamanlar azınlığa karşı uygulanan politika çerçevesinde, Müslümanlar’a aitgayrimenkullerin “Hristiyanlaştırılması” gerçekleştirildiği için “Müslüman toprakları” üzerinde inşa edilmiş bulunuyor.  Bu arada, bazı milliyetçi medyada “karşılıklılık” teorisi de tekrar gündeme geliyor. Bu teoriye göre, Trakya’daki azınlığa, Türk makamlarının 1950’li ve 1960’lı yıllarda İstanbul Rumları’na davrandıkları gibi davranılmalı, yani “pogrom” ve zorla sınırdışı etme politikası uygulanmalı. Örneğin, Gümülcine’nin iki büyük gazetesinden bir olan “Hronos” gazetesinde şunları okuyoruz: “Türkler küstah taleplerinin kabul edilmesini mi istiyorlar? Tamam. Fakat,hemen Lozan Antlaşması’na göre karşılıklılık uygulansın ve Gümülcine’de İstanbul’da kalanlara eşit sayıda, İskeçe de ise, Gökçeada ve Bozcaada’da kalanlara eşit sayıda” Müslüman kalsın.  Bundan daha da kötüsü var: “Antifonitis” gazetesi, Azınlık Hakları Çerçeve Sözleşme’nin Yunan Hükümeti’nce onaylanmamasının nedenlerine ışık tuttuğumuz için bize dava açılmasını önerdi. Gazeteci -Savcı-  Her 15 günde bir yayımlanan bu gazetenin yayın yönetmeni Sayın Kostas Karaiskos (kendisini eleştirerek) “serseri, ispiyoncu gazeteciler” başlığı altındaki yazısında, ihanet suçuyla 15 yıllık hapis cezasına çarptırılmamızı önerdi. Sayın Karaiskos’un gazetecilikle ilgili görüşü (Sayın Zuraris’in çıkardığı “Makedonyanın haftalık ekinin de editörlüğünü yapıyor) Trakya’daki bazı çevrelerde hala hakim olan soğuk savaş ve McCarthy dönemlerindeki ortamı yansıtıyor. Zaten, bizim hapis cezasına çarptırılmamızı önerdiği yazıda, Hükümeti de “inanılmaz bir genelev” olarak tarif ediyordu.  Sözkonusu gazetede, “hassas ulusal konular için” herhangi bir eleştirinin düşünülemez olduğuna inanıldığı, Devlet’in de, gazetecilerin kendi hizmetinde olmaları gerektiğine inandığı dönem yeniden canlanıyor. Ancak, engeller inşa eden ve azınlık aleyhindeki ayrımları uygulayan ve böylece, bugünkü çıkmazı, yani Trakya’daki azınlığın tecritini yaratan da, bu çarpık mantığın ta kendisiydi.” (Makalenin kendi başlığı, Azınlık İçin Yeni Politika’dır- Dünya.Gündemi)

 
kaynak:yeni dünya gazetasi
Logged
PAŞALI
Ziyaretçi
« Yanıtla #12 : Ocak 24, 2007, 06:30:04 »

Bulgaristan Pomakları Geçmişini ve Geleceğini Arıyor       
Bugün Pomaklar Türkiye, Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya, Arnavutluk ve Bosna’da yaşıyor. Etnik kökenleri konusunda çeşitli görüşler bulunmasına rağmen tarihçiler, anayurtları olan Orta Asya’dan Balkanlar’a geliş tarihleri konusunda birleşiyor ve 11. yüzyılda bugün yaşadıkları arazilere geldiklerini savunuyor. Etnik menşei konusunda ise görüş birliği hala sağlanmış değil. Bir görüşe göre Orta Asya’yı terk ederek, Ukrayna ve Romanya üzerinden Bulgaristan’a gelen Kuman Türklerinin torunları olan Pomaklar, daha sonra dinlerini terk ederek, Müslümanlığı benimsedi ve zamanla Osmanlılarla kaynaştı. Bu görüşe göre Pomakların menşei Türk.

Nahit Doğu, Soyfa'dan bildiriyor

Bulgaristan hükümetinin azınlık olarak tanımadığı Pomaklar, etnik kökenleri konusunda belirsizlik yaşıyor. Bulgaristan’ın Avrupa’ya entegrasyon yolunu seçmesiyle çeşitli kurumların Pomaklara karşı tutumu değişmesine rağmen hala var olan önyargılar değişmiş değil. Bulgar devleti onları azınlık olarak tanımayı reddettiği için hükümet yardımları bu topluluğa ulaşamıyor. Üstelik Pomakların çoğunluğu ülkenin en yoksul kesimlerinden biri olan Rodoplar bölgesinde yaşıyor.

