Ana Sayfa Ana Sayfa  Forum Forum  Balkanlar TV Balkanlar TV  Tarihte Bugün Tarihte Bugün  Haberler Haberler  Makaleler Makaleler
Son mesaj - Gönderen: Taran Kedi - Cuma, 06 Nisan 2012 15:50
Balkan Türklerinin Buluşma Noktasına Hoş Geldiniz.
Balkanlar.Net
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Eylül 26, 2017, 03:10:08
151.700 Mesaj 8.683 Konu Gönderen: 8.295 Üye
Son üye: figenbakay
Balkanlar.Net  |  Balkan Dünyası  |  Pomaklar , Goralılar , Torbeşler  |  Konu: **pomak** 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 10
Gönderen Konu: **pomak**  (Okunma Sayısı 50741 defa)
PAŞALI
Ziyaretçi
« Yanıtla #10 : Şubat 01, 2007, 02:27:08 »

Sehir, denize dogru uzanan yarimadanin üzerinde yer almaktadir. Yarimadanin karsisinda Karadenizin tek adasi olan Giresun Adasi (Aretias), kentin bir kolyesi gibi durmaktadir.
Sehrin nerede kuruldugu ve kimler tarafindan iskan edildigi konusu tartismalidir. Bu tereddüt M.Ö. 350 yillarina ait kaynaklarda da yer almaktadir. Cografyaci Strabon, Farnakia dedigi sehrin; bugünkü Giresun kentinin oldugu yerde kuruldugu üzerinde durmustur. Romali idareci Arrien Farnakia`nin eski adinin Kerasus oldugunu belirtmis ve buranin Sinoplular tarafindan kuruldugunu yazmistir.
Sehir hakkinda Roma, Bizans ve Rum Pontus Imparatorlugu dönemine ait tatminkar bilgiler yoktur.

Eski Anadolu tarihi arastirmalarinda, sehir ve kasaba tarihlerinde dil incelemeleri sonucunda, bu bölgede M.Ö. 2000`li yillardan beri Türk varliginin mevcut oldugu anlasilmistir.

M.Ö. 7.y.y.da Iskitlerin Karadenize göç etmesi ile Oguz unsurlari da bu bölgeye yerlesmislerdir. Bu bölgede Oguz boylarindan Yazir, Döger, Avsar, Karkin, Halaç`larin; Akhun, Kusan, Peçenek, Hazar, Hun, Kipçak Türklerinin yerlesimi mevcuttur.

M.Ö. 7.y.y. in ilk yarisinda Iskit baskisi sonucu Kimmerler, Kafkaslara geçerek Anadolu`ya geldiler. Sebinkarahisar`in bozbayir, Akkaya, Güneytepesi, Diskaya civarindaki magaralarin; Yedipinarlar yakinindaki Dipsizkuyu adindaki eserlerin ve Naibli yakinindaki büyük höyügün, Kimmer`lere ait oldugu degerlendirilmektedir.
Giresun Adasinda yasadigi ileri sürülen Amazonlarin mensei Iskitlere dayandirilir. Trabzon`lu Ermeni tarihçi Minas Bijiskyan ise Amazonlar hakkinda "cesur, savasçi kadinlar" diye bahseder. Yine eski tarihçiler Amazonlarin Terme`de bagimsiz devlet kurarak Karadeniz`e hakim olduklarini söylerler. Ünlü tarihçi Heredot da "Amazonlarin Iskitli gençlerle kaynasmasindan" söz etmistir.

Karadeniz bölgesinde, ilk ve orta çaglarda, Iskit, Kimmerler, Hun, Hazar, Bulgar, Uz, Peçenek göçlerinin sonucu Türk iskaninin oldugu, Karadeniz agizlarinin fonetik ve morfolojik yapisiyla birlikte yer adlarindan da anlasilir. Giresun`un bati yakasindaki Çitlakkale mahallesinin adinin Deliorman ve Selanik civarindan gelerek buraya yerlesmis olan Türk toplulugu Çitaklardan geldigi, bölgede konusulan lehçenin ve kültür unsurlarinin Çitak ve Gagavuz Türklerinin ki ile benzerlik gösterdigi görülür.

Hitit Imparatorluk dönemi tabletlerine dayanan tarihi kaynaklarda, Giresun`un Azzi Bölgesi sinirlari içinde kaldigi anlasilmaktadir. Karadeniz bölgesinde 90`a yakin koloni sehri kuran Miletoslular, Giresun ve Tirebolu sehirlerinin de kurucularidir. Amaçlari bu bölgeyi kendilerine yurt edinmek olmayip, buralarin her türlü yer alti ve yer üstü kaynaklarini sömürmekti. Bu yüzden yerlesim birimlerinin korunabilecek kisimlarini alip buralara yerlesmislerdir.

Persler, Anadolu`yu ele geçirdikten sonra, bu bölgeyi merkeze bagli satrapliklara (eyalet) bölmüslerdir. Giresun da Dogu Karadenizin satrapligi içinde yer almistir.
Giresun, bir süre Kapadokya Kralligi (M.Ö.332-323) ile Makedonyalilarin (M.Ö.3301) hakimiyetinde kalmistir. Pontuslularin en güçlü dönemi olan Kral Farnakes zamaninda tüm Dogu Karadeniz bu devletin sinirlari içinde yer almistir. Giresun`un Farnaika adini da bu dönemde aldigi çesitli kaynaklarda belirtilmistir. Daha sonra Roma Imparatorlugu bu bölgede egemen olan Pontuslularin hakimiyetine son vermis ve Farnakia`yi kendi sinirlari içine katmistir.

Çevresinde önemli gümüs ve demir üretim yerleri olan Giresun`a Romalilar tam bir hakimiyet kurmamislardir. Onlarin döneminde bu bölgede para basildigi rivayet edilmektedir. Roma idaresinin ilk dönemlerinde Romali yazarlardan Ammianus Marcel`e göre Romali komutan Lucullus buraya geldiginde yabani kiraz agaçlarini görmüs ve bu agacin fidanlarini Roma`ya götürmüstür. Bu bilgi kirazin dünyaya Giresun`dan yayildigi inancinin kaynagi olmakla birlikte Roma`da daha önce de kirazin varoldugu belirtilmektedir. Giresun Romalilarin ardindan Bizanslilarin denetimine geçmistir.
Bizans egemenligi döneminde Yunan medeniyetinin büyük bir hizla gelisip yayilmasina karsilik, Yunan soyu gittiçe zayiflamistir. Bu sebeple, Bizans Imparatorlari, ülkelerinin içerisinde yasayan ve baska soydan gelen insanlari asimile etmeye çalismislar ve bu yolda en çok dil ve dinden yararlanmislardir. Dogu Karadenizin ormanlik alanlardaki kabileleri itaat altina almak için ormanlar kesilerek yollar açilmis, yol boylarina muhafiz kulübeleri yapilmis, hatta bir miktar hristiyan Bulgar Türk`ü de getirilip bölgeye yerlestirilmistir. Bizanslilar bu yolda çaba harcarken 705 yilinda ilk kez Müslüman Arap ordulari bölgeye gelip Islamligi tanitmaya baslamistir.

1204 yilinda Haçlilar, Bizansin baskenti Istanbul`u ele geçirince Imparator Komnenos`un çocuklari Trabzonu alip burada Trabzon Rum Imparatorlugu kurmuslardir. Giresun da bu devletin sinirlari içinde yer almistir. Anadolu Selçuklu Devletine vergi vermeyi kabul eden ve 1244`te Mogollarin egemenligi altina giren Trabzon Rum Devleti Türklerin bir eyaleti haline gelmistir.

Trabzon`a bagli bulunan Giresun ve çevresi Mogol nüfuzu altina girmistir. Iste bu sirada, Oguzlarin Üçok koluna mensup boylardan biri olan Çepniler; Ordu, Giresun ve Trabzon illeri sinirlarina yerlesmeye baslamislardir.

Giresun`un Türklesmesi, Anadolu Selçuklu devletinin çöküsünden sonra Anadolu Selçuklu Beylikleri döneminde daha da artarak devam etmistir. Türkmenler, Sinop, Samsun bölgesine hakim olduktan sonra, 1297`de Ünye yöresini ele geçiren Çepniler, Trabzon`a kadar akinlarda bulunmuslardir. Bu tarihlerden itibaren Karadeniz`de ticaret kolonileri kurmaya baslayan Cenevizlilerin de sehirde temsilcileri oldugu sanilmaktadir. Dolayisiyla burada ayrica Ceneviz nüfusu da etkili olmustur. XIV. Yüzyilin baslarinda Çepni Türkmenlerini akinlari sirasinda kalenin zaptedildigi tahmin edilmektedir.

Bayram Bey, Ordu ve çevresini kontrol altina alan Çepni Türkmenlerinin beyidir. Oglu Haci Emir Bey döneminde bu bölgeye "Bayramlu Beyligi" denilmeye baslanmistir. O da ayni sekilde Trabzon Rum Imparatorlugunu s...istirmaya devam etmis olup, Haci Emir Beyin Oglu Emir Süleyman Bey de, 1397`de Giresun`u fethetmistir.

Böylece onun zamaninda Giresun ve çevresinin fethi ve Türklesmesi tam manasiyla saglanmistir. Bu beylik iç ve dis çatismalar sonucu zayiflayip Sivas Hükümdari Kadi Burhaneddin`in hakimiyetine girmis ve dolayisiyla Giresun da bu devletin sinirlari içinde kalmistir.

