Ana Sayfa Ana Sayfa  Forum Forum  Balkanlar TV Balkanlar TV  Tarihte Bugün Tarihte Bugün  Haberler Haberler  Makaleler Makaleler
Son mesaj - Gönderen: Taran Kedi - Cuma, 06 Nisan 2012 15:50
Balkan Türklerinin Buluşma Noktasına Hoş Geldiniz.
Balkanlar.Net
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Eylül 26, 2017, 03:06:42
151.700 Mesaj 8.683 Konu Gönderen: 8.295 Üye
Son üye: figenbakay
Balkanlar.Net  |  Balkan Dünyası  |  Pomaklar , Goralılar , Torbeşler  |  Konu: popüler kültür(POMAKLAR) 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: 1 2 3 [4] 5
Gönderen Konu: popüler kültür(POMAKLAR)  (Okunma Sayısı 22554 defa)
bogutevolu
mustafa
Onursal Üye
*****

Popülarite: 64
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 519



« Yanıtla #30 : Ocak 27, 2007, 11:26:39 »

Pomak Göçmenlerde Müzik ve Pesna

Osmanlı Rus Savaşı'ndan önce Rodoplar'da ve Lofça'da yaşayan Pomaklar bugün Türkiye, Bulgaristan, Yunanistan ve Makedonya'da yaşıyorlar. Göçle birlikte müzikleri de Bulgaristan'dan Anadolu'ya taşındı.

   
 
 
 
Pomakların kökeni ile ilgili iki karşıt görüş mevcut. Bir görüşe göre Pomak Slavca "pomaçi" (yardımcı) sözcüğünden geldiği için Pomaklar, Slav kökenli Müslüman. Diğer bir görüşe göre ise Pomaklar 14. yüzyılda Rodoplar bölgesine göçen Ahilik örgütüne bağlı Türkler ya da Kuman Peçenek Türklerinin 11. yüzyılda Rodoplar'da kalmış etnik boyları.
Pomakların Anadolu'ya göçü, Müslüman ve Türk kökenli diğer toplulukları da kapsayan büyük göç hareketi içinde yer alır. Osmanlı Rus Savaşı sırasında Balkanlar'dan Anadolu'ya ilk büyük göç hareketi başladı. Balkan Savaşları'nın sonucunda Trakya, Rodoplar ve Pirin Makedonyası bölgelerindeki iller Bulgaristan'a katıldı. Pomakların önemli bir kısmı Trakya'ya ve Anadolu'ya göç ettiler ve Edirne, Kırklareli, Tekirdağ, Çanakkale, Balıkesir, Bursa, Manisa, Eskişehir gibi illerde birçok köy kurdular.
Yunanistan'la 1923-1924 yılları arasında yapılan mübadele anlaşmasında Pomak toplulukları da değiş tokuş programına alındı. Son olarak 1980'lerdeki Bulgar Devleti'nin "isim değiştirme" politikası nedeniyle Türkiye'ye göç ettiler

KAYNAK: Atlas dergisi

Paşalı kardeş
Mesajınızın genel içeriği hakkında tavrım eyvallah mutabıkız.
Ancak 1989 Göçü sırasında bir olaya dikkatiniz çekerim. Pomaklar bugüne kadar bütün göçlerde türklerden ayrı sayılmadı ve yurdumuza kabul edildi. Ancak 1989 da göç sırasında bir olay bana artık bazı şeylerin değiştiği izlenimini verdi. O zaman ki İçişleri Bakanı Ercüment KONUKMAN göçle gelenlere türkçe konuşma şartı getirerek yanılmıyorsam gayrıtürk unsurların girişine engel olmak diye bir gerekçe basına yansıdı. Bunun sonucu olarak türkçe bilmeyen pomaklar Türkiyeye sokulmadılar. Ozamandan beri bu durum benim zihnimde yer etmiş ve akrabalarımın artık gayrıtürk unsur sayıldığını ve sınırdan içeriye kabul edilmediklerini anladım. Diyeceksin ki bütün pomaklar mı engellnedi. Hayır. Türkçe bilen pomaklar kabul edildi. Ama hasbelkader Türkçe bilmeyenler bizden değil sayılıp sınırın öte yakasında kalakaldılar. Bilmem bu olayı  hatırlar mısın?
 

Logged

Nassınız, eyi misiniz ?
PAŞALI
Ziyaretçi
« Yanıtla #31 : Ocak 27, 2007, 18:02:46 »

    Bogutevolu üzerinden
----------------------------------

Paşalı kardeş
Mesajınızın genel içeriği hakkında tavrım eyvallah mutabıkız.
Ancak 1989 Göçü sırasında bir olaya dikkatiniz çekerim. Pomaklar bugüne kadar bütün göçlerde türklerden ayrı sayılmadı ve yurdumuza kabul edildi. Ancak 1989 da göç sırasında bir olay bana artık bazı şeylerin değiştiği izlenimini verdi. O zaman ki İçişleri Bakanı Ercüment KONUKMAN göçle gelenlere türkçe konuşma şartı getirerek yanılmıyorsam gayrıtürk unsurların girişine engel olmak diye bir gerekçe basına yansıdı. Bunun sonucu olarak türkçe bilmeyen pomaklar Türkiyeye sokulmadılar. Ozamandan beri bu durum benim zihnimde yer etmiş ve akrabalarımın artık gayrıtürk unsur sayıldığını ve sınırdan içeriye kabul edilmediklerini anladım. Diyeceksin ki bütün pomaklar mı engellnedi. Hayır. Türkçe bilen pomaklar kabul edildi. Ama hasbelkader Türkçe bilmeyenler bizden değil sayılıp sınırın öte yakasında kalakaldılar. Bilmem bu olayı  hatırlar mısın?
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Sayın bogutevolu  yukarıda bahsettiğiniz konuya vakıf ım ancak düşündüğünüz şekilde pomakların devlet tarafından dışlandığı şeklinde algılansada olay ın bununla uzaktan yada yakında alakası yok devlet bürokrasisi içinde iyi görüştüğüm insanlar var devletin politikalarını belirlerken görüş aldığı çok değerli kişiler konunun sosyolojik ve stratejik bir önemi var gerçi yöneticiler hata yapmazmı elbette yapar mesela
 VARAN 1: hatırlar isen kızıl ordu baküde katliam yaparken yanılmıyor isem 1991 de olacak azeri parlementosu türkiyeye ilhak kararını oyluyordu ve ve TBMM olağan üstü toplantı halinde sabaha kadar azerileri telefon diplomasisi ile kararı geri almaları konusun da ikna etmeye çalışırken sayın özalın amerikadan bir gazeteci yoluyla yaptığı onlar irana daha yakındır açıklaması gündeme bomba gibi düşmüştü ki ikili ilişkilerin normale dönmesi ancak yakın zamanda sağlana bilmiştir 

VARAN 2:Geçmişte milli şef ismet inönü nün onlar bizden değil sözü bulgarları pomakları asimile etmek için rusların verdiği destekten  daha fazla cesaretlendirdiğini hafızalarımızda nesilden nesile kazınmıştır nasıl ki avarların bizanslılardan aldığı para karşılığı ki onlarda türk oldukları için böyle bir şey beklenmemişti pomakların ataları peçenekler izmir den yola çıkacak çaka beyin kuvvetleri ile balık esirde birleşip bizans üzerine sefer yapmak üzere meriç ovasında toplandıkları sırada avarların baskınına uğramış ve bir daha da toparlanamamış olmalarının ihanetini belleklerinde taşıdıkları gibi.


  ancak yukarıda bahsi geçen konu bu tarz bir yanlışlık değil emin olabilirsin o dönem büyük göçün yarattığı baskı nın faturası her zaman ki gibi pomaklara kesildi baskı nın hafifletilmesi adına fedakarlığa antramanlılar nasılsa tabii tek sebep bu değil bu yanlızca görünen kısmı.
Logged
PAŞALI
Ziyaretçi
« Yanıtla #32 : Ocak 27, 2007, 18:32:39 »

  benim canımı sıkan bunlar değil bulgarların asimilesi de yunan lıların asimilesi de değil benim canımı sıkan asıl tehlike içeride
bütün fedakarlıkları üstlenirsin sınır boylarında devletin bekaası icin can alır can verirsin orduya havel gelmesin diye düşman içerilerine akınlar düzenleyip ordunun  önünü açarsın yanlız bırakıldığın da yok olmamak adına kamufle olmak adına egemen gücün dilini konuşursun sonra da niye türkçe konuşmuyorsun diye kendi ülkende varıklarının korunması adına yaptığın bu fedakarlıklardan dolayı kendi insan ların tarafından linç edilmeye kalkışırsın gerçi bu durum biz türklerin tarihinde yeni bir olay değil bunu her zaman yapıyoruz biz zorumuza da gitmiyor değil ancak fevri davranışlar siz türk değilsiniz yaklaşımları fena halde kafamı bozuyor (yoksa devlet tarafında sıkıntı yok emin olabilirsin)bu yaklaşımı gösteren arkadaşlara sormak istiyorum türk kimdir madem biz değiliz yanlızca türkçe konuşanlar mı türk oluyorlar öyle ise türklük anadan doğma değil sonradan da kazanıla bilir olmuyor mu osmanlı türk değil miy di yazı dili arapça sözel osmanlıca değilmiydi neden sahipleniyorlar yanlız ca türkçe konuşanlar türk oluyor madem.
Logged
Serkan
Serkan
Onursal Üye
*****

