Ana Sayfa Ana Sayfa  Forum Forum  Balkanlar TV Balkanlar TV  Tarihte Bugün Tarihte Bugün  Haberler Haberler  Makaleler Makaleler
Son mesaj - Gönderen: Taran Kedi - Cuma, 06 Nisan 2012 15:50
Balkan Türklerinin Buluşma Noktasına Hoş Geldiniz.
Balkanlar.Net
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Kasım 25, 2017, 12:17:20
151.700 Mesaj 8.683 Konu Gönderen: 8.295 Üye
Son üye: figenbakay
Balkanlar.Net  |  Balkan Dünyası  |  Pomaklar , Goralılar , Torbeşler  |  Konu: popüler kültür(POMAKLAR) 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] 2 3 ... 5
Gönderen Konu: popüler kültür(POMAKLAR)  (Okunma Sayısı 23256 defa)
PAŞALI
Ziyaretçi
« : Ocak 24, 2007, 06:46:00 »

BULGARİSTAN AZINLIK RAPORU

 
 
 Bulgaristan da diğer Balkan ülkeleri gibi çok sayıda azınlığın bulunduğu bir ülkedir. Bir önceki rejim döneminde baskıcı ve katı uygulamaları ile insan haklarını açıkça ihlâl eden Bulgaristan, rejim değişikliği sonrasında Avrupa Birliği hedefine yönelirken, değişimle ve süreçlerle uzlaşma yönünde birtakım olumlu adım atmıştır. Avrupa Birliği hedefi dolayısı ile daha somut görülen iyileşmenin temelinde Avrupa Birliği’nin üyelerinden ve üye adaylarından “devlet”, “millet”, “ülke” ve “egemenlik” kavramlarında değişimi talep etmesi yer almaktadır.

Avrupa Birliği normları bakımından “millet”, sadece soy bağına değil, esasında Kemalizm’de de olduğu gibi vatandaşlık bağına dayandığından, teorisinde hukukî ilkeleri temel alır ve ayrımcılığı reddeder.


Bununla beraber söz konusu hedefin yakalanması birkaç bin nüfuslu devletçiklerle nüfusu milyonlarla, on milyonlarla ve yüzmilyonlarla ölçülen ülkeler için aynı derecede kolay değildir. Öte yandan millet kavramının çerçevesini ve içeriğini yeniden yapılanması gereken ülkede farklı dinler söz konusu ise, bu daha da zordur.


Avrupa Birliği’nin penceresinden bakıldığında, aday veya üye ülkede “millet” bütün ayrımcılıklardan uzak tutulması gerekirken, “azınlıklar” konusu da, olumlu veya olumsuz değerlendirmelerin ötesinde “yine de ayrımcılık” getirmektedir. Burada hedef çoğunluktan olmayanların çoğunluğa karşı korunması ve dengelenmesi olsa da, düzenlemelerin beklenen sonucu vermesi güçtür. Ancak “millet” değerinin “dil”, “din” ve “ırk” temeline oturturulmasına kıyasla daha olumlu ve gerçekçi olan bu yaklaşım, üretilecek ve korunacak “ortak değerleri” desteklemesi nedeni ile önemlidir.


Yine Kemalizm’den hareketle “millet” olgusu, “vatandaşlık hakkı ve sorumluluğu”, “ortak kültür”, “ortak tarih”, “birlikte yaşama arzusu” ve “ortak gelecek” ile özetlenebilir. Bu açıdan bakıldığında Avrupa Birliğinin “millet” konusunda yeni bir şey söylemediği de düşünülebilir.


Avrupa Birliği “millet”, “devlet”, “ülke” ve “egemenlik” konularını, üyeleri ve adayları bir potada eritebileceği ve “Avrupa” kavramını ortak payda hâline getirebileceği düşüncesi ile geliştirmiştir.


Pek teorik olsa da, hemen her ülkenin ayrımcılığı reddetmesi ve güvenceye alınan haklar ile birlikte yaşama arzusunu kuvvetlendireceği sistemde, ayrımcılığın redid ve haklar için ortaya konan güvenceler sistemi, “ortak ve bir Avrupa ülküsünün” garantisidir.


Bu sayede millî bütünlük, Avrupa’nın bütünlüğünün ön koşulu ve Avrupa’nın bütünlüğü beher devletin millî değerler sisteminin güvencesi olur.


O nedenle Avrupa Birliği “çokkültürlülüğü korunduğu millî bütünlük” üzerinde ısrarla durmaktadır. Aynı çerçevede asimilasyon, techir, soykırım ve ideolojik devlet anlayışı kabûl edilmemektedir.


Bununla beraber Avrupa Birliği devletlere azınlıkları konusunda “dayatmada bulunulmamasını dayatırken”, aynı şekilde “Birlik’in değerlerime uyumu zorlamaktadır”. Fakat bu “zorlama” adaylar açısından “gönüllü olunan” bir uygulamadır.


BULGARİSTAN’DA TÜRK AZINLIĞI


Bulgaristan’daki azınlıklar arasında Türkler önplana çıkmaktadır.


Avrupa Birliği kaynaklı veriler bu ülkede 850.000 civarında Türk bulunduğunu göstermektedir. Bununla birlikte Bulgaristan’daki Türk azınlık konusunda sözkonusu rakam alt sınır olarak kabul edilebilir. Gerçek rakam 1.2 milyon seviyesinde tahmin edilmektedir.


Çünkü Bulgaristan’da Komünizim döneminde ve öncesinde Türklere karşı girişilen eritme kampanyasının neticesinde, Türk azınlık ağır insane hakları ihlâllerine uğramış ve sayısal açıdan zayıflatılmıştır. Konunun bu yönü için Selvi örneği önemlidir.


Doç.Dr.Kemal Gözlerin "Devletin Bir Unsuru Olarak Millet Kavramı" makalesinde de yer aldığı gibi, Kuzey Bulgaristan’da Selvi kazasında 1751 yılında toplam nüfusun % 59’u Müslüman iken, Müslümanların oranı 1845’te % 46’ya 1873’te de % 37’ye düşmüştür . 1845 ilâ 1873 yılları arasında Selvi ve köylerinde Hristiyan nüfusu yılda ortalama % 1.87 oranında artarken, aynı yerdeki Müslüman nüfus % 0.76 oranında artabilmiştir .


Selvi’de azınlık durumunda olan Hristiyan Bulgarlar çoğunluk durumuna geçmişlerdir. Bu durum karşısında Machiel Kiel, “Müslümanlar, Hristiyanlar tarafından demografik olarak yenildiler, “yatakta yenildiler’” diye yazmıştır . 1878 yılında Selvi ve köyleri Bulgaristan sınırları içinde kalmıştır. Bulgarlar, Osmanlıların sağlayamadığı millî bütünlüğü kendi lehlerine Müslüman nüfusu göç ettirerek kısa zamanda sağlamıştır.


1873’te Selvi’de nüfusun % 37’sini teşkil eden Müslümanların oranı 1887’de 12’ye, 1900’de % 8’e düşmüştür . Günümüzde bir zamanlar nüfusunun yarısından fazlası Müslüman olan Selvi’de birkaç aile Müslüman kalmıştır.


Bulgaristan’da Türk azınlığı Sofya, Şumnu, Klrcaali,Filibe ve Dobruca kentlerinde yoğun olarak görülmektedir. 11. ve 12. yüzyıllarda bugünkü Bulgaristan’a göç eden Türkler, bulundukları ülkenin idari yapısına uymaktadırlar. Ayrıca Bulgaristan'da siyasi açıdan kilit bir azınlık konumundadırlar .


Bulgaristan 1940'ta Türk nüfusun yoğun olduğu Dobruca'yı yeniden elde etmiş ve o günden sonra da sınırlarda değişiklik olmamıştır. Bulgaristan’da Türk kimliği çerçevesinde Tatarlar ve Gagavuzlar da bulunmaktadır. Bulgaristan tarihinin azınlık hakları açısından en kötü dönemi 80’li yılların ortalarıdır. Sofya 1984-1985 yıllarında Türkçe isimleri yasaklayarak Türk nüfusu göçe zorlamıştır. 1989 yılında 160.000 kadar Türk Türkiye'ye göç etmiştir.


Sonraki yıllarda bu sayı 300.000'e ulaşmıştır. 1985 yılından sonra Bulgaristan'da kalan Türkler, bazı alanlarda Bulgar yurttaşların hak ve özgürlüklerine sahip olmuşlardır. 1965 nüfus sayım verilerine göre Türkler 850.000'e yakın sayıları ile genel nüfusun % 10'unu oluşturmaktadır.


1985 sayımında ise Türk nüfus 1.600 .000 civarına ulaştığı tahmin edilmiştir. Bu rakam genel nüfusun % 15'ini teşkil etmektedir. Bulgaristan Türkleri bu nüfus yoğunluklarıyla Bulgaristan'da Türkler en kalabalık azınlık durumundadır. 1989'dan sonra gerçekleşen göçler, bu sayıyı tahminen 1,2 milyon seviyesine çekmiştir. Nüfusun büyük çoğunluğu çiftçilik ve hayvancılıkla geçimini sağlamaktadır.


BASKILAR SONUCU GÖÇLER


Türk azınlığın en yoğun olduğu Balkan ülkesi Bulgaristan'dır. Bulgaristan’daki Türk azınlık defaatle Türkiye’ye göçe

zorlanmıştır. Bir bakıma tehcir olan bu uygulamanın maksadı, ülkedeki Türk nüfus ve kimliğini eritmek ve bu sayede Bulgaristan’I daha homojen hale getirmektir. Bulgaristan Türkleri 1940 tarihinden itibaren sürekli olarak Türkiye'ye göç vermiştir. 1944'e kadar 140.000 kişi, 1950-1951'de 155.000 kişi, 1978 yılında ise 130.000 kişi Türkiye'ye gelmiştir. 1989 yılındaki göçmen sayısı ise 160.000 civarındadır. Bu göçlerden sonra Bulgaristan Türkleri kırsal alanlarda kalmışlardır.


Detayları itibariyle;


Cumhuriyet döneminde Türk-Bulgar ikamet sözleşmesiyle göçler bir süre düzene girmiş, dostluk anlaşmasıyla da Türklerin hakları güvence altına alınmıştır. İkamet sözleşmesiyle Bulgaristan'dan gelmek isteyenler Türkiye'ye serbestçe göç etmişler ve mallarını tasfiye etmişlerdir. 1923-1939 döneminde toplam 198.688 göçmen soydaş gelmiştir.


II.Dünya savaşını izleyen yıllarda da göçler devam etmiş, ancak Bulgaristan'ın yurtdışına çıkışları hemen hemen yasaklamasından dolayı yıllık ortalama ancak 2.100 göçmen gelebilmiş, gelenlerin çoğu da pasaportsuz olarak kaçmıştır. Aslında göç talebi çok yüksek olsa da1939-1949 arasında sadece 21.353 kişi Türkiye'ye gelmiştir.


Bu dönemdeki göç talebinin nedeni Bulgaristan'daki iktidar partisi Komünist Partinin Türkler üzerindeki politik, kültürel ve dinsel baskısıdır. Köylü Türklere ağır vergiler getirilmiş, ürünlerinin büyük bölümünü devlete vermeleri için baskı yapılmıştır.

Bulgaristan'dan Türkiye'ye en yoğun göç olayı 1950'lerin başlarında yaşanmıştır. 10 Ağustos 1950 de Bulgaristan Türkiye'ye nota vererek 250 bin Türkün gönderileceğinin 1925 tarihli anlaşmaya dayanarak bunların 3 ay içerisinde kabul edilmesi gerektiğini bildirmiştir.


İki ay içerisinde 150.000-155.000 Türk, Bulgaristan'dan ayrılmış, Türkiye ikinci ayın sonunda sınırı kapatmak zorunda kalmış, ancak aradan iki ay geçtikten sonra vizesi olanlar için sınırı yeniden açma kararı almıştır. 30 Kasım 1951'e kadar 154, 393 kişi Türkiye'ye gelmiştir.


Bulgaristan'ın Türk azınlığı göçe zorlamasının nedeni Türkiye'nin Batıya yakınlaşmasının Bulgaristan'ın saflarında olduğu Rusya'yı rahatsız etmesi ve Bulgaristan aracılığıyla Ankara'ya baskı uygulama politikasıdır. Görüldüğü üzere Balkanlardan Türkiye'ye yönelen zorunlu göçler tamamen siyasi konjonktürün ürünüdür.


1951 de Stalin'in ölümüyle de bağlantılı olarak, Bulgaristan'da bir yumuşama görülmüş, bu sürede göçler yavaşlamış, 1952-60 yılları arasında sadece 93 kişi göç etmiştir.


1950-51 döneminde Bulgaristan'dan gelenlerin yakınları orda kalmış ve parçalanmış aileler oluşmuştur. Bu ailelerin birleştirilmesi amacıyla 21 Ağustos 1966'da Türk-Bulgar ikili bildirisi yayımlanmış, Mart 1968'de "Türkiye-Bulgaristan Yakın Akraba Göçü Anlaşması" imzalanmıştır. Bu kapsamda 1968'den 1979'a kadar 120.000 soydaş Türkiye'ye gelmiştir.

Bulgaristan'ın "sosyalist tek ulus devlet" kurma projeleri dahilinde 1980'lere gelindiğinde asimilasyon kampanyaları hız ve şiddet kazanmıştır. Asimilasyon politikası geleneksel Türk kıyafetlerinin giyilmesinin yasaklanması, kamuoyuna açık yerlerde Türkçe konuşulmasının yasaklanmasıyla başlayıp, 1984-85 arasında Türklerin isimlerinin zorla Bulgar isimleriyle değiştirilmesi, Türklerin dini ibadethanelerine gitmelerine izin verilmemesi, bazılarının kapatılması, çeşitli baskı uygulamaları şeklinde devam etmiştir. Verilen demeçlerde Bulgaristan'da Türk olmadığı iddia edilmeye başlanmıştır.


Bulgaristan'ın asimilasyon politikası uygulamasının nedenleri olarak demografik nedenler; Türk nüfusunun Bulgar nüfusundan daha hızlı artması, Kıbrıs sendromu; ülkedeki Türklerin Sofya'ya karşı kullanılması korkusu, stratejik nedenler; Türkiye'ye yakın yerlere Bulgarları yerleştirme isteği, Bulgaristan'daki iç nedenler, Bulgar ulusunun oluşum süreci, muhtemel Sovyet etkisi sayılabilir.


20-21 Mayıs 1989'dan itibaren, Bulgaristan'daki Türklerin direnme hareketleri yoğunlaşmıştır. Kuzey Bulgaristan'dan başlayarak, Türkler kendi aralarında örgütlenerek uygulanan baskı rejimine karşı açıktan direnişe geçmişlerdir.


2 Haziran 1989'da Devlet Başkanı Todor Jivkov eğer Türkiye kapıları açarsa, pasaport verileceğini Türklerin gidebileceğini söylemiştir. 500 bine yakın Türk pasaport için başvurmuştur. Bunun üzerine II. Dünya Savaşı sonrası Avrupa'daki en büyük göç olayı yaşanmıştır. Vize uygulamasının kalktığı 2 Haziran - 22 Ağustos 1989 arasında toplam 311.862 Türk, Türkiye'ye gelmiştir. Vize uygulamasının başladığı 22 Ağustos 1989-Mayıs 1990 arasında 34.098 soydaş vize alarak Türkiye'ye geçmiştir.

Bulgaristan pasaport almadıkları takdirde, 6 ay içerisinde geri dönerlerse Türklerin Bulgar vatandaşı olarak kalacaklarını, istediklerinde geri gelip gidebileceklerini, ailelerini gönderebileceklerini, mal-mülk ve paralar ile sosyal haklara sahip olabileceklerini bildirdi. Böylece Haziran 1989 dan, Mayıs 1990 a kadar geri dönenlerin sayısı 133,272 olmuştur. Böylece Türkiye'de kalanlar 212,688'dir.


Todor Jivkov'dan sonra Bulgaristan, Türk azınlığın haklarını yeniden tanımıştır. Böylece ilişkiler daha sıcak bir döneme girmiş, yasadışı olarak gelenler ve aile birleşmeleri dahilinde gelenler dışında göç olayı durmuştur.


TÜRK AZINLIĞI VE SİYASÎ KONUMU


1980’li yılların başında, Todor Jivkov döneminde Türklerin isminin zorla değiştirilmesiyle, kâbus gibi bir dönem yaşanmıştır. Asimilasyon yıllarında kurdukları Haklar ve Özgürlükler Partisi ile seslerini yükselten Bulgar yurttaşı Türkler, bugün parlamentoda da söz sahibidirler. 1993'den sonra Bulgaristan'da Türklerin ''Hak ve Özgürlükler Partisi'' Bulgar Parlamentosu'nda yerini almış ve üçüncü siyasi güç olarak 15 milletvekili çıkarmıştır. Ülkede halen 27 belediye başkanı, 653 köy muhtarı Türk'tür. Devlet dini kurumları denetim altında tutmakta ve dini çalışmaları yönIendirmektedir .


TÜRK AZINLIK VE EĞİTİM


Bulgaristan'da eğitim devlet denetimindedir. Ülkede konuşulan Türkçe, Türkiye Türkçesine oldukça yakındır .Türkçe ilk yıllarda azınlık okullarında öğretim dili olarak okutulurken daha sonra kaldırılmıştır (1960). 1939'da Türklerin % 15'i okula giderken 1957' de bu oran % 97'ye çıkmıştır. 1993'ten sonra ise yeniden Türkçe eğitim başlamıştır.


POMAKLAR KONUSU


Her ne kadar Bulgaristan Avrupa Birliği yolunda attığı adımlarla gelecke için umut verse de, totaliter rejim döneminde izlediği “birleştirip kaynaştırma politikasını” bu defa baskı ile değil, ama AB normlarını sübjektif bir şekilde yorumlayarak sürdürdüğünü düşünmek mümkündür. Çünkü Sofya Türk azınlığın bir bölümünü “Tatar”, “Pomak” ve “Çingene” saymaktadır.

Pomakların menşei konusunda çesitli görüsler bulunmaktadır. Bulgarlar Bulgar olduklarını, Yunanlar ise en eski Yunanlar olduklarını savunagelmektedir. Ancak Pomaklar kendilerinin Türk olduğunu söylemektedir.


Pomaklar 11, Yüzyılda Orta Asya'yı terk ederek, Ukrayna ve Romanya üzerinden Bulgaristan'a gelen Kumanların devamıdır. Pomaklar ilk olarak Bulgaristan'ın Tuna Boyu ve Dobruca bölgelerine, daha sonra güneye inerek Rodoplar ve Makedonya'nın doğu kesimlerine yerleşmişlerdir. Bugün Rodoplar ve Pirin bölgelerinde ikâmet etmekte olan Pomaklar, bunun dışında Bulgaristan'ın kuzeyindeki Lofça, Plevne, Teteven; Orta Bulgaristan'da Filibe vilâyetlerinde küçük gruplar hâlinde yaşamaktadır.


Yunanistan ve Bulgaristan’ın, Pomakların kendi etnik gruplarına mensup olduklarına yönelik iddiasının hiçbir bilimsel dayanağı yoktur.


Pomak dilinin %60 Türk lehçelerinden oluşmasının Pomak kültürünün de Yunan, Bulgar, Makedon kültürleri ile bağı yoktur.

Pomaklar Nisan 1876'da Osmanlı yönetimine karşı başlayan Bulgar ayaklanmasında Bulgarların yanında yer almadıkları gibi, ayaklanmanın bastırılmasında etkin rol oynamışlardır.


Kezâ 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’nda da Osmanlı yanlısı ve Bulgar karşıtı tavırlarını sürdürmüşlerdir.


Ayrıca 1877-78'deki savaşta Rodoplar’da yaşayan Kıpçak, Kuman ve Oğuzlar ile bir araya gelerek Ruslara karşı direnmişlerdir.