Bugüne kadar yanlis bir kanaat olarak Giresun`un Türklesmesi Fatih Sultan Mehmet`in 1461`de Trabzonu fethiyle beraber gösterilmistir. Giresun`un Osmanli Devletine bu tarihte katildigi dogrudur. Oysa Giresun`un Türklesmesi 1397`de Bayramlu Çepni Türkmen Beyi Emir Süleyman Beyin Giresun`u fethetmesiyle gerçeklesmistir. Bu yanlis kanaat yüzünden Giresun`da onun adini tasiyan hiçbir eser bulunmamaktadir. Dolayisiyla Giresun`un ilk fatihi taninmamaktadir.

OSMANLILAR DÖNEMI

1402`de Timur`un egemenligine giren Giresun, 1453`te Fatih Sultan Mehmet sehri vergiye baglamis fakat vergisini vermedigi için 1456`da kusatilmistir. Sehir 1461`de Trabzon Rum Imparatorlugunun direnmeksizin teslimiyle Osmanli idaresine girmistir.

Osmanli idaresinde sehir bir liman sehri olarak önemli bir gelisme göstermistir. 16-17 ve 18.y.yillarda Giresun ve çevresinde eskiyalik hareketleri, baska gruplarin yagmalamalari görülmüs, II.Mahmut döneminde çevre tamamen Osmanli`nin kontrolü altina girebilmistir.

Logged
PAŞALI
Ziyaretçi
« Yanıtla #11 : Şubat 01, 2007, 02:52:49 »

karadeniz de  Muhlama - Havits- Yağlaş- kuymak olarak isimlendirilsede balkanlarda kaçamak olarak bilinen bu yemeğin karadeniz de uygulanan  Tarifini veriyorum.



KUYMAK

Malzemeler:
- 1 su bardağı mısır unu,
- 100 gr. Trabzon tereyağı,
- 150 gr. Trabzon İmansız peynir,
- 1 su bardağı sıcak su.

Yapılışı:
Tereyağını tencereye koyun. Yağ eridikten sonra mısır ununu dökerek, tereyağı ile kavurun. Un pembeleştiğinde, kaynamış sıcak suyu ilave ederek suyla bir miktar pişmesini sağlayın. Katılaşmaya başlayınca peyniri ilave ederek, 5 dakika peynir ile pişmesini, hafif hafif tahta kaşıkla malzemenin birbirine karışmasını sağlayın. Peynir tuzlu ise tuz ilave etmeyin. Piştikten sonra servis yapın.
.
« Son Düzenleme: Şubat 01, 2007, 12:04:24 Gönderen: PAŞALI » Logged
PAŞALI
Ziyaretçi
« Yanıtla #12 : Şubat 01, 2007, 03:07:36 »

orta ve doğu karadenizde yağlaş (pomakların milli yemeği kaçamak) ki balkanlarda hiç bir etnik gurup bulgarlar dahil yapmazlar tamamen pomaklarla özdeşleşmiş bir yemek olduğunu az çok balkanlarla istişaresi olanlar bunu çok iyi bilir peki pomakların milli yemeği olan kaçamak (yağlaş) karadenize nasıl geldi dersiniz yukarıdaki tarih in içinden çıkmadı ise bu mümkün mü?


kaynak:http://www.piraziz.gov.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=92
« Son Düzenleme: Şubat 01, 2007, 03:36:01 Gönderen: PAŞALI » Logged
bogutevolu
mustafa
Onursal Üye
*****

Popülarite: 64
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 519



« Yanıtla #13 : Şubat 01, 2007, 10:21:53 »

Allah selamet versin Paşalı abi..
yine gecenin köründe herkes uykusunun ve rüyalarının ortasında iken, erenlerin teheccüd namazında olduğu bir sırada sen bu kadar uzun bir yazıyı buraya geçmişsin.
Evvela emeğini Allah kabul etsin. İnşaallah okuyacağım. Zaten sürekli anlatmak istediğimiz iki satırlık geyik muhabeti yapmak isteyenler bize bulaşmasın arkadaş... Onlarla işimiz yok.. Saygılarımızla kendi kafadar arkadaşlarıyla hoşça vakit geçirsinler. Herkes aynı tabiatta olmaz. Onlara saygı duyuyoruz. Ama biz kendi işimize, düşünmeye, tarih okumaya, gözlem yapmaya, bilimsel yorumlar geliştirmeye uğraşıyoruz. Büyük Türk tarihinin enginliğini o kardeşler hayal bile edemezler. Bu bir üstünlük iddiası değil, üzeri dış güçlerce örtülmeye, önemsizleştirlmeye çalışılan muazzam bir toplumun sayısız kavimlerinin dünyanın her yerine erişmiş, her tarihi her ulusu etkilemiş bu insan toplumunun dün n olduğunu, bugün ne hale geldiğini ve yarın nasıl olması gerektiğini tartışmaktır. Tartışa tartışa kafa göz yarmak değildir.

Ben aslında bu toz dumandan Kuman-Kıpçak tarihinin bir özetini yapmaya bile imkan bulamadım.. Kısmen biraz girmiştim.
Ama Kuman-Kıpçakların Ermeni ve Gürcü milletinin oluşumundaki payını, Şu anda Kuzey Kafkasyada Karaçay-Malkarların kuman asıllı olduğunu bilen var mı..Kuman-Kıpçakların Doğu Karadenizdeki izlerini bilen var mı.. Mısır tarihindeki Kuman-kıpçakların etkisini bilen var mı..
Kıpçak imparatorluğunu , Onun yerine geçen Altınordu devletini bilen var mı.. Ukrayna ve Rus tarihinde kuman kıpçaklardan başka bir çok türk boyunun etkilerini bilen var mı... Rus asilzade sınıfı içinde 500 büyük türk süllalesinin ruslaştığı bu arada aslında onları n içine türk geleneklerini de yerleştirmiş olduğunu bilen var mı.. Hatta şimdiki Ukraynalılar ve Ruslar arasında siz mi yoksa biz mi daha asil slavız , siz türk karışıksınız kavgasından haberi olan var mı..Moğolların önünden kaçıp Besarabyada Kumania devletini bilen var mı... Romen devletinin Yönetici sınıfının, boyarların Kuman asıllı olduğunu bilen var mı.. 2. Bulgar devletini Bizansa karşı istiklal kazanıp kuran Kumanları bilen var mı.. 2. Bulgar devletinin 3 sülalesinin Asen-Terteri-Şişman Kuman asıllı oldukları, Enson bu sülale mensuplarıından bir kısmının müslüman olduğunu bilen var mı.. Kumanova şehrinin kumanların başkenti olduğunu fark eden var mı?
 Macar tarihinde kumanların ta 1911 yılına kadar kuman türkçesi konuşan türkler olduğunu bilenler var mı..

Ancak Pomakların tamamen kuman asıllı olduğunu kimse iddia etmiyor. Pomaklarda türk kökenli , ancak başka unsurlarla karışmış en son halini anadoludan gelmiş Türkmenlerle yapmış kendine özgün bir yapısı olan bir toplumdur.
Yunanlı bir araştırma yapmış. Bilimselliğini bilmem ama adamlar bir araştırma yapmış şimdi pomak köyü olan bir köyde sadece araplarda görülen bir gen bulunmuş. Bu durum tarihsel gerçeklere uyumludur. Çünkü Eba Eyyübel Ensarinin şehit düştüğü İstanbul kuşatması ve daha başka Arap seferleri ahtırlanırsa bunda bir gerçeklik payı olabilir.
Ondan sonra Bulgar kendine göre birkan  araştırması yapıyor. Bilimselliği tartışılır. Yine kendine göre bir sonuçlara varıyor. daha öncede yazdım. Veri çok.. En önemli ve bizi aydınlatacak veri ise Osmanlı tahrir defterlerinin çözümlenmesi ki hangi akıla hizmet zamnında onlar vagonlarla Bulgaristana hurda fiyatına satılmış.. Haaa bu arada bizim anlı şanlı büyüklerimizden tarihsel hafızasını silmek için kayıtlarını düşmana satanlar da olmuş .. Bu ayrı bir yaradır.
Selam ve sevgilerimle...
Logged

Nassınız, eyi misiniz ?
PAŞALI
Ziyaretçi
« Yanıtla #14 : Şubat 02, 2007, 00:25:07 »

OGURLAR (BULGARLAR)