Popülarite: 63
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 548


« Yanıtla #33 : Ocak 27, 2007, 20:24:32 »

        1985 yıllarında Bulgaristan'da ailemden şehitler vermiş bir bulgaristan türkü olarak duyarlılık konusunda sizden daha önde olduğuma eminim. Hiç Bulgaristan'a gittiniz mi, genç pomaklarla konuştunuz mu? Tüzel anlamda siz türksünüz çünkü Türkiye cumhuriyeti vatandaşısınız bunu tartışmaya dahi açmıyoruz zaten ancak Türk Tarih Kurumundan çıkan bir esere, ki Osmanlı tahrir defterlerininin çevirisinin yapmış adam kendi yorumlarını dahi katmamış , bulgar tezlerinin propogandası diyorsanız egoist hırsınızın gözünüzü kör ettiğinden başka bir şey söyleyemem.
        Eğer yabancı diliniz varsa pomaklarla ilgili yabancı makaleleri de okursanız daha fazla aydınlanıcağınızdan eminim. Siz bilimsellik adına baştan kaybediyorsunuz ve totaliter rejimlerdeki propogandacı bilim adamları gibi kendi kafanızda kesin hükümler verip bunu destekleyen yayın organlarını okuyorsunuz aksini gördüğünüzde ki bu Türklerden dahi olsa o kişinin direk kişiliğine saldırarak bilimsellikten çok Ad hominem safsatası yapıyorsunuz.
          Bir zamanlar ben pomaklar hakkında ilk araştırmalara başladığımda pomakların türk olduğu yönünde veriler elde ettim ama araştırdığım kaynaklar hep türkçe kaynaklardı ancak yine de herşeye rağmen aklımda hep bir soru işareti olmuştur Atatürk'ün de dediği gibi ''Millî his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir ve türk milletinin dili türkçedir''. Bulgaristan'da yaşayan büyüklerimiz gayet iyi bilir pomaklar kendi çoğunluk olduğu yerlerde (Blagoevgrad kazası, Lofça, güney kırcaali) türkçe bir kelime dahi bilmezler ancak türklerin çoğunluk olduğu yerlerde hristiyan bulgarların da bildiği gibi türkçe konuşurlar. Zaten osmanlı devletinin yönetiminden çıktıktan 20-30 yıl sonra bile devletin resmi dili türkçe olduğu için balkanlardaki büyük şehirlerde türçenin hakimiyeti devam etmiş tabii bu ayrı bir konu bugün edebi bulgarcada 20.000 günlük bulgarcada 6000 denilen türkçe kelime sayısı müslümanlaşmış bulgarlarda dinin de etkisiyle bundan fazla olur boşnaklardaki türkçe kelime sayısının sırpçadan fazla olması gibi. Ancakbir dili belirleyen kelime kökenlerinden çok dilin yapısal özelliklerdir. Mesela Türkçeye otomobil kelimesi fransızcadan geçmesine rağmen çoğul yapmak için türkçe çoğul eki yapan bir ek getirilir. Pomakçanın türk kökenli dil olduğu iddiaında başaılı olamamış aşırı milliyetçiler bu sefer köken konusuna takılmış durumdadırlar.
               Ne yazık ki asıl tartışılması gereken konular unutulmuş ve dünyadaki tarih literatüründe kült olmuş şeyleri tartışarak hem gündemi gereksiz yere meşkul ediyoruz hem de bulgarlaşmak üzere olan pomak kardeşlerimiz için ne yapabilriz gibi konuları göz ardı ediyoruz sizin gibi şovenist görüşlere sahip insanlar oldukça türk milleti kaybetmeye mahkumdur.''Türktür türktür'' diye elinden elma şekerini alınmış çocukvari serzenişinizin Bulgaristan pomaklarına hiç bir faydası yoktur. Siz sadece büyük ihtimalle pomak kökenli olduğunuz için egonuzu tatmin etmek adına bencilce tutum takınmaktan başka birşey yapmıyorsunuz.               
Logged

Свобода, равенство, братство
Liberté, Egalité, Fraternité
bogutevolu
mustafa
Onursal Üye
*****

Popülarite: 64
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 519



« Yanıtla #34 : Ocak 28, 2007, 12:04:08 »

Paşalıdan:

Sayın bogutevolu  yukarıda bahsettiğiniz konuya vakıf ım ancak düşündüğünüz şekilde pomakların devlet tarafından dışlandığı şeklinde algılansada olay ın bununla uzaktan yada yakında alakası yok devlet bürokrasisi içinde iyi görüştüğüm insanlar var devletin politikalarını belirlerken görüş aldığı çok değerli kişiler konunun sosyolojik ve stratejik bir önemi var gerçi yöneticiler hata yapmazmı elbette yapar mesela
 VARAN 1: hatırlar isen kızıl ordu baküde katliam yaparken yanılmıyor isem 1991 de olacak azeri parlementosu türkiyeye ilhak kararını oyluyordu ve ve TBMM olağan üstü toplantı halinde sabaha kadar azerileri telefon diplomasisi ile kararı geri almaları konusun da ikna etmeye çalışırken sayın özalın amerikadan bir gazeteci yoluyla yaptığı onlar irana daha yakındır açıklaması gündeme bomba gibi düşmüştü ki ikili ilişkilerin normale dönmesi ancak yakın zamanda sağlana bilmiştir 

VARAN 2:Geçmişte milli şef ismet inönü nün onlar bizden değil sözü bulgarları pomakları asimile etmek için rusların verdiği destekten  daha fazla cesaretlendirdiğini hafızalarımızda nesilden nesile kazınmıştır nasıl ki avarların bizanslılardan aldığı para karşılığı ki onlarda türk oldukları için böyle bir şey beklenmemişti pomakların ataları peçenekler izmir den yola çıkacak çaka beyin kuvvetleri ile balık esirde birleşip bizans üzerine sefer yapmak üzere meriç ovasında toplandıkları sırada avarların baskınına uğramış ve bir daha da toparlanamamış olmalarının ihanetini belleklerinde taşıdıkları gibi.

----------------------------------------

Paşalı kardeş

Varan- 1: benim için yeni bir bilgi .. Dolayısıyla her yeni bilgi için bana bir şeyler öğretenlere minnetdarım. Buna benim cevabım şu: Libya kırallığı Kaddafi denen manyağın ihtlilalinden önce kendisini Türkiye Cumhuriyetinin bir vilayeti sayıyormuş. Ayrı bir devlet olarak görmüyormuş.. Hatta hatırlayan varsa Libyanın eski bayrağında ayyıldız vardı. Nasıl ki hepsi sonradanl değiştirdilerse : Mısır, Suudi Arabistan, Suriye bayraklarında da ayyıldız vardı. Halen Cezyir ve Tunus ta var olduğu gibi..

Varan-2: Onlar bizden değil sözünün İsmet İnönünün sözü olduğunu yine sizden öğreniyorum. Eh bizde İsmet İnönünün nereden geldiğini iyi biliriz.. Polemiğe gerek yok.. Irkçılık yapacak değiliz. Bu vatana şu yada böyle hizmet eden her kimsenin faydasıyla zararıyla başımızın üstünde yeri vardır. Millet geleneğimizde liderlerimizi yıkıcı yönde eleştirmek yoktur.
Yalnız siz 1091 yılında Meriç kıyısında Lebunium savaşında Peçenekleri yok edenleri Avarlar olarak nitelemişsiniz. Halbuki benim okuduğum Ahmet Cevat EREN'in Balkanlarda akan kan kitabında Avarlar yerine Kumanlar adı geçiyor. 40 000 Kuman süvarisi Bizansın aldatmasıyla kardeşleri üzerine saldırdı ve onları yok etti. Sonuçta Balkanlardaki Türk varlığı ve egemenliği yara aldı. Türkler arasında birleşmek yerine kabile rekabetleri baskın çıktı. Bu Kumanlar sonra Rodoplara çekildiler. Ve Pomak türklerinin oluşumunda önemli bir bölüm teşkil ettiler.