Pomaklar 1912-13 Balkan Savaşlariı döneminde de Bulgarlaştırma operasyonlarının konusu olmuştur. "Pokristvane” diye alınan bu operasyonlarda 150.000 civarında Pomaka zorla din değiştirtilmiştir.


Daha sonra 1938 yılında "Rodina Kardeslik Cemiyetinin" kurulması ile Pomaklar için ikinci zor dönem başlamıştır. Bu cemiyet, Pomakların Bulgarlarla aynı soydan geldiklerini ileri sürerek, kardeş oldukları tezini işlemiştir ve Türkçe yine yasaklanmıştır.

1944'te 2. Dünya Savaşı'ndan sonra Bulgaristan'da kurulan Komünist rejimin ilk yıllarında yumuşama olsa da, şartlar daha sonra eskisinden daha sert hale gelmiştir.


1945-49 yılları arasında Bulgaristan-Yunanistan sınırına yakın yerlerde yaşayan Pomaklar Bulgaristan'ın iç kesimine zorla sürgün edilmişlerdir.


1950 yıllarında Pomak köylerinin giriş ve çıkışları izne tabi tutulmuştur. Bu uygulama 1992'ye kadar devam etmiştir.

1950-55 yılları arasında isim değiştirme kampanyaları yeniden hız kazanırken, bu uygulamanın devamı olarak Pomaklar, 1956’daki nüfus sayımları Bulgar olarak kayda geçmislerdir.


1964 yılında bu uygulamadan vazgeçilerek 130.000 Türke isimleri iade edilse de, 1970’te Pomakların isimlerinin değiştirilmesine yeniden başlanmıştır.


O dönemde Meriç baraji gölünde 1000 kişinin cesedi toplu hâlde ortaya çıkarılmıştır. Olayı dünya kamuoyuna, Yugoslavya Televizyonu duyurmuştur. 1978 yılına kadar katliâmlar devam etmiştir.


1978’de Pomakların diğer Türklerin yaşadığı bölgelere girişi yasaklanmıştır. Bulgaristan’da Pomak kimliği 120 yıldır reddedilmektedir.


RAZGRAD ÖRNEĞİ


Bulgaristan’daki Türk azınlığın durumundaki iyileşmeye işaret eden bir gelişme de Razgrad "Etnik ve Demografik Sorunları" İl Kuruludur. Faaliyete başladığı günden itibaren tüm azınlık haklarının korunması için bütün gayretleri göstermektedir. İlk olarak Türkçe televizyon yayınlarından düzenlenen folklor festivallerine kadar çok geniş çapta gerçekleştirilen etkinliklerle, karma nüfuslu illerden biri olan Razgrad'da yaşayan etnik grupların haklarının korunmasında yardımcı olmaktadır.


İlin 200 000'den fazla nüfusu var,Türkler %52'sini, Rus, Ermeni, Yahudi vb azınlıklar ise %1'ini oluşturmaktadır. Yeni illerin belirlenmesiyle "Etnik ve Demografik Sorunları" İl Kurulu kurulmuştur. Yeni kurul, ildeki tüm azınlıkların dini haklarıyla yakından ilgilenmektedir. Bölgede 100’e yakın camide müslümanlar ibadetlerini gerçekleştirmektedir. Razgrad Bölge Müftülüğü yönetiminde Vladimirovtsi, Delçevo, Todorovo, Bisertsi, Gorotsvet vb köylerde yeni camiler kurularak hizmete açılmıştır. Halihazırda Golâma Voda köyünde yeni camî inşaatına devam edilmektedir.


1999/2000 ders yılı sonuna kadar Türk çocukları anadilini seçmeli ders olarak haftada 4 saat okumuş, Romen çocukları Sveştari, Lıvino, İsperih vb. okullarda anadili seçmeli ders olarak almışlardır. Müslüman çocukları (II. sınıf öğrencileri) Tsar Kaloyan, Podayva ve Vladimirovtsi'de seçmeli olarak ikinci devre dini dersler almışlar, Rus, Ermeni, Yahudi vb azınlık çocuklarının sayısı 8'den az olduğundan seçmeli ders olarak anadillerini okuyamamışlar anadillerini anne ve babaları öğretmişlerdir.


Türklerin "Türk Dil ve Kültür" Derneği, "EVET Kültür ve Eğitim" Derneği, Beytullah Recep'in "Dostluk" Derneği, "Türk Kültür Merkezi Razgrad", "Deliorman" Türk Yazarlar Derneği, ilde kültür, edebiyat, folklor ve sanat etkinliklerini sürdürmektedir.

Razgrad "Etnik ve Demografik" İl Kurulu "Evrokom Razgrad" Kablolu Televizyon vasıtasıyla haftada her gün yarım saat Türkçe yayın yapmaktadır. Ancak bu sure ihtiyacı karşılamamaktadır.


TÜRK AZINLIK VE BASIN


Bulgaristan’daki Türklerin basın tarihi, aynı zamanda sahip oldukları farklı kimliğin Sofya nedeniyle yaşadığı zorluklara da ışık tutmaktadır. Son dönemde Bulgar Ulusal Radyosu'nda Türkçe yayınlar başlamış, “Filiz Gazetesi “ adlı Türkçe bir gazete yayına girmiştir, ancak Türk azınlık basınının gelişimi her bakımdan incelenmesi gereken bir deneyimdir.


Bulgaristan’da Türkçe süreli basının kökenleri Osmanlı dönemine kadar uzanır. Bir zamanlar Tuna boyu Türklerinin kültür merkezi olan Ruse (Rusçuk) kentinde vali Midhat Paşa, 1865'te bir vilayet basımevi kurmuştur. "Tuna" adında ilk Türkçe ve iki sayfası Bulgarca gazete burada haftada iki kez olmak üzere çıkmaya başlamıştır. 1877 Harbi’ne kadar aralıksız yayınlanmıştır. Böylece Bulgaristan topraklarında etkin bir Türkçe süreli basın oluşmuştur


Bulgar Prensliği yıllarında (1878-1908) 44 civarında Türkçe gazete ve dergi yayınlanmıştır. Bu dönemdeki gazeteler genelde siyasî karakter taşımaktadır.


Aralarında Ubeydullah Efendi'nin "Doğru Yol" ve "Gayret" gazeteleri, Ethem Ruhi Bey'in "Rumeli", "Rumeli Telgrafları" ve "Balkan" gazeteleri, Hafız Abdullah Fehmi (Meçik) ve Tahir Lütfü Bey'lerin "Uhuvvet" ve ikinci yayın devresine giren "Tuna" gazeteleri, Ali Fehmi Bey'in "Muvazene" gazetesi dikkat çekmektedir. Bunların Bulgaristan Türk azınlığına büyük yardımı olmuştur. Hemen bütün gazetelerin yayın kurulunda ünlü öğretmenler, bilim adamları yer almıştır.


Adem Karagöz Bey'in " Bulgaristan Türk Basını" kitabında belirttiği gibi, Bulgaristan Muallimin-i İslamiye Cemiyeti", "Uhuvvet" ve "Tuna" gazetelerinin yardımıyla kurulmuştur. 1906'da toplanan Muallimler Kurucu Kongresi'nin hazırlık çalışmaları "Tuna" gazetesinde sıralı olarak yayınlanmış, gazete Muallimler Cemiyeti'nin organı olmuştur.


İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra tam özgürlüğüne kavuşan Bulgaristan’da krallık idaresi kurulmuştur. Yeni rejimde Türkçe basın yeni hamleler yapmıştır. 1908-1944 döneminde 90 kadar Türkçe gazete ve dergi çıktığı bilinmektedir. Ethem Ruhi Bey'in "Balkan" gazetesi ikinci yayın devresini yaşamış ve on yıl süren yayın hayatı ile en uzun ömürlü günlük gazetlerden biri olmuştur. Aynı dönemde "Balkan" gazetesi kapandıktan sonra "Resimli Balkan" adıyla haftalık dergisi yayınlanmıştır.


Türk azınlık basını Nöyi Anlaşması ile önemli bir ivme kazanmıştır. Nöyi Antlaşması sonucu Bulgaristan hükûmeti bütün azınlıklara her türlü eşitlik hakkı tanımıştır. Antlaşmanın 53. Maddesinde " Bulgaristan’da her türlü basın-yayında her türlü dil serbest olacaktır" denilmektedir.


Sofya'da "Rehber", "Ümit", "Nüvvab" ve Deliorman"; Güney Bulgaristan’ın kültür merkezi Plovdiv (Filibe)'de "Emniyet", "Koca Balkan", "Tefeyyüz" ve "Zarafet"; Şumen'de "İntibah" ve "Terakki" basımevleri kurulmuştur. Bunlardan "Nüvvab" ve "Defeyyüz" basımevleri 1944 yılına kadar varlığını sürdürmüştür.


Bu basımevleri, Krallık dönemi Türkçe basın ve edebiyatının parlak bir gelişme çağına girmesini sağlamıştır. Bu dönemde Türk okullarında gereken hemen bütün ders kitapları basılmıştır. Türkçe 77 gazete ve 13 dergi yayınlanmıştır. 1934'te Bulgaristan’da askerî müdahâleden sonra gelen dikta rejimi Türkçe gazeteler üzerinde baskıyı giderek artırmıştır. Türk azınlığa karşı baskıların arttığı bu dönemde, ilk olarak 10 Türkçe gazete kapatılmıştır. "Ahali", "Deliorman", "Karadeniz", "Rehber", "Halk Sesi", "Çiftçi Bilgisi", "Sada-i İslam" gibi eğitsel içerikli önemli gazeteler kapatılanlar arasındadır. "Sahipleri ve editörleri kovuşturuldu ve baskı altına sokulmuştur. Söz konusu kimselerin bir bölümü hapse atılırken, bazıları da Türkiye'ye sığınmak zorunda kalmıştır.


On yıl süren baskı rejimi 1944’te sona ererken Türkçe basın-yayın organı kalmamıştır. 9 Eylül 1944'te Komünistlerin ülke idaresini ele alması sırasında yeni rejim, kendisini Türk azınlığın dostu şeklinde göstermiştir. Bu dönemde Sofya'da "Işık" (Yeni Işık), "Halk Gençliği", "Eylülcü Çocuk" gazeteleri, "Pioner" ve "Yeni Hayat" dergileri, Türklerin yaşadığı bölgelerde 10 kadar yerel gazete çıkmıştır. Bunların hepsi de komünist rejimin sözcüsü olsa da, Türkçe çıktıkları için dil bakımından faydaları nedeniyle kabûl görmüşlerdir.


Fakat 1969'da yayınlanan Partinin "Priobştavane" (Birleşip kaynaşma) kararından sonra Türkçe gazeteler durdurulmuştur. Son kalan Türkçe gazetenin son sayısı 29 Ocak 1985 tarihini taşımaktadır. 10 Kasım 1989 tarihinden sonra Bulgaristan’da "Demokrasi ve Geçiş" dönemi başlamıştır. Kısa bir zamanda "Hak ve Özgürlük", "Güven" gazeteleri, "Filiz" ve "Cırcır" çocuk gazeteleri, "Balon" çocuk dergisi birer birer yayın sahnesine çıkmışlardır.


Ancak bu defada Bulgaristan ekonomisinin içine düştüğü zor durum azınlık basınını derinden etkilemiştir. Gazetelerin malî sıkıntıya düşmesi üzerine, bir bölümü kapanırken, bazıları da yayınlarına zaman zaman ara vermek zorunda kalmıştır. Bununla beraber Bulgaristan’da Türkçe’nin konuşma ve basın dili olarak kullanılması önünde bir engel bulunmamaktadır.


BULGARİSTAN’DA AZINLIKLAR VE AVRUPA BİRLİĞİ


AB liderleri aldıkları kararla, Avrupa Komisyonu ile yaptıkları katılım müzakerelerini zamanında bitirdikleri takdirde Bulgaristan ve Romanya’nın Birliğe Ocak 2007’de katılabileceğini açıklamışlardır. Bulgaristan için AB tam üyeliği millî bir hedef olam özelliği taşıdığı için, Sofya azınlıklarla ilişkilerini geliştirmeye ve komşu ülkelerle mümkün olduğu derecede iyi komşuluk ilişkileri yürütmeye özen göstermektedir.


Bununla birlikte, Bulgaristan’ın azınlık haklarına daha büyük önem vermesi ve azınlıkların kendisini geliştirme hakkına destek vermesi gerekmektedir. Uzun yıllart boyunca yaşanan reddetme ve eritme politikaları sonucu, bugün azınlık kimliklerinin devlet eli ile desteklenmesi, sadece AB müktesebatının bir gereği değil, aynı zamanda “tarihî sorumluluk” olarak görülmelidir.


Nihayetinde Bulgaristan baskı politikaları sonucu bugün, %20 yerine %15 seviyesinde Türk kökenli vatandaşı olmasını 80’lerin sonuna kadar izlediği politikalara borçludur.


Bulgaristan çok uzun süren totaliter rejim döneminden sonra çoğulculuk ve demokratikleşme yolunda önemli adımlar atmıştır. Ancak demokrasinin ve serbest pazar ekonomisinin bu kadar kısa sürede rayına oturması mümkün değildir. Bulgaristan, ülkenin idaresi için en geçerli yol olan demokrasiyi, sadece siyasî partiler seviyesinde değil, aynı zamanda toplum içerisinde de etkin kılmak zorundadır. Nitekim ülkenin kırsal kesimlerinde kadın-erkek eşitliği konusunda ciddî ihmâller görülmekte ve aile içi şiddet sürmektedir.


Bu arada birçok uluslararası örgütlü suçun rotası üzerinde yer alan Bulgaristan’ın yolsuzluk ve örgütlü suçla mücadele konusunda da çabuk ve etkili adımlar atması gerekmektedir.


Çünkü azınlık haklarının güvenceye alınması kadar, güvencede tutulması da, ülkede kamusal ve bireysel alanların korunması kadar, ülkenin kronikleşen sorunlarının çözülerek, demokrasinin pekiştirilmesine bağlıdır.


1990'dan itibaren Bulgaristan'da din eğitimi serbest, köy ve kasabalarda din hocaları bulunmaktadır. Köylerde kapatılan mescitler açılmıştır, camiler açıktır. İmkânı olanlar Hac görevine yerine getirebilmektedir. Haftalık Türkçe gazeteler yayınlanmaktadır ve Bulgar Devlet Televizyonu kanalında Türkçe haber saati vardır.


Bugün demokratik bir rejimde yaşayan Bulgaristan Türklerinin son yıllarda manevi açıdan pek bir sıkıntıları olmasa da, maddî yönden desteklenmesi gerekmektedir. Çünkü azınlıklar önceki yıllarda çoğunluğu oranla dezavantajlı kılınmıştır.


BULGARİSTAN’IN AB KAPISINDA SON DURUMU


AB’nin Bulgaristan için kaleme aldığı ilerleme raporuna göre siyasî gündemi fazlasıyla meşgûl eden ve ileri önlemlerin uygulamaya konduğu yolsuzluk konusu, hala sorun olmaya devam etmektedir. Bulgaristan’dan bu alanda daha sıkı önlemler alması beklenmektedir.


Rapora göre, Bulgaristan insan haklarını ve temel özgürlükleri tanımaya devam etmektedir. Sığınma hakkı ve çocukları korunması ile ilgili yasal çerçeve dikkate değer ölçüde gelişmiştir. Yine de, kurumlara yerleştirilen çocukların yaşam şartlarında geçen sene çok az bir değişim gözlenmiştir. Zihinsel özürlülere yönelik gerekli yasal düzenlemeler hâlâ yapılmamıştır. Durumu iyileştirmek için bazı çabalar sarf edilse de kurumlardaki zihinsel özürlülerin yaşam koşulları zor, rehabilitasyon ve terapi olanakları sınırlıdır. Bunların yanısıra, güvenlik güçlerinin kötü muamelelerini ortadan kaldırmaya yönelik daha fazla çaba harcanmalıdır. Sosyal ve ekonomik haklar alanında, fırsat eşitliği ve ayrımcılığı önleme konularında ilerleme kaydedildiği söylenebilir.


SONUÇ:


Türkiye ve Bulgaristan arasındaki ilişkiler, bu ülkedeki yeni rejimin, eski liderliğin Bulgaristan’da yaşayan Türk azınlığa yönelik baskıcı politikalarını terketmesi ile son on yıllık dönemde nitel bir gelişme sergilemiş, iki ülke arasında her düzeydeki temasların sayısı artmış, uzun süredir varolan bazı ikili sorunlar çözüme kavuşturulmuştur. Buna ek olarak, iki ülke arasındaki ticari ve ekonomik ilişkilerin geliştirilebilmesi için gerekli hukuki çerçeve tamamlanmış ve bu sayede bu alanlarda önemli gelişme kaydedilmiştir.


Bulgaristan’ın AB’ye uyum süreci çerçevesinde öncelikle Pomak kimliğini red ve tahrif etme politikasından uzaklaşması gerekmektedir. Öte yandan Sofya’nın uzun süren bir süreçte iktisadî bakımdan dezavantajlı kıldığı azınlıklara karşı ödevlerini yerine getirirken, iktisadî desteğini vermesi önemlidir. Bu arada Sofya’nın uyguladığı baskı nedeniyle azınlıklarından özür dilemesi olumlu olmakla birlikte, onlara verdiği zararı da tazmin etmesi, toplumsal barış ve kendi içerisinde uyumlu bir ülke olması açısından şarttır.


Nitekim baskı gören 517 azınlık mensubu AİHM’ye başvurmuşlardır. Sözkonusu başvuruların ortak noktası, Türk azınlığına ait kimselerin etnik kimlikleri nedeniyle Belene Adası’ndaki toplama kampına gönderilerek sistematik işkenceye tabî tutulmalarıdır. En az 1.500 Türkün öldüğü Belene Toplama Kampı, Sofya açısından kapalı tutulan ama gerçekte kapanmamış bir dosyadır.


Bulgaristan azınlıklarına “Belene’den iktidara” yürüyüşte engel olmamakla beraber, geçmiş dönemin vicdanî ve malî muhasebesini yapmalıdır.


Belene esir kampında Türklere yapılan insanlık dışı muameleden dolayı daha önce de defalarca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuruda bulunulmuş, ancak tatmin edici bir çözüme varılamamıştır. Belene kampında işkence görmüş bulunan Türklerin bir bölümü AİHM'ye yaptıkları başvurular sonucu düşük düzeyde tazminat alabilmişlerdir. İstenen çözümün sağlanamama nedeni çoğunlukla Belene'de mağdur edilen insanların bazı fiziksel ve ps...olojik zararlar görmüş olmasıdır. Haklarını arama konusunda yetersiz olmaları ve kendilerine yeterince sahip çıkılamaması nedeniyle eski Belene esiri olan Türklerin mağduriyetleri devam etmektedir.

 
KAYNAK:diplomatik gözlem
« Son Düzenleme: Ocak 25, 2007, 09:42:53 Gönderen: PAŞALI » Logged
PAŞALI
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : Ocak 24, 2007, 06:54:06 »

Bulgaristan'da Türk olan ve Türk olduğunu kabul eden üç unsur bulunmaktadır:


1. Osmanlı'dan kalma Türkler ve Tatarlar,


2. Pomak Türkleri,


3. Çingeneler.


Pomakların menşei konusunda çeşitli görüşler bulunmaktadır. Bulgarlar Bulgar olduklarını, Yunanlılar ise en eski Yunanlılar olduklarını iddia etmektedirler. Ancak Pomaklar kendilerinin Türk olduklarını söylemektedirler. Asıl olan da budur. Kişinin kendisini nasıl kabul ettiğidir. Her halk kendi menşeini ve kendisini en iyi bilir.