Bulgarlar için de 150 yıldan fazla bir zamandan beri menşe aranmış ve Urallı, Fin, îslav, Tatar vb. asıllı olduklan iddia edilmiştir. Nihavet Türk asıldan geldiklerine dair önce Vambery tarafından ileri sürülen görüş G. Feher'in arkeolojik ve Gy.Nemeth'in linguistik araştırmalan ile kesinlik kazanmıştır. Kavim adı olarak "Bulgar" kelimesi 5. asrın 2. yansından önce mevcut değildi; ilk defa, 482 yılında, Bizans imparatoru Zenon'un, Doğu-Got'larına karşı savaşmak üzere, askerî yardımlarına müracaat ettiği Karadeniz kuzeyindeki topluluk ismi olarak ortaya çıkmıştır. Bulgar adı bir tarihî hadiseden doğmuş idi: Avrupa Hun hükümdarı Attila'nm ölümü üzerine evlatları ile tabi kavimler arasında patlak veren mücadelelerde Attila'nın 2. oğlu Dengizik'in 469'da ölümünden sonra, bunun küçük kardeşi Irnek idaresinde Orta Avrupa'yı terkeden Hun kütleleri Karadeniz kıyılarında buluştukları başka Türk zümreleri ile karışmışlardı. Bu karışmadan doğan yeni topluluk Türkçe "Bulgar" diye anılmağa başladı. Başlangıçtan 765 yılına kadar Bulgar hükümdarlarının adlarını ve hakanlık sürelerini gosteren ve bugün ancak, daha geç zamandan kalma bir Rus kronikinde îslavca tercümesine sahip olduğumuz "Bulgar hakanlan listesi"nde îrnek, Bulgar hükümdar sülalesinin atası olarak görünmektedir.
Hun kütleleri ile karışan bu Türklerin asıl adı "Ogur"du ve Tuna ağzından Volga'ya kadar Karadeniz kuzeyi bozkırlarında, daha sonraki Peçenekler ve Kumanlar gibi ayrı boy birlikleri halinde oturuyorlardı: Saragur (Sa-rı/Ak/Ogur), Bittigur (Beş-Ogur), Ultingur~Altziagir (Altı-Ogur), Kutri-gur-Kuturgur ("Tukurgur" = Dokuz-Ogur) Ungur ~ Hunugur ~ Onugur (On-Ogur), Utigur ~ Uturgur (Otuz-Ogur) Bizans tarihçisi Priskos (5. asır)'un, Sabarlar tarafından Ural dağlannın doğusundaki yurtlanndan uzaklaştırılarak Karadeniz düzlüklerine geldiklerini (461 - 465'lerde) bildirdiği Ogur Türkleri, aynı tarihçiye göre o zaman üç grup teşkil etmekte idiler: Saragur, Urog (Ogur) ve On-Ogur. Bunlar Avarların önünden batıya çekilen Sabarlann karşısında tutunabilmek için Bizans'a elçi göndermişlerdi. Son araştırmalara göre, Ogurlar büyük göçten önceki yurtlannda da üç zümre halinde idiler: Dogu zümresi (Seyhun-Çu nehirleri ve Çalkar Gölü havalisinde: On-Ogurlar) ; orta zümre (bugünkü Kazak-Kırgız bozkırı ve Emba nehri boyunda -ihtimal- Otuz-Ogurlar) ve batı zümresi (Yayık nehri havalisinde -herhalde- Dokuz-Ogur'lar). Bu sıralarda Saragur (Ak-Ogur) kütlesine karşılık ötekilerin "Kara Ogur" ' kanadını teşkil etmiş olmaları muhtemeldir.
Ogurlar Oguzlann kardeşleridir. Herhalde birbirlerinden çok erken devirlerde (en geç M.Ö. 3. asırdan öncelen) ayrılmış olmaları (bk. yk. Türklerin yayılmaları) dolayısiyle, dillerinde bazı fonetik değişmeler meydana gelmiştir. En açık fark da ana Türkçe'deki Z sesinin Ogur lehçesinde R'ye çevrilmiş olmasıdır. Aslında "Oğuz" tabiri doğrudan doğruya "Türk boyları" manasına geldiğine göre, doğuda kalan ve Z sesini kullanmağa devam eden ana kütleye karşılık, onlardan batıya doğru ayrıldıktan sonra R'li lehçe konuşmağa başlayan Ogurların (Batı Türklerinin) adlarında da bu fark dikkati çeker: Oguz-Ogur.Yukandaki Ogur boy birlikleri de sırasıyla: 5 Oguz, 6 Oguz, 9 Oguz, 10 Oguz ve 30 Oguz demektir. Nitekim Doğu Türklerinde de böyle boy sayısı ile adlandırılmış birlikler vardır (bk. yk. Oğuzlar). Ogur lehçesindeki diğer bir ayrılık da söz başındaki y yerine d söylenmesidir (me-sela. yılan-dilom vb.). Eski Grek coğrafyacısı Ptolemaios (M. 160-170) Ha-zar denizine dökülen Yayık nehri (bugün Ural nehri. Asıl Türkçe ad 18. asır 2. yarısında Ruslar tarafından değiştirilmiştir)'nin adını Daih (aix) şeklinde belirtmiçtir836 ki, bu ad Bulgarların atalannın M. 2. yüzyılda Batı Sibirya'da îtil (Volga)'e doğru uzanan bozkırlarda yaşadıklarını belgelemektedir. Ogurların tarihi çok daha geri gitmektedir. Bunların, M.Ö. 3. yüzyıl sonlarına doğru Tanrı Dağlan eteklerinde oturan U-sun(Wu-sun)'larla ilgili olmaları muhtemeldir. Ancak bu ilgi, daha ziyade, yukarıda Kumanlar münasebetiyle bahsettiğimiz U-sunların oturdukları sahaya (belki daha ön-ceki yurtları) taalluk ediyor görünmektedir. Çünkü aynı tarihte Ogurlann daha kuzeyde Kobdo, Tarbagatay bölgesinde yaşamakta olduklanna dair deliller vardır. Burada, Çin kaynakları "Ho-chieh" veya "Wu-chieh" (=Hu-kie veya Wu-kie, P. Pelliot, 1920; Wu-kie, Hu-kie, U-k'it, F. Hirth, 1899; Ho-ku, L. Ligeti, 1940) adlı bir kavimden söz ederler. F. Hirth adın Çince şeklinin, asıl söylenişi "Ugır" (Uygur değil) olan bir kelimeden gelebileceğini söylemiştir839 ki, bu ad onu doğrulayan Gy. Nemeth'e göre Türkçe "Ogur"dan başka birşey değildir. M.Ö. 3. yüzyıl başlannda Orta Asya'da Ogurların en mühim kollanndan biri, Çin kaynağında Orta ve Güney îrtiç taraflarında oturdukları ve Çin'e sansar, beyaz ve gök tilki ("Kun-tsun" = Kırsa ~ Karsak-bozkır tilkisi), bilhassa sincap derileri getirdikleri bildirilen Tingling'lerdir. Bu meşhur sincap kürkü tacirlerinin adı da Türkçe'dir: Ting-li=Teyin'li=Sincap'lı. Bütün Ogurlar esasen kürk ticareti ile tamnmışlardı. Kıymetli kürkler arasında sincap derisi başta geliyordu.Ogur Türklerini, daha ziyade hayvan yetiştirici kardeşlerinden ayıran bu kesif avcılık ve kürk ticareti yanında, onların başka bir hususiyetleri de, batıda bulunduklan coğrafî bölgenin şartları gereği, iyi çiftçi olmaları idi. Her çeşit ziraati ve meyveciliği zamanına göre en yüksek seviyede yapıyorlardı. O tarihlerde Macar diline giren Ogur Türkçesi kelimeleri (bk. Hazar hakanlığı) bunun delilleridir.
Batı Sibirya'daki yurtlannda iken, Orta Asya'da Çi-çi Tanhu devletinin çöküşünden (M.Ö. 36) sonra aynı bölgeye çekilen Hun kalıntılan ile komşu oldukları anlaşılan Ogurlann, daha sonra batıda sür'atle bir dünya imparatorluğu durumuna giren Avrupa Hunlanna bağlandıkları, bilhassa Saragurların Attila zamanındaki rollerinden bellidir. Hun imparatorluğu parçalanıp merkezî otoritenin kaybolması (460-470 yılları) üzerine, bu defa Hun kütlesiyle beraber, batıdan geldiği bilinen trnek etrafında toplanarak, Bulgar devletini kurdukları görülüyor. Ogurlar îrnek'in halefi Mundo (Muncuk?) ve ondan sonra gelen 4 hükümdar zamanında, 550'lere kadar, aralanndaki birliği sürdürmüçlerdi. Bu tarihlerde şöyle yayıldıkları tesbit edilebiliyor:
Kafkaslar'ın kuzeyinde (Azak'ın doğusunda) On-ogurlar, Don-Volga dir-sekleri bölgesinde Otuz-ogurlar, Dnyeper'e doğru bozkırlarda Dokuz-ogurlar. Bunlardan doğudakiler sırasiyle Sabarlarm ve -Gök-Türk h-kimiyeti Azak Denizi'ne ulaştığı zaman (576'lar)- Gök-Türklerin idaresine girmişlerdir. Menandros'a göre, Otuz-ogur Hükümdarı Anagaios (Türkçe a-lı: Ana-aga?)tarafından tayin edilmiş olan Ak-kagan adlı kadın başbuğ, Gök-Türklere bağlananlardandı.Batıdaki Dokuz-ogur (Kara-Bulgar?)'lar ise, yıllık vergi aldıkları Bizans ile bazan dost, bazan hasım olarak münasebetlerini devam ettirdiler. İslav kütlelerini ileri sürerek Bizans'a yaptıkları sürekli baskı, İmparator Anasta-sios (491-518)'u, başkent Istanbul'un korunması için, "uzun sur"u yaptırma-ğa zorlamıçtı48. 530'larda ise Bizans generali Belizarios kumandasında îtalya savaşlarına katılmışlar, 549'da Longobardlarla çarpışan Gepidlere 10 bin süvari ile yardım etmişlerdi. Fakat Bizans -tıpkı Çin gibi.- Türklere karşı oynayageldiği oyunu Ogur'lara da tatbik etti. Dokuz-ogur ve Otuz-ogur kardeşlerin arasını açtı, birbirleri üzerine saldırttı. Mağlüp olan Dokuz-ogurlardan bir kısmını (2 bin aile) Trakya'ya yerleştirdi. Otuz-ogurlann Balkan lar'a anî bir yürüyüşle îstanbul yakınlarında görünmelerinin (550'de) artr bir faydası yoktu. Karadeniz kuzeyindeki Ogur hakimiyetinin zayıflaması Avarların, yollarında rastladıkları Ogur-Bulgar Türklerinden bazı kütleleri beraberlerine alarak batıya doğru sür'atle ilerlemelerini (558'i takip eden yıllarda) kolaylaştırdı. Bayan Hakan'ın emrinde Dalmaçya'da savaşan Bulgarlar, 626 îstanbul kuşatmasında Avarlara yardımcı kuvvetler teşkil etmişlerdi. Bunlar Balkanlar'a, Kuzey îtalya'ya, Macaristan'a yayıldılar. Avarlaı dan memnun olmayan 9 bin kadar Bulgar ailesi önce Bavyera'ya, sonra îtal ya'ya taşındı (7. asnn 2. yansı).