Tarihi kaynaklar Pomaklar diye adlandırılan topluluğun, 10. asırda bugün yaşadıkları topraklara gelen Kuman/Kıpçak ve Peçenek Türklerinin torunları olduğunu gösteriyor.

Bugün Pomaklar Türkiye, Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya, Arnavutluk ve Bosna’da yaşıyor. Etnik kökenleri konusunda çeşitli görüşler bulunmasına rağmen tarihçiler, anayurtları olan Orta Asya’dan Balkanlar’a geliş tarihleri konusunda birleşiyor ve 11. yüzyılda bugün yaşadıkları arazilere geldiklerini savunuyor. Etnik menşei konusunda ise görüş birliği hala sağlanmış değil. Bir görüşe göre Orta Asya’yı terk ederek, Ukrayna ve Romanya üzerinden Bulgaristan’a gelen Kuman Türklerinin torunları olan Pomaklar daha sonra dinlerini terk ederek, Müslümanlığı benimsedi ve zamanla Osmanlılarla kaynaştı. Bu görüşe göre Pomakların menşei Türk.

Başka bir görüş ise Pomakların daha Orta Asya’da iken İslam’ı kabul etmiş Bulgarlar olduğunu savunuyor.

Pomakların günümüzde Bulgaristan’ın kurucusu Han Asparuh’un kardeşi Kotarg’ın Müslüman olması ve Kuman-Volga Bulgar devletini kurmasıyla oluşmuş bir toplum olduğu söyleniyor. Yunanistan ise, Pomakların en eski Yunanlılar olduğunu savunuyor. Makedonya ise Makedon olduklarını iddia ediyor. Konuştukları dile Pomakça deniliyor ama bu dil dünyanın hiçbir yerinde resmi dil olarak kabul edilmiyor.

Konuşulan tüm ülkelerde Pomakça’nın içinde Türkçe kelimelerin sayısı hayli fazla. Günümüzde haritaya bakıldığında İstanbul, Gaziosmanpaşa semtinden başlayarak Adriyatik Denizi’ne uzanan bir çizgide Pomakların yaşadığı görülüyor. Pomakça, yaşadıkları her ülkede de çeşitli dönemlerde baskılara maruz kalmış, içinde yaşadıkları topluma entegrasyon lafları altında asimile edilmiş. Yüzyıllarca süren bu fiziki ve ps...olojik baskılar Pomaklarda derin yaralar açmış.

Pomaklara “Pomak” Denilmiyor

Bulgaristan örneğini ele alırsak bugün ülkede Pomaklara Pomak denilmiyor, resmi literatürde adları “Bılgaromohamedani” olarak geçiyor. Anlamı da “Muhammed’e inanan Bulgarlar” yani Bulgar Müslümanları. Bulgar hükümeti onları azınlık olarak tanımıyor.

Osmanlı’nın bu yerlerden çekilmesinden sonra Pomaklara karşı uygulanan asimilasyon politikasında Çarlık döneminde ve komünist iktidar zamanında iki ağır aşama yaşandı. 1990 yılında yıkılan totaliter komünist rejim daha 1912’de ve 1970’li yıllarda Pomakların Türk isimlerini zorla Bulgar isimlerle değiştirdi, Müslümanca giyinmelerini ve adetlerini yasakladı. Pomaklar bu baskılara karşı gelerek ülkenin birçok yerinde hükümet güçleriyle çatıştı. Bunun neticesinde yüzlercesi hapislere atıldı veya öldürüldü. Geçmişte olduğu gibi bugün planlı bir asimilasyona maruz kalmasalar da kendilerini kenara itilmiş hissediyorlar. Bulgaristan’ın Avrupa’ya entegrasyon yolunu seçmesiyle çeşitli kurumların Pomaklara karşı tutumu değişmesine rağmen hala var olan önyargılar değişmiş değil. Bulgar devleti onları azınlık olarak tanımayı reddettiği için hükümet yardımları bu topluluğa ulaşamıyor. Üstelik bu azınlık yoğun olarak Rodoplar bölgesinde, ülkenin en yoksul kesiminde yaşıyor. 2000 yılında yapılan nüfus sayımına göre Pomakların sayısı 200 bin civarında, yani Bulgar nüfusunun yüzde 2,5’ini teşkil ediyor.