Selamlar.
« Son Düzenleme: Ocak 28, 2007, 12:09:41 Gönderen: bogutevolu » Logged

Nassınız, eyi misiniz ?
PAŞALI
Ziyaretçi
« Yanıtla #35 : Ocak 28, 2007, 20:42:57 »

alıntı serkan üzerinden


1985 yıllarında Bulgaristan'da ailemden şehitler vermiş bir bulgaristan türkü olarak duyarlılık konusunda sizden daha önde olduğuma eminim. Hiç Bulgaristan'a gittiniz mi, genç pomaklarla konuştunuz mu? Tüzel anlamda siz türksünüz çünkü Türkiye cumhuriyeti vatandaşısınız bunu tartışmaya dahi açmıyoruz zaten ancak Türk Tarih Kurumundan çıkan bir esere, ki Osmanlı tahrir defterlerininin çevirisinin yapmış adam kendi yorumlarını dahi katmamış , bulgar tezlerinin propogandası diyorsanız egoist hırsınızın gözünüzü kör ettiğinden başka bir şey söyleyemem.
        Eğer yabancı diliniz varsa pomaklarla ilgili yabancı makaleleri de okursanız daha fazla aydınlanıcağınızdan eminim. Siz bilimsellik adına baştan kaybediyorsunuz ve totaliter rejimlerdeki propogandacı bilim adamları gibi kendi kafanızda kesin hükümler verip bunu destekleyen yayın organlarını okuyorsunuz aksini gördüğünüzde ki bu Türklerden dahi olsa o kişinin direk kişiliğine saldırarak bilimsellikten çok Ad hominem safsatası yapıyorsunuz.
------------------------------------------------------------

Ezgi hanım, YÖK'ün yapacağı denklik sınavını geçmeniz halinde Türkiye'deki hukuk fakültelerinden mezun herkesin yapabileceği her mesleği icra edebilirsiniz. Ancak Türkiye'de avukatlık yapabilmek için sayın Muyasba'nın alıntı yaptığı kanun maddesinde de belirtildiği gibi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak ilk koşul. Bu yüzden eğer TC vatandaşlığınız yoksa öncelikle vatandaşlık işlemlerini çözmenizi öneririm. Eğer Bulgaristan'da yaşayan Türk veya Pomak azınlığa mensup bir kişi iseniz ve TC vatandaşı değil iseniz bu sorun olmayacaktır çünkü Bulgaristanda yaşayan hem Türkmenler hem de Pomaklar Türk tebaasından sayıldıkları için vatandaşlık başvuruları imtiyazlı şekilde hızlı sonuçlanabiliyor. Bulgaristanda ne amaçla ve ne zamandır bulunduğunuzu bilmiyorum, o yüzden ihtimali olarak değerlendirdim, ve sanırım biraz da uzattım.

Özet olarak gerekli prosedürü yerine getirmeniz halinde Türkiye'de avukatlık yapmanız için hiç bir engel yok. Kolaylıklar dilerim

kaynak:türk hukuk sitesi
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Sayın serkan

ailesinden şehitler vermiş biri olarak diye başladığın yazın güzel ancak gönül ister diki o şehitlerin uğrunda şehit düştüğü değerlere sahip çıkman daha anlamlı olmazmıydı benim mensubu olduğum sülalenin çanakkale savaşın da 3 kıbrıs savaşında 1 güneydoğuda 1 sehidimiz ayrıca 14 kelle var şimdi biz bu mücadeleleri sizin mantığınızla bizim olmayan bir millet için mi yapmış oluyoruz hadi canım buna gargalar bile güler yazılarımı daha dikkatlice takip edersen alıntıların hakaret içermediği ölçüde karşı görüşlerde içerdiğini görürsün tabii görmek istersen.Sayın kemal gözlere saygım büyük ancak kendisi araştırmacı tarihçi DEĞİL hukuk adamıdır branşı konusunda hiç bir şeyi sorgulamayacak kadar saygı duyarım kendisine bir çok bilim adamı ile birlikte  kendisinden de devletin politika oluşturabilmesi amacı ile bu konuda araştırma yapması istenmiş o da bu araştırma sonuçlarına ulaşmıştır saygı duyuyorum eğer dikkatli okursanız daha ziyade bulgar tezlerinde pomakların onlar mühtedidir tezlerine karşılık verdiğini görürsünüz milliyet konusuna değinmemektedir ki devlet politikası da bu raporlardan sonra oluşturulmuştur aşağıda alıntı verdiğim başbakanlık raportörünün bulgaristan hk. raporundan alınmıştır kullanılan usluba dikkatinizi çekerim bu üslub niye türkiyede yaşayan azınlıklar için kullanılmıyor ermeniler. rumlar yahudiler.vs

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

POMAKLAR KONUSU


Her ne kadar Bulgaristan Avrupa Birliği yolunda attığı adımlarla gelecke için umut verse de, totaliter rejim döneminde izlediği “birleştirip kaynaştırma politikasını” bu defa baskı ile değil, ama AB normlarını sübjektif bir şekilde yorumlayarak sürdürdüğünü düşünmek mümkündür. Çünkü Sofya Türk azınlığın bir bölümünü “Tatar”, “Pomak” ve “Çingene” saymaktadır.

Pomakların menşei konusunda çesitli görüsler bulunmaktadır. Bulgarlar Bulgar olduklarını, Yunanlar ise en eski Yunanlar olduklarını savunagelmektedir. Ancak Pomaklar kendilerinin Türk olduğunu söylemektedir.


Pomaklar 11, Yüzyılda Orta Asya'yı terk ederek, Ukrayna ve Romanya üzerinden Bulgaristan'a gelen Kumanların devamıdır. Pomaklar ilk olarak Bulgaristan'ın Tuna Boyu ve Dobruca bölgelerine, daha sonra güneye inerek Rodoplar ve Makedonya'nın doğu kesimlerine yerleşmişlerdir. Bugün Rodoplar ve Pirin bölgelerinde ikâmet etmekte olan Pomaklar, bunun dışında Bulgaristan'ın kuzeyindeki Lofça, Plevne, Teteven; Orta Bulgaristan'da Filibe vilâyetlerinde küçük gruplar hâlinde yaşamaktadır.


Yunanistan ve Bulgaristan’ın, Pomakların kendi etnik gruplarına mensup olduklarına yönelik iddiasının hiçbir bilimsel dayanağı yoktur.


Pomak dilinin %60 Türk lehçelerinden oluşmasının Pomak kültürünün de Yunan, Bulgar, Makedon kültürleri ile bağı yoktur.

Pomaklar Nisan 1876'da Osmanlı yönetimine karşı başlayan Bulgar ayaklanmasında Bulgarların yanında yer almadıkları gibi, ayaklanmanın bastırılmasında etkin rol oynamışlardır.


Kezâ 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’nda da Osmanlı yanlısı ve Bulgar karşıtı tavırlarını sürdürmüşlerdir.


Ayrıca 1877-78'deki savaşta Rodoplar’da yaşayan Kıpçak, Kuman ve Oğuzlar ile bir araya gelerek Ruslara karşı direnmişlerdir.


Pomaklar 1912-13 Balkan Savaşlariı döneminde de Bulgarlaştırma operasyonlarının konusu olmuştur. "Pokristvane” diye alınan bu operasyonlarda 150.000 civarında Pomaka zorla din değiştirtilmiştir.


Daha sonra 1938 yılında "Rodina Kardeslik Cemiyetinin" kurulması ile Pomaklar için ikinci zor dönem başlamıştır. Bu cemiyet, Pomakların Bulgarlarla aynı soydan geldiklerini ileri sürerek, kardeş oldukları tezini işlemiştir ve Türkçe yine yasaklanmıştır.

1944'te 2. Dünya Savaşı'ndan sonra Bulgaristan'da kurulan Komünist rejimin ilk yıllarında yumuşama olsa da, şartlar daha sonra eskisinden daha sert hale gelmiştir.


1945-49 yılları arasında Bulgaristan-Yunanistan sınırına yakın yerlerde yaşayan Pomaklar Bulgaristan'ın iç kesimine zorla sürgün edilmişlerdir.


1950 yıllarında Pomak köylerinin giriş ve çıkışları izne tabi tutulmuştur. Bu uygulama 1992'ye kadar devam etmiştir.

1950-55 yılları arasında isim değiştirme kampanyaları yeniden hız kazanırken, bu uygulamanın devamı olarak Pomaklar, 1956’daki nüfus sayımları Bulgar olarak kayda geçmislerdir.


1964 yılında bu uygulamadan vazgeçilerek 130.000 Türke isimleri iade edilse de, 1970’te Pomakların isimlerinin değiştirilmesine yeniden başlanmıştır.


O dönemde Meriç baraji gölünde 1000 kişinin cesedi toplu hâlde ortaya çıkarılmıştır. Olayı dünya kamuoyuna, Yugoslavya Televizyonu duyurmuştur. 1978 yılına kadar katliâmlar devam etmiştir.


1978’de Pomakların diğer Türklerin yaşadığı bölgelere girişi yasaklanmıştır. Bulgaristan’da Pomak kimliği 120 yıldır reddedilmektedir.


