Ana Sayfa Ana Sayfa  Forum Forum  Balkanlar TV Balkanlar TV  Tarihte Bugün Tarihte Bugün  Haberler Haberler  Makaleler Makaleler
Son mesaj - Gönderen: Taran Kedi - Cuma, 06 Nisan 2012 15:50
Balkan Türklerinin Buluşma Noktasına Hoş Geldiniz.
Balkanlar.Net
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Kasım 23, 2017, 04:53:41
151.700 Mesaj 8.683 Konu Gönderen: 8.295 Üye
Son üye: figenbakay
Balkanlar.Net  |  Balkan Dünyası  |  Tarih  |  Konu: Türkiyedeki Göçmen Köyleri 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] 2 3 ... 19
Gönderen Konu: Türkiyedeki Göçmen Köyleri  (Okunma Sayısı 239629 defa)
Taran Kedi
Moderator
Onursal Üye
*****

Popülarite: 483
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5.830


Tozcu


WWW
« : Haziran 26, 2007, 11:27:02 »

Bu başlık altında Türkiyede bulunan Göçmen Köylerini derleyip toparlamayı planlıyorum. Aslında bunun için ayrı bi çalışma içerisindeyim ama şimdilik bulduğum bilgileri kaybetmeden bir yerde arşivliyeyim dedim Cheesy
Logged





Taran Kedi
Moderator
Onursal Üye
*****

Popülarite: 483
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5.830


Tozcu


WWW
« Yanıtla #1 : Haziran 26, 2007, 11:30:19 »

İstanbul - Silivri - Danamandıra Köyü

TARİHİ:
Köy  halkı, Padişah  2. Abdülhamit zamanında,Bulgaristan’ın Razgrat ilinin  Popova Kasabasının Karsan Köyünden  1877 – 1878  Osmanlı Rus Savaşı  sonunda göç ederek  Trakya'ya gelmişlerdir. Önce Çerkezköy ve Ramis  bölgesi yerleşim yeri olarak gösterilmiş daha sonra geçici olarak  bir yıl  Fırtına Çiftliğinde barınmışlardır. 1882 yılında  bugünkü  bölgeye, Padişah  2. Abdülhamit’in izniyle yerleşmişlerdir.

SINIRLARI
Köy, doğusunda Gümüşpınar ve Kurfallı Köyleri, batısında Sayalar ve Aydınlar, kuzeyinde Karamandere, güneyinde ise Küçük Sinekli ve Büyük Sinekli Köyleri ile sınırdır.

Kaynak : http://www.silivri.gov.tr/dosyalar/koyler/danamandira_koyu.htm
Logged





Taran Kedi
Moderator
Onursal Üye
*****

Popülarite: 483
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5.830


Tozcu


WWW
« Yanıtla #2 : Haziran 26, 2007, 11:37:06 »

Balıkesir -> Gölpazarı İlçesi - Kurşunlu Köyü

Kurşunlu’ya ilk gelen göçmen kafilesi 1926 yılında Yugoslavya’nın Tikveş kasabası Bolle köyünden göçen Hasan Ağa çocukları ile birlikte 18 nüfus olarak Gölpazarı orta mahalledeki camide bir müddet kaldıktan sonra ; şimdiki Tikveş mahallesi diye bilinen Kurşunlu’daki Armutlu bahçelere yerleşmişlerdir.

O zamanlar Gölpazarı’nda Yugoslavya’ dan gelme Şerif çavuş diye anılan bir subayın bulunduğu ve bu gelen kafileyi buralara o şahsın yerleştirdiği bilinir.Bu 18 nüfusa kişi başı köy altlarından 10’ar dönüm yer devlet tarafından parası ödenmek üzere verilmiştir.

1927 yılında da Bulgaristan göçmenlerinin gelmeye başladığı şu anda da ekseriyetin Bulgaristan’dan gelenler oluşturmaktadır.Bulgaristan’ın da Kalaycı köy , Kınalı köy , Düşdübak köy , Karagöz köy , Ağmaç köy , Topal köy , Razgrat ve Şumlu civarından gelmişlerdir. Şu anda her gelen geldiği yörenin ismiyle anılmaktadır.Bu gelenler ilk önce köyün planlı bir şekilde oluşması için iş birliği yapmışlardır.