Türkler gibi Pomaklar da zorla değiştirilen isimlerini geri alıyor. Ülke demokratik sürece girdikten sonra bir zamanlar zorla değiştirilen Türk isimlerini geri alan Pomakların sayısı az değil. Ne var ki, devlet kurumları bu konuda da zorluk çıkarmaya devam ediyor. 2004 yılına ait Batılı insan hakları kuruluşlarının raporlarında Yakuruda şehrinden örnek verilerek, kendilerini Pomak olarak adlandıran insanların hükümet memurları tarafından ayrımcılığa tabi tutulduğu belirtiliyor. 2003 raporlarında ise Bulgar isimlerinin dışındaki adların alınması ve kullanılması konusunda herhangi bir yasaklama olmadığı, ancak Türkler ve Pomakların isimlerinin geri verilmesi işlemlerinin çok zaman aldığı yönünde şikayette bulundukları vurgulanıyor.

Biyoloji öğretmeni Biserka Kalinova (58), tanıdıklarının kendisine Türk ismiyle, Hatça (Hatice) olarak hitap ettiklerini söylüyor ama 1986 doğumlu kızının Türk adı almak istemediğini belirtiyor. Annesine göre üniversite öğrencisi olan kızı Türk adı almaktan utanıyor. Zlatograd kentinde oturan Ahmet Sadık’ın torunları da Türk isimlerini geri almak istemiyor. Okulda herkesin kendilerini Bulgar isimleriyle tanıdığını söylüyorlar ama dedesi hiçbir zaman onları Bulgar isimleriyle çağırmamış. Pomaklarda kuşaklar arasında din, köken, gelenek, görenek ve yaşam tarzı bakımından derin bir uçurum oluşmuş. Kendinin Bulgar mı, Türk mü yoksa Pomak mı olduğunu bilmeyenlerin sayısı hayli fazla. Bu konuda kesin rakamlar verilemiyor.

Pomakların kendilerini hangi etnik kökenden hissettiklerine dair kesin rakamlar olmasa da genelleme yapılırsa ortaya üç cevap çıkıyor. Kendini Türk hissedenler, Bulgar hissedenler ve kökeni konusunda bir duyguya sahip olmayanlar.

Kendisinin etnik menşei konusunda belirsizlik içinde olanlar, daha çok genç kesimde yoğunlaşıyor. Geçmişte uygulanan ps...olojik şekillendirme, komünist sistemin beyin yıkama propagandası ve globalleşen dünyanın getirdikleri, genç Pomakları bir boşluğa itmiş durumda. Bu boşluk içinde ait oldukları dini ve etnik kökeni bulmaları zorlaştı. Hangi dine ve etnik kimliğe sahip olduklarını bilmeyen bu Pomakların benlikleri, bilinçli ya da bilinçsiz her zaman bu soruya cevap arıyor.

Pomaklar ülkenin siyasi hayatında da etkin bir rol alamıyor. Etnik azınlık olarak görülmedikleri için siyasi partiler problemlerine çözümler getirecek politikalar üretme konusunda isteksiz davranıyor. Kendilerini temsil edecek bir siyasi partileri ise henüz yok. Son genel seçimlerde Pomakların büyük bir bölümü, üyelerinin çoğunu Türklerin teşkil ettiği Hak ve Özgürlükler Partisi’ne oy verdi ama bu partinin kendilerini temsil etmediğine inananların sayısı da hayli fazla. Azınlık olarak resmen tanınmayan, etnik aidiyetleri konusunda belirsizlik içinde olan ve kendilerini ülkenin siyasi yaşamında temsil edecek bir oluşumu bulunmayan Pomaklar geçmişin belirsizliğiyle geleceklerini arıyor. (Araştırmacı-Gazeteci Nahit Doğu, Sofya’dan yazdı- 23 Kasım 2005)

Ben Yunan Pomak’ı Değilim

Cengiz ÖMER - Batı Trakya

Hiç kimsenin bizleri vatansız bırakmasına göz yummayalım. Bu insanlık vazifemizdir. Gelin hep birlikte çok geç olmadan kimliğimizin ve namusumuzun sigortası olan dilimize var gücümüzle sahip çıkalım. Atalarımızın dediği gibi “Kâmus, namustur.”