Saygılarımla
---------------


« Son Düzenleme: Ocak 28, 2007, 20:51:47 Gönderen: PAŞALI » Logged
Serkan
Serkan
Onursal Üye
*****

Popülarite: 63
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 548


« Yanıtla #36 : Ocak 28, 2007, 21:13:41 »

       Aynı şeyleri tekrar yazmak zorunda niye bırakıyorsunuz beni Huh Huh Pomakların türk kültürüne mensup olmadıklarını  söylemedim ki burda bunun öyle olmadığını söyleyen bir insan da yok zaten Pomakçanın yüzde 60 türkçe sözcüklerinden oluştuğunu ve pomakların (bulgaristan'da hala yaşayanlarin) kendilerini türk hissettikleri koskoca bir yalan sadece bir propoganda. Bulgaristan'da büyümüş ve pomaklarla muhatap olmuş herkes bunun böyle olduğunu bilir. Ben Kırcaali'liyim bizim Kırcaali'nin güneyinde oldukça pomak var ben kendim dahi pomaklarla sohbette bulundum ayrıca Ataka'nın SKat'ta pomaklar üzeirne yaptığı belgeselde de çoğunluğun kendini müslüman bulgar olarak tanımladığını görebilirsiniz.(tabii bu örneği ırklçılıklarından dolayı gözardı edebilirsiniz) Çevrenizde Bulgaristan'da yaşamış insanlar varsa benim akrabalarımın hemen hepsi öyle pomaklarla yaşadığı anılar varsa anlatsınlar size görüverin.
           Bilginin her yerden ulaşabilir olduğu bir çağda olmadık şeyler söyleyip pomaklara siz türksünüz gelin birlik olalım dersek bizzat kendileri türk olmadıklarını müslüman bulgar olduklarını öğrenebiliriler bir çok kaynaktan bir kaç propogandacı kitap hariç bu da türklerden soğutmaktan başka bir işe yaramaz ancak hem din kardeşliği hem de külütrel kardeşlikten işe yaklaştığımızda ki doğru olanda budur zaten başarılı olabiliriz.
            Pomakların türk kültürüne mensup olduğu zaten bir çok veri göstermekte onların türk olarak sayılması ise devlet politikası olmuştur tabii her devlet politikası tarihsel gerçeklikler üzeirne kurulur diye bir şey yok ancak ordaki pomaklara türk demek bizim çıkaramıza dahi olsa tarihsel gerçekliği değiştirmez bu.

            Ayrıca  Balkan türklerinin ve türk kültürüne mensup diğer müslüman halkların Türkiye'ye göçü şu anda bildiğim kadarıyla desteklenmemektedir çünkü oralardaki varlığı Türkiye'nin çıkarına sayılmaktadır.
« Son Düzenleme: Ocak 28, 2007, 21:34:27 Gönderen: Serkan » Logged

Свобода, равенство, братство
Liberté, Egalité, Fraternité
PAŞALI
Ziyaretçi
« Yanıtla #37 : Ocak 29, 2007, 08:03:59 »