Gölpazarı’nın kuzeyinde yer almaktadır. İlçeye uzaklığı 7.5 km dir. Komşu olduğu köyler; Doğusunda Türkmen köyü ve Gölpazarı batısında Göldağı ve Karaağaç , kuzeyinde ise Aktaş, Beşevler , kuzey batısında Polatlı ve Susuz, güneyinde bostancılar ve incirli köyleri bulunur.

Kaynak : http://kursunlukoyu.org/v1/index.php?option=com_content&task=view&id=44&Itemid=11
« Son Düzenleme: Haziran 26, 2007, 11:38:39 Gönderen: YuXeL » Logged





Taran Kedi
Moderator
Onursal Üye
*****

Popülarite: 483
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5.830


Tozcu


WWW
« Yanıtla #3 : Haziran 26, 2007, 11:49:44 »

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı Sonucu Çanakkalenin Çan ilçesinde Göçlerle kurulan Köyler

Ahlatlıburun
 Köy ismini kurulduğu arazinin adından almıştır. Eski ismi Buzağılık’tır. 93 Harbinden sonra Bulgaristan’ın Filibe yöresinden göç eden muhacirler tarafından kurulmuştur. 1915 tarihli haritada (Bkz. Harita I) görünmeyen köy 1928 Köylerimizde Bayramiç kazasına bağlı olarak görülmektedir.[1]

Asmalı
 93 harbi sonrası Bulgaristan’dan gelen Pomaklar tarafından kurulan köy 1928 Köylerimizde Çan’a bağlı olarak görülmektedir.[2] Köy halkı çevrede çok fazla asma olmasından dolayı bu adı aldığını söylemektedir.
Bostandere

 93 Harbinden sonra Bulgaristan’dan gelen muhacirler tarafından kurulan bu köyün, adını kurulmuş olduğu derenin kenarında yetiştirilen bostandan aldığı söylenmektedir.

1928 köylerimiz adlı eserde Çan kazasına bağlı olarak görünmektedir.[3]

Bozguç

Köy, 1877-78 Osmanlı-Rus harbinden sonra Bulgaristan’ın Hazargrat kasabasından gelenler tarafından kurulmuştur. Köyü ilk kuranlar Önce Mallıköy civarında bir yere yerleşmişler. Başka bir topluluk onları kovmasından sonra oradan kalkıp şimdiki yerlerine gelmişlerdir. Köylüler köyün ilk adının bozgöç olduğunu zamanla değişerek Bozguç halini aldığını söylemiştir.

 Köy 1928 Köylerimizde Çan kazasına bağlı olarak kayıtlıdır.[4]

Danapınar
Köy halkının verdiği bilgilere göre Biga’nın Kahvetepe Çerkezleri köyün merasında sığır güderken dananın biri pınara düşmüş. O günden sonra yöreye “Danalı Pınar” denmekteymiş. Daha sonra köy burada kurulunca Danapınar ismini almış. 93Muhaceretinden sonra Bulgaristan’dan göç eden Hacı Hatip, Hacı Molla, Sakallı, Hacı Veli, Doğanlar, Deli Hatipler, Hacı Salih, aileleri tarafından kurulmuştur.

Derenti
Köyün eski ismi Yazıbaşı’dır. Köylülere göre bu ismi yakınındaki eski bir mezarlıktan almıştır. Köyün kurucuları 93 muhaceretinde Bulgaristan’ın Varna ili Pravda ilçesi Murnu çiftliği Köyünden gelmişlerdir. Köyün isminin Darende ile bağı olduğu söylenirler.