Değerli okurlar!

Batı Trakya Müslüman Türklerinin namusu Türkçe’dir. Hiç kimsenin namusumuza el uzatmasına izin veremeyiz. Bizlere yapılan çok adi bir insanlık ayıbıdır. Nefrete, insan ve kültür düşmanlığına dur demek, geçit vermemek insanlık vazifemizdir. Biz dil düşmanları değiliz. Ama ucuz oyunlara gelecek kadar da cahil ve enayi de değiliz. Milletimizi aptal yerine koyup hiç kimsenin onu aldatmasına ve oyuna getirmesine izin veremeyiz. Canımızdan olsak bile... Şeref fukarası, haysiyet yoksunu, sömürge kafalı, vicdansız, milli ve dini duyarlılığını yitirmiş müsvedde aydınlar bu ifadelerimi ucuz, gereksiz, geçerliliği kalmamış ve aptalca bulabilirler. Ahlâksızlığın meziyet, şerefin zafiyet olduğu, insanlık fukarası bir dünyada böyleleri de olacaktır. Ben temiz ve milli duyarlılığını yitirmemiş, şahsiyet sahibi soydaşlarıma sesleniyorum.

Kimse Pomak’ça diye bir dili milletimize danışmadan, iradesine saygı duymayıp onayını almadan da-yatamaz. Böyle bir şey ancak Orta Çağ karanlığında veya Nazi işgalinde olur. Yunanistan bizleri yok etmek için Pomak’ça diye bir dili Latin harflerine uyarlıyor ve bununla yapay bir Pomak ulusu ihdas etmeye çalışıyor.

Devletin bu dil sevdası Türkçe düşmanlığının bir belirtisidir. Pomakları çok sevdiklerinden değil. Devletimize bir sualimiz olacak. Dillere bu kadar saygınız varsa neden Türk okullarında Türkçe derslerini ortadan kaldırmaya çalışıyorsunuz? Var olmayan bir dili (“Pomakça”) yaşatmaya çalışırken ve bu uğurda milyonlar harcarken, diğer yandan aynı şevkle Türkçe’nin tarihten silinmesi için gayret ediyorsunuz. “Pomakça”nın yaşatılması için yürütülen seferberlik, Türkçe’yi ve Türkleri sindirme oyunudur. “Pomak dilini yaşatmak”, “Pomak kültürüne hizmet”, “kültürler yok olmasın”, “dillere saygı” gibi içi boş sloganlarla bizleri kandıramazlar. Hem sonra bu Pomakça denen uydurma ve kırma dil nedir?

Bu bilgileri yazıya dökerken, bu bölgenin insanı olarak bizzat olayları yaşayan biri olarak sizlere aktarıyorum. Ve diyorum ki; Devletin zorla Yunan Pomakları olarak adlandırdığı bizler, yani ben Türk’üm. (Batı Trakya’da yayınlanan MİHENK Dergisinden alınmıştır.)

Balkanlar’da Pomak Türkleri

Dünya Gündemi Haber Merkezi

Süleyman Demirel Üniversitesi’nin Burdur Eğitim Fakültesi’nde görev yapmakta olan Profesör Doktor Hüseyin Memişoğlu’nun “Balkanlarda Pomak Türkleri” adlı kitabının 4. bölümünden alıntılar:

“ Türk toplumunun bölünmez bir parçası olan Pomak Türkleri, asırlar önce Batı Trakya bölgesine de yerleşmişlerdir. Onlar bugün Yunanistan sınırları içinde kalan bu bölgenin kuzeyinde bulunan Rodoplar dağlık kesiminde ikamet etmektedirler. Bu dağlık bölgede bir tek Rum köyü yoktur. Ve bölge de tamamen Müslüman Türk nüfusu ile meskûndur....”

“ Yunanlılar yıllardan beri Batı Trakya Müslüman Türkleri üzerinde iki türlü yıldırma taktiği uygulamaktadır. Ova köylülerini baskı, tehdit ve zorla topraklarını ellerinden alarak göçe zorlayan Yunanlılar, dağ bölgelerinde Pomak Türklerine karşı ise “Yunanlaştırma” politikası uygulamaktadır.”