RODOP TÜRK FOLKLORÜNE İLİŞKİN İKİ YAZI

 1- RODOP TÜRK FOLKLORU'NUN GEÇMİŞİ VE BUGÜNÜ

Müzekki Ahmet

Kaynak: www.balgoc.org.tr

            Bulgaristan coğrafyasında bulunan Rodop dağları mazide bakir ormanlıklarla kaplı imiş. Daha sonraları insan elinin acımasızlığından çoraklaşan bu dağlar asırlık bir tarihe sahiptir. Günümüze kadar korunan taş devri tapınakları, mezar taşları, Bizans kaleleri,  kiliseleri ve manastırlar, Osmanlı devri camileri, tekkeleri, medreseleri,han ve hamamları bu topraklarda çeşitli milli toplulukların beraber yaşam sürdürdüklerini, günümüzde de sürdürmeye devam ettiklerinin, kaderlerinin, amaçlarının bir olduğunun büyük bir örneğidir.
Sözü Rodop Türk folkloruna getirmeden önce Rodoplarda yaşamını sürdüren bugünkü Türklerin tarihine ait kısa bilgiler arzedeyim. Bulgaristan Türklerinin tarihi asırlık bir zaman dilimini kapsar, hayli karışık ve bazı anları çelişkilidir. Son tarihi araştırmalara göre Bulgaristan topraklarında Osmanlı hakimiyetinden önce Türklerin mevcudiyetini kanıtlamaktadır. Osmanlı devrinde bu topraklardaki Türk nufusu giderek artmış. Bulgaristan Türk toplumunun oluşması uzun yıllık ve mürekkep bir süreçten geçmiştir. Buradaki Türk topluluğunun temeli Osmanlıların Balkanlara akınından çok yıllar öncesi Orta Asyadan buralara göçeden Türk kabileleri tarafından atılmıştır. Bazı gözlemcilere göre bu kabileler uzun yılar Türk benliğini korumayı başarmış ve daha sonra da buralarını himayesi altına alan Osmalı Türkleri arasına karışmışlardır. Netice olarak Size şunu söyleyebilirim ki, bugünkü Bulgaristan topraklarına,Balkanlara Türkler Osmanlı akınlarından çok yıllar öncesi yerleşmişlerdir.
                Birinci dünya savaşı sonuna kadar o zamanın Mastanlı vilayetinin, şimdiki Kırcali bölgesi nüfusunun hemen hemen hepsini Türk ve müslüman Pomaklar oluşturuyormuş. Savaştan sonra / 1920 – 1924 / yılları arası, o günün Bulgar hükümeti, genellikle Kırcali, Momçilgrad, Ardino ve Cebel kentlerine Batı Trakya Bulgarlarının yerleşmesini sağlamış olsada, yine şu an Bizim ilimizde Türklerin sayısı, burada oturan Bulgar,Çingene,Ermeni ve başla azınlıklara kıyasla en fazladır.Türkler genellikle tarımda çalışmakta, tütüncülükle meşgul olmaktadırlar.
                1932 – 1935 yılları arasında zamanın gazetecisi,yazarı ve etnografı Mara Mihaylova, Türk ve Bulgarlar arasında bir inceleme yapmış ve topladıklarını “ Doğu Rodop Türk ve Bulgar halkının orak ve harmanla ilgili adet ve türküleri”, “ Doğu Rodop Türklerinin yaşamı”,”Kırcaali Efsanaleri” ve “Kırcalinin geçmişi ve bugünü” adlı kitaplarında toplamıştır. Bir ara sayın Mara Mihaylova soluklanarak “Türk ve Bulgar adet,gelenek ve görenekler nehrine öylesine daldım ki,çıkacağım gelmedi”,diyerek ifağde etmiş duygularını.
Asırlarca Türk ve Bulgar toplulukları kardeşçe, hoş gönüllülükle burada müşterek yaşamını sürdürmüşler ve halen de sürdürmektedirler. Komşu komşunun dinine,yaşam ve geleneklerine itibar etmekte, toplanıp beraberce eğlenip, bayramını seyranını yapmakta dırlar. Müşterek yaşam, her iki toplumun karşılklı kültür hazinesinin gelişmesine de etki göstermektedir. Bu alanda sayın frofesör Nikolay Kaufman “Ondokuzuncu asrın ortalarında Türk, Bulgar ve Yahudi şehir türküleri “ adlı yapıtı bize ilginç bilgiler sunmaktadır.Bunun başka bir örneği de kahvelerden, evlerden, işyerlerinden, tarlalardan gelen çeşit türkü ve muziktir.
Bulgaristan’da Türk etnik kültürünün gelişmesinde devrin Bulgar hükümeti şu veya bu bakımdan etkisini göstermiştir. Gün gelmiş bu kültürün gelişmesi,toplanıp korunması ve nesillere bırakılması için gereken yapılmış,gün olmuş Türk kültürü tamamen red edilmiş ve yok edilmesi için savaşılmıştır.
                Yirminci asrın ellinci yıllarını, Bulgaristan Türk kültürünün Lale devri diye adlandıra biliriz. Bu dönemde Türk bölgelerinde yeni okullar açıldı, kültür merkezleri oluşturuldu. 1951/1952 ders yılında Kırcaali ve Razgrad da Türk pedagoji okulları faaliyete başladı.Yine bu dönemde Türk basınının gelişmesine olanak sağlandı. “Yeni Işık“, ”Eylülcü Çocuk”, ”Halk Gençliği” gazeteleri, “Yeni Hayat” mecmuası ve başka dini içerikli basın yayımlanmaya başladı. Türkçe radyo saatleri fazlalaştırıldı.1952 yılı başlarında Şumnu Türk Estrat tiyatrosu faaliyete girdi.Ertesi yıl Haskovo ve Razgrad tiyatroları kuruldu.1957/1958 ders yılında bu Tiyatrolara eleman hazırlamak maksadı ile Sofya Yüksek Tiyatro okulu yanında iki yıllık bir kol açıldı.Sözkonusu üç tiyatro köy ve kentlerde verdikleri temsiller vasıtası ile Bulgaristan Türk kültürünün gelişmesinde önemli rol oynadı. Türk Dramaturjisi,dansı ve türküsü gelişme sağladı.Yurt çapında ve yurt dışında da anılan Kadriye Latif, Bayse Arif, Ahmet Yusuf, Cemil Şaban, Ahmet Tütüncü, Vasviye Şaban ve başka türkücüler yetişti.
                Doğruyu söylemek gerekirse sosyalist devrimin başlarında 1948-1950 yılarında Türk folkloru “Şilveli Şilveli” türküsü ile başlar “Oğlan oğlan güzel oğlan” türküsüyle son bulurdu.Bu türküler şefi Kirkor Kirkorov olan kurucu erler ansamblının ana türküleriydi. Daha sonraki yıllarda yeni türküler araştırıldı,bulundu ve Türk folkloru zenginleştirildi.
Sosyalizmin daha sonraki döneminde Türk folkloruna da el konmağa başlanıldı ve onların Yeni hayatı aksettirmeleri istemi gündeme getirildi.Türk halk müziği yerine sosyalist düzeni öven Bulgaristan Türk yaratıcılarının bestelenmiş metinleri söylenmeğe başlandı.Bunun neticesi olarak bugün halk türkülerinden,o devirde bestelenmiş türküleri ayırmak hayli güç.Çünkü onlar halk müziği melodisine uydulularak bestelenmeğe çalışılmıştır.
1990 yıllından sonra, önce Kırcaali de,daha sonra da başka bölgelerde Türk kültür merkezleri yeniden kuruldu.Türk Folkloru önüne çekilen set kaldırıldı. Folklor toplulukları,grupları,dans ekipleri kuruldu. Söz konusu topluluklara öncelikle 8 ve 18 yaş arası gençler katılmaktadır. Türk folklorunun asıl kaynağı sayılan daha yaşlı nesil bu topluluklar dışında kaldı. Bunun esas nedeni Türk kültüne getirilen 30 yıllık yasaktır.
Türk folklor toplululkarının buluşma yeri,etkinliklerini sergileme alanı, her yıl tertiplenen Kırcaali Balkan Türk folkloru festivali, Krumovgrad ışıkları, Ardino ve Cebel folklor gösterileridir. Bu etkinliklerde Kırcaali “Ömer Lütfi” kültür derneği yanındaki “Kırcali” Türk folkloru ekibi, Krumovgrad, Gorna kula, Tokaçka, Ardino,Cebel ve başka topluluklar ad yapanlardandır.
                1993 yılı, geşmişin boralı yılarının enkazı altından “Ömer Lütfi” kültür derneği çıktı. Kırcaali’den bir grup aydın, kültür ocağı kurma girişim komitesi meydana getirdi.Kurucular toplantısına 50 den fazla münevver katıldı.Bunların çoğu eski okuma evi azalarıydı.
Genel olarak “Ömer Lütfi” kültür derneği 1946 yılı kurulmuş. Önce bir kulüphane gibi faaliyete başlayan dernek, bağışlanan kitap,dergi,gazeteler sayesinde kütüphane meydana getirmiş.Daha sonra tambura folklor ekibi,dram terkibi ve amatör türkü grupu kurulmuş.1950 yıllarında önemli Türk kültür ocağı haline gelen dernek etrafta konserler vermeğe başlamış, çeşitli kültür etkinliklerine katılmış.1953 yılı Rujdi Şükrü’nün yönettiği tambura grupu Sofya ulusal festivale katılmış ve birinciliği kazanmıştır.
1960 yılı il komunist parti komitesi kararı ile “Ömer Lütfi”kültür derneği kapatılmış. Arşivi yok edilmiş,edevatı yamalanmış, kitapları il kütüphanesi raflarında maf olmuş.
Temeli 1940 yılı atılan kültür derneğinin ilk ismi “ Yıldız” imiş. Buraya ilk kitap bağışında bulunan ve ikinci dünya savaşında cephede şehit düşen Ömer Lütfi olmuş. Bu nedenle de yönetmenliğin 1946 yılı aldığı kararla, derneğin adı “Ömer Lütfi” olmuş. Yönetim kuruluğuna da Emin İdriz,Halil Faik,Leylâ Hüseyin,Şaadi İbrahim ve başkaları seçilmiş.Maali kaynak sağlamak maksadı ile yönetmenlik beyaz helva üretip satmaya başlamış ve kazanılan parayla müzik aletleri alınmış.Tiyatro ekibi ve mandolin grupu kurulmuş.Sonra da gruplar Kızanlık,Eski Zağra, Stanımaka ve Bulgaristan’ın başka kent ve şehirlerine turneye çıkmış. 1958 yılında dernekleri birleştirmek bahanesi ile “Ömer Lütfi” derneği “Avitsena” derneği ile birleştirilmiş ve onun kolu haline getirilmiş.İki yıllık bir faailyetten sonra da 1960 yılı tamamen kapatılmış.
                Komunist devrin çöküp,yurtta demokrasinin yerleşmeğe başlamasından sonra bu haksızlık ortadan kaldırıldı.Yıllarca horgörülen “Ömer Lütfi”kültür derneği faaliyetinin canlanması için yeni ufuklar açıldı,Rodop Türklerinin kültür ocağı yeniden canlandı, faaliyete geçti. Türklerin kendi kültürlerine, Dünyaya açılan penceresi oldu.
Bizde, Türk folklor toplulukları programlarını şu şekilde icra etmektedir :
Türkü ekipleri ekseri tek sesli veya çok seslidir.Bir sırayı oluşturur. Onların önünde saz ekibi yerini alır ve daha önde de dans grubu. Böylece müzik eşliğinde türküler söylenir,danslar oyananır.Bu Kırcaali ve Krumovgrad ekiplerine has olan biçimdir. Bazı defa danslardan sonra solo ve beraber türküler okunduğu da görülür.Sahnede Türk adet ve geleneklerin sergilenmesine seyrek rastlanır. Jılti bryak topluluğu “Hıdrellez” oyununu,Golyamo Kamenyane ekibi de “Kına gecesi”adetini canladırdı sahnede.Genel olarak içra biçimi şu şekildedir : Türkü ekibi, yarım ay biçimi sahnede yerini alır ve türkünün nakaratını okur,icracı önde oyunu ile asıl türküyü söyler.Bu biçim içra şeklinin yüksek sanat değeri olmasa da izleyicileri tatmin eder, beğenini kazanır. Topluluklar genel olarak kendi programlarına yerli türküleri alma cabası içindedirler. Rumeli türküleri- Arda boyları, Alişim, Yusufum, Debreli Hasan ve başkaları çınlatır etrafı ekiplerin konser vakitleri.Bunlar arasında Türk televizyon ve radyolarında söylenen türküler ve danslar da bulunur.
Son yıllarda dans grupları bölgede büyük rağbet görmektedir. Bu ekipleri yöneten kişiler temel olarak vidyo bandına alınmış oyunlardan faydalanmaktadırlar.
Müzik tolulukları genel olarak akardyon,klarnet,saz, darbuka ve davuldan oluşur.Geçmişe kıyasla keman, ud, zurna eşliğinde söylenen türküler yoktur.Ekseri sazlar elektroniktir.
Son yıllarda Bulgaristan’da etnik grupların kendi kültürlerini geliştirme yönünde yeni ufuklar açıldı, gereken oğlanaklar sağlandı.Son hükümet programında, azınlıkların kültürü, Bulgar ulusal kültürünü zenginleştirmekte, ona renk vermekte olduğundan,onların kültürünü geliştirip korumalıyız,diye yazılı. Bunun en yeni örneği açılmakta olan Kırcaali ve Razgrad Türk tiyatrolarıdır.Gelecek ders yılında bu tiyatrolara eleman hazırlamak maksatıyla Yüksek Tiyatro okuluna,Türk öğrencileri kabul olunacaktır.Tertiplenen Bölgesel ve ulusal amatör sanat topluluk gösterileri,yetenekli gençlere hazırlık kursları da, yeni gelişimin müspetliğinin bir delilidir.Bir çok gencimiz-yüksek okul öğrencisi,uzman Türk folklorunu incelemekte,Asırlık Rodop dağlarında Türk folkloru yeniden şahlanma aşamasına katkı sağlamaktadırlar.

2- GELENEKLERİMİZ- DOĞU RODOPLARDA DÜĞÜNE DAVET ŞEKLİ

Mustafa BAYRAMALİ
Kırcaali

Kaynak: www.balgoc.org.tr

 