kaynak:http://www.turan.tc/turktar/ogur/index.htm
Logged
PAŞALI
Ziyaretçi
« Yanıtla #15 : Şubat 02, 2007, 01:00:45 »

     LİNKLER:

Bu esere teğlif hakkı uygulandığından sadece link verilmiştir.
http://www.anayasa.gen.tr/pomteb.htm#_ftn3
Logged
PAŞALI
Ziyaretçi
« Yanıtla #16 : Şubat 02, 2007, 01:06:21 »

Sayın xxxxxxx kaygılarını anlıyorum ancak saf ırk arayan ın biliyorum ki bulabilmesi mümkün değildir (ATATÜRK)ne mutlu türküm diyene derken bunları bilerek söylemiştir yoksa ne mutlu türk olana da diyebilirdi türklük onu hissedebilmektir yoksa nicelerini gördü bu millet türküm diye naralar atıp savaştan kaçarken kaçanın anası ağlamaz diye zeka örneği sergileyenleri türklüğü kaçarken hızlı koşmakla eşdeğer görenleri ne kadar hızlı kaçarsa o kadar türk olduğunu iddia edenlere hep birlikte şahit olmadık mı bakın kan uykusu belgeseline pkk ile mücadelenin en hızlı döneminde genel xxxxxx xxxxxx göndermeye xxxxxxx bulamayınca o zaman kurmay albay olan osman pamuk paşaya görevi vermek zorun da kalmış ve osman paşanın büyük özverisi sayesinde pkk nın önü alına bilmiştir sıkıntımız kafatasçı bir anlayışla olaya yaklaşmak değil sıkıntımız köklerimizden koparılmaya çalışılmasıdır pomakların çingeneler,xxxxxxtlar ,xxxxxklar,ve devşirme rumlar ile aynı potaya konulmaya çalışılmasıdır kendi kökenlerini bilmeyen kişilerin bizim kökenlerimiz hakkında yalan yanlış iftiralarda bulunmalarınadır tepkimiz bu da en doğal hakkımız değil midir henüz araştırmalar sonuçlanmadan kendini bilmez kişilerin siz şusunuz siz busunuz demelerine tepkisiz mi kalalım aptalmıyız biz hayır böyle olmadığını görmeliler pomakların genel karakteristiğidir soğukkanlı sessiz ağırbaşlılık ancak bunu aptallık olarak gören zihinlere bunun böyle olmadığını yanıldıklarını her istediklerini bize dikte ettiremeyeceklerini anlamalılar.GÜNEŞ BALÇIKLA SIVANMAZ
« Son Düzenleme: Şubat 03, 2007, 23:54:45 Gönderen: PAŞALI » Logged
PAŞALI
Ziyaretçi
« Yanıtla #17 : Şubat 02, 2007, 01:07:55 »

Araştırma;RODOPLARIN MÜSLÜMAN HALKI BASRİ ZİLABİD
 

Pomaklar, Balkanlarda Pomakça konuşan Müslümanlara verilen bir addır. Pomakların, Kuman Türklerine dayanan uzun bir tarihi geçmişi vardır. Kuman Türkleri miladi 916 yılında Kuzey Çin’den ayrılarak önlerine çıkan Ruslarla savaşıp, XI. ve XII. yüzyılda Ukrayna ve Romanya üzerinden Balkanlara inmeğe başlayan bir Türk kavmidir. İlk olarak kuzey Bulgaristan’a daha sonra güneye doğru inerek Rodoplara ve Makedonya’nın doğu kısımlarına yerleşmişlerdir. Yerleştikleri bölgelere Kumanova, Kumantsi, kumança gibi isimler vermişlerdir.

Kuman ve Peçenek Türkleri’nin 1087’de kurdukları federasyonun 1091’de yıkılması neticesinde Kuman Türk boylarından birçoğu Romanya, Macaristan, Avusturya ve Çekoslovakya içlerine kadar giderek gayri Türk unsurların içinde Hıristiyanlığı kabul etmişler ve etnik varlıklarını kaybetmişlerdir. Batı Trakya ile Rodop ve Prin bölgelerinin dağlık kesimlerinde ise bir hayli Kuman Türk boyu kalmıştır.

1065 yıllarından itibaren Bizans, Slavların güneye inmelerini önlemek amacıyla Konya’nın bazı kesimlerinden birçok Türk kabilelerini gayet tavizkar tekliflerle Teselya ile Makedonya ve Rodoplara götürüp iskan ettirmiştir. Bu kabilelerin 55-60 bin kişilik bir topluluk olduğu Bizans kroniklerinde belirtilmektedir. Daha sonra 1345 yılında Gazi Umur Beyin fütuhatına sahne olan bu bölgelere 100 bin kadar Yörük Türkmen iskan edilmiştir.

Anadolu’dan iskan edilen bu Türk-Müslüman grup-ları bu bölgede yaşayan Kuman Türkleri arasında İslamiyetin yayılmasında etkili rol oynamışlardır. Bu gruplar arasında şeyh, abdal, derviş, gibi İslam misyonerleri İslam’ın propagandasını yapmışlardır. Bulgar tarihçileri Zlatarski ve İreçek İslam Dini mis-yonerlerinin Bulgaristan’da İslam propagandasını yaptıklarını ve XIII. asra kadar İslam dininin bu yörelerde yayıldığını belirtmektedir. Tarihi verilere göre Kuman Türkleri’nin ihtida ederek Müslüman oluşları Osmanlı’nın bölgeye gelmesinden önceye rastlamaktadır.

Kuman Türkleri Anadolu’dan gelen Müslüman kardeşlerine maddi ve manevi yardımlarda bulunmuşlar, “öncü”, “ardcı” ve “ileri keşif” kolu olarak aktif görevlerde bulunmuşlardır. Slavlar Kuman Türk Müslümanlarına Osmanlı ordularına yardım ettikleri için yardımcı anlamına gelen “pomagaç” adını vermişler ve bu zamanlarda Pomak şeklini almıştır. Ancak bu kelime Osmanlı müelliflerinin eserlerinde geçmediği gibi, Pomak adına da hiçbir yerde rastlanmamaktadır. Bu tabir Türkçe eserlerde ancak 1877-1878 Türk-Rus harbinden sonra Balkanlar’dan gelen muhaceretler dolayısıyla rastlanır.

Pomaklar bütün tarihleri boyunca Osmanlı Devletine sadakat ile hizmet etmiştir. 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşının elim neticeleri Rodopların Rus ordusu ve Bulgar komitacıların istila tehlikesine kaldığı vakit, Rodop Türkleriyle Pomaklar yine birlik ve beraberlik içinde düşmanlarını bu bölgeye sokmamışlardır. 3 Mart 1878’de imzalanan Ayastefanos andlaşması hükümlerine itiraz etmişler ve oturdukları bölgede “Muvakkat hükümet” kurmuşlardır. Bulgar-Rus kuvvetleri muahede şartlarını yerine getirmek için, Pomaklara saldırdılar. Pomaklar ve Rodop Türkler’i, aylarca mukavemet edip memleketlerine düşmanı sokmadılar. 1878 Haziran ayından itibaren büyük Avrupa devletlerinin ve Osmanlı Devleti’nin mümessilleri Berlin’de barış müzakerelerine başladıkları vakit, Rodoplar’da savaş devam ediyordu. Bu çetin mücadele Berlin’de toplanan kongre üzerinde etkili oldu ve çeşitli milletlerin temsilcilerinden oluşan bir heyet, Rodoplar’a gönderildi. Neticede Pomaklar arzularına kavuştular. Berlin Kongresi kararları gereğince müstakil bir “Şarkî Rumeli Vilâyeti” kuruldu ve Pomaklar’ın vatanı düşman istilasından kurtuldu.

Pomaklar’ın konuştukları dile gelince, % 30 Ukrayna Slavcası, % 25 Kuman-Kıpçakçası, % 20 Oğuz Türkçe’si, % 15 Nugayca ve % 10 Arapça’dan müteşekkildir. Buna göre Bulgarlar’ın iddia ettikleri gibi Pomakça’nın Bulgarca’nın bir şivesi olduğunu söylemeye imkan yoktur. Pomaklar bugün Bulgaristan güneyinde, Yunanistan’ın kuzeyinde, Makedonya’nın çeşitli bölgelerinde ve Türkiye’nin kuzeybatısında ve güney orta bölümlerinde yaşamaktadırlar. Bugün kendini Pomak kabul edenlerin sayısı 500 bini aşmaktadır.