“ ... son onbeş yirmi yıldan bu yana Yunan tarihçi ve sosyologları Pomak Türleri üzerinde hak iddia eden tezler üretmeye başlamışlardır. Bunlar bilimsel özelliklerden tamamen mahrum, devletin belli iç ve dış çıkarları uğruna gerçekleri saptırma amacı gütmektedirler. Gonatas, Milonas, Makriyotis, Soltaridis, Hidiroğlu, Musopulos ve Foteas gibi yazarlar böyle bir amaç içinde bulunmaktadırlar.”

“ Aynı yazarlar, Pomak’ların Türk’lerle hiçbir ilişkisi olmadığını iddia etmekte ve Pomakların büyük bir ihtimalle Trak’ların veya Trak-Yunan sentezinin torunları olduğu ihitimali üzerinde durmaktadırlar. Diğer Yunan yazarları Pomak’ların Büyük İskender’in torunları olup Osmanlılar tarafından zorla “Müslümanlaştırılmış” olduklarını iddia etmekte hatta bunların Yunan kanı taşıdığını tıbbî yöntemlerle kanıtlamaya çalışmaktadırlar.”

(Yazar bize dipnotta şu bilgiyi verir : Yunanlı Ksirotiri, Pomaklarda kan gruplarının sıklık tasnifi üzerine bulgular adlı bir doktora çalışması hazırlar. Bu kitabı yazar, Selânik 1971 tarihinde kaleme almıştır.) Bu olay, bu ülkede fanatizm ve ırkçılığın daha yetmişli yıllardan bu yana hangi safhalara ulaştığını ve bilimin nasıl suistimal edildiğinin göstergesidir.

“ Pomakların Yunan oldukları iddiasını ortaya atanların bir kısmına göre de, Pomaklar Büyük İskender’in torunları değil, Asya seferinde yanından eks... etmediği bir Yunan kabilesi olan “Agriyan” ların torunları oldukları iddiasını ileri sürmektedirler.”

Yazar Hakkında

Prof. Dr. Memişoğlu 1937 yılında Bulgaristan’ın Kırcaali sancağına bağlı Kayaloba köyünde doğdu. 1964’te Sofya Üniversitesinden mezun olur. 1971 - 1988 yılları arasında Bulgaristan’da üniversite öğretim görevlisi olarak çalışır. 1984’te Bulgar yönetiminin Türklere uyguladığı baskı politikalarına daha fazla dayanamıyarak Mart 1988’de Türkiye’ye iltica eder. Hacettepe Üniversitesi’nde göreve başlayan Prof. Memişoğlu, 1995’te Süleyman Demirel Üniversitesi’nin Burdur Eğitim Fakültesi’ne atanmıştır. (Haber Merkezi)

Pomakların, Kuman-Kıpçak Türklerine Dayanan Tarihi Bir Geçmişi Var

Basri Zilabid - Araştırmacı

Pomaklar, Balkanlarda Pomakça konuşan Müslümanlara verilen bir addır. Pomakların, Kuman Türklerine dayanan uzun bir tarihi geçmişi vardır. Kuman Türkleri miladi 916 yılında Kuzey Çin’den ayrılarak önlerine çıkan Ruslarla savaşıp, XI. ve XII. yüzyılda Ukrayna ve Romanya üzerinden Balkanlara inmeğe başlayan bir Türk kavmidir. İlk olarak kuzey Bulgaristan’a daha sonra güneye doğru inerek Rodoplara ve Makedonya’nın doğu kısımlarına yerleşmişlerdir. Yerleştikleri bölgelere Kumanova, Kumantsi, Kumança gibi isimler vermişlerdir.