Koca geçenlerde dostlardan biri elime bir düğün davetiyesi sıkıştırdı. Baktım oğlunu evlendiriyor. Biraz konuştuktan sonra ayrıldık. Başı gaileli adamın. Bir sürü irili ufaklı insan ağırlayacak. Ne de olsa tatlı bela…
Yalnız kalınca davetiyeye kaydı gözüm. Cicili bicili. Genç evlilerin adları,düğün günü,yeri ,yazılı. Bunu böyle görünce koca geçmişteki bizim Ardino (Eğridere) yöresinde yapılan düğün davetleri geldi akılma. Bir ki gün hep tırmaladı dimağımı. Aklımda kalanları Kırcali’nin en yaşlılarından Rüstem Rufat’la paylaştım. Beni dinledi,dinledi de :
“Çok iyi gelmiş aklına. Yaz da nesillere miras kalsın, eski gelenek ve göreneklerimiz. Düğüne davet şekli benim çocukluğumda da ayni idi,”diye beni destekledi.
Şimdi olduğu gibi o zamanlar da genellikle pazar günleri olurdu düğünler. Düğün denince çalgı gelir akıla. Çalgıcılar ekseriyetle köye öğle üstü ulaşırlardı. Ekip genellikle iki zurnacı( klarinetçi )ve iki davulcudan ibaretti. Düğün evi kapısına gelir gelmez zurnalar kılıflarından çıkarılır,davullar da omuzlanırdı. Arkadan şöyle hoş bir düğün havası çınlatırdı etrafı. Hava bittikten sonra çalgıcılar içeri alınır, yemeklenirdi. Akşama vakit varsa biraz istirahat edilir, yorgunluk giderilirdi. O zamanlar Kırcaali’ den köylere kadar otobüs,otomobil yoktu. Üç-beş saatlik yol yaya geçilirdi.
Soluklanıp,akşam yaklaşınca çalgıcılar arasında köy ikiye bölünürdü. Zurnacının biri,davulcunun biriyle köyün alt tarafını, diğer ekip de köyün üst tarafını boylardı. Dağların güneye bakan yamaçlarına yayılmış köyün ilk evinde ve son evinde hemen hemen ayni zamanda çalgı başlar,ortalık bayram havasına bürünürdü. Çalgıcılar her
haneye bildikleri türkülerden birer parça çalarlar ve “ Yarın Ahmet ağanın düğününe buyurun “, diye bağırarak ev halkını düğüne davet ederlerdi. Buna karşılık da evden biri çıkar gönlünden ne koparırsa bir ki para hediye verirdi. Bu böyle devam ederdi ev ev ,iki ekip birbiriyle karşılaşınca. Köyün çocukları da arkaya takılıp zurnacının ne biçim dudak şişirdiğini,davulcunun tokmağa nasıl davulun tam göbeğine vurduğunu seyrederlerdi. Düğüne davet işi akşamın karanlığı ile son bulur, arkadan çalgıcılar derhal yemeğe davet olunur,biraz soluklanırlardı. Zira onları gecenin çetrefilli yanı bekliyordu.
O gece köyün ortasına düz bir yere ateş yakılır,(buna külhan denirdi) genellikle erkekler irili ufaklı dolanır, çalgı çalınır,oyunlar oynanırdı. Arada bir “araplar” gelir kendi hünerlerini gösterilerdi.”Arap” denilenler komşulardan birileriydi. Çeşitli kıyafetler giyip,küçük komik sahnecikler canlandırırlardı. Artistler biri erkek,diğeri kadın kıyafetiyle o da erkekti. Ekseriyetle kız kaçırmalar ele alınırdı. Eğlence böyle devam ederken “kayınlar gelirmiş” veya “kayıncılar karşıya ateş yakmış”, bu onların köye yaklaştıklarına bir işaretti, sözleri duyulunca çalgıcılar ekibi,hiç olmazsa ikisi, hemen onları karşılamağa giderdi. Sonra da düğün sahipleri ve çalgıcılar misafirlerle ilgilenmeğe başlardı.
Kayın bölüğü denilen misafirler kız tarafının bütün yakın hısım akrabası,konu-komşusuydu. Öyle sayı filan yoktu. Gelebildikleri kadar gelir,dolarlardı oğlan evinin bir ki odasına. Sonra da başlarlardı şımarmağa,”şunu isteriz bunu isteriz “diye. Zaten onlar gelir gelmez salatalar bir sini üzerine konur,rakı şişeleri yuvarlanmağa başlardı yerde. İsteyen alır açar içerdi,içebildiği kadar ve şişeler dönmeğe başlardı ortalıkta. Kafalar çakırlaşınca tutunurlardı,” Daha rakı isteriz,şu rakıyı isteriz,bunu isteriz”,diye. Hane sahibi ertesi günün korkusuyla istenileni yapardı. Şayet kayınların keyfi olmazsa,ertesi gün alay gelinsiz dönebilirdi.
Bir defasında kayın bölüğünden zebanenin biri tutturmasın mı “ Viski isterim”, diye. O zamanlar adını duyan vardı ama viski gören yoktu. O,da herhalde yalnız adını duyanlardandı. Ev sahipleri çırpınmağa başladılar “Şimdi ne yaparız,ne bu viski”, manasında. Köy yerde dükkan filanda yok. Olsa bile viski bulunmaz.Bu arada oğlan tarafından olan birinin bir şeytanlık aklına gelir ve :
“ Getirin hoşaf suyu, der. Hoşafı bir şişeye doldurur ve ona rakı ekler. Sonra da “Alın size Viski bulduk “,diye sunar misafirlere. Kayınların keyfi daha da artar “ Viski içiyoruz”,diye.
Bu böyle devam ederdi sabahlara kadar. Böylece bütün köy halkı düğüne davet edilmiş olunurdu.
Nerede kaldı o eski günler !...Fıkır fıkır insan kaynayan o dağlar !…
 
 


Logged
PAŞALI
Ziyaretçi
« Yanıtla #38 : Ocak 29, 2007, 08:14:55 »

Education

  B.Sc., University of Ankara, Facuty Of Divinity
  M.Sc., University of Ankara, History
  M.Sc., Catholic University of Leuven, History
  Ph.D., Catholic University of Leuven, History
 
 
Publications (INTERNATIONAL)


  Journal Papers
  A.1 Ömer Turan, "Pomaks, Their Past and Present". "Journal of Muslim Minority Affairs", 19, (1999), p.79-93.
  A.2 Ömer Turan, "Legal Adjustments of Tanzimat". "Etudes Balkaniques", , (1999), p.213-221.
  A.3 Ömer Turan, American Protestant Missionaries and Monastir, 1912-1917, Secondary Actors in the Construction of Balkan Nationalism. "Middle Eastern Studies", 36, (2000), p.119-136.
  A.4 Turan, Ömer, 1877-78 Osamanlı-Rus Savaşı'nın Bulgaristan'daki Türk Varlığın ve Mimari Eserlerine Etkisi. "Balkanlar'da Kültürel Etkileşim ve Türk Mimarisi Uluslararası Sempozyumu Bildirileri", 2, (2001), p.763-772.
  A.5 Turan, Ö, Bulgaristan'dan Türk Göçleri. "BALTAM", 1, (2005), p.104-123.
  A.6 Ömer Turan, Kyle Evered, Jadidism in Sout-eastern Europe. "Middle Eastern Studies", 41, (2005), p.481-502.
 

  Conference Papers
  A.1 Ömer Turan, Manastır ve Amerikan Protestan Misyonerler. "Bitola and Kemal Atatürk ", , (1998), p.18 .
  A.2 Ömer Turan, American Protestant Missionaries and Bitola, 1912-1917. "Bitola and Kemal Atatürk ", , (1998), p.63 .
  A.3 Ömer Turan, "Balkan Dillerinde Atatürk Hakkında Yazılmış Bazı Eserler". "70. Yılında Ulusal ve Uluslararası Boyutlarıyla Atatürk'ün Büyük Nutuk'u ve Dönemi"", , (1999), p.259-266.
  A.4 Ömer Turan, "II.Meşrutiyet ve Balkan Savaşları Döneminde Osmanlı Diplomasisi". "Çağdaş Türk Diplomasisi-200 Yıllık Süreç", , (1999), p.241-253.
  A.5 Ömer Turan, Atatürk ve Misyonerler. "The Atatürk 4th International Congress, Summaries of Papers", , (1999), p.140-141.
  A.6 Ömer Turan, "Amerikan Protestan Misyonerlerinin Bulgar Milliyetçiliğine Katkıları". "XII. Türk Tarih Kongresine Sunulan Bildiriler", III, (1999), p.1097-1120.
  A.7 Ömer Turan, "19. Yüzyıl Osmanlı Tarihinin Kaynaklarından İngiliz ve Amerikan Protestan Misyonerlik Cemiyetleri Arşivleri. "XIII. Turkish Congress of History, Bildiri Özetleri", , (1999), p.177-178.
  A.8 Ömer Turan, "Manastır'da Amerikan Misyonerler (1912-1917)". "Atatürk ve Manastır Sempozyumu", , (1999), p.417-438.
  A.9 Ömer Turan, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nın Bulgaristan'daki Türk Varlığına ve Mimari Eserlerine Etkisi. "Balkanlarda Kültürel Etkilesim ve Türk Mimarisi Uluslararası Sempozyumu Bildirileri", 2, (2000), p.602-614.
  A.10 Ömer Turan, Atatürk Döneminde Türkiye'de Misyonerlik Faaliyetleri. "The Atatürk 4th International Congress, October 25-29, 1999, Turkistan-Kazakhistan", 1, (2000), p.457-492.
  A.11 Turan, Ömer, The Image of Bulgarian Art and Literature in a Turkish Periodical 'Şehbal'". "To Think the Other-Images, Stereotypes, Crisis", 1, (2001), p.113-129.
  A.12 Ömer Turan, Bulgaristan'da Türk Vakıfları. "Islamic Civilization in the Balkans", II, (2002), p.421-454.
  A.13 Ömer Turan, Osmanlı Sonrası Bulgaristan'da Müslümanların Dini Yönetimi. "Birinci Uluslararası Balkanlarda Türk Varlığı Sempozyumu", , (2002), p.40.
  A.14 Ömer Turan, Amerikan Misyonerlerinden E.Smith ve H.G.O.Dwigh'e Göre 1830-1831 Yıllarında Ermeniler. "XIV. Türk Tarih Kongresi", , (2002), p.124.
  A.15 Omer Turan, Gaspıralı'nın Bulgaristan Türklerine Bir Mektubu. "İsmail Bey Gaspıralı Hatıra Kitabı", 1, (2003), p.156-163.
  A.16 Omer Turan, The Rules and Regulations of 1919 Regarding the Religious Administration of Bulgarian Muslims. "Second International Symposium on Islamic Civilisation in the Balkans", , (2003), p.68-69.
  A.17 Turan, Ö, Lozan Konferansı'nda Amerikan Misyonerleri. "80. Yılında 2003 Penceresinden Lozan Sempozyumu", , (2005), p.205-240.
  A.18 Turan, Ö, Romanya, Bulgaristan ve Moldavya. "Yakın Tarihimizde Türklere Karşı İşlenen Katliam ve Sürgünler", , (2005), p.71-75.
  A.19 Turan, Ö, Balkan Milliyetçiliğinde Rusların Rolü. "Dokuzuncu Askeri Tarih Semineri Bildirileri", I, (2005), p.255-285.
  A.20 Turan, Ö, Sofya'da Türk Askeri Ateşesi Mustafa Kemal. "Uluslararası Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi Türk-Bulgar İlişkileri Sempozyumu", , (2005), p.236-251.
  A.21 Turan, Ö, The Participation of Turkey in NATO. "XXXth International Congress of Military History, The Economic Aspects of Defence", , (2005), p.243-256.
 