Pomak Türkleri: XI. asırda anayurtları Orta Asya'yı terk ederek, Ukrayna ve Romanya üzerinden Bulgaristan'a gelen Kuman Türklerinin torunları olan Pomaklar ilk olarak Bulgaristan'ın Tuna Boyu ve Dobruca bölgelerine, daha sonra güneye inerek Rodoplar ve Makedonya'nın doğu kesimlerine yerleşmişlerdir. Bugün ağırlıklı olarak Rodoplar ve Pirin bölgelerinde ikamet etmekte olan Pomak Türkleri bunun dışında Bulgaristan'ın kuzeyindeki Lofça, Plevne, Teteven; Orta Bulgaristan'da Filibe vilâyetlerinde küçük gruplar hâlinde yaşamaktadırlar.


Pomak Türklerinin kökeni ve tarihî geçmişi ile ilgili olarak bugüne kadar İngiliz arşiv belgeleri de dahil olmak üzere yapılan incelemeler; Pomakların gerçekte XI. yüzyılda Balkanlara geldiklerini, daha sonra dinlerini terk ederek, Müslümanlığı benimsediklerini ve zaman içerisinde Osmanlılarla kaynaştıklarını ortaya koymaktadır. Osmanlı İmparatorluğu'nun Rodop ve Pirine yönelik fetih seferleri sırasında Pomak Türkleri "öncü", "aracı" ve "ileri keşif kolları"nda aktif görev almışlardır.
Kuman Türklerine Pomak adı da yarımadaya gelen Osmanlılara yardım etmelerinden dolayı İslâvlar tarafından takılmış bir isimdir. İslâvlar, Anadolu'dan gelen soydaşlarına maddî ve mânevî yönden destek sağlayan Kumanlara, İslâvca'da "yardımcı, yardım eden" anlamına gelen "POMAĞAÇ" adını takmışlardır.


"POMAK" kelimesi Yunanlı ve Bulgarlar tarafından iddia edildiği gibi bir kavmin adı değil, Kuman Türklerine İslâvlarca verilmiş bir sıfattır. Görüldüğü gibi daha ilk aşamada Yunan ve Bulgar tezlerinin geçersizliği ortaya çıkmaktadır.


Bu tarihî gerçeklere rağmen, Yunanistan ve Bulgaristan, Pomakların kendi etnik gruplarına mensup olduklarına yönelik hiçbir bilimsel dayanak taşımayan iddialar ortaya atmaktadır.


Bu çerçevede; Yunanlılar, Pomakların "Müslümanlaştırılmış Bulgarlar" olduğu tezini ileri sürmektedir. Gerçekte, Pomaklar ne Yunanlı ne de Bulgar'dır. Gerçekte Pomaklar öz be öz Türk'tür.


Pomakçanın % 30'unu Ukraynaca, % 25'ini Kuman-Kıpçak Lehçesi, % 20'sini Oğuz Lehçesi, % 15'ini Nogay Lehçesi ve % 10'unu Arapça kelimeler oluşturmaktadır.


Pomak Türklerinin lisanında % 30 oranında İslâvcanın yer alması Kıpçak Türklerinin X. ve XI. inci asırlardaki göç dönemlerinde gerek Ukrayna ve Besarabya'daki İslâvlar ile, gerekse de daha sonraki dönemlerde Makedon İslâvları ile olan kültürel ve ticarî ilişkilerine dayanmaktadır.


Pomakçanın % 60 Türk lehçelerinden oluşmasının yanı sıra Pomakların etnik olarak da Balkanlı Yunan, Bulgar, Mekedon unsurlar ile yakınlığı yoktur.


Pomak Türkleri Bulgaristan'ın özellikle Rodop Dağları'nın Bulgaristan ve Yunanistan sınırları etrafında yaşarlar. Bulgarlar, Makedonlar, Yunanlılar ve Sırplar, Pomakların kendi soylarından olduklarını söylemekte, Osmanlı döneminde onların Müslümanlaştırıldıklarını iddia etmektedir. Halbuki Pomak Türkleri bilinen tarihleri boyunca Türklüklerinden şüphe etmemiş; Türklüğe, Osmanlı Devleti'ne ve Türkiye Cumhuriyeti'ne bağlılık duyguları içerisinde olan bir unsur olarak hareket etmişlerdir.


Bizce de Pomak Türkleri, Balkanlara Osmanlıdan çok önce yerleşen Kuman, Peçenek ve Kıpçakların kalıntılarıdırlar. Mevcut olan kan bağı nedeniyle Osmanlı'nın Balkanlara gelmesi ile birlikte kitle hâlinde İslâmiyeti kabul etmişler ve devlete hizmet etmişlerdir. Nisan 1876'da Osmanlı yönetimine karşı organize edilen Bulgar ayaklanmasında Bulgarların yanında yer almadıkları gibi, bilakis ayaklanan Bulgarların bastırılmasında çok aktif bir şekilde rol oynamışlardır.


Daha sonra 1877-78 Osmanlı-Rus savaşında da Pomaklar, Osmanlı yanlısı ve Bulgar karşıtı tavırlarını sürdürmüşlerdir.


Ayrıca 1877-78'deki savaşta Rodoplarda yaşayan Kıpçak, Kuman ve Oğuz Türkleri bir araya gelerek birlikte canlarını, mallarını ve namuslarını koruyabilmek için, topraklarının Ruslar tarafından işgal edilmemesi için direnişe geçmişlerdir.


Hattâ İngiliz konsolosunun raporunda Rodoplarda Türkler ilk defa Nisan 1878'de Rus kuvvetlerine karşı çarpışarak, onları püskürttüler diye yazılmıştır. Rodoplarda Türklerin canını, malını ve namusunu Ruslara ve Bulgarlara karşı savunmak amacına yönelik olarak, Rus işgali tehlikesine karşı bir nefsi müdafaa şeklinde kendiliğinden başlayan ve genişleyen hareketin lideri tek değildir.
Bu müdafaa sırasında yapılan yazışmalara bazen 10 üyelik bir heyet veya 25-30 temsilci, bazen de 100 köyün muhtarları imzalarını atmışlardır. O zamanlarda tüm olumsuz şartlara rağmen Rodop Türklerinin direnişi devam etmiştir.


1879 kışında çoğu kadın ve çocuk olmak üzere binlerce insan soğuk, açlık ve hastalıklardan ölüme terk edilmiştir. Ancak her şeye rağmen teslim olmamışlar ve 27 mayıs 1879 tarihine kadar süren geçici Rus yönetimi esnasında Ruslar Rodoplara hâkim olamamışlardır. O zaman Osmanlı yönetimine verilen Arda'nın güneyindeki ahali ise, silâhlarını Osmanlı otoritelerine hemen teslim etmişlerdir.
Arkadan Berlin Antlaşması ile kurulan Doğu Rumeli vilâyetine bırakılan Kırcaali ve Devin ahalisi "Biz ancak Osmanlı askerlerine silâhlarımızı teslim ederiz, mevcut yönetime güvenmiyoruz," demişlerdir. Uzun görüşmelerden sonra Rodop Türkleri silâhlarını teslim etmemek, vergi vermemek ve ancak Türk idareciler tarafından yönetilmek şartıyla o zaman Doğu Rumeli valisi Aleko Paşa ile anlaşmışlardır. Bulgar yönetimleri de fırsat buldukça bölgeye saldırmış, zorla onları itaat ettirmek istemişlerse de Türk ahalinin silâhlı direnişi ile karşılaştıkları için geri çekilmek zorunda kalmışlardır.


Böylece bölgede barış sağlanamamış, bir nevi kendi kendini yönetim anlayışı içerisinde devam etmişler. Rodop Türkleri kendi mahkemelerini ve kendi polis teşkilâtlarını kurmuşlar ve gerginlik devam etmiştir. 1885 yılında Doğu Rumeli vilâyeti Bulgaristan Prensliği ile birleşti, fakat Rodop Türkleri bu anlaşmayı tanımadı. Onlar Osmanlı'ya bağlanmak istediklerini bildirdiler. Böylece bu meselenin çözümü için, toplanan İstanbul Kongresi'nde 5 Nisan 1886 tarihinde Rodopların Osmanlı yönetimine verilmesi kararlaştırılmıştır. İşte burada da gördüğümüz gibi ta o zamanlarda Kıpçak, Kuman ve Oğuz Türkleri birbirlerine sahip çıkmışlardır. (Fakat 1970'lerde bunlara sahip çıkılmamıştır, böylece de 1984 gelmiştir.)


O zamanlardaki bu direniş Rodoplarda Türk varlığı sorununun bir nevi tarihî temellerini ortaya koymakta ve bölge ahalisinin hâfızasında tazeliğini hâlen korumaktadır. Böylece Rodop Türkleri, 1877'den günümüze kadar bölgeye hâkim olan Bulgaristan yönetiminin istediği kalıba hiçbir zaman sokamadığı bir topluluk olarak varlıklarını sürdürdüler ve buna devam etmektedirler.


1912-13 Balkan Savaşları: Bağımsız Bulgaristan yönetimi, Türkleri parçalayarak yok etmeye başlamıştır. Bu yıllar, özellikle Kıpçak-Kuman Türklerini (Pomak Türkleri) Bulgarlaştırmak için harekete geçilen ilk dönemdir. Bu yıllardaki toplu Bulgarlaştırma hareketi "POKRISTVANE" adıyla anılır. O dönemlerde batı ve orta Rodoplarda Bulgarlar tarafından komiteler kurulmuştu. O zamanlarda 150.000 civarında Pomak Türklerine Hristiyanlığı kabul ettirdiler ve Bulgar isimleri verdiler. Çok yerde camiler kiliseye çevrildi. Bu bölgelere Bulgar öğretmenler ve papazlar gönderildi. O bölgede yaşayanların gönüllerini kazanmak için yiyecek ve giyecek dağıtıldı. Ancak Osmanlı'dan çekinen Bulgar yönetimi geri adım atmak zorunda kalmıştır. Pomak Türklerine Türkçe isimleri iade edilmiş, camilerde ibadet edebilmelerine, geleneksel kıyafetlerini giyebilmelerine müsaade edilmiştir.


Daha sonra 1938 yılında "Rodina Kardeşlik Cemiyetinin" kurulması ile Pomak Türkleri için ikinci zor dönem başlamış oldu. Bu cemiyet, Pomakların Bulgarlarla aynı soydan geldiklerini ileri sürerek, kardeş oldukları tezini işlemeye başlamıştı. Bulgarlaştırma yine başlatılmıştı ve karşı çıkan dövülüyordu, yeni doğan çocukların ismi Bulgarca yazılıyordu. Türkçeye izin verilmiyordu. İnsanlar yine çaresiz ve yalnızdılar.


1944'te II. Dünya Savaşı'ndan sonra Bulgaristan'da kurulan Komünist rejimin ilk yıllarında (halkın desteğini alabilmek için) yapılan bu uygulamalar, faşist kampanyalar olarak nitelenerek kınandı. Ancak takip eden yıllarda rejim tamamen Bulgaristan'a yerleştikten sonra yeni Bulgar idarecileri Pomak Türklerine yönelik aynı metotlara başvurmaktan çekinmediler.


1945-49 yılları arasında Bulgaristan-Yunanistan sınırına yakın yerlerde yaşayan Pomak Türkleri özellikle yeni rejim açısından yeterince güvenilir bulunmadıkları için Bulgaristan'ın iç kesimine zorla sürgün edilmişlerdir. Bazı köyler o zamanlarda tamamen boşaltılmıştır.


1950 yıllarında 30 km'ye kadar olan Pomak Türkleri köylerinin giriş ve çıkışları izne tabi tutulmuştur. Böylece sürekli kontrol altında tutulan yerler statüsüne sokulmuştur, bu da 1992'ye kadar devam etmiştir. İşte bugün bazı kimselerin karar vermeden bu gerçekleri bilmeleri gerekir.
1950-55 yılları arasında Tatarların ve Müslüman çingenelerin isimleri değiştirilmeye başlanmıştır. Bulgaristan Komünist Partisi Merkez Komitesi 1962 Nisan ayında Çingene, Tatar ve Pomakların Türklük bilinçlerinin yok edilmesi için bir dizi uygulamayı yürürlüğe sokmuştur. İsimleri değiştirilmiş, geleneksel kıyafetler yasaklanmış, modern kıyafetler giymeleri zorunlu tutulmuştur. 1956 Bulgaristan nüfus sayımlarında Pomak Türkleri ilk defa Bulgar olarak kayda geçmişlerdir.


1964 yılında bu uygulamalardan vazgeçilmiş ve 130.000 kişinin Türkçe isimleri iade edilmiştir. Daha sonra 17 Haziran 1970 tarihinde BKP'nin aldığı bir kararla Pomak Türklerinin Bulgarlaştırılması uygulamasına, toplu isim değiştirmelerle yeniden başlanmıştır. 1974 yılına kadar tehditler, hapisler, yaralamalar ve öldürmeler ile bir arada olan bütün Pomak Türklerinin isimleri Bulgar isimleri ile değiştirilmiştir.


17 Temmuz 1970 tarihinde BKP Merkez Komitesi ve Politbüro yetkilileri 549 sayılı gizli karar ile tehdit altında milliyet ve din değiştirme kararını almışlardır. Bu karardan sonra Bulgarlaştırma faaliyetleri hızlandırılmış, zaman zaman kanlı katliâmlara dönüştürülmüştür. Ayrıca o dönemde Meriç barajı gölünde 1000 kişinin cesedi toplu hâlde ortaya çıkarılmıştır. Olayı dünya komuoyuna, Yugoslavya Televizyonu duyurmuş, hunharca işlenen bu cinayetleri şiddetle kınamıştır. Bu arada Libya lideri Kaddafi'de Bulgarların Türklere karşı giriştiği din ve milliyet değiştirme politikasına karşı harekete geçmiştir.


1972 yılında Kaddafi Bulgaristan'a bir heyet göndermiş, Türklere karşı girişilen jenosit hareketini inceletmiştir. Daha sonra ise şiddetli protestoda bulunmuş ve Libya'daki Bulgar işçilerini sınır dışı etmiştir.


Ayrıca 1972 yılında Ribnova köyüne gelen Bulgar milisleri Türklerin isimlerini zorla değiştirmeye çalışmışlardır. Buna karşı köy halkı bir araya toplanarak sopa, balta, ellerine ne gelirse almışlar ve karşı koymuşlardır. Böylece milisleri köyden kovmuşlar, ellerinden silâhları da almışlardır. İki gün sonra ise gidip silâhları karakola teslim etmişlerdir. İşte bu da bizim milletin iyi niyetli olduğunu apaçık göstermektedir. Daha sonra bu halk yok edilmiş ve işkencelere tabi tutulmuştur.


Yukarı Cuma'nın 240 hanelik Kızanlık köyü tamamen Türk köyüydü. 1972 yılında birkaç kişinin dışında bütün köyde yaşayanlar çocuk, kadın demeden diri diri yakılmışlardır. Bu olayın sebebi Pomak Türklerinin Bulgar olmayı kabul etmemeleri, suçları Türk olmalarıdır. Bu köyde isim değiştirme esnasında av tüfekleri hattâ baltalar bile toplanmıştır. İsim değiştirmeye razı olmayanlara da çeşitli baskılar yapılmış ve aylarca maaş vermeden çalıştırılmışlardır. Bunun da ne olduğunu ancak yaşayanlar bilebilir. Aylarca evine, çocuklarına ne götürebildiler, acaba bunu düşünebilir miyiz? Bu isim değiştirmeyi sonuçlandırmak için ise Kızanlık köyüne baskın yaparak köy halkını toplu hâlde bir samanlığa doldurmuşlardır. Burada Türkleri samanlıkta 3 gün 3 gece ekmek, su vermeden aç susuz hâlde bırakmışlardır. Bu baskılar sonucunda da Türklerin Bulgarlaşmayı kabul etmemeleri üzerine samanlığı içindeki insanlarla birlikte yakmışlardır.


İşte bunu okuyanlardan kaç kişi bunu göze alabilir? Bu da Pomak Türklerinin ne kadar Türk olduğunun bir kanıtıdır. Böylece komünist yöneticilerin de barbarlığı sonucunda bu köyde 240 hane ihtiyar, kadın ve çocuk dahil olmak üzere köyde bulunanların tamamı diri diri yakılmıştır. Tabiî bunlar soykırıma tabi tutulmuyor nedense?


13.03.1972 tarihinde Paşmaklının Berotin, Dospat adlı köylerine baskın yapmışlar, asker ile polisler tank, kamyon, köpekler ve itfaiye araçları ile saldırmışlardır. Böylece Rodop Türklerinin adlarını değiştirmek için korkunç bir zulüm başlatılmış ve her tarafa ateş açılarak Rodop toprakları Türk kanına bulanmıştır. Barotin köyünde 14 ile 17 mart arası köylüler ile milisler arasında şiddetli bir çarpışma olmuştur. Fakat halk topların karşısında dayanamamış, yaralı kardeşlerini orada bırakarak kaçmak zorunda kalmıştır. Askerler ve milisler köylerde Türkleri köpeklerle kovalamışlar, takip etmişlerdir. Bu olayları düşünerek Pomaklar hakkında ona göre konuşmak gerekir.


Fakat ne yazık ki, Bulgaristan Türklerinin acı feryadı dünya kamuoyunda da Türkiye'de de yeterince duyulamamıştır. Bu suskunluktan cesaret alan komünist yönetimi 1984 yılında bu hareketi sonuçlandırmak için tüm Bulgaristan'a yaymıştır.


Ardından Pomak Türkleri canlarını ve kimliklerini koruyabilmek için Türkiye'ye göç eden Oğuz Türklerinin (Osmanlı'dan kalanların) evlerini satın olarak yerleşmeye başlamışlardır.


Çok geçmeden 7 Temmuz 1978 tarihinde BKP. Merkez Komitesi bir karar alarak Pomak Türklerinin, Osmanlı'dan kalan Türklerin yoğun olarak yaşadıkları bölgelere gelmelerini yasaklamıştır. Böylece bu konuda Oğuz Türklerinin (Osmanlı'dan kalanların) ilgisizliği, Pomak kardeşlerine hiçbir yardımda bulunmamaları 1984-85 yılını getirmiş oldu.




Bulgar yönetimleri Balkanlarda Osmanlı egemenliğinin sona ermesinden itibaren, Pomakları asimile etmek için zaman zaman şiddete varan baskılar uygulamışlardır. Asimilâsyonun ilk ayağı olarak Hristiyanlaştırma faaliyetlerine hız verilmiş, camiler tahrip edilerek kiliseye çevrilmiş ve isimleri değiştirilmiştir.


Hâlen sürdürülen propagandanın temelinde bir değişiklik olmamakla birlikte zaman zaman yöntemler değiştirilmektedir, fakat sonuçlar hep aynı yola çıkar.


Ancak, Pomak Türkleri geçmişte olduğu gibi bugün de kendi millî benliklerini koruma yönündeki mücadelelerine devam etmektedirler. Bu konuda onlara yardım edilmesi şarttır.


Bölünmenin sonuçlarının her zaman felâketlerin başlangıcı olduğunu Bulgaristan Türkleri artık kavramalıdırlar. O eski zamanlarda Rus ordusunu yurtlarına sokmayan bu kahraman Türkler kendi aralarında bölündükten sonra İslâv Bulgarlara bile yenik düştüler. Ancak bilinçlendirilmediklerinden dolayı halkı suçlamak yanlış olur. Bu konuda en çok suçlu olanlar Bulgaristan'daki Türk aydınlarıdır. Zaten bir toplum için cahiller zararlıdırlar, fakat "diplomalı cahiller" ise felâkettirler.


Böylece 10 Kasım 1989 tarihinde rejimin yıkılması ile başlayan demokratikleşme sürecinde Türklerin Türk isimlerini yeniden geri alabilmeleri için gerekli yasal düzenlemeler yapıldı.