Doğaca
Köy halkından aldığımız bilgilere göre eskiden bu yöredeki köyler bahar geldiğinde burada toplanıp dua ederler pilav yiyerek baharı kutlarlarmış. Zaman zaman yağmur dualarını burada toplanıp yaparlarmış. Bundan dolayı bu bölgeye dua ocağı denilmekteymiş. Köy kurulduktan sonra da köyün ismi Doğaca olarak söylenmeye başlamış. Köy halkı, Bulgaristan’ın Ayazlar, Küçükköy, Razgrat bölgelerinden gelerek 1889’da buraya yerleşmiştir. Aslında 93 muhacirleri olan halkı Bulgaristan’dan ayrıldıktan sonra çeşitli yerleri gezmişler fakat yurt edinememişlerdir. En son olarak Duaocağı’na gelip yerleşmişlerdir. Gazi Mehmet Kurtuluş, İshale Çavuş, Mahir Hasan, Şaban Ağa köyün kurucularındandır.

EMEŞE
93 harbinden sonra Bulgaristan’ın Şumnu kazasından gelen Haşim, Mustafa, Nazif ve Rasim isminde şahıslar tarafından kurulduğu ve köyün çevresinde çok meşe ağacının olmasından bu ismi aldığı söylenmektedir.

ETİLİ
93 harbinden sonra Bulgaristan’ın Kızıllar, Işıklar, Karadallar, isimli üç köyden gelen 20-30 hane kadar muhacir tarafından kurulmuş olan köy 1925’te nahiye olmuştur. Kurucuları buraya geldiğinde köyün karşısında küçük bir göl olduğu için ilk isminin “Gölcük” koymuşlardır. bu göl daha sonra kurutulmuştur. Köylün Yaylık mevkiinde çıkan tarihi eserlerin Etiler’e ait olduğu söylendiğinden köyün ismi Etili olarak değiştirilmiştir. Başka bir söylentiye göre de 1944 senesinde Ziya Etili önemli bir kişi köyün ismini Etili olarak değiştirmiştir. Etili, 1945 yılında Bayramiç’ten ayrılıp Çan’a bağlanmıştır.

HACILAR
Çok eski zamanlarda hacca gidenler, şimdiki köyün yakınındaki çınarlıkta konaklamış. Bu nedenle yöre “Hacılar yeri” diye anılırmış. 93 muhaceretinde Bulgaristan’ın Tırnova, Khaskova, Osmanpazarı ve Razgrat bölgelerinden gelip yöreye yerleşen köye “Hacılar” ismini vermişler. Köy halkı, “Kıraç” denilen ilk kurulduğu yerden üç yıl sonra su bulmak için şimdiki yerine yerleşmişlerdir.

Hacılar adlı Türkmen taifesinden bir oymak Rakka, Kütahya, Sivas, Aydın, Saruhan, Karaman sancaklarında yaşamaktadır.[5]

KAZABAT
1877 tarihinden sonra Kafkasya’dan on üç kişi tarafından kurulmuştur. Köyün kurucuları ve kuruluş tarihi kesin olarak bilinmediği gibi köyün adının nereden geldiği ve bilinmemektedir.

KOCAYAYLA
93 muhaceretinden sonra Bulgaristan’dan gelen Kuladede lâkaplı Ali Osman Ağa ile karısı Kula Anne lâkaplı Hanife ve oğulları Hacı Abbas Hüseyin Ağa Hüsrev ve Pehlivan tarafından kurulmuştur. Bunlar önce, şimdiki Bülbülova (Sarıkaya)’da altı gece kalıp beğenmeyerek bugünkü yere gelip yerleşmişlerdi. Köy adını, üzerinde kurulduğu büyük yayladan almıştır. 1928 Köylerimizde köy Çan kazasına bağlıdır.[6]

KÜÇÜKPAŞA
Paşaköy’e 93 muhaceretinde muhacirler gelip yerleştikten sonra köy ikiye ayrılmış. Muhacirlerin bulunduğu ve nüfusu daha az olan köye küçük paşa denmiş olduğu tahmin edilmektedir. Halk ise diğer köyde yaşayan paşadan rütbece daha küçük bir paşanın yaşadığını bu nedenle “Küçükpaşa” dendiğini söylemektedir. 1928 Köylerimizde “Küçükpaşa” olarak kayıtlıdır.[7]

MALTEPE
Köyün şimdi kurulduğu yerin merkezinde bulunan tepede çok eskiden beri çevre köylerin hayvanları toplanırmış. Bu nedenle buraya “Maltepe” denmekteymiş. 93 Muhacereti ile gelen muhacirler yöreye yerleştikten sonra kurdukları “Maltepe” ismini vermişlerdir. 1915 Tarihli haritada (Bkz. Harita I) ve 1928 Köylerimizde Çan Kazası’na bağlı olarak görülmektedir.