 

  Book and Chapter in a Book
  A.1 Omer Turan, Obst Pagled Vırhu Publikatsiite v Turtsiya na Bilgarskite Turtsi. "Turtsiya Balkanite Evropa, Istoria i Kultura, Izsledvania v cest na Profesor Cengiz Hakov", , (2003), p.175-192.
 
 
 
 
Publications (NATIONAL)


  Journal Papers
  A.1 Ömer Turan, Türkmen Kurultayının Ardından. "Türk Kültürü ", 36 , (1998), s.201-212 .
  A.2 Ömer Turan, Rodoplarda 1878 Türk-Pomak Direnişi ve Rodop Komisyonu Raporu. "Türk Kültürü Araştırmaları ", 34 , (1998), s.129-156 .
  A.3 Ömer Turan, "Milli Mücadele'nin Lehine Kamuoyu Oluşumunda Din Adamları". "Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi", 15, (1999), s.821-834.
  A.4 Ömer Turan, 19. Yüzyılda Kırım, Kafkasya ve Civarında Misyonerlik Faaliyetleri. "Belleten", 64, (2000), s.918-946.
  A.5 Ömer Turan, Bulgaristan'da Prenslik Döneminde Türklerin sosyal ve Siyasal Kurumlaşma Çalışmaları. "Belleten", LXIV, (2000), s.89-100.
  A.6 Ömer Turan, Bulgaristan'da Osmanlı Kütüphaneleri. "Kebikeç", , (2000), s.283-292.
  A.7 Ömer Turan, Bulgaristan'da Yeni Bir Türkçe Dergi 'Kaynak'. "Bilge", , (2000), s.110-111.
  A.8 Ömer Turan, Samiha Ayverdi ve Ekrem Hakkı Ayverdi Bibliyografyaları. "Türk Kültürü", 38, (2000), s.315-318.
  A.9 Ömer Turan, Turks in the Balkans. "The Turks", 6, (2002), s.559-583.
  A.10 Ömer Turan, Yirminci Yüzyılda Türk Toplulukları. "Türkler", 20, (2002), s.331-360.
  A.11 Ömer Turan, Religious Education in the Balkan Countries. "Eurosian Studies", , (2002), s.101-113.
 

  Conference Papers
  A.1 Turan, Ömer, Lozan Barışı ve Ermeni Sorunu. "XII. Milli Egemenlik Sempozyumu, Ulusal Egemenlik İlkesi Işığında Dış Politikamız", 1, (2001), s.89-120.
  A.2 Omer Turan, Dünü ve Bugünü ile 1915 Olayları. "Dünden Bugüne Ermeni Meselesi Sempozyumu", , (2003), s.175-192.
  A.3 Turan, Ö, Turkish-Armenian Relations. "Socalled Armenian Genocide", , (2005), s..
 

  Book and Chapter in a Book
  A.1 Ömer Turan, "Missionary Activities in Turkey From the Ottoman to the Republican Period". "The Great Ottoman-Turkish Civilization", 1, (1999), s.513-519.
  A.2 Ömer Turan, "Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Türkiye'de Protestan Misyonerlik Faaliyetleri". "Osmanlı", 2, (1999), s.204-211.
  A.3 Turan, Omer, The Armenian Question at the Lausanne Peace Talks. "The Armenians in the Late Ottoman Period", 1, (2001), s.207-238.
  A.4 Turan, Ömer et al., -. "Türk Tarihi İçinde Atatürk ve Cumhuriyet", 1, (2001), s..
  A.5 Ömer Turan, Makedonya Türkleri. "Dünden Bugüne Makedonya Sorunu", , (2002), s.167-187.
  A.6 Omer Turan, Atatürkçü Düşünce Sistemi ve Türkiye Cumhuriyeti. "Atatürkçülük Konferansları - I", , (2003), s.161-166.
  A.7 turan, o, Bolsevik Ihtilalini Takip Eden Gunlerde Kuzey Kafkasya'da Bagimsizlik Hareketleri ve Yusuf Ercan'in Sohum Mufrezesi Hatiralari. "Ölümünün 50. Yilinda General Ismail Berkok'a Armagan (1889-1954)", , (2004), s.357-394.
  A.8 turan, ö, 0smanil Bey Gaspirali'nin Bulgaristan'daki Faaliyetleri. "0smail Bey Gaspirali Icin", , (2004), s.679-697.
  A.9 Turan, Ö, Balkan Savaşları'ndan Kurtuluş Savaşı'na Kadar Uzanan Süreçte Türk-Bulgar İlişkileri. "XX. Yüxyılın İlk Yarısında Türk-Bulgar Askeri-Siyasi İlişkileri", , (2005), s.95-108.
  A.10 Ömer Turan, Rodop Türklerinin 1878 Direnişi. "Balkan Türkleri Fed.", , (1998), s.46 .
  A.11 Ömer Turan, The Turkish Minority in Bulgaria, 1878-1908. "Türk Tarih Kurumu ", , (1998), s.XI +350 .
  A.12 Ömer Turan, Avrasya'da Misyonerlik. "ASAM", , (2002), s.192.
  A.13 Turan, ö.; Özdemir, h.; Halaçolu, y., çiçek, k.; çalik, r., Ermeniler: Sürgün ve Göç. "Türk Tarih Kurumu", , (2004), s..
  A.14 turan, ö; ibrahimgil, m, Balkanlardaki Türk Mimari Eserlerinden Örnekler. "Türkiye Büyük Millet Meclisi", , (2004), s..
 
 
KAYNAK:http://staffroster.metu.edu.tr/my_staff_roster.php?ssn=MTYwODgw&action=Publications
Logged
PAŞALI
Ziyaretçi
« Yanıtla #39 : Ocak 29, 2007, 08:40:09 »


 
''Türkiye hem Türk dünyasının, hem de İslâm aleminin ümit ışığıdır. Bu ışığın sönmesi hem İslâm aleminin, hem de Türk dünyasının karanlığa gömülmesi demektir."
* * *


AÇILIŞ SAYFASI YAP

   Araştırma: Irak Türkleri (Türkmenler) neden varlık göstermiyor?!!! - Bölüm (Cool
Tarih: 27.10.2003 Saat: 06:49 Yayınlayan: Isbara_Alp
 

 Tutuklamalar, işkenceler, öldürmelere rağmen Türkmenlerin milli şuurunun her geçen gün daha da kabardığını gören merkezi idare hayal kırlılığına uğrar, tedirgin olmaya başlar.

Basçılar, bu milli şuûru yok etmek için daha sert, daha sinsi başka yöntemler aramaya başlar. Türkmen halkının zengin ekonomisini sıfırlamak için Irak'ın ana yasasına aykırı geçici kanunlar düzenler. Baas rejiminin üst kademesi, bu kanunları ilgili bakanlıklara göndererek acilen uygulanmasını ister. 1972 yılında söz konusu kanuna göre Türkmen iş adamlarının kredi talepleri geri çevrilir, bu kadarıyla da sınırlı kalmaz, sınıf ayrımcılığı gözeten bu kanuna göre Türkmen tüccar ve esnafların, devlet idaresindeki şirketlerden mal almaları yasaklanır. Türkmeneli bölgesinde özelikle de Kerkük'te mevcut devlet şirketlerinde Türkmen işçilerin sayısı asgariye düşürülür, yeni şirketlere alınmamaları içinde talimatlar gönderilir.

1972'de Kerkük Petrol Şirketinin ihtiyacı olan en az 10 bin kişi içerisinde azami 500 Türkmen'in çalışmasına izin verilir. Üniversitelerden mezun olan Türkmenlere, Türkmen bölgeleri dışında tâyin hakkı tanınır. Kerkük ve diğer Türkmen bölgelerindeki devlet memuriyetlerine başta Arap olmak üzere Kürt kökenlilere öncelik tanınır.

Türkmen çiftçilere baskılar uygulanır, karşı çıkanlar idam edilir. 1 Aralık 1972 yılında Musul'a bağlı Selâmiye köyünde Cafer Rıza Arafat Adlı Türkmen çiftçinin idam edilişi buna en iyi örnektir. Bütün bu insani olmayan uygulamalar faşist Baas rejimini tatmin etmez.