Ancak Türk ailelerinde kuşaklar arasında çatışmalar sebebiyle kendi içlerinde sorunlar yaşanmaktadır. Yeni kuşaklar kendilerini Bulgar hissettiklerini söyleyerek Türk isimlerini almayı reddetmektedir. Bu durum gösteriyor ki o zamanlarda uygulanan asimile politikası kısmen de olsa amacına ulaşmıştır.


Bulgaristan'ın Osmanlı'dan ayrılarak Balkanlarda bağımsız devletlerin kurulması ile birlikte Pomak Türklerinin de problemleri başlamıştır. Pomak Türkleri 120 yıldır yoğun bir baskı, asimilâsyon ve şiddetli propaganda altında yaşamaktadırlar. Bugün sayıları 800.000 civarında olan Pomak Türkleri ile ilgili çalışmalar Bulgaristan'da en hassas konuyu oluşturmaktadır.


Görüleceği üzere Pomaklar kendilerini her zaman Türk hissetmişler ve her zaman Türklerin yanında yer almışlardır. 1990 yılından sonra Bulgaristan'da diktatörlüğün yıkılması ile demokratik yapılanmaya geçilmiştir. Pomaklar, Hak ve Özgürlükler Hareketinin kurulmasında da çok büyük emekler sarf etmişlerdir. Ancak takip eden yıllarda gitgide HÖH'den dışlanmışlar veya beklentileri gerçekleşmemiştir. Pomaklar ile ilgili ciddî çalışmalara gidilmemiş, yakınlık gösterilmemiştir.
Buna mukabil Bulgarlar topyekûn harekete geçerek yoğun bir şekilde propaganda yapmaya devam etmişler ve Hristiyanlaştırma kampanyalarını sürdürmüşlerdir. Öte yandan Suudî destekli Vahhabî faaliyetleri de yoğunluk kazanmıştır. Vahhabî çalışmaları da Türklüklerini kaybettirme yönünde yoğun bir şekilde devam etmektedir. Vahhabî propagandası, Pomakların yaşadıkları her yerde boy göstermeye başlamıştır. Türkiye'nin ise yaptığı yardımların nereye gittiğinin, neler yapıldığının arkasını araması gerektiği düşüncesindeyiz. Bu konuda Türkiye'nin de alternatif çalışmalar yapması gerekmektedir.


Özellikle 1990 yılından sonra Pomak Türklerine yönelik misyonerlik ve Hristiyanlık faaliyetleri kat be kat artmıştır. Bu nedenle Pomak Türkleri üzerine ciddî ve sürekli bir çalışmaya gidilmesi şarttır. Bulgaristan'daki siyasî dengelerde önemli rol oynayan bu topluluk ile yapılması gereken çalışmaları şöyle sıralayabiliriz:


o 1. Tarihî bilinç - Pomak Türklerinin Türk kökenli olduklarına dair araştırmalar yaygınlaştırılmalı ve yayınlar yapılmalıdır. Bu konuda birçok eser de mevcuttur. Bunların bir kısmı Bulgarcaya tercüme edilmeli veya el kitapları basılmalıdır.


o 2. Dinî faaliyetler - Dinî eğitim, yayın ve diğer etkinlikler Arapların elinden alınmalı ve Türkiye'de bir Vakıf ile birlikte çalışmalar yapılarak, dinî ve millî eğitim bütünleştirilmeli, aynı zamanda Hristiyanlık faaliyetlerinin önüne geçilmelidir.


o 3. Kısmî göç - Pomak Türklerinin yoğun olarak yaşadıkları köy ve kasabalardan, akraba ağı geniş olan aileler göçmen olarak Türkiye'ye kabul edilerek Türkiye ile olan diyalogları güçlendirilmelidir. Türkiye'ye alınacak 50-60 ailenin sağlayacağı bağın etkisi iki üç kuşak sürecektir. Ancak bunlara Türkiye'de imkânlar yaratılması da şarttır.


o 4. Sivil örgütlenme - Pomak Türklerinin yoğun olarak yaşadıkları yerlerde sivil teşkilâtlanmalara ön ayak olunmalı, yardım edilmeli ve bu konuda eğitim verilmelidir. Bilinçli kişiler seçilerek sivil teşkilâtlar kurmalarına yardım edilmeli ve faaliyetleri desteklenmelidir.


o 5. Pomak Türklerinin Hak ve Özgürlük Hareketi ile bütünleşmeleri için gerekli faaliyetler yapılmalı ve bunlar Bulgaristan'da yayılmalıdır. Zaman zaman Türk düşmanları buna engel olmaya çalışacaklardır. Bu nedenle bunlara kendilerini ifade etme fırsatı verilmelidir.


2. Örgütlenme çalışmaları: Örgütlenme çalışmalarının iki başlık altında yapılması gerektiğini düşünüyoruz.


1. Siyasî örgütlenme.


2. Sivil örgütlenme.


a) Dernekler


b) Vakıflar


3. İktisadî ve ticarî örgütlenmeler ve çalışmalar. 


kaynak:orkun
Logged
PAŞALI
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : Ocak 24, 2007, 07:04:57 »

Bulgaristan Türkleri
 
Bulgaristan'daki Türk varlığı Hunlar'ın 5. yüzyılda Doğu Avrupa'da kurduğu hakimiyetle başlar. Atilla'nın ölümünden sonra yerine geçen oğlu İrnekiin kurduğu Bulgar Konfederasyonu batıda Tuna'ya kadar uzanıyordu.

Bulgar Türkleri, Baskakov'un "Batı Hunca" adını verdiği ve bu gün Çuvaşlarla temsil edilen bir lehçe konuşuyorlardı. Proto-Bulgarlar Doğu Avrupa ve Balkanlar'ın ilk Türk sakinleridir. İdil Bulgar Türkleri'nin kurduğu bu hakimiyet Avar, Hazar ve Tuna Bulgar Türkleri ile devam etmiştir.

Müslüman Türkler'in Bulgaristan'da görünmeleri 14. yüzyıla rastlamaktadır. 1385'te Sofya'nın Osmanlı hakimiyetine girmesiyle Bulgaristan, Türkler'in eline geçmiş ve böylece 500 yıl süren bir Türk idaresi dönemi başlamıştır. Osmanlı Devleti zamanında Konyar, Türkmen, Yörük ve Tatar Türk toplulukları bu bölgeye iskan edilmiş; ayrıca 16. yüzyıl başlarında Celali isyanları sırasında bazı Türk grupları Bulgaristan'a göçmüştür.

Bulgaristan, Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'da ilk büyük toprak kaybına uğradığı 1877 -1878 Osmanlı-Rus Harbi'nden sonra imzalanan Berlin Anlaşmasıyla kurulmuştur. İlk muhtar Bulgaristan Prensliği, Tuna Vilayeti'nin Vidin, Rusçuk, Sofya, Tırnova ve Varna sancakları üzerinde tesis edilmiştir.

Ardından Filibe ve İslimiye sancakları üzerinde kurulan Doğu Rumeli Vilayeti ve 1912- 1913 Balkan Harbi'nden sonra Batı Trakya ve Rodoplar bölgesinde 9 Türk ilçesi Bulgaristan Prensliği'ne dahil edilmiştir. Son olarak bir Türk bölgesi olan Güney Dobruca toprakları da 1940'ta Romanya'dan alınıp Bulgaristan'a verilmiş; böylece Bulgaristan ilk kuruluşundaki topraklarının iki katını epeyce aşan bir yayılmayı gerçekleştirmiştir.

Bulgaristan'ın nüfusunun 3.206.500 olduğu 1876-1885 yıllarında Türkler 1.801.000 nüfusla bu ülkenin %57'sini teşkil etmekteydi. 1878 yılında büyük Bulgaristan Devleti'nin kurulmak istendiği bölgede ise 2.500.000 Bulgar'a karşılık 4.000.000 Bulgar olmayan nüfus vardı ve bunların yaklaşık 3.000.000'u Türk'tü. Osmanlı-Rus Harbi sırasında ve Bulgar komitacılarının zulmüyle 350.000 Türk ölmüş; 600.000 civarında Türk de Anadolu'ya göç etmek zorunda kalmıştır. Bunlara rağmen Türk nüfusu artışını sürdürmüştür. Zira Bulgarların doğurganlık oranı %0.9, Türklerin ki ise %0.32'dir. Bunu fark eden Bulgarlar, katliamlarla ve göçlerle yok edemedikleri Türk nüfusunu, inkar ve asimile ile yok etmeye çalışmışlardır.

Bütün bu çabalara rağmen bugün Bulgaristan'da 750.000-2.000.000 arasında Türk'ün yaşadığı tahmin edilmektedir.

Bulgaristan'daki sayıları 700.000-800.000 olarak tahmin edilen ve bir kısmı Türkiye'nin Trakya bölgesinde ve Yunanistan'da yaşayan Pomaklar da 12.-13. yüzyıllarda Makedonya'da baskı görmüşler, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında, 1912-1913 Balkan Savaşı sırasında ve 1941-1945 katliamlarının yaşandığı dönemlerde Bulgar zulmüne direnmişler, 1923'ten sonra ve 1974-1984 yılları arasında Hıristiyan olmayı kabul etmedikleri için defalarca katliama uğramışlardır. Ancak Pomaklar her seferinde dimdik ayakta kalmayı başarmışlardır.

Pomakların, Peçenek ve Kıpçak Türkleri'nden geldikleri veya diğer Bulgaristan Türkleri gibi 11. 12. ve 13. yüzyıllarda çeşitli sebeplerle Anadolu'dan Balkanlar'a göçen Türkmen ve Yörük Türkleri'nin torunları oldukları yolunda görüşler bulunmaktadır. Pomakların Bulgarca'ya yakın Pomakça adıyla anılan bir dil konuşmaları; Konyar adı verilen Türkmenler'in veya Kıpçak ve Peçenek Türkleri'nin Slav etkisiyle Hıristiyanlığı; 1350'li yıllarda ise Osmanlı fütuhatıyla gelen Müslüman Türkler'in etkisiyle yeniden veya ilk defa Müslümanlığı kabul etmeleriyle açıklanmaktadır. Pomaklar farklı bir dil konuşmalarına rağmen dinleri, kültürleri ve yaşadıkları çevre itibarıyla Balkanlar'daki Türk varlığının bir parçasıdırlar. 1870-1876 yılları arasında patlak veren ilk Bulgar isyanında Osmanlı Devleti'nden yana tavır koyan Pomaklar, diğer Türkler gibi, Bulgar yönetimince cezalandırıldılar, hatta ilk isim değiştirme uygulamasına maruz kaldılar. Pomak Türkleri diğer Müslüman Türkler gibi Rodop bölgesinde yaşamaktadırlar.

Pomaklarla ilgili olarak tartışılan bir konu da 19. yüzyılda kullanılmaya başlayan Pomak adıdır. Bu kelimeyi ilk olarak A.Boue, 1839'da Balkanlar'a yaptığı bir geziyi anlatırken Selvi ve Lofça havalisinde bazı köy ve kasabalarda Pomakların oturduğundan ve bu bölgeye Pomak Nahiyesi denildiğinden bahisle anmıştır.

F. Kanitz, Pomak adını Slavca'da "yardım etmek" anlamına gelen Pomoçi fiilinden türemiş Pomaçi "yardımcı" şeklinde açıklamaktadır. Ancak bu açıklama Bulgar bilim adamlarınca bile kabul edilmemiştir.

Jireçek Ischirkoff ve diğer bazı Bulgar bilginleri, Pomaklar'ın kendilerine "Acherjan" veya "Agaryan" dediklerini ifade etmekte ve bu kelimeyi bazı Bulgarca kelimelere bağlamaya çalışmaktadırlar. Türk bilgini A.Cevat Eren ise bu kelimeyi Ahi sözüyle ilgili görmektedir.

Bulgaristan, kurulduğu günden beri varlığını Türkler'i Balkanlar'dan uzaklaştırmaya adamış ve son 100 yıl, Bulgaristan'da yaşayan Türkler için toplu katliam ve göçlerle geçmiştir. Bulgar yönetimleri, Türk nüfusa reva gördükleri uygulamalarla sadece milletlerarası hukuk kurallarını ihlal etmemiş, yürürlükte bulunan Bulgar anayasasını da çiğnemiştir.

Bulgaristan'da 1879, 1947 ve 197l'de üç ayrı anayasa uygulanmıştır. Bu üç anayasada da azınlık hakları teminat altına alınmıştır. En son yürürlükte bulunan Dimitrov Anayasası 1971'de halk oylaması ile kabul edilmiştir. Bu anayasanın 35. maddesinin I. bendinde "Bütün vatandaşların kanun önünde eşit olduğu", II. bendinde "Haklarda; milliyet, din, köken, cins, ırk, öğretim, sosyal ve maddi durum ayrımına dayanan hiç bir imtiyaz veya kısıtlamaya meydan verilmeyeceği ifade edilmektedir. Yine aynı maddenin IV. bendinde ise, "Irk, milliyet veya din mensubiyeti yüzünden insana karşı nefret telkin edilmesi veya insanın aşağılanması yasaktır ve cezalandırılır." denilmektedir.

Bütün bu açık anayasa hükümlerine rağmen 1944'te komünistler iktidara gelince Türk okulları kapatılmıştır. Yeni ideolojinin yerleştirilmesi amacıyla 1945'te "Yeni Işık", 1947'de "Halk Gençliği", 1949'da "Eylülcü Çocuk" gazeteleri çıkmaya başlamıştır. 1948 yılında ise Türkiye'de kullanılan Latin alfabesinin alınmasına resmi izin verilmiş ve Razgrat (Eskizagra), Sofya ve Kırcaali'de ilköğretmen okulları, Rusçuk'ta Türk Kız Lisesi, Şumnu Öğretmen Enstitüsü'nde Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Sofya Üniversitesi'nde ise Türk Filolojisi Bölümü açılmıştır. 1959/1960 Öğretim yılında Türk okullarının hepsi kapatılıp Türk çocukları Bulgar okullarında okumaya mecbur edilmiştir. 1961 yılında Müslüman adı taşıyan ve Türkçe konuşan Çingeneler'e Bulgar adı verilmiş ve ilk isim değiştirme uygulamaları böylece başlamıştır. Önce çocuk yuvaları ve yatılı okullarda Türkçe konuşmak yasaklanmış; 1971'den itibaren diğer okullardaki Türkçe dersleri azaltılmış ve 1974'te Türkçe bütün okullardan kaldırılmıştır. Arkasından aile içinde bile Türkçe konuşmak şiddetle cezalandırılmıştır. Gelenek ve göreneklerin, sünnetin, dini inanç ve adetlerin yasaklanmasının ardından isim değiştirme zorbalığı gelmiş; baskı, zulüm ve sürgünler 1989'da başlayan göç akınına sebep olmuştur.

Göç dalgası bir anda 300.000'lere fırlamış; kısa bir süre sonra da geriye dönüş hareketi başlamıştır. Geriye dönen soydaşların büyük çoğunluğu emeklilik ve sağlık haklarını kaybetmemek, geride bıraktıkları malların yağmalanmasını önlemek, Türkiye'de iş ve ev bulamamak, çocuklarını ve aile fertlerini Bulgaristan'dan getirememek gibi sebeplerle geriye dönmek zorunda kaldıklarını ifade etmişlerdir. Zulüm payidar olmamış, 1980'li yılların sonunda diğer demirperde ülkelerindeki diktatörler gibi, Bulgaristan Devlet Başkanı Jivkov da alaşağı edilmiştir. 1990 seçimlerinde Türkler, Ahmet Doğan'ın liderliğindeki "Haklar ve Özgürlükler Hareketi" ile 23 milletvekilliği kazanmayı başarmışlardır. Şimdi, Bulgaristan Türkleri haklarının iadesi ve insanca bir hayat yaşamak için saflarını daha da sıklaştırmaktadır. Ancak geçmişte olduğu gibi bu gün de Türklerin kazandığı mesafeyi geri alacak uygulamalar başlatılmakta gecikilmemiştir.

Türkler, Bulgaristan'da vasat bir hayat sürdürmektedirler. Güney Bulgaristan'daki Türkler tarım alanında, Kuzey Bulgaristan'dakiler sanayi işletmelerinde çalışmaktadır. Komünist Partisi yönetimindeki Bulgaristan'da Türkler askerliklerini işçi asker olarak yapmakta, ellerine silah dahi verilmemekteydi. Yüksek öğrenim hakkı, Komünist Partisi'ne üye Bulgarlar'ın isteğine uygun olan vatandaşlara ait bir haktı. Bu ülkede Türkler; sanatkar, işçi, şoför, müstahdem veya çoban olarak çalışabilirdi. Bir Türk'ün üst seviyede bürokrat, orduda komutan, fabrikada yönetici olması mümkün değildi.

Bulgaristan'daki Türk kimliğinin en önemli unsuru olan Türk dili, ilmi araştırmalara konu olmakta, Sofya Üniversitesi'nde yabancı dil olarak öğrenilmekte ve Türk okullarında ana dili olarak okutulmaktadır.

Balkan Türk ağızlarının incelenmesi 1906- 1907 yıllarında I.Kunoş ile başlamış, Polonyalı Türkolog T.Kowalski'nin çalışmaları ile devam etmiştir. Bulgaristan'daki Türk ağızlarının ilk Bulgar araştırıcısı ise Dimıtır Gadjanov (Gacanov)'dur. Daha sonra Mefkure Mollova Bulgaristan Türk ağızları üzerinde önemli çalışmalar yapmıştır. Türkiye'de yapılan mukayeseli çalışmalar Balkanlar'daki (Rumeli) Türk ağızları ile Anadolu ağızları arasında fonetik bakımdan çok önemli denkliklerin bulunduğunu ortaya koymuştur.

Mefkure Mollova, Balkanlarda konuşulan Türk ağızlarını iki bölümde ele almaktadır:

I) Ka ağızları: Ön seste süreksiz sert k ünsüzünün kullanıldığı ağızlar.

II) Ga ağızları: Ön seste süreksiz yumuşak g ünsüzünün kullanıldığı ağızlar.

Emil Boev, Bulgaristan'daki Türk ağızlarının bütünüyle incelenmemesine rağmen üç bölümde ele alınabileceğini ifade etmektedir;

I) Batı Balkan ağızları

II) Miziya ve Trakya ağızları

III) Doğu Rodop, Gerlovo ve Tuzluk ağızları

Bu üç bölümün dışında Orta Rodop ve Yörük ağızları Balkan Türk ağızları arasında ayrı bir yer tutmaktadır. Bulgaristan Türk ağızları üzerinde çalışan diğer araştırmacılar, Gy.Nemeth, J.Eckmann, S.Kakuk, V.G.Guzev, G.Hazai'dir.

1906 yılından beri Türk dili Sofya Üniversitesi'nde yabancı dil olarak okutulmaktadır. Ayrıca Türkçe Ders Kitabı, Türk Dili Ses Bilgisi, Bulgarca-Türkçe Tematik Sözlük, Türk Edebiyatı Tarihi, Eski Türk Edebiyatı Metinleri adlı kitaplar ders kitabı olarak hazırlanmıştır.

Eski Bulgar anayasasının 45. maddesinin 7 .bendine göre, Bulgar dilinin öğrenilmesi mecburidir. Ancak azınlıkların kendi dillerini öğrenme hakları da vardır. Ana dili olarak Türkçe'nin öğretilmesi konusunda 70'li-80'li yıllarda yaşanan duraklama, 1990'da baş gösteren okulların boykot edilmesiyle 1992/1993 öğretim yılından itibaren sona ermiş, ilk ve orta okullara 4 saat Türkçe dersi konulmuş, Türkler'in yaşadığı bölgelerde Türkçe eğitim veren İmam-Hatip liseleri ve İslam Enstitüsü açılmıştır.