Pomaklar umumiyetle zeki, çalışkan ve cesur insanlar olup, daha ziyade ziraat ve ticaretle ile meşguldürler. Şehirlerde oturanların çoğu Türkçe konuşur. Bunlar Türk-İslam medeniyeti içinde gelişmiş olduklarından, bugün duyguları ile Türklüğe bağlı yaşamışlar ve onun keder ve saadetini paylaşmayı bir vazife bilmişlerdir.

 

BİBLİYOGRAFYA

• ACAROĞLU, Türker, “Bulgaristan”, Türk Ans...lopedisi, VII/377-396, Ank. 1956

• (ALTINAY), Ahmet Refik, Türk İdaresinde Bulgaristan, Devlet Matbaası, İst. 1933

• AYDINLI, Ahmet, Batı Trakya Faciasının İçyüzü, Akın Yay., İst. 1971

• ÇAVUŞOĞLU, Halim, Balkanlarda Pomak Türkleri, Köksav Yay., Ank. 1993

• EREN, A. Cevat, “Pomaklar”, İA, İX/572-576, İst. 1964

• ----, “Pomaklara Dair”, Türk Kültürü, Sayı 4 (Şubat) Ank. 1963

• FEHER, Geza, Bulgar Türkleri Tarihi, TTK, Ank. 1999

• KONSTANTİNOV, Yulian, “Strategies for Sustaining a Vulnerable Identity: The Case of the Bulgarian Pomaks”, Muslim Identity an The Balkan State, London 1997

• MEMİŞOĞLU, Hüseyin, Pomak Türklerinin Tarihi Geçmişinden Sayfalar, Ank. 1991

• “POMAKLAR”, Müslüman Halklar Ans...lopedisi (MHA), İST. 1991

• “RODOPLAR VE POMAK TÜRKLERİ” , Türk Dünyası, Sayı 28, İst. 1973

• YÜCEL, Yaşar, “Balkanlarda Türk Yerleşmeleri ve Sonuçları”, Bulgaristan’da Türk Varlığı (Bildiriler) TTK, Ank. 1992.

 
 
Logged
PAŞALI
Ziyaretçi
« Yanıtla #18 : Şubat 02, 2007, 01:24:40 »

Bulgaristan'da Türk olan ve Türk olduğunu kabul eden üç unsur bulunmaktadır:


1. Osmanlı'dan kalma Türkler ve Tatarlar,


2. Pomak Türkleri,


3. Çingeneler.


Pomakların menşei konusunda çeşitli görüşler bulunmaktadır. Bulgarlar Bulgar olduklarını, Yunanlılar ise en eski Yunanlılar olduklarını iddia etmektedirler. Ancak Pomaklar kendilerinin Türk olduklarını söylemektedirler. Asıl olan da budur. Kişinin kendisini nasıl kabul ettiğidir. Her halk kendi menşeini ve kendisini en iyi bilir.


Pomak Türkleri: XI. asırda anayurtları Orta Asya'yı terk ederek, Ukrayna ve Romanya üzerinden Bulgaristan'a gelen Kuman Türklerinin torunları olan Pomaklar ilk olarak Bulgaristan'ın Tuna Boyu ve Dobruca bölgelerine, daha sonra güneye inerek Rodoplar ve Makedonya'nın doğu kesimlerine yerleşmişlerdir. Bugün ağırlıklı olarak Rodoplar ve Pirin bölgelerinde ikamet etmekte olan Pomak Türkleri bunun dışında Bulgaristan'ın kuzeyindeki Lofça, Plevne, Teteven; Orta Bulgaristan'da Filibe vilâyetlerinde küçük gruplar hâlinde yaşamaktadırlar.


Pomak Türklerinin kökeni ve tarihî geçmişi ile ilgili olarak bugüne kadar İngiliz arşiv belgeleri de dahil olmak üzere yapılan incelemeler; Pomakların gerçekte XI. yüzyılda Balkanlara geldiklerini, daha sonra dinlerini terk ederek, Müslümanlığı benimsediklerini ve zaman içerisinde Osmanlılarla kaynaştıklarını ortaya koymaktadır. Osmanlı İmparatorluğu'nun Rodop ve Pirine yönelik fetih seferleri sırasında Pomak Türkleri "öncü", "aracı" ve "ileri keşif kolları"nda aktif görev almışlardır.
Kuman Türklerine Pomak adı da yarımadaya gelen Osmanlılara yardım etmelerinden dolayı İslâvlar tarafından takılmış bir isimdir. İslâvlar, Anadolu'dan gelen soydaşlarına maddî ve mânevî yönden destek sağlayan Kumanlara, İslâvca'da "yardımcı, yardım eden" anlamına gelen "POMAĞAÇ" adını takmışlardır.


"POMAK" kelimesi Yunanlı ve Bulgarlar tarafından iddia edildiği gibi bir kavmin adı değil, Kuman Türklerine İslâvlarca verilmiş bir sıfattır. Görüldüğü gibi daha ilk aşamada Yunan ve Bulgar tezlerinin geçersizliği ortaya çıkmaktadır.


Bu tarihî gerçeklere rağmen, Yunanistan ve Bulgaristan, Pomakların kendi etnik gruplarına mensup olduklarına yönelik hiçbir bilimsel dayanak taşımayan iddialar ortaya atmaktadır.


Bu çerçevede; Yunanlılar, Pomakların "Müslümanlaştırılmış Bulgarlar" olduğu tezini ileri sürmektedir. Gerçekte, Pomaklar ne Yunanlı ne de Bulgar'dır. Gerçekte Pomaklar öz be öz Türk'tür.


Pomakçanın % 30'unu Ukraynaca, % 25'ini Kuman-Kıpçak Lehçesi, % 20'sini Oğuz Lehçesi, % 15'ini Nogay Lehçesi ve % 10'unu Arapça kelimeler oluşturmaktadır.


Pomak Türklerinin lisanında % 30 oranında İslâvcanın yer alması Kıpçak Türklerinin X. ve XI. inci asırlardaki göç dönemlerinde gerek Ukrayna ve Besarabya'daki İslâvlar ile, gerekse de daha sonraki dönemlerde Makedon İslâvları ile olan kültürel ve ticarî ilişkilerine dayanmaktadır.


Pomakçanın % 60 Türk lehçelerinden oluşmasının yanı sıra Pomakların etnik olarak da Balkanlı Yunan, Bulgar, Mekedon unsurlar ile yakınlığı yoktur.


Pomak Türkleri Bulgaristan'ın özellikle Rodop Dağları'nın Bulgaristan ve Yunanistan sınırları etrafında yaşarlar. Bulgarlar, Makedonlar, Yunanlılar ve Sırplar, Pomakların kendi soylarından olduklarını söylemekte, Osmanlı döneminde onların Müslümanlaştırıldıklarını iddia etmektedir. Halbuki Pomak Türkleri bilinen tarihleri boyunca Türklüklerinden şüphe etmemiş; Türklüğe, Osmanlı Devleti'ne ve Türkiye Cumhuriyeti'ne bağlılık duyguları içerisinde olan bir unsur olarak hareket etmişlerdir.


Bizce de Pomak Türkleri, Balkanlara Osmanlıdan çok önce yerleşen Kuman, Peçenek ve Kıpçakların kalıntılarıdırlar. Mevcut olan kan bağı nedeniyle Osmanlı'nın Balkanlara gelmesi ile birlikte kitle hâlinde İslâmiyeti kabul etmişler ve devlete hizmet etmişlerdir. Nisan 1876'da Osmanlı yönetimine karşı organize edilen Bulgar ayaklanmasında Bulgarların yanında yer almadıkları gibi, bilakis ayaklanan Bulgarların bastırılmasında çok aktif bir şekilde rol oynamışlardır.


Daha sonra 1877-78 Osmanlı-Rus savaşında da Pomaklar, Osmanlı yanlısı ve Bulgar karşıtı tavırlarını sürdürmüşlerdir.


Ayrıca 1877-78'deki savaşta Rodoplarda yaşayan Kıpçak, Kuman ve Oğuz Türkleri bir araya gelerek birlikte canlarını, mallarını ve namuslarını koruyabilmek için, topraklarının Ruslar tarafından işgal edilmemesi için direnişe geçmişlerdir.


Hattâ İngiliz konsolosunun raporunda Rodoplarda Türkler ilk defa Nisan 1878'de Rus kuvvetlerine karşı çarpışarak, onları püskürttüler diye yazılmıştır. Rodoplarda Türklerin canını, malını ve namusunu Ruslara ve Bulgarlara karşı savunmak amacına yönelik olarak, Rus işgali tehlikesine karşı bir nefsi müdafaa şeklinde kendiliğinden başlayan ve genişleyen hareketin lideri tek değildir.
Bu müdafaa sırasında yapılan yazışmalara bazen 10 üyelik bir heyet veya 25-30 temsilci, bazen de 100 köyün muhtarları imzalarını atmışlardır. O zamanlarda tüm olumsuz şartlara rağmen Rodop Türklerinin direnişi devam etmiştir.