1973 yılında Bir çok genç aydın Türkmen tutuklanır. Bunlarla beraber, 1971 yılında boykot yüzünden tutuklanan öğrenci, öğretmen, esnaf (o zamanlar suçları sabit değildir diye salıverilenlerin) yeniden yargılanmaları için yerel emniyet tarafından tutuklanırlar. Tutuklananların çoğu, özel devrim muhafızlarının uyduruk mahkemesinin kararıyla yedişer yıllık ağır cezaya çarptırılırlar. Boykot olayı yüzünden tutuklanıp salıverilenlerin bir süre sonra yedi yıl gibi ağır bir cezaya çarptırılmalarının tek izahı vardır, oda yerel yöneticiler, o zamanlar Türkmenlerin giderek büyüyen öfkesinden korkmuş tansiyonunun düşmesini beklemiştir. Yani boykot olayını af etmemiş, Türkmen halkının cezalandırmasını birkaç yıl ertelemiştir.

Faşist Baas yönetimi Türkmenlerin ekonomisini ve de milli şuûrunu yok etmek için her türlü yola başvurmuştur. Bunu da uygun gördükleri bir zamanda uygulamıştır. Türkmen toplumunu asimle etmek için kah gizli kah aleni elinden geleni ardına koymamıştır.

Ne yazık ki bütün bu olanlar karşısında Türkiye devleti Irak Türkleriyle alakadar olmamış diplomatik yollardan da olsa dikta Baas rejimini uyaran bir nota vermemiştir. O zamanlar, bunun farkına varan araştırmacı, yazar Tarık Buğra, 06 Ocak 1973 yılında Tercüman gazetesinde (Anayurt Dışındakiler) bir makale yazarak bu ilgisizliği, görmezliği dile getirmiştir. Yazar Tarık Buğra, Irak Türklerinin sorunlarıyla ilgili şu cümlelere yer vermektedir.

"Esrar Kaçakçısı bir çocuk için İngilizlerin kopardığı gürültü bize ibret dersi olmalıdır. Devlet tabasıyla millet de soydaşlar ile ilgilendiği ölçüde diridir. Timothy'yi laf olsun diye hatırladım. Postadan çıkan mektupların arasında dört ayrı ülkedeki Türklerin dört büyük acısı var:
1. (Birleşmiş Milletler, Anayasasında bütün ülkelerdeki azınlıkların her türlü haklarını garanti altına almıştır). Irak'taki soydaşlarımızın perişan denecek kadar acıklı durumundan bahseden ve Mustafa İslam imzasını taşıyan mektup böyle başlıyor ve sıralıyor. Okulda Türkçe öğretim kaldırılmıştır.Türkçe sahne eseri yasaklanmıştır.Okul iş isimleri Arapçalaştırılmıştır.. Türk öğretmenlerin işlerine son verilmekte veya istifa etmek zorunda kalacak şekilde ve haksız sebepsiz yere nakil edilmektedirler. Gene sebepsiz tevkifler Türklere çeşitli işkenceler yapılmaktadır. Toprak reformundan bilhassa ve özel kasıtla zarar gören Türklerin toprakları geri verilmemektedir.
(2.Bulgaristan, 3. İran, 4. mektup ise Almanya'da yaşayan Türklerin sorunlarıyla ilgilidir). Şimdilik şu kadarını söyleyeyim; daha önceki Hükümetler gibi bugünkü Melen kabinesinde gene bu köşede yazıldığı gibi (Yurtta sulh cihanda sulh) sloganının gerçek hatta akıl dışı yorumu ile kaderlerini başka devletlere kaptırmış soydaşlarımızın problemleriyle hatta maruz tutuldukları çağ dışı insanlığa aykırı muameleler ile Türk Devletine yakışır bir şekilde ilgilenmemekte, bırakın onu ihmal edilmez, bir insanlık görevini yapmamaktadır.

Elin oğlu şirretliğe varan bir atılganlıkla bizim iç meselelerimizi adli konularımızı bile konseylere monseylere götürüp nâra atarken bu pasiflik utandırıcı değilse nedir"? Tercüman 6/1/1973

Irak Türkmenlerinin maruz kaldıkları tehlikelerle ilgili birkaç vatansever idrakçi gazetecinin Türk kamuoyunu bilgilendirme çabası fazla bir şey getirmez. Türkiye devleti ve de hükümeti iç ve dış meseleleri, (tartışmalı Cumhur başkanı seçimi ile , Türk lirasının düşüşü, Sovyetler Birliğin potansiyel tehdit oluşu, Nasır'la birlikte zuhur eden Arap milliyetçiliği, Hatay meselesi ) ile yoğun bir şekilde meşgulken, kim takar Tarık Buğra'nın ibret verici makalesini, kim takar Irak Türkmenlerini ve diğer soydaşların acılarını ? Aşağıdaki satırlar bunun en iyi delilidir.

24 mart 1973 tarihinde İslâm ülkeleri Dışişleri Bakanları Konferansı, Libya- Bingazi şehrinde yapılır. Batı Trakya, Bulgaristan (Rodop) Türklerinden söz edilirken, Irak Türklerinin sorunları dile getirilmez, iyi ki de getirilmez. Bu konferansa atfen yapılan yazılardan da anlaşıldığı gibi ne yazık ki konferans dış Türkler için hiç bir fayda getirmez. İlhan Selçuk gibi yazarlar bu konferansa temsilci göndermenin ne alemi var, biz Laik bir devletiz, din ağırlıklı konferanslara katılmamamız gerekirdi diye söz ederken (28.Mart 1973 cumhuriyet). Ergun Göze gibi yazarlar bunun tam tersine, konferansın Türkiye için çok önemli olduğunu vurgular. Yazar Göze, o tarihlerde Tercüman gazetesinde birden çok makalesini bu konuya ayırır.

13 Haziran 1973'de Göze, Laiklik Türk düşmanlığı mı demektir? Başlığı altındaki makalesinde özetle şu cümlelere yer verir:

Türklük âleminin meselelerine, Bizim Dışişlerimizin ne kadar yabancı kaldığının en katı misâllerden birisi de Rodos katliamını ele almak isteyen Daimi İslam Konseyindeki tutumudur. Gerçektende 25 Mart 1973'de Bingazi şehrinde toplanan (Daimi İslâm Konseyinde) esir Müslümanlar meselesi ve bu arada büyük işkencelere ve zorla din değiştirme, baskılarına maruz kalmış bulunan Rodop Türklerinin durumu Libya Devlet Başkanı Kaddafi tarafından ele alınmıştı. İslâm devletleri Dışişleri Bakanları, Filistin, Filipin Müslümanları meselesi, yanında Rodop Müslümanları meselesini ele alacaklardı. Eğer dışişleri bakanlığımızın temsil eden İsmâil Erez Bey olmasa ve herkesin şaşkın bakışları arasında şunları söylemeseydi:

(Bulgaristan'daki Müslüman Türk unsuru ciddi bir tehlike karşısında değildir.Bulgar komünist devlet yöneticilerinin almış oldukları kararlar,sakal, bıyık,mahalli potur, fes ve giyim şekillerine ait olup, lâik bir devlet olan Türkiye bu meselelerin bu kongrede müzakere edilmesine taraftar değildir. Tercüman, 13 haziran 1973.

Ergun Göze beyin, gerçekten bu sinir bozucu cümlelere karşı helâl süt emmiş her Türk gibi, İsmail Erez adlı zata ateş püsküren haklı yorumuna yer vermek istemiyorum. Ancak o yorumları okuduktan sonrada, inanın bir Irak Türkü olarak bu konferansta dile getirilmediğimiz için halimize çok şükrediyor. Ya Rodop Türkleri yerine Irak Türkleri konu edilseydi ve Türk dışişlerinden sorumlu ne dediğini bilmez kişi aynı sözleri bizim için sarf etseydi ne yapardık? Eminim, Türklüğümüzden milli şuûrumuzdan hiçbir şey kayıp etmezdik, ama Arap ve İslam aleminde özelliklede Baasçılar karşısında ezilirdik, büzülürdük. Öyle durumlarda Baas rejiminin kurnazlığı tutar bu faraziyeyi Türkmen halkına duyurmak için tellal tutardı. Bütün Türkmeneli de Türkiye'yi unutun , o bizden yana, sizi kesmememiz için bir neden yok artık, sakın sesinizi duymayayım yoksa hepinizi ( çoluk çocuğunuzu) kurşuna tutarım.

İslam konferansında Müslüman Irak Türkmenlerinin Baas rejimince inim inim inletildiği durumun ele alınmasını istemememin, iyi ki de getirilmez dememin mantığı budur.

Cengiz Bayraktar - Gündoğdu - İzmit 
 
 
KAYNAK:http://www.doguturkistan.net/modules.php?name=News&file=article&sid=335
« Son Düzenleme: Ocak 29, 2007, 09:54:02 Gönderen: PAŞALI » Logged
Sayfa: 1 2 3 [4] 5
Balkanlar.Net  |  Balkan Dünyası  |  Pomaklar , Goralılar , Torbeşler  |  Konu: popüler kültür(POMAKLAR) « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer:  



    MKPortal C1.2.1 ©2003-2008 mkportal.it
    Bu safya 0.04603 saniyede 22 sorguyla oluşturuldu

    Emlak ilanları, araba ilanı ver Blog