Kuman ve Peçenek Türkleri’nin 1087’de kurdukları federasyonun 1091’de yıkılması neticesinde Kuman Türk boylarından birçoğu Romanya, Macaristan, Avusturya ve Çekoslovakya içlerine kadar giderek gayri Türk unsurların içinde Hıristiyanlığı kabul etmişler ve etnik varlıklarını kaybetmişlerdir. Batı Trakya ile Rodop ve Prin bölgelerinin dağlık kesimlerinde ise bir hayli Kuman Türk boyu kalmıştır. 1065 yıllarından itibaren Bizans, Slavların güneye inmelerini önlemek amacıyla Konya’nın bazı kesimlerinden birçok Türk kabilelerini gayet tavizkar tekliflerle Teselya ile Makedonya ve Rodoplara götürüp iskan ettirmiştir. Bu kabilelerin 55-60 bin kişilik bir topluluk olduğu Bizans kroniklerinde belirtilmektedir. Daha sonra 1345 yılında Gazi Umur Beyin fütuhatına sahne olan bu bölgelere 100 bin kadar Yörük Türkmen iskan edilmiştir. Anadolu’dan iskan edilen bu Türk-Müslüman grupları, bu bölgede yaşayan Kuman Türkleri arasında İslamiyetin yayılmasında etkili rol oynamışlardır. Bu gruplar arasında şeyh, abdal, derviş, gibi İslam misyonerleri İslam’ın propagandasını yapmışlardır. Bulgar tarihçileri Zlatarski ve İreçek, İslam Dini misyonerlerinin Bulgaristan’da İslam propagandasını yaptıklarını ve XIII. asra kadar İslam dininin bu yörelerde yayıldığını belirtmektedir. Tarihi verilere göre Kuman Türkleri’nin ihtida ederek Müslüman oluşları Osmanlı’nın bölgeye gelmesinden önceye rastlamaktadır.

Kuman Türkleri Anadolu’dan gelen Müslüman kardeşlerine maddi ve manevi yardımlarda bulunmuşlar, “öncü”, “ardcı” ve “ileri keşif” kolu olarak aktif görevlerde bulunmuşlardır. Slavlar, Kuman Türk Müslümanlarına Osmanlı ordularına yardım ettikleri için yardımcı anlamına gelen “pomagaç” adını vermişler ve bu zamanlarda Pomak şeklini almıştır. Ancak bu kelime Osmanlı müelliflerinin eserlerinde geçmediği gibi, Pomak adına da hiçbir yerde rastlanmamaktadır. Bu tabire Türkçe eserlerde ancak 1877-1878 Türk-Rus harbinden sonra Balkanlar’dan gelen muhaceretler dolayısıyla rastlanır.

Pomaklar bütün tarihleri boyunca Osmanlı Devletine sadakat ile hizmet etmiştir. 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşının elim neticeleri Rodopların Rus ordusu ve Bulgar komitacıların istila tehlikesine kaldığı vakit, Rodop Türkleriyle Pomaklar yine birlik ve beraberlik içinde düşmanlarını bu bölgeye sokmamışlardır. 3 Mart 1878’de imzalanan Ayastefanos andlaşması hükümlerine itiraz etmişler ve oturdukları bölgede “Muvakkat hükümet” kurmuşlardır. Bulgar-Rus kuvvetleri muahede şartlarını yerine getirmek için, Pomaklara saldırmışlardır. Pomaklar ve Rodop Türkler’i, aylarca mukavemet edip memleketlerine düşmanı sokmamışlardır. 1878 Haziran ayından itibaren büyük Avrupa devletlerinin ve Osmanlı Devleti’nin mümessilleri Berlin’de barış müzakerelerine başladıkları vakit, Rodoplar’da savaş devam ediyordu. Bu çetin mücadele Berlin’de toplanan kongre üzerinde etkili oldu ve çeşitli milletlerin temsilcilerinden oluşan bir heyet, Rodoplar’a gönderildi. Neticede Pomaklar arzularına kavuştular. Berlin Kongresi kararları gereğince müstakil bir “Şarkî Rumeli Vilâyeti” kuruldu ve Pomaklar’ın vatanı düşman istilasından kurtuldu.

Pomaklar’ın konuştukları dile gelince, % 30 Ukrayna Slavcası, % 25 Kuman-Kıpçakçası, % 20 Oğuz Türkçe’si, % 15 Nugayca ve % 10 Arapça’dan müteşekkildir. Buna göre Bulgarlar’ın iddia ettikleri gibi Pomakça’nın Bulgarca’nın bir şivesi olduğunu söylemeye imkan yoktur. Pomaklar bugün Bulgaristan güneyinde, Yunanistan’ın kuzeyinde, Makedonya’nın çeşitli bölgelerinde ve Türkiye’nin kuzeybatısında ve güney orta bölümlerinde yaşamaktadırlar. Bugün kendini Pomak kabul edenlerin sayısı 500 bini aşmaktadır. Pomaklar umumiyetle zeki, çalışkan ve cesur insanlar olup, daha ziyade ziraat ve ticaretle ile meşguldürler. Şehirlerde oturanların çoğu Türkçe konuşur. Bunlar Türk-İslam medeniyeti içinde gelişmiş olduklarından, bugün duyguları ile Türklüğe bağlı yaşamışlar ve onun keder ve saadetini paylaşmayı bir vazife bilmişlerdir.