Bugünkü Bulgaristan'da Türk dili öğretiminin 114 yıllık bir geçmişi vardır. Ayrıca Bulgar Devleti'nin mevcut anayasasına ve imzaladığı milletler arası anlaşmalara göre Türkçe'nin bir azınlık dili olarak okutulması kanuni bir yükümlülüktür.

Bulgaristan'da her dönemde Türkçe neşriyat yapılmıştır. Bu yayınlarda önceleri Arap alfabesi kullanılırken Türkiye'deki 1928 harf inkılabından sonra gazete, takvim ve kitapların kimi Arap, kimi Latin harfleri ile basılmıştır.

Bulgaristan Türkleri'nde geleneğe bağlı folklor, halk tiyatrosu, Karagöz gibi anonim eserlerle ve Tekke Edebiyatı etkileriyle gelişen bir edebi zenginlik görülmektedir. Bulgaristan Türkleri'nin diğer Balkan Türkleri ve Türkiye Türkleri ile ortak bir kökten gelen ve her bakımdan büyük benzerlikler gösteren atasözü, deyim, bilmece, mani, ninni, türkü, fıkra, efsane ve masalları bu gün de bütün canlılığı ile devam etmektedir. Şiirin ana teması köy hayatı ve geleneğe dayalı toplum yapısıdır. Hikaye ve şiire göre roman türü daha az gelişmiştir. 1984'te Türkçe yayın yasağıyla yavaşlayan edebi hareketler, son gelişmelerle yeniden canlanmaktadır. Bu gün Bulgaristan'da Hak ve Özgürlük gazetesi çık makta ve Sofya radyosunda günde 15 dakika Türkçe yayın yapılmaktadır.

Krallık döneminde Bulgaristan'da Türkçe 13 dergi, 67 gazete yayınlanmaktaydı. Komünist idarede Türkçe 1 dergi, 3 gazete çıkmıştır. En son "Yeni Işık" gazetesi Ocak 1985 tarihinde kapatılmıştır.

20. yüzyılın başlarından 1945'e kadar Bulgaristan'da 112 Türkçe dergi ve gazete yayınlanmıştır. Bulgaristan uzun yıllar Türk hakimiyeti altında yaşadığından, bu topraklarda Türk dilinin ve Edebiyatı'nın çok köklü bir geçmişi vardır. Divan Edebiyatı'nın pek çok üstadı Bulgaristan topraklarında doğmuş veya eserlerini bu bölgede vermiştir. 20. yüzyıl Bulgaristan Türk Edebiyatı'ndan Süleyman Sırrı, Osman Nuri Peremeci, Hafız Abdullah Meçik ve Mehmet Masum gibi pek çok isim sayılabilir. Bunlardan bazıları Türkiye'ye göçmüş, ancak Türkiye'de verdikleri eserlerde de Bulgaristan Türklüğü'nü ve acılarını anlatmışlardır. Şiir, roman, hikaye, piyes gibi türlerde verilen eserler yanında, dünya klas...lerinden de pek çok tercümeler yapılmıştır. Ali Haydar Taner'in Bulgaristan'da ve Türkiye'de 30'dan fazla eseri yayınlanmıştır. Mehmet Behçet Perim ise tiyatro ve şiir türünde 15 civarında eser vermiştir.

1944'te Bulgaristan'ın sosyalist olmasından sonra bu ideolojiye ters düşen bazı yazar ve şairler Türkiye'ye göç etmiştir. 1944'ten 1969'a kadar "Umut Edebiyatı" adı ile bir dönem yaşanmıştır. Sade bir dille ve tabii bir üslupla yazdığı şiirlerini "Yeni Günün Şarkıları" ve "Alın Terim" adlı kitaplarda toplayan Mehmet Müzekka Con (1885-1974), Bulgaristan'da çıkan bütün dergi ve gazetelerde şiirleri yayınlanan ve eserleri Nedyalko Yordanov tarafından "Yürüyelim benim sadık dostlarım" adıyla Bulgarca'ya da çevrilen Recep Küpçü (1934-1976), daha sonra Türkiye'ye göçen ve Bulgaristan Türkleri ile ilgili pek çok yazısı yayınlanan Mehmet Çavuş, Ali Osman Ayrantak ve Ahmet Şerif bu dönemin sanatçılarındandır.

Umut Edebiyatı sanatçıları sansür ve baskıya rağmen dil asimilasyonuna karşı çıkmışlar ve sembollerle çaresizlik ve isyan duygularını anlatmışlardır.

1969'dan sonra Komünist Partisi, Türkçe konuşmayı, yazmayı ve eser yayınlamayı yasakladı. Bu ön hazırlığın ardından 1984 yılı Aralık ayından 1985 yılı Ocak ayma kadar süren isim değiştirme ve Türk varlığını inkar politikaları başladı. Bu politikalar pek çok Bulgaristan Türkü gibi Sabahattin Bayram, Nevzat Mehmet, Duran Hasan, Ömer Osman ve daha pek çok yazar ve şair Türkiye'ye göçtü.

Türkiye'ye göçen ve Bulgaristan'da kalan Bulgaristan Türkü yazar ve şairler, konusunu Türklük duygusundan, yakın dönemde çekilen sıkıntı ve acılardan veya insani duygulardan alan eserler vermekte ve bunları Türkiye'de çıkan "Balkanlar'da Türk Kültürü", "Balkan Türkleri'nin Sesi" gibi dergilerle Bulgaristan'da çıkan "Hak ve Özgürlük" gazetesinde yayınlamaktadırlar. Ahmet Şerif Şerefli'nin Kültür Bakanlığı tarafından yayınlanan Türk Doğduk Türk Öldük eseri gibi bazı eserler kitap halinde Türkiye'de basılmıştır.

Bulgaristan Türk Edebiyatı'nda ilk soneyi ve serbest tarzda destan yazan, şiirlerinden bir kısmı Bulgarca, Rusça, Lehçe, Makedonca ve Ukraynca'ya da çevrilen Şaban Kalkan, Türkiye'ye sığınmış, sevgi ve Deliorman konulu şiirler yazmış ve "Kardaş Edebiyatlar" dergisi başta olmak üzere dergi ve gazetelerde Bulgaristan Türk Edebiyatı'nı tanıtan yazılar yazmıştır.

Muharrem Tahsin, gazeteci, hikaye ve roman yazarıdır. İlk hikaye kitabı "Ayak Sesleri" (1964)'dir. Biz Bize adıyla bir deneme kitabı da bulunmaktadır. Eserlerinde köy ve kent gerçeklerini, köyden şehre göçü, azınlık kompleksini ve kadın haklarını işlemiştir.

"Ali Kadirof-Eserleri" (1965) adıyla hikayeleri yayınlanan Ali Kadir ve hikaye, röportaj, edebi ve siyasi yazılar yazan Kemal Pınarcı Bulgaristan Türk Edebiyatı'nda nesrin gelişmesine katkıda bulunmuşlardır. Şiir, hikaye, masal, hicviye türünde eserleri de olan ancak Türk Edebiyatı Tarihi üzerinde yaptığı tenkitler ve ilmi çalışmaları ile tanınan Rıza Mollaoğlu (1920-1986) ile şairliği ve hikayeciliği yanında Sabahattin Ali'nin hayatı ve sanatı konusunda hazırladığı tezi ve dil edebiyat konularındaki çalışmaları ile Bulgaristan'daki ilk Türk asıllı profesör olan İbrahim Tatarlı edebiyat tarihçiliği konusunda çığır açtılar.
kaynak:rumeli türk net.
Logged
PAŞALI
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : Ocak 24, 2007, 07:08:27 »

Pomak Türkleri’nin Kökeni

Pomak Türkleri’nin ataları sayılan Kuman/Kıpçak Türkleri’nin en büyük özelliği, tarihte bu Türk kavmi kadar geniş sahayı işgal eden başka bir Türk boyuna rastlanmamış olmasıdır. Ne yazık ki, günümüze kadar tarihte önemli bir rol oynamış olan Kuman/Kıpçak Türkleri hakkında ciddi ve derli toplu bir çalışma yapılmamıştı. Ta ki “Kıpçak Türkleri” isimli kitap akademisyen Ahmet Gökbel tarafından hazırlanana kadar.  Ben Pomak Türkleri hakkında yazılmış hem kişisel hem de bilimsel  çabanın ürünü bir çok kitap, makale vb. okudum. Ancak söz konusu  kitap, Pomak Türkleri ile ilgili okuduğum bütün bilgileri kapsayan ve yeni verilerle zenginleştirilerek Pomak Türkleri’nin kökeni hakkında oluşturulmak istenen tartışma ve belirsizlikleri ortadan kaldıran bir çalışmadır.    Son günlerde öteden beri bu konuyu istismar ederek, azınlığımızı yıpratmaya yönelik faaliyetler sürdüren devlet mekanizmalarının ve güdümlü çevrelerin daha da azıtarak göndeme getirmeye çalıştıklarına şahit olmaktayız. Kanaatimizce önümüzdeki dönemde bu konuyu var güçleriyle göndeme taşıyarak ortalığı karıştırmaya devam edeceklerdir. Geçtiğimiz günlerde İskeçe’nin Güney Mahalle köyünden Şebidin Karahoca’nın bir kitabı yayınlandı. Şu günlerde “İskeçe Pomak Derneği”nin mahkemeden onay alması da beklenmekte olduğunu öğreniyoruz. Dernek kurucuları arasında Türk aleyhtarı yunanlı  vatandaşlarının da yer aldığını duyuyoruz. Bunların tümü de hep azınlığımızın bildiği kişilerdir; Nikos Kokas, Dimu vb.  İşte bu durum üzerine ben de acizâne bu konuda bir katkım olur diye saklanmak ve unutturulmak istenen gerçekleri aktarmayı uygun gördüm. Bilimsel bir çabanın ürünü olan “Kıpçak Türkleri” isimli kitaptan Pomak Türkleriyle ilgili bölümleri derleyerek bu gerçekleri sizinle paylaşacağım. İlk etapta Kıpçak ve Kuman kelimelerinin anlamları ve nereden geldikleri hakkında bilgi vereceğim. Daha sonra ise Kıpçaklar’ın kimliği ve kökenleri hakkında bilgi vererek Pomak Türkleri üzerine kasıtlı olarak yapılan tartışmalara açıklık getirmeye çalışacağım.  Kıpçak ve Kuman Kelimeleri 1- KIPÇAK KELİMESİKıpçak, bir Türk kavmi ve bu kavmin rehberliği altında kurulan kavimler birliğinin adıdır. Kelimenin asıl şekli Kıvçak olup daha sonraları seslerin değişmesiyle Kıfçak, Hıfçak; Hıfçah şekillerinde söylenmiştir. Uygur ves...alarında bir şahıs adı olarak geçen bu kelime, Kaşgarlı Mahmud’un Divanü Lügati’t-Türk eserinde Kıvçak şeklinde geçmekte ve şu anlamlara gelmektedir: 1. Türklerden büyük bir bölük,2. Bu bölüğün oturduğu bölge,3. Kaşgar yakınında bir yer adı. Yusuf Has Hâcib’in Kutadgu Bilig eserinde bu kelime dört yerde geçmektedir. İranlı tarihçi Reşidüddin Câmiü’t – Tevârih adlı eserinde Kıpçak / Kıvçak adını çürümüş, yıpranmış bir ağaçkovuğu şeklinde açıklayarak Kutadgu Bilig ve efsanelerde geçen anlamları teyid etmiştir. Rasovsky de Kıpçak kelimesini bir Türk kavmi olan Kimekler’in bir kabilesinin ismi olarak değerlendirmiş ve zamanla bu kelimenin bütün Kimekler’e şamil olduğunu belirtmiştir.  Kıpçak Türkleri’nin önemli bir özelliği de, tarihleri boyunca bu kavmi tanımlamak için bir çok adın kullanılmış olmasıdır. Omeljan Pritsak, analiz amacıyla bunları “yerli adlar” ve “yabancı adlar” olmak üzere iki sınıfa ayırmıştır. Yerli adlar: 1. Kıpçak: a. 8. yy’dan itibaren Müslümanlar ve İslâmî tarih ve coğrafya edebiyatında kullanılmıştır.b. 1240 yıllarında Moğol metinlerinde geçmektedir. Moğollar Türklerden almıştır. c. 13.yy’dan itibaren Çin metinlerinde görülmektedir. 2. Kuman: Takriben 1080 yıllarından başlayarak genellikle Bizans yazarları tarafından kullanılmıştır. 3. Kun: Bu, Macarlar’ın Polovetsler için kullandığı addır. 1086’dan itibaren kullanılmıştır.  Yabancı adlar:

4. Polovets: 1055’ten itibaren eski Rus metinlerinde geçmektedir.

 5. Pallidi: Bremenli Adam tarafından “Gesta”sında muhtemelen 1072-1076 yıllarında kullanılmıştır. 6. Valwen: 13.yy’ın ilk yarısındaki Orta, Aşağı Almanca ve Latince metinlerde görülmektedir.7. Xarteks: Urfalı Mateos’un Ermenice yazılmış kitabında 1050/1051 olaylarında geçer. Bu tasnife göre, bu boy için kullanılan yedi ad kronolojik olarak; Kıpçak, polovets, Kuman, Kun, Pallidi, Valwen, Xarteks şeklinde sıralanabilir. Buna göre bu kavmin en eski Türkçe adı Kıpçaktır. Bu ad “kıp” köküne güçlendirici “çak” ekinin verilerek isme dönüştürülmesinden meydana gelen Türkçe “Kıpçak” teşkilinden kaynaklanmaktadır. Bu ek Osmanlıca “kabıcak-kabucak”da da vardır. (KABUK+ÇAK) Netice itibariyle yukarıda belirtilen bu kelime, bir Türk kavmi veya kavimler birliğine veya belli bir bölgeye verilen ad olarak algılandığı; içi çürüyüp boşalmış ağaç ve kovuk, boş-ağaçsız çöl gibi anlamlara geldiğini göstermektedir. 2- KUMAN KELİMESİAslen Hakas-Altay Türkçesi grubunda görülen bu kelimenin manası “soluk, solgun, sarımtrak”tır. Kaşgarlı’nın Divan’ında (1074-1076) da “kırmızı ile sarı arası bir renk” olarak izah edilmektedir.  Kıpçakların adı Doğu kaynaklarına nazaran Batı kavimlerinde ve Ermeniler’de farklı şekilde geçmektedir. Bizanslılar “Kumanos, Kumanoi, Cumanus, Komani”, Ruslar “Polovets”, Almanlar ve diğer bazı batılı milletler “Falben, Falones, Valoni, Valwen, Pallidi”, Ermeniler “Xarteks”, Macarlar “Kun” demişlerdir. Adlarının ilk defa geçtiği Rus Kroniki’nde (1055-1056) Türkmen, Peçenek ve Tork (Uz)’larla aynı cinsten oldukları belirtilen Kumanlar, daha ziyade dış görünüşleri ile tanıtılmak istenmiştir. Doğulu ve batılı kaynaklar, Kumanlar’ın kumral saçlı ve sarışın olduklarında fikir birliği içerisindedirler. Böylece kelimenin Türkçe olduğu, ve “soluk/solgun (halk)” anlamına geldiği anlaşılmaktadır.  Pritsak ve Nemeth’e göre, Kuman kelimesi Kumanların kendi Türk isimleridir. Bu ad onlara herhangi bir yabancı millet tarafından verilmemiştir.  Yabancıların Kumanlara verdiğ ad, bu krlimenin tercümesidir. Bu nedenle, dört dilde aynı anlama gelen Xarteks, Polovtsi, Falben, Türkçe kûn ve kuman, Kumanların halk ismidir. Dört dilde de sarı, sarışın, soluk renkli vb. anlam ifade eder. Ona göre kuman ve kun kelimeleri Türkçe sıfat olan Kû sarı, renksiz, uçuk renkli kelimesinden türemiştir.  Kuman/Kıpçaklar’ın kökeni Bir iki görüş dışında bütün tarihçiler Kıpçaklar’ın bir Türk boyu olduğunda hemfikirdirler. Kuman-Kıpçak kabilelerinin etnik menşei sorunu, Türkolojinin en çapraşık problemlerinden birisidir.  Buna rağmen, Kumanlar’ın ırkî özellikleri bazı araştırıcıları, onlarla Âri’ler Hint-Avrupalılar) arasında ilgi kurmaya sevketmiştir. Gerek soy, gerek kültür bakımından Türk’ü Moğol’dan pek ayıramadıkları bilinen Marquart, Pelliot, Barthold ile aralarında Rassovsky’nin de bulunduğu batılı bilginler, tam Türk olarak saymadıkları Kuman-Kıpçak tipinin nihayet Moğol bölgesinde Türkleşmiş bir Hint-Avrupalı kavimden ileri gelebileceklerini belirtmişlerdir.  Buna karşılık M.Ö. II. Yüzyılda Tanrı Dağları’nın Kuzey yamaçları ile Isık Gölü dolaylarında yerleşmiş olan ve başbuğları “Kum-no” veya “Kum-ni” (Kum-beğ, Kun-bi) diye anılan Hun soyu ve kültürüne mensup ve Türkler’e mahsus bir Kurt efsanesine sahip ve milâttan sonraları da varlıklarını sürdüren Wu-sun (veya U-sun) kavminin Çin kayıtlarında kırmızı şaçlı (kumral) yeşil-mavi gözlü olduğu ifade edilmiştir.  Kıpçak-Kuman-Kun meselesine dâir son araştırmaları yapan Czegledy’e göre durum şu şekildedir. Kumanların Batı’ya göçünden önce Orta Asya’da İtil-Seyhun-İrtiş arasında Oğuzlar; Tobol, İşim çevresinde Kıpçaklar bulunuyordu. Daha Doğu’da Nan-Şan bölgesinde Sarı –Uygurlar yer alıyordu. Hoang-ho dirseği dolaylarında Nesturi (Hristiyan) Öngütler vardı. Kunlar da bu civarda yaşamaktaydılar. Bahaeddin Ögel, Kıpçakları Kuzey Türkleri’nden kabul eder. O’na göre Kuzeybatı Sibirya’da İrtiş nehri ile Ural nehri arasında yaşayan Türkler’e genel olarak Kıpçak adı kullanılmıştır. O, Bulgarlar ve Macarlar’ın başlangıçta Türk tesirlerini, en çok Kıpçaklar’dan aldığını ve 6. Yüzyılda Bulgarlar’la Macarlar’ı bu bölgelerden kovan Sabır Türkleri’nin de kök itibariyle Kıpçaklar’dan olabileceğini belirtmektedir.  Kaynaklarda Kimek, Kun gibi Türk zümreleri yanında zaman zaman Başkurt, Uz, ve As gibi müstakil sayılan boylar da Kıpçaklar içerisinde veya onlarla birlikte zikredilmişlerdir. Bazı tarihçilere göre de Kıpçak, Kanglı, Kimek ve Kun gibi kabileler geniş anlamda Kıpçak zümresinin ayrı şubelerinden ibarettir.  Rassovsky, 9 ve 10. yüzyıllarda İrtiş ve Ural arasındaki Kimek adlı Türk kavmini Kuman olarak değerlendirmektedir. O’na göre bunların bir oymağı Kıpçak idi. 10. yüzyıldan itibaren Kıpçak adı bütün Kimekler’e aşamalı olarak isim olmuştur. Kıpçakları Batı Göktürk topluluklarından bir kütle olarak görenler de vardır. Bunlar da Kıpçakları İrtiş boylarındaki Kimekler’e dayandırmaktadırlar.  Mitoloji, her ne kadar bir tarih belgesi olarak kabul edilmese de, milletlerin komşuları hakkında fikirlerini aydınlatmaları bakımından tarihçiler için büyük önem taşır. Türk mitolojisine göre Kıpçaklar, Oğuz-Han’ın bir evlâtlığı idiler.  Oğuz-Han destanına göre, Kıpçak’ın babasını Oğuz-Han evlatlık olarak almış ve büyütmüştür. Daha sonra Kuzey bölgelerini idare etmek için Oğuz-Han, Kıpçak’ı göndermiş ve bu bölgeler Kıpçak’ın soyundan meydana gelmiş olan Kıpçak Türkleri ile dolmuştur.  Türk boylarının menşeleri hakkında söylenen efsanelerde ağacın da önemli bir yeri vardır. Örneğin, Uygur efsanelerine Uygur hakanlarının ağaçtan türedikleri söylenir. Kıpçak boyunun menşei hakkındaki rivayette de ağaçtan türeme efsanesinin izi mevcuttur. Rivayete göre Oğuz-Han bir seferden dönüşünde, savaşta ölen bir askerinin eşi bir ağaç kovuğunun içinde bir oğlan doğurur. Oğuz-Han da bu çocuğu evlât edinerek ona Kıpçak adını verir.  Netice olarak, çoğunluk tarafından kabul görmeyen bir iki rivayetin dışında bütün tarihçiler köken itibariyle Pomak Türkleri’nin ataları olan Kıpçakların Türk olduğunda hemfikirdirler. Başta Oğuz destanları olmak üzere Türk Mitolojisi de bunu desteklemektedir.
 