1879 kışında çoğu kadın ve çocuk olmak üzere binlerce insan soğuk, açlık ve hastalıklardan ölüme terk edilmiştir. Ancak her şeye rağmen teslim olmamışlar ve 27 mayıs 1879 tarihine kadar süren geçici Rus yönetimi esnasında Ruslar Rodoplara hâkim olamamışlardır. O zaman Osmanlı yönetimine verilen Arda'nın güneyindeki ahali ise, silâhlarını Osmanlı otoritelerine hemen teslim etmişlerdir.
Arkadan Berlin Antlaşması ile kurulan Doğu Rumeli vilâyetine bırakılan Kırcaali ve Devin ahalisi "Biz ancak Osmanlı askerlerine silâhlarımızı teslim ederiz, mevcut yönetime güvenmiyoruz," demişlerdir. Uzun görüşmelerden sonra Rodop Türkleri silâhlarını teslim etmemek, vergi vermemek ve ancak Türk idareciler tarafından yönetilmek şartıyla o zaman Doğu Rumeli valisi Aleko Paşa ile anlaşmışlardır. Bulgar yönetimleri de fırsat buldukça bölgeye saldırmış, zorla onları itaat ettirmek istemişlerse de Türk ahalinin silâhlı direnişi ile karşılaştıkları için geri çekilmek zorunda kalmışlardır.


Böylece bölgede barış sağlanamamış, bir nevi kendi kendini yönetim anlayışı içerisinde devam etmişler. Rodop Türkleri kendi mahkemelerini ve kendi polis teşkilâtlarını kurmuşlar ve gerginlik devam etmiştir. 1885 yılında Doğu Rumeli vilâyeti Bulgaristan Prensliği ile birleşti, fakat Rodop Türkleri bu anlaşmayı tanımadı. Onlar Osmanlı'ya bağlanmak istediklerini bildirdiler. Böylece bu meselenin çözümü için, toplanan İstanbul Kongresi'nde 5 Nisan 1886 tarihinde Rodopların Osmanlı yönetimine verilmesi kararlaştırılmıştır. İşte burada da gördüğümüz gibi ta o zamanlarda Kıpçak, Kuman ve Oğuz Türkleri birbirlerine sahip çıkmışlardır. (Fakat 1970'lerde bunlara sahip çıkılmamıştır, böylece de 1984 gelmiştir.)


O zamanlardaki bu direniş Rodoplarda Türk varlığı sorununun bir nevi tarihî temellerini ortaya koymakta ve bölge ahalisinin hâfızasında tazeliğini hâlen korumaktadır. Böylece Rodop Türkleri, 1877'den günümüze kadar bölgeye hâkim olan Bulgaristan yönetiminin istediği kalıba hiçbir zaman sokamadığı bir topluluk olarak varlıklarını sürdürdüler ve buna devam etmektedirler.


1912-13 Balkan Savaşları: Bağımsız Bulgaristan yönetimi, Türkleri parçalayarak yok etmeye başlamıştır. Bu yıllar, özellikle Kıpçak-Kuman Türklerini (Pomak Türkleri) Bulgarlaştırmak için harekete geçilen ilk dönemdir. Bu yıllardaki toplu Bulgarlaştırma hareketi "POKRISTVANE" adıyla anılır. O dönemlerde batı ve orta Rodoplarda Bulgarlar tarafından komiteler kurulmuştu. O zamanlarda 150.000 civarında Pomak Türklerine Hristiyanlığı kabul ettirdiler ve Bulgar isimleri verdiler. Çok yerde camiler kiliseye çevrildi. Bu bölgelere Bulgar öğretmenler ve papazlar gönderildi. O bölgede yaşayanların gönüllerini kazanmak için yiyecek ve giyecek dağıtıldı. Ancak Osmanlı'dan çekinen Bulgar yönetimi geri adım atmak zorunda kalmıştır. Pomak Türklerine Türkçe isimleri iade edilmiş, camilerde ibadet edebilmelerine, geleneksel kıyafetlerini giyebilmelerine müsaade edilmiştir.


Daha sonra 1938 yılında "Rodina Kardeşlik Cemiyetinin" kurulması ile Pomak Türkleri için ikinci zor dönem başlamış oldu. Bu cemiyet, Pomakların Bulgarlarla aynı soydan geldiklerini ileri sürerek, kardeş oldukları tezini işlemeye başlamıştı. Bulgarlaştırma yine başlatılmıştı ve karşı çıkan dövülüyordu, yeni doğan çocukların ismi Bulgarca yazılıyordu. Türkçeye izin verilmiyordu. İnsanlar yine çaresiz ve yalnızdılar.


1944'te II. Dünya Savaşı'ndan sonra Bulgaristan'da kurulan Komünist rejimin ilk yıllarında (halkın desteğini alabilmek için) yapılan bu uygulamalar, faşist kampanyalar olarak nitelenerek kınandı. Ancak takip eden yıllarda rejim tamamen Bulgaristan'a yerleştikten sonra yeni Bulgar idarecileri Pomak Türklerine yönelik aynı metotlara başvurmaktan çekinmediler.


1945-49 yılları arasında Bulgaristan-Yunanistan sınırına yakın yerlerde yaşayan Pomak Türkleri özellikle yeni rejim açısından yeterince güvenilir bulunmadıkları için Bulgaristan'ın iç kesimine zorla sürgün edilmişlerdir. Bazı köyler o zamanlarda tamamen boşaltılmıştır.


1950 yıllarında 30 km'ye kadar olan Pomak Türkleri köylerinin giriş ve çıkışları izne tabi tutulmuştur. Böylece sürekli kontrol altında tutulan yerler statüsüne sokulmuştur, bu da 1992'ye kadar devam etmiştir. İşte bugün bazı kimselerin karar vermeden bu gerçekleri bilmeleri gerekir.
1950-55 yılları arasında Tatarların ve Müslüman çingenelerin isimleri değiştirilmeye başlanmıştır. Bulgaristan Komünist Partisi Merkez Komitesi 1962 Nisan ayında Çingene, Tatar ve Pomakların Türklük bilinçlerinin yok edilmesi için bir dizi uygulamayı yürürlüğe sokmuştur. İsimleri değiştirilmiş, geleneksel kıyafetler yasaklanmış, modern kıyafetler giymeleri zorunlu tutulmuştur. 1956 Bulgaristan nüfus sayımlarında Pomak Türkleri ilk defa Bulgar olarak kayda geçmişlerdir.


1964 yılında bu uygulamalardan vazgeçilmiş ve 130.000 kişinin Türkçe isimleri iade edilmiştir. Daha sonra 17 Haziran 1970 tarihinde BKP'nin aldığı bir kararla Pomak Türklerinin Bulgarlaştırılması uygulamasına, toplu isim değiştirmelerle yeniden başlanmıştır. 1974 yılına kadar tehditler, hapisler, yaralamalar ve öldürmeler ile bir arada olan bütün Pomak Türklerinin isimleri Bulgar isimleri ile değiştirilmiştir.


17 Temmuz 1970 tarihinde BKP Merkez Komitesi ve Politbüro yetkilileri 549 sayılı gizli karar ile tehdit altında milliyet ve din değiştirme kararını almışlardır. Bu karardan sonra Bulgarlaştırma faaliyetleri hızlandırılmış, zaman zaman kanlı katliâmlara dönüştürülmüştür. Ayrıca o dönemde Meriç barajı gölünde 1000 kişinin cesedi toplu hâlde ortaya çıkarılmıştır. Olayı dünya komuoyuna, Yugoslavya Televizyonu duyurmuş, hunharca işlenen bu cinayetleri şiddetle kınamıştır. Bu arada Libya lideri Kaddafi'de Bulgarların Türklere karşı giriştiği din ve milliyet değiştirme politikasına karşı harekete geçmiştir.


1972 yılında Kaddafi Bulgaristan'a bir heyet göndermiş, Türklere karşı girişilen jenosit hareketini inceletmiştir. Daha sonra ise şiddetli protestoda bulunmuş ve Libya'daki Bulgar işçilerini sınır dışı etmiştir.


Ayrıca 1972 yılında Ribnova köyüne gelen Bulgar milisleri Türklerin isimlerini zorla değiştirmeye çalışmışlardır. Buna karşı köy halkı bir araya toplanarak sopa, balta, ellerine ne gelirse almışlar ve karşı koymuşlardır. Böylece milisleri köyden kovmuşlar, ellerinden silâhları da almışlardır. İki gün sonra ise gidip silâhları karakola teslim etmişlerdir. İşte bu da bizim milletin iyi niyetli olduğunu apaçık göstermektedir. Daha sonra bu halk yok edilmiş ve işkencelere tabi tutulmuştur.


Yukarı Cuma'nın 240 hanelik Kızanlık köyü tamamen Türk köyüydü. 1972 yılında birkaç kişinin dışında bütün köyde yaşayanlar çocuk, kadın demeden diri diri yakılmışlardır. Bu olayın sebebi Pomak Türklerinin Bulgar olmayı kabul etmemeleri, suçları Türk olmalarıdır. Bu köyde isim değiştirme esnasında av tüfekleri hattâ baltalar bile toplanmıştır. İsim değiştirmeye razı olmayanlara da çeşitli baskılar yapılmış ve aylarca maaş vermeden çalıştırılmışlardır. Bunun da ne olduğunu ancak yaşayanlar bilebilir. Aylarca evine, çocuklarına ne götürebildiler, acaba bunu düşünebilir miyiz? Bu isim değiştirmeyi sonuçlandırmak için ise Kızanlık köyüne baskın yaparak köy halkını toplu hâlde bir samanlığa doldurmuşlardır. Burada Türkleri samanlıkta 3 gün 3 gece ekmek, su vermeden aç susuz hâlde bırakmışlardır. Bu baskılar sonucunda da Türklerin Bulgarlaşmayı kabul etmemeleri üzerine samanlığı içindeki insanlarla birlikte yakmışlardır.