Bibliyografya

- ACAROĞLU, Türker, “Bulgaristan”, Türk Ans...lopedisi, VII/377-396, Ank. 1956

- (ALTINAY), Ahmet Refik, Türk İdaresinde Bulgaristan, Devlet Matbaası, İst. 1933

- AYDINLI, Ahmet, Batı Trakya Faciasının İçyüzü, Akın Yay., İst. 1971

- ÇAVUŞOĞLU, Halim, Balkanlarda Pomak Türkleri, Köksav Yay., Ank. 1993

- EREN, A. Cevat, “Pomaklar”, İA, İX/572-576, İst. 1964

- “Pomaklara Dair”, Türk Kültürü, Sayı 4 (Şubat) Ank. 1963

- FEHER, Geza, Bulgar Türkleri Tarihi, TTK, Ank. 1999

- KONSTANTİNOV, Yulian, “Strategies for Sustaining a Vulnerable Identity: The Case of the Bulgarian Pomaks”, Muslim Identity an The Balkan State, London 1997

- MEMİŞOĞLU, Hüseyin, Pomak Türklerinin Tarihi Geçmişinden Sayfalar, Ank. 1991

- “POMAKLAR”, Müslüman Halklar Ans...lopedisi (MHA), İST. 1991

- “RODOPLAR VE POMAK TÜRKLERİ” , Türk Dünyası, Sayı 28, İst. 1973

- YÜCEL, Yaşar, “Balkanlarda Türk Yerleşmeleri ve Sonuçları”, Bulgaristan’da Türk Varlığı (Bildiriler) TTK, Ank. 1992. - (Basri Zilabid yazdı)

 
KAYNAK:yeni dünya gazetesi
Logged
PAŞALI
Ziyaretçi
« Yanıtla #13 : Ocak 25, 2007, 06:46:28 »

Ezgi hanım, YÖK'ün yapacağı denklik sınavını geçmeniz halinde Türkiye'deki hukuk fakültelerinden mezun herkesin yapabileceği her mesleği icra edebilirsiniz. Ancak Türkiye'de avukatlık yapabilmek için sayın Muyasba'nın alıntı yaptığı kanun maddesinde de belirtildiği gibi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak ilk koşul. Bu yüzden eğer TC vatandaşlığınız yoksa öncelikle vatandaşlık işlemlerini çözmenizi öneririm. Eğer Bulgaristan'da yaşayan Türk veya Pomak azınlığa mensup bir kişi iseniz ve TC vatandaşı değil iseniz bu sorun olmayacaktır çünkü Bulgaristanda yaşayan hem Türkmenler hem de Pomaklar Türk tebaasından sayıldıkları için vatandaşlık başvuruları imtiyazlı şekilde hızlı sonuçlanabiliyor. Bulgaristanda ne amaçla ve ne zamandır bulunduğunuzu bilmiyorum, o yüzden ihtimali olarak değerlendirdim, ve sanırım biraz da uzattım.

Özet olarak gerekli prosedürü yerine getirmeniz halinde Türkiye'de avukatlık yapmanız için hiç bir engel yok. Kolaylıklar dilerim

kaynak:türk hukuk sitesi
Logged
PAŞALI
Ziyaretçi
« Yanıtla #14 : Ocak 27, 2007, 04:20:42 »

Pomaklar bütün tarihleri boyunca Osmanlı Devletine sadakat ile hizmet etmiştir. 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşının elim neticeleri Rodopların Rus ordusu ve Bulgar komitacıların istila tehlikesine kaldığı vakit, Rodop Türkleriyle Pomaklar yine birlik ve beraberlik içinde düşmanlarını bu bölgeye sokmamışlardır. 3 Mart 1878’de imzalanan Ayastefanos andlaşması hükümlerine itiraz etmişler ve oturdukları bölgede “Muvakkat hükümet” kurmuşlardır. Bulgar-Rus kuvvetleri muahede şartlarını yerine getirmek için, Pomaklara saldırdılar. Pomaklar ve Rodop Türkler’i, aylarca mukavemet edip memleketlerine düşmanı sokmadılar. 1878 Haziran ayından itibaren büyük Avrupa devletlerinin ve Osmanlı Devleti’nin mümessilleri Berlin’de barış müzakerelerine başladıkları vakit, Rodoplar’da savaş devam ediyordu. Bu çetin mücadele Berlin’de toplanan kongre üzerinde etkili oldu ve çeşitli milletlerin temsilcilerinden oluşan bir heyet, Rodoplar’a gönderildi. Neticede Pomaklar arzularına kavuştular. Berlin Kongresi kararları gereğince müstakil bir “Şarkî Rumeli Vilâyeti” kuruldu ve Pomaklar’ın vatanı düşman istilasından kurtuldu.şu yıllarda batı trakya nın köylerinde yaşayan iki pomak köyü vardır(değirmen düzü köyü ve yeniköy).bu köylerin geliboluya yakınlığı 15_20 km dir.bu köylerde hala anadil pomakçadır ama gençler genelde türkçeyi kullanırlar.köylerin en eski insanlarından bazıları türkçeyi bilmiyorlar