Kaynak: “Millet”; Batı Trakya Türkleri’nin gazetesi. Hazırlayan: Cengiz Ömer
Logged
PAŞALI
Ziyaretçi
« Yanıtla #4 : Ocak 24, 2007, 07:12:54 »

BALKANLAR’DA POMAK TÜRKLERİ

Prof. Dr. Hüseyin Memişoğlu’nun hazırlayıp, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı’nın bi-rinci hamur kağıda 112 sayfa olarak neşrettiği bu kitapta: Pomak Türkleri’nin tarihi geçmi-şi, Pomak tabiri ve lehçesi, Pomak Türkleri iddiası ve faciası gibi konularla beraber, Pomak Türkleri’nin sosyo-ekonomik ve kültürel hayatı, 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı esnasında Pomak Türkleri’nin Ruslar’a ve Bulgarlar’a karşı verdikleri mücadele, Anavatan’a göçleri, Yunanistan’ın Pomak Türkleri’ne karşı uyguladığı asimilasyon politikası gibi konular ele alınarak; bu Türk unsurunun kültür ve tarihi geçmişinin aydınlatılmasına çalışılmıştır.
Ayrıca kitabın son sahifeleri, orijinal belgelere, resimlere ayrılmıştır.
Logged
PAŞALI
Ziyaretçi
« Yanıtla #5 : Ocak 24, 2007, 07:17:23 »

Ünlü filozof Hiedegger: �Dil insanların vatanıdır� der. Bu gerçekten hareketle herkese çok önemli bir çağrıda bulunmak isterim.

Hiç kimsenin bizleri vatansız bırakmasına göz yummayalım. Bu insanlık vazifemizdir. Gelin hep birlikte çok geç olmadan kimliğimizin ve namusumuzun sigortası olan dilimize var gücümüzle sahip çıkalım. Atalarımızın dediği gibi �Kâmus, namustur.�

Değerli okurlar!

Batı Trakya Müslüman Türklerinin namusu Türkçe�dir. Hiç kimsenin namusumuza el uzatmasına izin veremeyiz. Bizlere yapılan çok adi bir insanlık ayıbıdır. Nefrete, insan ve kültür düşmanlığına dur demek, geçit vermemek insanlık vazifemizdir. Biz dil düşmanları değiliz. Ama ucuz oyunlara gelecek kadar da cahil ve enayi de değiliz. Milletimizi aptal yerine koyup hiç kimsenin onu aldatmasına ve oyuna getirmesine izin veremeyiz. Canımızdan olsak bile...

Şeref fukarası, haysiyet yoksunu, sömürge kafalı, vicdansız, milli ve dini duyarlılığını yitirmiş müsvedde aydınlar bu ifadelerimi ucuz, gereksiz, geçerliliği kalmamış ve aptalca bulabilirler. Ahlâksızlığın meziyet, şerefin zafiyet olduğu, insanlık fukarası bir dünyada böyleleri de olacaktır. Ben temiz ve milli duyarlılığını yitirmemiş, şahsiyet sahibi soydaşlarıma sesleniyorum.

Kimse Pomak'ça diye bir dili milletimize danışmadan, iradesine saygı duymayıp onayını almadan da-yatamaz. Böyle bir şey ancak Orta Çağ karanlığında veya Nazi işgalinde olur. Devletimiz bizleri yok etmek için Pomak'ça diye bir dili Latin harflerine uyarlıyor ve bununla yapay bir Pomak ulusu ihdas etmeye çalışıyor. Devletin bu dil sevdası Türkçe düşmanlığının bir belirtisidir. Pomakları çok sevdiklerinden değil.

Devletimize bir sualimiz olacak. Dillere bu kadar saygınız varsa neden Türk okullarında Türkçe derslerini ortadan kaldırmaya çalışıyorsunuz? Var olmayan bir dili (�Pomak'ça�) yaşatmaya çalışırken ve bu uğurda milyonlar harcarken, diğer yandan aynı şevkle Türkçe�nin tarihten silinmesi için gayret ediyorsunuz. �Pomakça�nın yaşatılması için yürütülen seferberlik, Türkçe�yi ve Türkleri sindirme oyunudur. Çocuk mu kandırıyorsunuz?! Eskidendi onlar. Milleti tecrit bölgelerinde çeşitli bahanelerle esir edip, cahil bırakıp her şeyi yutturduğunuz devirler bitti artık...

Bu millet artık okuyor, araştırıyor, tarihini ve özünü öğreniyor. Sömürgecilik bitmiştir. Bize yapılanların hesabını teker teker sormanın zamanı gelmiştir. Batı Trakya Türklerine uygulanmış olan etnik, kültürel ve ekonomik soykırımlardan dolayı uluslararası alanda özür dilenmelidir. Bunu istemek en doğal hakkımızdır. Sözde �Pontus soykırımı�, �Küçük Asya Felâketi�, �Ermeni soykırımı� söylemlerini ortaya atıp tanınmasını talep etmek o kadar kolay ve bir hak ise, o zaman bizler de en doğal hakkımız olarak bizlere uygulanan soykırımın tanınmasını talep edebiliriz.

�Pomak dilini yaşatmak�, �Pomak kültürüne hizmet�, �kültürler yok olmasın�, �dillere saygı� gibi içi boş sloganlarla bizleri kandıramazlar. Hem sonra bu Pomatça denen uydurma ve kırma dil nedir? Kenarda kalmış pek az insanın konuştuğu, günün gereklerine, tekniğine ve bilimine yetmeyen, iç yapısı zayıf, cılız, önemsiz bir �parola� dır. İnsanların ilerlemesine yetmeyen, çağdaş ihtiyaçlarını karşılayamayan, şahsiyet sahibi bilim adamı yetişmesine imkân tanımayan ve birkaç dilin karmasından oluşturulmuş uydurma bir lehçeden başka bir şey değildir. Yani Pomak'ça kendi başına bir dil değildir. En önemlisi devletin iddia ettiği gibi bir anadili de değildir. Pomak diye bir millet tarihte hiçbir zaman olmadığı gibi böyle bir dilden de söz edilemez.

Bu bilgileri yazıya dökerken, bu bölgenin insanı olarak bizzat olayları yaşayan biri olarak sizlere aktarıyorum. Ve diyorum ki; Devletin zorla Yunan Pomakları olarak adlandırdığı bizler, yani ben Türk�üm. Pomaklar Yunan değil, öz be öz Türk evlâdıdır. Bu tarihi bilgilerle sabittir. Sizin bilgi diye bizlere dayattığınız uydurma kitaplar ve belgeler tamamen hayal ürünüdür ve Batı Trakya Türklerine uygulanan asimilasyonun bir parçasıdır.

Devlet, konuşulan Pomakça'dan hareketle iddialarını ortaya koymaktadır. Pomak'ça denen sözde dil, balkanlarda yaşayan Türklerin yüzyıllarca yoğun bir Slav ve Bizans kültürü baskısı altında deformasyona uğramış bir dilidir. Bu Türkler dillerinin büyük bir kısmını kaybetmiş, lâkin dinleri sayesinde kimliklerini ve kültürlerini koruyabilmişlerdir. Zaten tarafsız bir şekilde araştırıldığında bu dilin içerisinde Türkçe ağzının ve kültürünün hakim olduğu görülecektir. Fakat devletin buna rağmen bütün gayesi bizleri gayesiz, hedefsiz, feleğini şaşırmış bir toplum haline getirmektir. En sonunda düşünce kabiliyeti körelmiş, sorgulamayan, önüne konan her şeyi kabul eden sömürge kafalı bir toplum haline getirmektir. Bu toplumun adı da �Pomakça konuşan Pomaklar� olacaktır.

Sonuç olarak bizler, birilerine göre �Yunan Müslümanları�ymışız. O zaman İstanbul�da yaşayan Rum azınlığına da, �Türk Hristiyanları�dır deriz. Patrik Batholomeos�da öz be öz Türk evlâdıdır.

Eğer bizler Yunan Müslümanları isek, neden devlet hâlâ bir takım dayatmaları gerçekleştirmeye çalışıyor? Güzelim Yunanca varken niye bu Pomak'ça dilini ihdas etmeye çalışıyor? Yoksa Yunan Müslümanlarının Yunanca konuşmaya da mı hakkı yoktur? Madem ki Yunan Müslümanlarıymışız, öyleyse neden buradaki baskılara dayanamayan soydaşlarımız hep Türkiye�ye göç etmiştir? Yoksa Türkiye Yunan Müslümanlarının sığınağıymış da bizler mi bilmiyormuşuz? Neden Bulgaristan�a veya Makedonya�ya göç etmemişler de hep Türkiye�ye göç etmişlerdir? Cevabı çok basit. Çünkü bu insanlara kucak açan hep Anavatanımız olan Türkiye olmuştur da ondan. Çünkü Türk�üz de ondan.

Cengiz ÖMER
Logged
PAŞALI
Ziyaretçi
« Yanıtla #6 : Ocak 24, 2007, 07:25:19 »

Pomaklar: BİZ TÜRK’ÜZ !


--------------------------------------------------------------------------------

Denktaş
Pomaklar: BİZ TÜRK’ÜZ !

Mihenk: Sayın Ksarhakos ve onun gibi Pomak aşıklarına bir çift lafımız olacak:

Pomaklar: BİZ TÜRK’ÜZ !

ANADİLİMİZ DE VAR KİMLİĞİMİZ DE.

Öncelikle şunu ifade etmek isteriz ki, bizler sizin sözde Helen-Pomak diye tanımladığınız Rodop Dağlık Bölgesi Türk’lerin ta kendisiyiz. Ve biz öz be öz Türk çocuklarıyız. Avrupa Parlamentosuna taşıdığınız o birkaç çapulcu sizin olsun. Tepe tepe kullanın. Ancak şunu da iyi bilin ki, bu çapulcularla bizlere değil kendinize zarar vermiş olursunuz. İçinden çıkamyacağınız ve sonunu getiremeyeceğiniz işlere tevessül ederek devletin başına çorap örmekten başka bir halt etmiş olmazsınız. Tarihi sizden başka bilen yok mu bu dünyada? Sizin sözde Pomak Tarihi ve Kültürü dersinize hiç ihtiyacımız yok. Pomak diye adlandırdığınız milletin milli kimliğinin ne olduğunu öğrenmek istiyorsanız dergimize abone olun.

Şunu da bilin ki, en yakın zamanda bu milletin asıl temsilcileri olarak oluşturacağımız bir heyetle Brüksel’e gidip Avrupa Parlamentosun’da bertaraf etmeye çalıştığınız Türklüğümüzü haykıracağız ve sizlerin yaptığı Türk düşmanlığını açığa çıkartacağız.


http://www.mihenk.gr/guncel/003/haberyorum.htm

--------------------------------------------------------------------------------

akcakoca
kürtler türk oluyorda pomaklar neden olmuyor?Yunanlı değil dedi diye mi?

--------------------------------------------------------------------------------

Adana
Bugün tesadüf Bulgaristan Türk'ü arkadaşlarla bu konuyu konuştum.Pomakların hemen hepsinin Türkçe bildiğini hatta evde Türkçe konuştuklarını ,kendilerini Türk diye tanımladıklarını söyledi.Pomaklar ayrıca oldukça dindar ve giyim olarak Orta Anadolu köylüleri gibi giyinen insanlarmış.

--------------------------------------------------------------------------------

refo36
pomaklar zaten türk tür. kendilerini türk olarak dünde görüyorlardı bu günde görüyorlar.(pomaklar için balakan temsilciliği formunda yazılar yazdım)
70 li yıllarda bulgarlar pomaklara cok cektirdi isimlerini vermediler diye kimyasal gazlardan tutunda dayaklara tecavüzlere.
ve o zamanlarda pomaklar türkiye cumhuriyet i devletinden yardım istediklerinde maalesef bir yanıt alamdılar(cumhurbaskanı cevdet sunay gönderilmiş mektupların fotokopileri elimde mevcut) yahut o dönem de türkiye cumhuriyeti nin işine gelmedi pomakların durumuyla ilgilenmek.
ama o zaman islam dünyasından biri cıktı kı bulgaristan ı ciddi bir sekilde tehdit etti ve bulgarlar zulumlerini bitirmesede azaltmak mecburiyetinde kaldı. en azından basın yayın dan uzakta tuttular.bu adam "KADDAFİ" dir.

biz uykudan uyanmıs turk gençleri olarak bu yapılanları unUtmayacağız gerek doğu türkistan gerek kırım hepsinin üzerine yapılanları haykırmaya devam edeceğiz.
çünkü biz ATATÜRKÇÜ TÜRK GENÇLİĞİYİZ

--------------------------------------------------------------------------------

akcakoca
evet bugün batı trakyada bile batı trakyalı pomaktan hoşlanmıyor,kçümsüyor.Bunu fırsat bilen palikarya ( ay yunanlı kardeşlerimiz için kötü birşey yazdım bazı yazar arkadaşlarımız tepki verecek) korkunç imkanlar ile pomakları kend taraflarına çekmeye çalışıyor.

Kanımca gördüğüm pomaklar asimilasyona karşı iyi dayanıyor,ama nereye kadar

--------------------------------------------------------------------------------

Ben koyun muyum?
Pomaklar Lozan'da yok mu?

Onlara nasıl ulaşırız? Türkçe'yi araştırma bahanesi ile ekincil ilişkiye girebiliriz. Yöresel deyişlerini toparlasınlar bize biz de burada yayınlayalım. Hatta sözlük yapalım bastırırız. Pomak Türkçesi Sözlüğü.

Kuru gürültü yapacağımıza çalışalım biraz di mi? Türk öğün çalış güven.

--------------------------------------------------------------------------------

refo36
sözlük fikriniz gerekli derneklere irtibata geçeceğim

--------------------------------------------------------------------------------

hernepeş
Yunanistan'daki azınlıklar türk değil müslümandır.

--------------------------------------------------------------------------------

refo36
yunanistan daki azınlık sapına kadar turktur aksini iddaa eden yalancıdır. Ancak yunanistan anayasında batı trakya türkleri müslüman diye nitelendirilmektedir. yaşaın batı trakya türkleri yaşasın rodop türkleri... TANRI TÜRKÜ KORUSUN

--------------------------------------------------------------------------------

vBulletin sinanoglu.net tarafından Türkçeleştirildi.
Logged
PAŞALI
Ziyaretçi
« Yanıtla #7 : Ocak 24, 2007, 07:30:12 »

Bulgaristan Pomakları Geçmişini ve Geleceğini Arıyor       
Bugün Pomaklar Türkiye, Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya, Arnavutluk ve Bosna’da yaşıyor. Etnik kökenleri konusunda çeşitli görüşler bulunmasına rağmen tarihçiler, anayurtları olan Orta Asya’dan Balkanlar’a geliş tarihleri konusunda birleşiyor ve 11. yüzyılda bugün yaşadıkları arazilere geldiklerini savunuyor. Etnik menşei konusunda ise görüş birliği hala sağlanmış değil. Bir görüşe göre Orta Asya’yı terk ederek, Ukrayna ve Romanya üzerinden Bulgaristan’a gelen Kuman Türklerinin torunları olan Pomaklar, daha sonra dinlerini terk ederek, Müslümanlığı benimsedi ve zamanla Osmanlılarla kaynaştı. Bu görüşe göre Pomakların menşei Türk.

Nahit Doğu, Soyfa'dan bildiriyor

Bulgaristan hükümetinin azınlık olarak tanımadığı Pomaklar, etnik kökenleri konusunda belirsizlik yaşıyor. Bulgaristan’ın Avrupa’ya entegrasyon yolunu seçmesiyle çeşitli kurumların Pomaklara karşı tutumu değişmesine rağmen hala var olan önyargılar değişmiş değil. Bulgar devleti onları azınlık olarak tanımayı reddettiği için hükümet yardımları bu topluluğa ulaşamıyor. Üstelik Pomakların çoğunluğu ülkenin en yoksul kesimlerinden biri olan Rodoplar bölgesinde yaşıyor.

Tarihi kaynaklar Pomaklar diye adlandırılan topluluğun, 10. asırda bugün yaşadıkları topraklara gelen Kuman/Kıpçak ve Peçenek Türklerinin torunları olduğunu gösteriyor.

Bugün Pomaklar Türkiye, Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya, Arnavutluk ve Bosna’da yaşıyor. Etnik kökenleri konusunda çeşitli görüşler bulunmasına rağmen tarihçiler, anayurtları olan Orta Asya’dan Balkanlar’a geliş tarihleri konusunda birleşiyor ve 11. yüzyılda bugün yaşadıkları arazilere geldiklerini savunuyor. Etnik menşei konusunda ise görüş birliği hala sağlanmış değil. Bir görüşe göre Orta Asya’yı terk ederek, Ukrayna ve Romanya üzerinden Bulgaristan’a gelen Kuman Türklerinin torunları olan Pomaklar daha sonra dinlerini terk ederek, Müslümanlığı benimsedi ve zamanla Osmanlılarla kaynaştı. Bu görüşe göre Pomakların menşei Türk.

Başka bir görüş ise Pomakların daha Orta Asya’da iken İslam’ı kabul etmiş Bulgarlar olduğunu savunuyor.

Pomakların günümüzde Bulgaristan’ın kurucusu Han Asparuh’un kardeşi Kotarg’ın Müslüman olması ve Kuman-Volga Bulgar devletini kurmasıyla oluşmuş bir toplum olduğu söyleniyor. Yunanistan ise, Pomakların en eski Yunanlılar olduğunu savunuyor. Makedonya ise Makedon olduklarını iddia ediyor. Konuştukları dile Pomakça deniliyor ama bu dil dünyanın hiçbir yerinde resmi dil olarak kabul edilmiyor.

Konuşulan tüm ülkelerde Pomakça’nın içinde Türkçe kelimelerin sayısı hayli fazla. Günümüzde haritaya bakıldığında İstanbul, Gaziosmanpaşa semtinden başlayarak Adriyatik Denizi’ne uzanan bir çizgide Pomakların yaşadığı görülüyor. Pomakça, yaşadıkları her ülkede de çeşitli dönemlerde baskılara maruz kalmış, içinde yaşadıkları topluma entegrasyon lafları altında asimile edilmiş. Yüzyıllarca süren bu fiziki ve ps...olojik baskılar Pomaklarda derin yaralar açmış.

Pomaklara “Pomak” Denilmiyor

Bulgaristan örneğini ele alırsak bugün ülkede Pomaklara Pomak denilmiyor, resmi literatürde adları “Bılgaromohamedani” olarak geçiyor. Anlamı da “Muhammed’e inanan Bulgarlar” yani Bulgar Müslümanları. Bulgar hükümeti onları azınlık olarak tanımıyor.