İşte bunu okuyanlardan kaç kişi bunu göze alabilir? Bu da Pomak Türklerinin ne kadar Türk olduğunun bir kanıtıdır. Böylece komünist yöneticilerin de barbarlığı sonucunda bu köyde 240 hane ihtiyar, kadın ve çocuk dahil olmak üzere köyde bulunanların tamamı diri diri yakılmıştır. Tabiî bunlar soykırıma tabi tutulmuyor nedense?


13.03.1972 tarihinde Paşmaklının Berotin, Dospat adlı köylerine baskın yapmışlar, asker ile polisler tank, kamyon, köpekler ve itfaiye araçları ile saldırmışlardır. Böylece Rodop Türklerinin adlarını değiştirmek için korkunç bir zulüm başlatılmış ve her tarafa ateş açılarak Rodop toprakları Türk kanına bulanmıştır. Barotin köyünde 14 ile 17 mart arası köylüler ile milisler arasında şiddetli bir çarpışma olmuştur. Fakat halk topların karşısında dayanamamış, yaralı kardeşlerini orada bırakarak kaçmak zorunda kalmıştır. Askerler ve milisler köylerde Türkleri köpeklerle kovalamışlar, takip etmişlerdir. Bu olayları düşünerek Pomaklar hakkında ona göre konuşmak gerekir.


Fakat ne yazık ki, Bulgaristan Türklerinin acı feryadı dünya kamuoyunda da Türkiye'de de yeterince duyulamamıştır. Bu suskunluktan cesaret alan komünist yönetimi 1984 yılında bu hareketi sonuçlandırmak için tüm Bulgaristan'a yaymıştır.


Ardından Pomak Türkleri canlarını ve kimliklerini koruyabilmek için Türkiye'ye göç eden Oğuz Türklerinin (Osmanlı'dan kalanların) evlerini satın olarak yerleşmeye başlamışlardır.


Çok geçmeden 7 Temmuz 1978 tarihinde BKP. Merkez Komitesi bir karar alarak Pomak Türklerinin, Osmanlı'dan kalan Türklerin yoğun olarak yaşadıkları bölgelere gelmelerini yasaklamıştır. Böylece bu konuda Oğuz Türklerinin (Osmanlı'dan kalanların) ilgisizliği, Pomak kardeşlerine hiçbir yardımda bulunmamaları 1984-85 yılını getirmiş oldu.




Bulgar yönetimleri Balkanlarda Osmanlı egemenliğinin sona ermesinden itibaren, Pomakları asimile etmek için zaman zaman şiddete varan baskılar uygulamışlardır. Asimilâsyonun ilk ayağı olarak Hristiyanlaştırma faaliyetlerine hız verilmiş, camiler tahrip edilerek kiliseye çevrilmiş ve isimleri değiştirilmiştir.


Hâlen sürdürülen propagandanın temelinde bir değişiklik olmamakla birlikte zaman zaman yöntemler değiştirilmektedir, fakat sonuçlar hep aynı yola çıkar.


Ancak, Pomak Türkleri geçmişte olduğu gibi bugün de kendi millî benliklerini koruma yönündeki mücadelelerine devam etmektedirler. Bu konuda onlara yardım edilmesi şarttır.


Bölünmenin sonuçlarının her zaman felâketlerin başlangıcı olduğunu Bulgaristan Türkleri artık kavramalıdırlar. O eski zamanlarda Rus ordusunu yurtlarına sokmayan bu kahraman Türkler kendi aralarında bölündükten sonra İslâv Bulgarlara bile yenik düştüler. Ancak bilinçlendirilmediklerinden dolayı halkı suçlamak yanlış olur. Bu konuda en çok suçlu olanlar Bulgaristan'daki Türk aydınlarıdır. Zaten bir toplum için cahiller zararlıdırlar, fakat "diplomalı cahiller" ise felâkettirler.


Böylece 10 Kasım 1989 tarihinde rejimin yıkılması ile başlayan demokratikleşme sürecinde Türklerin Türk isimlerini yeniden geri alabilmeleri için gerekli yasal düzenlemeler yapıldı.


Ancak Türk ailelerinde kuşaklar arasında çatışmalar sebebiyle kendi içlerinde sorunlar yaşanmaktadır. Yeni kuşaklar kendilerini Bulgar hissettiklerini söyleyerek Türk isimlerini almayı reddetmektedir. Bu durum gösteriyor ki o zamanlarda uygulanan asimile politikası kısmen de olsa amacına ulaşmıştır.


Bulgaristan'ın Osmanlı'dan ayrılarak Balkanlarda bağımsız devletlerin kurulması ile birlikte Pomak Türklerinin de problemleri başlamıştır. Pomak Türkleri 120 yıldır yoğun bir baskı, asimilâsyon ve şiddetli propaganda altında yaşamaktadırlar. Bugün sayıları 800.000 civarında olan Pomak Türkleri ile ilgili çalışmalar Bulgaristan'da en hassas konuyu oluşturmaktadır.


Görüleceği üzere Pomaklar kendilerini her zaman Türk hissetmişler ve her zaman Türklerin yanında yer almışlardır. 1990 yılından sonra Bulgaristan'da diktatörlüğün yıkılması ile demokratik yapılanmaya geçilmiştir. Pomaklar, Hak ve Özgürlükler Hareketinin kurulmasında da çok büyük emekler sarf etmişlerdir. Ancak takip eden yıllarda gitgide HÖH'den dışlanmışlar veya beklentileri gerçekleşmemiştir. Pomaklar ile ilgili ciddî çalışmalara gidilmemiş, yakınlık gösterilmemiştir.
Buna mukabil Bulgarlar topyekûn harekete geçerek yoğun bir şekilde propaganda yapmaya devam etmişler ve Hristiyanlaştırma kampanyalarını sürdürmüşlerdir. Öte yandan Suudî destekli Vahhabî faaliyetleri de yoğunluk kazanmıştır. Vahhabî çalışmaları da Türklüklerini kaybettirme yönünde yoğun bir şekilde devam etmektedir. Vahhabî propagandası, Pomakların yaşadıkları her yerde boy göstermeye başlamıştır. Türkiye'nin ise yaptığı yardımların nereye gittiğinin, neler yapıldığının arkasını araması gerektiği düşüncesindeyiz. Bu konuda Türkiye'nin de alternatif çalışmalar yapması gerekmektedir.


Özellikle 1990 yılından sonra Pomak Türklerine yönelik misyonerlik ve Hristiyanlık faaliyetleri kat be kat artmıştır. Bu nedenle Pomak Türkleri üzerine ciddî ve sürekli bir çalışmaya gidilmesi şarttır. Bulgaristan'daki siyasî dengelerde önemli rol oynayan bu topluluk ile yapılması gereken çalışmaları şöyle sıralayabiliriz:


o 1. Tarihî bilinç - Pomak Türklerinin Türk kökenli olduklarına dair araştırmalar yaygınlaştırılmalı ve yayınlar yapılmalıdır. Bu konuda birçok eser de mevcuttur. Bunların bir kısmı Bulgarcaya tercüme edilmeli veya el kitapları basılmalıdır.


o 2. Dinî faaliyetler - Dinî eğitim, yayın ve diğer etkinlikler Arapların elinden alınmalı ve Türkiye'de bir Vakıf ile birlikte çalışmalar yapılarak, dinî ve millî eğitim bütünleştirilmeli, aynı zamanda Hristiyanlık faaliyetlerinin önüne geçilmelidir.


o 3. Kısmî göç - Pomak Türklerinin yoğun olarak yaşadıkları köy ve kasabalardan, akraba ağı geniş olan aileler göçmen olarak Türkiye'ye kabul edilerek Türkiye ile olan diyalogları güçlendirilmelidir. Türkiye'ye alınacak 50-60 ailenin sağlayacağı bağın etkisi iki üç kuşak sürecektir. Ancak bunlara Türkiye'de imkânlar yaratılması da şarttır.


o 4. Sivil örgütlenme - Pomak Türklerinin yoğun olarak yaşadıkları yerlerde sivil teşkilâtlanmalara ön ayak olunmalı, yardım edilmeli ve bu konuda eğitim verilmelidir. Bilinçli kişiler seçilerek sivil teşkilâtlar kurmalarına yardım edilmeli ve faaliyetleri desteklenmelidir.


o 5. Pomak Türklerinin Hak ve Özgürlük Hareketi ile bütünleşmeleri için gerekli faaliyetler yapılmalı ve bunlar Bulgaristan'da yayılmalıdır. Zaman zaman Türk düşmanları buna engel olmaya çalışacaklardır. Bu nedenle bunlara kendilerini ifade etme fırsatı verilmelidir.


2. Örgütlenme çalışmaları: Örgütlenme çalışmalarının iki başlık altında yapılması gerektiğini düşünüyoruz.


1. Siyasî örgütlenme.


2. Sivil örgütlenme.


a) Dernekler


b) Vakıflar


3. İktisadî ve ticarî örgütlenmeler ve çalışmalar. 

kaynak:http://www.orkun.com.tr/asp/yazi.asp?Makale_Nu=499
Logged
PAŞALI
Ziyaretçi
« Yanıtla #19 : Şubat 02, 2007, 01:31:51 »

GÖÇMENLER (POMAKLAR, GACALLAR)

 

Türkiye, bulunduğu coğrafi ve Jeopolitik özelliklerden dolayı tarih boyunca değişik toplumların uğrak yeri olmuştur. Bu anlamda değişik toplumlar ve uygarlıklar için adeta “Kavimler Kapısı” olmuştur.