KAYNAK:VİKİPEDİ ANSİKLOPEDİ
Logged
gürcan
Ali Osman GÜRCAN
Onursal Üye
*****

Popülarite: 141
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1.092


« Yanıtla #15 : Şubat 22, 2007, 13:33:14 »

Paşalı kardeş, hassasiyetiniz için teşekkür ederim. Allah sizden razı olsun. Özür diliyorum, yoğunluğum sebebiyle konuya katılamadım. Milli Eğitim Bakanlığına, Kültür Bakanlığına, Türk Tarih Kurumuna, YÖK'e Pomaklar ve Pomakça uygulaması ile ilgili ayrıntılı dilekçeler göndermek gerek. Buna önderlik edebilirmisiniz.
Ayrıca konuyu saptırmaya çalışan soysuzun siteden atılmasına sevindim.
Logged

Türkçe Demek Türk Demektir. Ne Mutlu Türküm Diyene.
PAŞALI
Ziyaretçi
« Yanıtla #16 : Mart 07, 2007, 11:51:22 »

Paşalı kardeş, hassasiyetiniz için teşekkür ederim. Allah sizden razı olsun. Özür diliyorum, yoğunluğum sebebiyle konuya katılamadım. Milli Eğitim Bakanlığına, Kültür Bakanlığına, Türk Tarih Kurumuna, YÖK'e Pomaklar ve Pomakça uygulaması ile ilgili ayrıntılı dilekçeler göndermek gerek. Buna önderlik edebilirmisiniz.
Ayrıca konuyu saptırmaya çalışan soysuzun siteden atılmasına sevindim.



SAYIN Gürcan

Önce allah devletimize zeval vermesin diyorum
ben inanıyorum ki devlet ne zaman ne yapacağını bilir .Önemli olan bireylerin neye ne kadar sahip çıktıklarıdır her şeyi devletten beklememek gerekir sanırım.
  sağlıcakla kalın.
Logged
Sivil Kurmay
Yeni Üye
*

Popülarite: 3
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 49



WWW
« Yanıtla #17 : Ocak 14, 2009, 11:42:15 »

Sevgili arkadaşlar ben de buna bir şey eklemek istiyorum. Geçmişimizi bilmek, araştırmak yarınımız ve geleceğimiz açısından çok önemli. Özellikle bu tür konuları araştırırken önce Türk araştırmacılarımızın yazılarını inceleyip yabancıların hazırladıkları çalışmaları karşılaştırmakta fayda var. Durum öyle bir hal aldı ki, en hassas olduğumuz din ve etnik köken üzerinden siyaset yapılarak insanlar bölünmek istenmekte. Buna ek olarak bir de saçma sapan fikirleri araya sokuşturup empoze etmeye çalışanlar olursa iş tam bir arap saçına dönüyor.
Yunanistanın güttüğü bölme politikasi da buna ornek.Çingene pomak müslüman yahudi ermeni var diyerek AB den,ekonomik yardım alıyor. En kötüsü de asimile etmeye çalışıyor.Dikkatlı olmaka fayda var.
Aydınlatıcı paylaşımlarınız için sağolun arkadaşlar...
Logged
Sayfa: 1 [2]
Balkanlar.Net  |  Balkan Dünyası  |  Pomaklar , Goralılar , Torbeşler  |  Konu: Kayip(edilen) Kimlik Pomaklar « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer:  



    MKPortal C1.2.1 ©2003-2008 mkportal.it
    Bu safya 0.03135 saniyede 22 sorguyla oluşturuldu

    Emlak ilanları, araba ilanı ver Blog