Osmanlı’nın bu yerlerden çekilmesinden sonra Pomaklara karşı uygulanan asimilasyon politikasında Çarlık döneminde ve komünist iktidar zamanında iki ağır aşama yaşandı. 1990 yılında yıkılan totaliter komünist rejim daha 1912’de ve 1970’li yıllarda Pomakların Türk isimlerini zorla Bulgar isimlerle değiştirdi, Müslümanca giyinmelerini ve adetlerini yasakladı. Pomaklar bu baskılara karşı gelerek ülkenin birçok yerinde hükümet güçleriyle çatıştı. Bunun neticesinde yüzlercesi hapislere atıldı veya öldürüldü. Geçmişte olduğu gibi bugün planlı bir asimilasyona maruz kalmasalar da kendilerini kenara itilmiş hissediyorlar. Bulgaristan’ın Avrupa’ya entegrasyon yolunu seçmesiyle çeşitli kurumların Pomaklara karşı tutumu değişmesine rağmen hala var olan önyargılar değişmiş değil. Bulgar devleti onları azınlık olarak tanımayı reddettiği için hükümet yardımları bu topluluğa ulaşamıyor. Üstelik bu azınlık yoğun olarak Rodoplar bölgesinde, ülkenin en yoksul kesiminde yaşıyor. 2000 yılında yapılan nüfus sayımına göre Pomakların sayısı 200 bin civarında, yani Bulgar nüfusunun yüzde 2,5’ini teşkil ediyor.

Türkler gibi Pomaklar da zorla değiştirilen isimlerini geri alıyor. Ülke demokratik sürece girdikten sonra bir zamanlar zorla değiştirilen Türk isimlerini geri alan Pomakların sayısı az değil. Ne var ki, devlet kurumları bu konuda da zorluk çıkarmaya devam ediyor. 2004 yılına ait Batılı insan hakları kuruluşlarının raporlarında Yakuruda şehrinden örnek verilerek, kendilerini Pomak olarak adlandıran insanların hükümet memurları tarafından ayrımcılığa tabi tutulduğu belirtiliyor. 2003 raporlarında ise Bulgar isimlerinin dışındaki adların alınması ve kullanılması konusunda herhangi bir yasaklama olmadığı, ancak Türkler ve Pomakların isimlerinin geri verilmesi işlemlerinin çok zaman aldığı yönünde şikayette bulundukları vurgulanıyor.

Biyoloji öğretmeni Biserka Kalinova (58), tanıdıklarının kendisine Türk ismiyle, Hatça (Hatice) olarak hitap ettiklerini söylüyor ama 1986 doğumlu kızının Türk adı almak istemediğini belirtiyor. Annesine göre üniversite öğrencisi olan kızı Türk adı almaktan utanıyor. Zlatograd kentinde oturan Ahmet Sadık’ın torunları da Türk isimlerini geri almak istemiyor. Okulda herkesin kendilerini Bulgar isimleriyle tanıdığını söylüyorlar ama dedesi hiçbir zaman onları Bulgar isimleriyle çağırmamış. Pomaklarda kuşaklar arasında din, köken, gelenek, görenek ve yaşam tarzı bakımından derin bir uçurum oluşmuş. Kendinin Bulgar mı, Türk mü yoksa Pomak mı olduğunu bilmeyenlerin sayısı hayli fazla. Bu konuda kesin rakamlar verilemiyor.

Pomakların kendilerini hangi etnik kökenden hissettiklerine dair kesin rakamlar olmasa da genelleme yapılırsa ortaya üç cevap çıkıyor. Kendini Türk hissedenler, Bulgar hissedenler ve kökeni konusunda bir duyguya sahip olmayanlar.

Kendisinin etnik menşei konusunda belirsizlik içinde olanlar, daha çok genç kesimde yoğunlaşıyor. Geçmişte uygulanan ps...olojik şekillendirme, komünist sistemin beyin yıkama propagandası ve globalleşen dünyanın getirdikleri, genç Pomakları bir boşluğa itmiş durumda. Bu boşluk içinde ait oldukları dini ve etnik kökeni bulmaları zorlaştı. Hangi dine ve etnik kimliğe sahip olduklarını bilmeyen bu Pomakların benlikleri, bilinçli ya da bilinçsiz her zaman bu soruya cevap arıyor.

Pomaklar ülkenin siyasi hayatında da etkin bir rol alamıyor. Etnik azınlık olarak görülmedikleri için siyasi partiler problemlerine çözümler getirecek politikalar üretme konusunda isteksiz davranıyor. Kendilerini temsil edecek bir siyasi partileri ise henüz yok. Son genel seçimlerde Pomakların büyük bir bölümü, üyelerinin çoğunu Türklerin teşkil ettiği Hak ve Özgürlükler Partisi’ne oy verdi ama bu partinin kendilerini temsil etmediğine inananların sayısı da hayli fazla. Azınlık olarak resmen tanınmayan, etnik aidiyetleri konusunda belirsizlik içinde olan ve kendilerini ülkenin siyasi yaşamında temsil edecek bir oluşumu bulunmayan Pomaklar geçmişin belirsizliğiyle geleceklerini arıyor. (Araştırmacı-Gazeteci Nahit Doğu, Sofya’dan yazdı- 23 Kasım 2005)

Ben Yunan Pomak’ı Değilim

Cengiz ÖMER - Batı Trakya

Hiç kimsenin bizleri vatansız bırakmasına göz yummayalım. Bu insanlık vazifemizdir. Gelin hep birlikte çok geç olmadan kimliğimizin ve namusumuzun sigortası olan dilimize var gücümüzle sahip çıkalım. Atalarımızın dediği gibi “Kâmus, namustur.”

Değerli okurlar!

Batı Trakya Müslüman Türklerinin namusu Türkçe’dir. Hiç kimsenin namusumuza el uzatmasına izin veremeyiz. Bizlere yapılan çok adi bir insanlık ayıbıdır. Nefrete, insan ve kültür düşmanlığına dur demek, geçit vermemek insanlık vazifemizdir. Biz dil düşmanları değiliz. Ama ucuz oyunlara gelecek kadar da cahil ve enayi de değiliz. Milletimizi aptal yerine koyup hiç kimsenin onu aldatmasına ve oyuna getirmesine izin veremeyiz. Canımızdan olsak bile... Şeref fukarası, haysiyet yoksunu, sömürge kafalı, vicdansız, milli ve dini duyarlılığını yitirmiş müsvedde aydınlar bu ifadelerimi ucuz, gereksiz, geçerliliği kalmamış ve aptalca bulabilirler. Ahlâksızlığın meziyet, şerefin zafiyet olduğu, insanlık fukarası bir dünyada böyleleri de olacaktır. Ben temiz ve milli duyarlılığını yitirmemiş, şahsiyet sahibi soydaşlarıma sesleniyorum.

Kimse Pomak’ça diye bir dili milletimize danışmadan, iradesine saygı duymayıp onayını almadan da-yatamaz. Böyle bir şey ancak Orta Çağ karanlığında veya Nazi işgalinde olur. Yunanistan bizleri yok etmek için Pomak’ça diye bir dili Latin harflerine uyarlıyor ve bununla yapay bir Pomak ulusu ihdas etmeye çalışıyor.

Devletin bu dil sevdası Türkçe düşmanlığının bir belirtisidir. Pomakları çok sevdiklerinden değil. Devletimize bir sualimiz olacak. Dillere bu kadar saygınız varsa neden Türk okullarında Türkçe derslerini ortadan kaldırmaya çalışıyorsunuz? Var olmayan bir dili (“Pomakça”) yaşatmaya çalışırken ve bu uğurda milyonlar harcarken, diğer yandan aynı şevkle Türkçe’nin tarihten silinmesi için gayret ediyorsunuz. “Pomakça”nın yaşatılması için yürütülen seferberlik, Türkçe’yi ve Türkleri sindirme oyunudur. “Pomak dilini yaşatmak”, “Pomak kültürüne hizmet”, “kültürler yok olmasın”, “dillere saygı” gibi içi boş sloganlarla bizleri kandıramazlar. Hem sonra bu Pomakça denen uydurma ve kırma dil nedir?

Bu bilgileri yazıya dökerken, bu bölgenin insanı olarak bizzat olayları yaşayan biri olarak sizlere aktarıyorum. Ve diyorum ki; Devletin zorla Yunan Pomakları olarak adlandırdığı bizler, yani ben Türk’üm. (Batı Trakya’da yayınlanan MİHENK Dergisinden alınmıştır.)

Balkanlar’da Pomak Türkleri

Dünya Gündemi Haber Merkezi

Süleyman Demirel Üniversitesi’nin Burdur Eğitim Fakültesi’nde görev yapmakta olan Profesör Doktor Hüseyin Memişoğlu’nun “Balkanlarda Pomak Türkleri” adlı kitabının 4. bölümünden alıntılar:

“ Türk toplumunun bölünmez bir parçası olan Pomak Türkleri, asırlar önce Batı Trakya bölgesine de yerleşmişlerdir. Onlar bugün Yunanistan sınırları içinde kalan bu bölgenin kuzeyinde bulunan Rodoplar dağlık kesiminde ikamet etmektedirler. Bu dağlık bölgede bir tek Rum köyü yoktur. Ve bölge de tamamen Müslüman Türk nüfusu ile meskûndur....”

“ Yunanlılar yıllardan beri Batı Trakya Müslüman Türkleri üzerinde iki türlü yıldırma taktiği uygulamaktadır. Ova köylülerini baskı, tehdit ve zorla topraklarını ellerinden alarak göçe zorlayan Yunanlılar, dağ bölgelerinde Pomak Türklerine karşı ise “Yunanlaştırma” politikası uygulamaktadır.”

“ ... son onbeş yirmi yıldan bu yana Yunan tarihçi ve sosyologları Pomak Türleri üzerinde hak iddia eden tezler üretmeye başlamışlardır. Bunlar bilimsel özelliklerden tamamen mahrum, devletin belli iç ve dış çıkarları uğruna gerçekleri saptırma amacı gütmektedirler. Gonatas, Milonas, Makriyotis, Soltaridis, Hidiroğlu, Musopulos ve Foteas gibi yazarlar böyle bir amaç içinde bulunmaktadırlar.”

“ Aynı yazarlar, Pomak’ların Türk’lerle hiçbir ilişkisi olmadığını iddia etmekte ve Pomakların büyük bir ihtimalle Trak’ların veya Trak-Yunan sentezinin torunları olduğu ihitimali üzerinde durmaktadırlar. Diğer Yunan yazarları Pomak’ların Büyük İskender’in torunları olup Osmanlılar tarafından zorla “Müslümanlaştırılmış” olduklarını iddia etmekte hatta bunların Yunan kanı taşıdığını tıbbî yöntemlerle kanıtlamaya çalışmaktadırlar.”

(Yazar bize dipnotta şu bilgiyi verir : Yunanlı Ksirotiri, Pomaklarda kan gruplarının sıklık tasnifi üzerine bulgular adlı bir doktora çalışması hazırlar. Bu kitabı yazar, Selânik 1971 tarihinde kaleme almıştır.) Bu olay, bu ülkede fanatizm ve ırkçılığın daha yetmişli yıllardan bu yana hangi safhalara ulaştığını ve bilimin nasıl suistimal edildiğinin göstergesidir.

“ Pomakların Yunan oldukları iddiasını ortaya atanların bir kısmına göre de, Pomaklar Büyük İskender’in torunları değil, Asya seferinde yanından eks... etmediği bir Yunan kabilesi olan “Agriyan” ların torunları oldukları iddiasını ileri sürmektedirler.”

Yazar Hakkında

Prof. Dr. Memişoğlu 1937 yılında Bulgaristan’ın Kırcaali sancağına bağlı Kayaloba köyünde doğdu. 1964’te Sofya Üniversitesinden mezun olur. 1971 - 1988 yılları arasında Bulgaristan’da üniversite öğretim görevlisi olarak çalışır. 1984’te Bulgar yönetiminin Türklere uyguladığı baskı politikalarına daha fazla dayanamıyarak Mart 1988’de Türkiye’ye iltica eder. Hacettepe Üniversitesi’nde göreve başlayan Prof. Memişoğlu, 1995’te Süleyman Demirel Üniversitesi’nin Burdur Eğitim Fakültesi’ne atanmıştır. (Haber Merkezi)

Pomakların, Kuman-Kıpçak Türklerine Dayanan Tarihi Bir Geçmişi Var

Basri Zilabid - Araştırmacı

Pomaklar, Balkanlarda Pomakça konuşan Müslümanlara verilen bir addır. Pomakların, Kuman Türklerine dayanan uzun bir tarihi geçmişi vardır. Kuman Türkleri miladi 916 yılında Kuzey Çin’den ayrılarak önlerine çıkan Ruslarla savaşıp, XI. ve XII. yüzyılda Ukrayna ve Romanya üzerinden Balkanlara inmeğe başlayan bir Türk kavmidir. İlk olarak kuzey Bulgaristan’a daha sonra güneye doğru inerek Rodoplara ve Makedonya’nın doğu kısımlarına yerleşmişlerdir. Yerleştikleri bölgelere Kumanova, Kumantsi, Kumança gibi isimler vermişlerdir.

Kuman ve Peçenek Türkleri’nin 1087’de kurdukları federasyonun 1091’de yıkılması neticesinde Kuman Türk boylarından birçoğu Romanya, Macaristan, Avusturya ve Çekoslovakya içlerine kadar giderek gayri Türk unsurların içinde Hıristiyanlığı kabul etmişler ve etnik varlıklarını kaybetmişlerdir. Batı Trakya ile Rodop ve Prin bölgelerinin dağlık kesimlerinde ise bir hayli Kuman Türk boyu kalmıştır. 1065 yıllarından itibaren Bizans, Slavların güneye inmelerini önlemek amacıyla Konya’nın bazı kesimlerinden birçok Türk kabilelerini gayet tavizkar tekliflerle Teselya ile Makedonya ve Rodoplara götürüp iskan ettirmiştir. Bu kabilelerin 55-60 bin kişilik bir topluluk olduğu Bizans kroniklerinde belirtilmektedir. Daha sonra 1345 yılında Gazi Umur Beyin fütuhatına sahne olan bu bölgelere 100 bin kadar Yörük Türkmen iskan edilmiştir. Anadolu’dan iskan edilen bu Türk-Müslüman grupları, bu bölgede yaşayan Kuman Türkleri arasında İslamiyetin yayılmasında etkili rol oynamışlardır. Bu gruplar arasında şeyh, abdal, derviş, gibi İslam misyonerleri İslam’ın propagandasını yapmışlardır. Bulgar tarihçileri Zlatarski ve İreçek, İslam Dini misyonerlerinin Bulgaristan’da İslam propagandasını yaptıklarını ve XIII. asra kadar İslam dininin bu yörelerde yayıldığını belirtmektedir. Tarihi verilere göre Kuman Türkleri’nin ihtida ederek Müslüman oluşları Osmanlı’nın bölgeye gelmesinden önceye rastlamaktadır.

Kuman Türkleri Anadolu’dan gelen Müslüman kardeşlerine maddi ve manevi yardımlarda bulunmuşlar, “öncü”, “ardcı” ve “ileri keşif” kolu olarak aktif görevlerde bulunmuşlardır. Slavlar, Kuman Türk Müslümanlarına Osmanlı ordularına yardım ettikleri için yardımcı anlamına gelen “pomagaç” adını vermişler ve bu zamanlarda Pomak şeklini almıştır. Ancak bu kelime Osmanlı müelliflerinin eserlerinde geçmediği gibi, Pomak adına da hiçbir yerde rastlanmamaktadır. Bu tabire Türkçe eserlerde ancak 1877-1878 Türk-Rus harbinden sonra Balkanlar’dan gelen muhaceretler dolayısıyla rastlanır.

Pomaklar bütün tarihleri boyunca Osmanlı Devletine sadakat ile hizmet etmiştir. 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşının elim neticeleri Rodopların Rus ordusu ve Bulgar komitacıların istila tehlikesine kaldığı vakit, Rodop Türkleriyle Pomaklar yine birlik ve beraberlik içinde düşmanlarını bu bölgeye sokmamışlardır. 3 Mart 1878’de imzalanan Ayastefanos andlaşması hükümlerine itiraz etmişler ve oturdukları bölgede “Muvakkat hükümet” kurmuşlardır. Bulgar-Rus kuvvetleri muahede şartlarını yerine getirmek için, Pomaklara saldırmışlardır. Pomaklar ve Rodop Türkler’i, aylarca mukavemet edip memleketlerine düşmanı sokmamışlardır. 1878 Haziran ayından itibaren büyük Avrupa devletlerinin ve Osmanlı Devleti’nin mümessilleri Berlin’de barış müzakerelerine başladıkları vakit, Rodoplar’da savaş devam ediyordu. Bu çetin mücadele Berlin’de toplanan kongre üzerinde etkili oldu ve çeşitli milletlerin temsilcilerinden oluşan bir heyet, Rodoplar’a gönderildi. Neticede Pomaklar arzularına kavuştular. Berlin Kongresi kararları gereğince müstakil bir “Şarkî Rumeli Vilâyeti” kuruldu ve Pomaklar’ın vatanı düşman istilasından kurtuldu.

Pomaklar’ın konuştukları dile gelince, % 30 Ukrayna Slavcası, % 25 Kuman-Kıpçakçası, % 20 Oğuz Türkçe’si, % 15 Nugayca ve % 10 Arapça’dan müteşekkildir. Buna göre Bulgarlar’ın iddia ettikleri gibi Pomakça’nın Bulgarca’nın bir şivesi olduğunu söylemeye imkan yoktur. Pomaklar bugün Bulgaristan güneyinde, Yunanistan’ın kuzeyinde, Makedonya’nın çeşitli bölgelerinde ve Türkiye’nin kuzeybatısında ve güney orta bölümlerinde yaşamaktadırlar. Bugün kendini Pomak kabul edenlerin sayısı 500 bini aşmaktadır. Pomaklar umumiyetle zeki, çalışkan ve cesur insanlar olup, daha ziyade ziraat ve ticaretle ile meşguldürler. Şehirlerde oturanların çoğu Türkçe konuşur. Bunlar Türk-İslam medeniyeti içinde gelişmiş olduklarından, bugün duyguları ile Türklüğe bağlı yaşamışlar ve onun keder ve saadetini paylaşmayı bir vazife bilmişlerdir.