Bu göçleri yönlerine göre tasnif etmek gerekirse şöyle bir tablo çıkar: 1) Batı’dan Balkanlardan, Bulgaristan’dan gelen göçler. 2)Doğu’dan gelen göçler 3)Kuzey’den Kafkasya’dan gelen göçler

Bugün Türkiye’de göçler yolu ile gelenlere bakılırsa Batı’dan yani; Bulgaristan, Yunanistan, Yogoslavya, Arnavutluk, Romanya, Makedonya ve çevresinden gelen göçler önemlidir.

Trakya, M.Ö. 2000-3000 yıllarında yaşayan Traklar denilen toplumun isminden kaynaklanmıştır. Trakya’da İslamiyet’ten önceHıristiyanlık var. Batılı göçmenlere, Göçmen, Muhacir, Pomak, Torbeş, Gaca v.s. adları veriliyor. Gelenlerin kendi adlandırmaları yapana göre değişiyor. Ama hepsi Türkiye’yi vatanı kabul ediyor. Örneğin; Türk, Göçmen, Muhacir diyorlar: Bu topluluklardan bazılarını tanıyalım.

 

 

POMAKLAR

 

Pomaklar, Balkanlar’da Pomakça konuşan Müslümanlara deniliyor. Pomak sözcüğüne 1877-78’de Balkanlar’dan gelen göçlerle rastlanılıyor. Pomak’ı dil, gelenek ve ırk bakımından Türkler’den çok Slavlara yakın bulanlar var. Pomaklar’ın, Traklar olduğu savı da var.

Pomaklar’ın 11. yüzyılda Rodoplar’a yerleştirilmiş Kuman Türkleri’nin torunları olabileceğide savlar arasında bulunuyor. Bulgar yazarlardan bazıları ise, Pomaklar’ın Müslüman Bulgarlar ya da Bulgarca konuşan Müslümanlar olabileceğini savunuyor.

Osmanlı 1385 de Anadolu’da çeşitli Yörük Türkmenlerini bu yörelere gönderir. Bu göçlerle yerli halk birbirini kültürel olarak etkiler. 1877-1878 deki savaştan sonra Osmanlı’ya sığınan 700 bin göçmenin çoğunu Rodop Türkleri ile Pomaklar oluşturur.Türkiye’ye gelen Pomaklar, Balıkesir-Gönen, Manyas, Darıca, Şefketiye, Bursa-İnegöl’e, Çanakkale-Biga, Yenice ile Edirne-Merkez, İpsala, Keşan, Uzunköprü, Çöpköy’e yerleşirler. İstanbul’da ise, Beykoz, Çatalca, Silivri’ye gelirler. İzmir-Bayındır, Kemalpaşa, Kırklareli-Babaeski, Demirköy, İğneada, Lüleburgaz, Pehlivanköy ile Tekirdağ-Merkez ve Malkara’ya yerleşirler.

Pomaklar, Türkçe konuşuyor. Pomakça’yı tek tük yaşlılar biliyor. Pomakça’nın, Türkçe ve Makedonca’nın karışımı ile oluşan Bulgarca bir şive olduğunu söyleyenlerde var. Boşnakça ilede benzerliği varmış. 1950 yılında Bulgaristan’dan göç ile Türkiye’ye; 683 bin Türk, 123 bin Pomak, 10 bin iseTatar Türkü ile Gagavuz Türkü gelmiştir.

Göçlerle gelen Pomaklar’ın çoğu Türkçe bilmezmiş.Pomakların 17. yüzyılda İslamiyeti seçmiş Bulgarlar olduğunu savunanlarda var. Yerli Türkler aynı dinden oldukları halde Pomakları Türk kabul etmezler.

Pomakça’nın eski Grek diline benzediği, Bulgarca’nın bir şivesi olduğu ve Slav dil grubu içinde görmek gerektiği ifade ediliyor. Göçmenlerin çoğunluğu inanç olarak Sünni İslam’dır, içlerinde Hıristiyan olarak Gagavuzlar ve Alevi-Bektaşi Müslümanlarda var.

Göçmenler’in dil dağılımına bakıldığında herkes Türkçe konuşuyor. Türkçe dışında; Pomakça, Tatar Türkçesi, Boşnakça, Rumca,Bulgarca ve Gagavuz Türkçesi (Slav etkili Osmanlıca) bilenlerde bulunuyor.

 

 

GACALLAR

 

Osmanlı İmparatorluğu 16.17 yüzyıldaBalkanlar’da yayıldığı dönemde fethedilen topraklara Orta Anadolu’dan Türk nüfus ikame ederdi. Giden Türk nüfus bir süre sonra yerlilerle kültürel alış-verişte bulunurlardı. Karşılıklı birbirini etkilerlerdi. Boşnaklar, Pomaklar bu şekilde oluşmuş toplumsal kesimlerdir. İçlerinde İslamiyeti kabul eden Türkçe konuşan yerli halklarda var. Rumca, Bulgarca, Boşnakça v.s. öğrenen MüslümanTürkler’de var. Öyle bir dönem olmuşki adeta birbirini ayırt etmek imkansız hale gelmiş, kim Türk? kim müslüman? Kim sonradan Müslüman veya Türk olmuş fazla belirgin değil.

İşte Gacallar’da bu toplumsal gelişmeler sonucu oluşmuş, bir kimliktir.Şumnu ve Razgrad Bulgarları bütün Türk köylülerine Gacal” ya da “Çitak” adı vermiş. Bu isim biraz küçültücü anlam, aşağılama anlamı taşıyormuş. Deliorman Türkleri bazı durumlarda Dobruca Türklerini “Gacallar” diye isimlendirmiş.

Dobruca ve Karadeniz boylarına yerleşen Oğuz Türkmenleri, İlk Bulgarlar ve Gagavuzlar arasında Hıristiyanlık yayılmış. Deliorman’a yerleşen Peçenekler süreç içinde Gacallar ve Çitaklar adı verilerek Müslüman olarak kalmışlar. Bulgarlar, Türkler’e, Gacallar veya Çıtaklar diyor.

Evliya Çelebi 17. yüzyıldaBulgaristan’ı gezerken, Gacallar veya Çitaklar denilen topluluğun, Tatar, Ulah, Moldavan ve Bulgarlar’ın sentezinden oluşmuş olabileceğini yazıyor.

Balkanlar’dan belirlenen sayılara göre toplam, 1 milyon 204 bin kişi çeşitli tarihlerde göçler nedeni ile Türkiye’ye gelmiştir. Bu nüfus kitlesi ile Türkiye’de bulunan Türk toplumu arasında bir problem çıkmamıştır. Bu iki kesim süreç içinde adeta bütünleşip tek ulus çatısı altında yer almıştır.

Doğudan gelen göçler ise; çeşitli toplumsal nedenlerle yakın komşulardan gelen göçlerdir. Bunlar, Afganistan’dan, İran’dan, Irak’tan, Pakistan’dan, Kuzey Irak’tan gelen göçlerdir. Bu topluluklar genel olarak geçici dönemlerde Türkiye’de kalıp gitmişlerdir. Kalanlar ise, topluma monte olup işine gücüne karışmıştır.

Kuzey’den Kafkasya’dan gelen göçler daha kalıcı olmuştur.Hatta; Çerkesya’dan gelen göç anayurtlarından, nüfus olarak daha fazlası göç ile Anadolu’ya gelmiştir. Bugün bile Türkiye’deki Çerkes topluluğunun nüfus sayısı Anayurtlarından daha fazladır. Gürcüler içinde durum yaklaşık Çerkesler gibidir. Çerkesler ve Gürcüler Türk toplumu ile veTürk Devleti ile o denli uyumlu bir ilişki kurmuşlarki adeta yönetimde Türkten çok Çerkes ve Gürcü kökenli yurttaşlar yer almıştır. Bunlar dışında zaman zaman Azerbeycan ve Dağıstan’dan da Türkiye’ye çeşitli tarihsel dönemlerde göçler olmuştur.

Türk toplumu ile çeşitli tarihsel nedenlerle ayrı düşen ama şartların değişmesi sonucu yine göç yolu ile birleşen bu toplumsal parçayı ayrı bir etnik grup ya da ayrı etnik gruplar olarak ifade etmek doğru olamaz. Ama farklı sosyolojik özellikleri elbette sosyolojik amaçlarla araştırılabilir.

 

 

KAYNAKLAR

 

•    Halil İnalcık, İslam Ans...lopedisi 1960 Ankara

•    C. O, Hanlu, Trakya Türkleri, 1964 İstanbul

•    Hale Soysü, Kavimler Kapısı, 1992 İstanbul

•    Yakup Aygil, Hıristiyan Türkler, 1995 İstanbul

•    P. A. Andrews, Türkiye’de Etnik Gruplar 1992 İstanbul

•    A.T. Önder, Türkiye’nin Etnik Yapısı, 1999Ankara

•    Orhan Türkdoğan, EtnikSosyoloji 1997 İstanbul

•    Birikim Dergisi S. 71-72
Logged
Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 10
Balkanlar.Net  |  Balkan Dünyası  |  Pomaklar , Goralılar , Torbeşler  |  Konu: **pomak** « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer:  



    MKPortal C1.2.1 ©2003-2008 mkportal.it
    Bu safya 0.04151 saniyede 22 sorguyla oluşturuldu

    Emlak ilanları, araba ilanı ver Blog