Bibliyografya

- ACAROĞLU, Türker, “Bulgaristan”, Türk Ans...lopedisi, VII/377-396, Ank. 1956

- (ALTINAY), Ahmet Refik, Türk İdaresinde Bulgaristan, Devlet Matbaası, İst. 1933

- AYDINLI, Ahmet, Batı Trakya Faciasının İçyüzü, Akın Yay., İst. 1971

- ÇAVUŞOĞLU, Halim, Balkanlarda Pomak Türkleri, Köksav Yay., Ank. 1993

- EREN, A. Cevat, “Pomaklar”, İA, İX/572-576, İst. 1964

- “Pomaklara Dair”, Türk Kültürü, Sayı 4 (Şubat) Ank. 1963

- FEHER, Geza, Bulgar Türkleri Tarihi, TTK, Ank. 1999

- KONSTANTİNOV, Yulian, “Strategies for Sustaining a Vulnerable Identity: The Case of the Bulgarian Pomaks”, Muslim Identity an The Balkan State, London 1997

- MEMİŞOĞLU, Hüseyin, Pomak Türklerinin Tarihi Geçmişinden Sayfalar, Ank. 1991

- “POMAKLAR”, Müslüman Halklar Ans...lopedisi (MHA), İST. 1991

- “RODOPLAR VE POMAK TÜRKLERİ” , Türk Dünyası, Sayı 28, İst. 1973

- YÜCEL, Yaşar, “Balkanlarda Türk Yerleşmeleri ve Sonuçları”, Bulgaristan’da Türk Varlığı (Bildiriler) TTK, Ank. 1992. - (Basri Zilabid yazdı)

 
< Prev     
Logged
PAŞALI
Ziyaretçi
« Yanıtla #8 : Ocak 24, 2007, 07:34:33 »

TARİH: 11.ARALIK.98
YIL: 14
BÜLTEN NO: 46

--------------------------------------------------------------------------------


İ Ç İ N D E K İ L E R


YUNANİSTAN'IN SON OYUNU: "AZINLIK İSİMLERİNİN DEĞİŞTİRİLMESİ"

BAKÜ-TİFLİS-CEYHAN BORU HATTI

YEM KREDİSİ BORÇLARI ERTELENDİ

ESNAF MUAFLIĞI

YUNANİSTAN'IN SON OYUNU: "AZINLIK İSİMLERİNİN DEĞİŞTİRİLMESİ"
Yunanistan, insan haklarına aykırı olarak baskı ve zor kullanmak suretiyle ülkesinde yaşayan milli, dini ve dinsel azınlık mensuplarının orijinal isimlerinin Yunanca isimlerle değiştirerek, ülkesinde herhangi bir azınlık bulunmadığını dış dünyaya göstermeye çalışmaktadır. Benzerlerine, ancak ortaçağda rastlanabilecek bu uygulamadan Batı Trakya Türk azınlığı da nasibini almakta; çeşitli Yunanistan üniversitelerinde okuyan soydaş üniversite öğrencileri üzerindeki mevcut idari baskılar her geçen gün artmaktadır. Alınan son bilgilere göre, sözkonusu üniversitelerde güçlük içerisinde öğrenimlerini yapmaya çalışan Batı Trakya soydaş Türk öğrencilere karşı Türkçe ad ve soyadlarını Yunanca ad ve soyadları ile değiştirmeleri yönünde baskı ve şiddete varan zorlamalar yapılmaktadır. Şöyle ki, mevcut Türkçe isimleri Yunanca isimlerle değiştirmek istenen soydaşlarımıza ilk önce parasız burs ve ucuz kredi gibi çeşitli isimler adı altında devlet olanakları önerilmektedir. Böylece maddi menfaat sağlamak suretiyle kandırılmak istenen soydaşlarımız, okul idarelerince tespit edilen Yunanca isimleri reddetmeleri halinde ise, derhal okuldan atılmaktadır. Yunanistan'ın sözkonusu politikayla soydaş öğrencilerimiz arasında bölünme ve ikilik yaratmak istediği ve Türklük şuurlarını baltalamaya çalıştığı tahmin edilmektedir. Alınan bilgilere göre, bu oyuna gelmek istemeyen çok sayıdaki soydaşımızın üniversite öğrenimlerini yarıda bırakmak zorunda kaldığı ve Batı Trakya'ya geri döndükleri bildirilmektedir. Öte yandan 1999 yılı içerisinde Yunanistan İçişleri Bakanlığı tarafından Batı Trakya'da yaşayan Pomak Türkü soydaşlarımıza yönelik olarak da benzeri bir politikanın başlatılacağı, özellikle Pomak Türkü soydaşlarımızın Yunanca isim kullanmalarının sağlanması amacıyla önümüzdeki bütçe yılı için milyarlarca Drahmilik devlet fonunun bütçeye konulacağı basına sızan diğer haberler arasındadır. Bilindiği üzere Pomak Türkleri Batı Trakya Bölgesi'nde yüzyıllardır Türk soydaşlarımızla birlikte yaşayan Türk topluluklarından biridir. Oysa, Yunanistan Pomak Türklerinin "Elenleştirilmiş Yunan" olduklarını iddia ederek Pomak Türklerinin "Türk" kimliğini inkar etmektedir. Kendilerinin "Türk" ve "Müslüman" olmalarından gurur duyan Pomak Türkleri özbeöz Türk olup Yunanistan'ın bu baskıcı ve ayrımcı tutumunu her fırsatta protesto etmektedir. Özet olarak Yunanistan'ın yıllardır devam eden menfi politikaları sonucunda bugün Batı Trakya Bölgesi'nin Yunanistan'ın geri kalan yörelerine göre, sosyal ve ekonomik yönden geri kalmış olması bir rastlantı değildir. Batı Trakya okuma yazma ve okullaşma oranları açısından Yunanistan'ın en geri kalmış bölgesidir. Diğer yandan Batı Trakya'nın toplam devlet yatırımlarından aldığı pay da en alt düzeydedir. Batı Yunanistan ile Batı Trakya bölgesi arasındaki iktisadi ve sosyal gelişmişlik farkı öyle büyük boyutlara ulaşmış ki, Yunanistan'ın uluslararası anlaşmalara aykırı olarak eski SSCB ülkelerinden gelerek Batı Trakya'ya yerleştirilmek istenen binlerce göçmen bile Batı Trakya'yı beğenmeyerek Atina, Pire ve Selanik gibi şehirlere gitmek istemektedirler. Yunanistan'da yaşayan Batı Trakya Türk azınlığının en doğal azınlık haklarının başında gelen "Eğitim Hakları"nın bu şekilde çiğnenmesi başta Lozan Anlaşması'nın 40. maddesi olmak üzere Yunansitan'ın Uluslararası Hukuk'ta taraf olduğu anlaşmalara da tamamen aykırı bir durum yaratmaktadır. Çeşitli uluslararası formlarda Avrupa Birliği üyesi olmakla övünen Yunanistan'ın isim değiştirme gibi tarih yapraklarında kalması gereken bu politikayı tekrar canlandırmak istemesi Balkanlar'da olması gereken barış ve güven ortamını tehdit etmektedir.

kaynak:basın yayın enformasyon genel müdürlüğü
Logged
PAŞALI
Ziyaretçi
« Yanıtla #9 : Ocak 24, 2007, 07:37:36 »

Balkan Göçmenleri Dayanışma Ve Kültür Derneği Bandırma Şubesi Başkanı Ahmet Yılmaz, Bulgaristan'ın AB'ye giriş sürecini ülkede yaşayan Türk'ler açısından Kuva-yı Gazete için ele aldı.

Bulgaristan AB için kağıt üzerinde değişiklikler yaptı ama Türklerin hak ve özgürlükleri konusunda hala aynı önyargılar hakim. Bunun en iyi örneklerinden biri Bulgaristan'daki Türk kökenli öğretmenlerin durumu. Bulgarlar çocuklarını Türk öğretmenlere emanet etmiyor, Türklerse Bulgarların talep ettiği eğitim masraflarını karşılayamadıkları için çocuklarını okutmuyor: Türk öğretmenler işsiz."

Pomak kardeşleri mizi kaybediyoruz! Çoğu Pomak genç 'Babamın, dedemin yaşadığı baskıyı ben de yaşamayayım, toplumda daha çok kabul göreyim.' gibi kaygılarla Hıristiyanlığı tercih ediyor, Türkçe konuşmuyor."

İlkhaber: Sayın Yılmaz, Avrupa Birliği'ne ne zaman girileceği, entegrasyon için neler yapılması gerektiği, AB'nin demokratikleşme ve uyum adına Türkiye'den talep ettiği değişimler Türkiye'de çoğu zaman gündemin en üstteki maddeleri. Bununla birlikte, bir genişleme politikası başlatan ve eski Demir Perde ülkelerini bir bir bünyesine katan Avrupa Birliği'ne dahil olacak ülkelerden biri de Bulgaristan. Siz, Balkanları iyi tanıyan, yıllarca Bulgaristan'da yaşamış ve bugün de Türkiye'deki Bulgaristan göçmeni Türklerin anavatanda dayanışma içinde olmaları için çalışan bir sivil toplum temsilcisi olarak, Bulgaristan'daki ortamı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bulgaristan'ın AB'ye girişi ülkedeki Türklere ne kazandıracak, ne kaybettirecek? Türkiye'deki etnik grupların hakları için pek çok talepte bulunan AB, Bulgaristan Türkleri için de bazı talepler de bulundu mu?
l Ahmet Yılmaz: Öncelikle din özgürlüğü konusu ile başlamak istiyorum, çünkü Bulgaristan'da yaşanan değişim ortamında dini özgürlükler en hassas ve ilginç konulardan biri haline geldi. Bilindiği gibi, Bulgaristan'da diğer Türk halkla birlikte yine Türk kö kenden, Kıpçak Türklerinden gelen Pomak kardeşlerimiz de yaşanıyor. Özellikle Güney Bulgaristan'ın Rodop Dağları kesiminde ve Yunanistan'ın Batı Trakya bölgesinde yaşayan Pomak kardeşlerimizi, yıllardan beri hem Bulgar hem Yunan resmi makamları "Siz Türk değilsiniz, Müslümanlaştırıl mış Slavlarsınız." diyerek asimile etmeye çalıştı. Herhalde yüzyıllarca Türk hakimiyeti altında kalmış olmanın ps...olojik zaafı onları "Müslümanlaştırıl mış Slav" tanımını "Türk" tanımına yeğler hale getirdi. Bir de 90'larda Sosyalist sistemin yıkılmasıyla ortaya çıkan devletin Ateistlik telkininden kurtulup dine geri dönme, sistemin değişmesinin getirdiği sıkıntıları dine sarılarak atlatmaya çalışma furyası var. İşte bütün bu nüveler bugün Bulgaristan'da gerek misyoner diyebileceğimiz zengin Arap'larca, gerek Balkan'lardaki Türk işadamlarınca örgütlenen bir Cami, İmam Hatip Okulu ve Kuran Kursu Açma Yarışı" yarattı. Bulgaristan'ın küçük kasabalarında dahi dört, beş katlı, içerisinde alışveriş merkezleri yer alan camiler yükselir oldu. Kısmen buna ihtiyaç da vardı. Ateist telkinin ardından halk ortada kalmıştı. Ben geçtiğimiz yıllarda annemi kaybettim ve mevtayı yıkayacak, dini gereklerden haberdar bir kişi buluncaya kadar günlerce tam altı köyü dolaştığımı hatırlıyorum. Çoğu köyde, kasabada ya cami ya imam ya da her ikisi birden yoktu, imam yetiştiren okul yoktu. Şimdi de din görevlileri çok sayıda olmasa bile en azından dini vecibelerden haberdar, okullarda İslam'ı öğrenmiş kızlarımız, oğlanlarımız var. İşin bu kısmı olumlu. Ama bu Arap misyonerlerin büyük camiler, dini faaliyetler için bu kadar para ve çaba harcamalarının altında bir art niyet, bir şeriat propagandası ya da Türk kimliğini tamamen silip yerine Bulgarların "Bulgarca ibadet eden Müslümanlaştırılmış Slavlar" savını güçlendirme çabası var mıdır onu henüz bilmiyoruz. Bir de İran'da okutulan çocuklar var. Örneğin, İran'lılarca orada imam olarak yetiştirilip tekrar Bulgaristan'a gönderiliyorlar.
İlkhaber: Bulgaristan devletinin dinle ilgili bu faaliyetlere karşı tavrı yalnızca izlemekten mi ibaret? Türk cemaatin dini gereksinimleri devlet kontrolünde mi yoksa cemaate bağlı bir sistem mi var?
Ahmet Yılmaz: Bulgar devleti bu işi cemaate bırakıyor. Yardım etmi yorlar, imam yetiştirmeleri ya da cami açılması için para vermeleri söz konusu değil ama cemaatin bu işleri yapmasına karışılmıyor. İmamlarımızı kendimiz yetiştiriyor, ibadethanelerimizi Bulgar devletinden destek almadan kuruyoruz. Sözünü ettiğim Arap misyonerlerin yanı sıra Türkiye'den de destek var. Örneğin Bursa Orhangazi Belediyesi Bulgaristan'ın Osmanpazar ilçesi Yeşilova kasabasına muhteşem bir cami yaptırdı.
l İlkhaber: Sosyalizm döneminde her yurttaşın eşit faydalandığı, yaygın ve etkili bir eğitim sistemi vardı ancak Türk çocukları bu hizmetten kendi dillerinde faydalanamıyorlardı. Eğitim sistemi şimdi ne durumda?
Ahmet Yılmaz: Seçmeli ders olarak Türkçe müfredatta mevcut. Ancak tüm derslerin Türkçe görüldüğü Türk okulları yok. Seçmeli dersler de genellikle geç saatlere alınıyor ve ders ler çocuğa çekici gelmesin diye her türlü çaba gösteriliyor. Türk çocukları derse çok ilgi göstermiyor. İşin aslı şu ki özgürlükler belki arttı, ortam daha farklı, haklarımızı büyük ölçüde geri aldık ama Bulgaristan'daki Türk aileleri şimdi de ekonomik sıkıntılarla boğuşuyor. Artık ekmek kazanma çabası Türklüğünü ifade etmekten daha önemli oldu çoğu kişi için. Bu nedenle, gençler de çoğunlukla okumak yerine Batı Avrupa'ya geçmeyi ya da Bulgaristan'da iş bulup çalışmayı tercih ediyor. Çoğu Türk kızı okula gönderilmiyor artık, tütün tarlalarında çalışıyorlar! Bulgaristan AB için kağıt üzerinde değişiklikler yaptı ama Türklerin hak ve özgürlükleri konusunda hala aynı önyargılar hakim. Bunun en iyi örneklerinden biri Bulgaristan'daki Türk kökenli öğretmenlerin durumu. Bulgarlar çocuklarını Türk öğretmenlere emanet etmiyor, Türklerse Bulgarların talep ettiği eğitim masraflarını karşılayamadıkları için çocuklarını okutmuyor: Türk öğretmenler işsiz. Pek çok üniversitenin Türk Filolojisi bölümü ilgisizlikten kapatıldı, öğretmen yetiştiren kaynaklarımız kurudu. Bulgaristan Türklerinin eğitim düzeyi hiç açıcı değil. Türkiye'nin bu işe el atması, öğretmen göndermesi gerek. Eskiden Türk tiyatroları vardı her şehirde, şimdi yüzde doksanı faaliyet dışı. Geçenlerde Kırcaali'de Bulgaristan'ın ünlü Türk ti yatro sanatçısı Kadriye Latifova'nın adını taşıyan bir tiyatro Kırcaali'de yeniden açıldı. Ama başına hiç Türkçe bilmeyen bir Bulgar müdür tayin ettiler. Düşünün: Tiyatro Türk, oyunlar Türkçe oynanacak ama tiyatronun başında Bulgar devletinin müfettişi konumunda bir Bulgar müdür var.
İlkhaber: Türkçe'nin kullanımında sözünü ettiğiniz bu eğitim ve kültüre ilişkin sorunlar dışında herhangi bir sıkıntı var mı? Günlük yaşamda Türkçe nasıl kullanılıyor?
Ahmet Yılmaz: Günlük yaşam anlamında bir sıkıntı yok. Popüler Türkçe müzik kasetleri, Türkçe yayınlar her yerde bol miktarda ve Bulgar esnaf da bunları satıyor. Güney'deki Nareçen kaplıca bölgesi gibi Türklerin yoğun olduğu bazı bölgeler var ki halk sokakta, evde sürekli Türkçe konuşuyor, Bulgarcaya rastlamak çok zor. Zaten her evde Türk televizyonlarına ayarlı uydu antenler var, sürekli Türk kanalları izleniyor ve bu Türkçede yaşanan güncel değişmeleri yakalamak için büyük bir avantaj sağlıyor. Bulgaristan'da medya hala devlet kontrolünde ve yalnızca iki televizyon kanalı var. Dolayısıyla pek çok Bulgar bile alternatif daha fazla olduğu için Türk televizyon kanallarını izliyor. Bizdeki uyum paketi benzeri yasal değişiklikler Bulgaristan'da da söz konusu, Bulgar devlet televizyonu da Türkçe yayın yapma hazırlığında.
İlkhaber: Pomakların durumunu biraz daha açabilir misiniz? Özgürlüklerin en azından görünürde çoğalmış olması onların asimilasyonunu durdurmaya yetti mi?
Ahmet Yılmaz: Pomak kardeşlerimizi kaybediyoruz! İşsizlik çok, doğum oranı çok düşük. Pomakça denilen farklı bir lehçe konuşulduğu için Türk kimliğinin ifade edilmesi onlarda daha zor… Türklerin tamamı Türkçe isimlerini geri aldı ancak bazı Pomaklar hala Bulgar isimlerini koruyor. Yaşlılar kimliklerine daha bağlı ama gençler ekonomik sıkıntıların etkisi ile bu konuları hiç umursamıyor. Çoğu Pomak genç "Babamın, dedemin yaşadığı baskıyı ben de yaşamayayım, toplumda daha çok kabul göreyim." gibi kaygılarla Hıristiyanlığı tercih edebiliyor. Pomak kardeşlerimizi geri kazanabilmek için ilişkiler geliştirilmeli, Türkiye'yle karşılıklı ziyaretler artırılmalı. Çoğu Pomak'ta "Bana Türkiye'de Türk gözüyle bakmazlar." Kaygısı var. Gelip hiç de öyle olmadığını, Ulu Önder Atatürk de dahil Batı Trakyalı Pomak Türklerin Türkiye'de ne kadar söz sahibi, etkin olduklarını, Pomak kardeşlerimizin ana vatanın en bereketli topraklarında sağlam birer Türk vatandaşı olarak nasıl gururla yaşadıklarını görmeleri gerek.
İlkhaber: Bulgaristan'dan göçen soydaşların orada kalan sosyal güvenlik hakları ve mülkleri ile ilgili sorunlar yaşandığını biliyoruz. Bu konuda herhangi bir gelişme var mı?
Ahmet Yılmaz: Bu oldukça karışık ve üzücü bir mesele. Yıllarca Bulgaristan'da bileğinin emeğiyle çalışmış soydaşlarımızın pek çoğu emeklerinin karşılığını alamıyor. Orada kalan gayrimenkulleri mizin de durumu belirsiz. Türkler Bulgaristan'da genellikle ormanlık ve dağlık köylerde yaşar. Sahip olduğumuz mülkün çoğu orman vasfında. Bulgarlar belirli bir süre koydular Türkiye'ye göçenlerin başvurarak mülklerine sahip çıkmaları için, bu süre içinde irtibata geçip gerekli işlemleri yapamayanların toprakları orman vasfında arazi olarak hazineye kalıyor. Türk ve Bulgar devletlerinin bir araya gelip özellikle sosyal güvence konusunda bir çözüm bulmaları gerekiyor. Örneğin , orada ödenen pirimler Türk sosyal güvenlik sistemine aktarılabilir. Emekli maaşı için bir çözüm bulunabilir, şu anda da Bulgaristan'dan maaş alanlar var ama sağlık güvenceleri yok, Bulgar sigortasını buradaki sağlık kuruluşlarında kullanamıyorlar. Bu konudaki gelişmeleri bütün muhacirler merakla bekliyor, iki devletten bu konuda bir uzlaşıya varmalarını talep ediyoruz.
İlkhaber: Sayın Yılmaz, görüş ve izlenimlerinizi bizimle paylaştığınız için teşekkür ediyoruz. Umalım ki en kısa zamanda muhacir soydaşlarımız sosyal güvenlik haklarını ve mülklerini geri alsınlar, halen Bulgaristan'da yaşayan soydaşlar da hak ve özgürlüklerini en üst düzeyde kullanabilsinler.

kaynak:ilk haber gazetesi
Logged
Sayfa: [1] 2 3 ... 5
Balkanlar.Net  |  Balkan Dünyası  |  Pomaklar , Goralılar , Torbeşler  |  Konu: popüler kültür(POMAKLAR) « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer:  



    MKPortal C1.2.1 ©2003-2008 mkportal.it
    Bu safya 0.03235 saniyede 22 sorguyla oluşturuldu

    Emlak ilanları, araba ilanı ver Blog