OKÇULAR
Köylüler geldikleri yerin ismini yeni kurdukları köye koydukları söylenmektedir. 1881 de Bulgaristan’ın Filibe kazasından gelen Mehmet Pehlivan, Yakup Ağa, Ali Ağa ve Hacı Şerif tarafından kurulmuştu Reyhanlı aşiretinden Ekrat Yörükan tarifesine mensup Okçular Cemaati Karesi sancağı, Bigadiç Kazası civarında bulunmaktadır.[8]

Söğütalan
Köy, 1890’larda Bulgaristan’dan gelen on hane tarafından kurulmuş olup, büyük söğüt ağaçlarının bulunduğu bir alanda kurulduğu için bu ismi almıştır.

Terzialan
Köy halkından edindiğimiz bilgiye göre köyün eski ismi Çakmakçayır’dır. Terzialan ismini Cumhuriyet’in ilanından sonraki yıllarda almıştır. Köy halkı, 1881-84 tarihleri arasında Bulgaristan’ın Razgrat kasabasının Kızıllar Köyünden kırk hanelik bir kafile halinde göç ederek gelmişlerdir. Önce Çakmakçayır mevkiine kondukları için köyün ilk ismi bu olmuştur. Daha sonra o yerin sahibi olan “Çamakçı” denen kişiyle anlaşamayıp oradan kakmışlar şimdiki yere yerleşmişler. O zamanlar bu bölge, çevredeki köylerin avlandığı gürlük bir ormanlık bir yermiş. Köylüler birbirlerini evlerinin bacalarının çıkan dumanla bulurmuş. Çok eskiden geçici terziler, bugünkü köyün bulunduğu yerin güneyindeki alana konup, Pazar ve panayırlarda satmak için elbise dikerlermiş. Böylece bu olaydan etkilenerek Çakmakçayır ismi, Terzialan olarak değiştirilmiştir.

1928 Köylerimizde Terzialan adıyla Çan kazasına bağlı olarak görülmektedir.[9]

Uzunalan
Köy halkının verdiği bilgiye göre köy kurulduğu zamanlarda mevki ve çevresi ormanlıkmış. Sık ağaçların içinde uzun bir alanlık yer varmış. Bundan dolayı burada kurulan köye ‘’Uzunalan’’ ismi verilmiştir. 93 Harbi sonunda Bulgaristan’ın Şumlu Kazasına bağlı Hazergrat ilçesinden gelen muhacirler 1880’li yıllarda Uzunalan Köyünü kurarak yerleşmişlerdir.

1928 Köylerimizde Çan kazasına bağlı olarak görülmektedir.[10]

Yaykın
Daha önce çevreden gelen Yörükler, şimdi köyün olduğu yerde yaylamaktaymışlar. 1901 yılında Ülbe’den gelen kaç kişi Molla Ahmet, Sadık, Salih ve Tahir Ağa isimli Pomaklar tarafından bu yaylada kurdukları köye Yaykın ismi verilmiştir.

Sinop kazası (Kastamonu sancağı)nda Yörükan taifesinden Yaykın adlı bir cemaat mevcuttur.[11]

Kaynak : http://www.akintarih.com/can/can/93.htm
Logged





TEKERAGA
Onursal Üye
*****

Popülarite: 132
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 2.360



« Yanıtla #4 : Haziran 26, 2007, 12:01:05 »

Yaptığın çalışma çok güzel Yuksel emeğine ve düşüncene sağlık,bi de ben ekleyim benim de çorba da tuzum bulunsun,eğer gereksiz görürseniz silebilirsiniz.


KARACAÖREN KÖYÜ

                                                                     ******KARAMAN   OĞULLARI DÖNEMİ******
                                                                                                           (1250-1487)

       Osmanlılardan sonra Anadolu Türk Beyliklerinin en büyüğü ve devamı olan bu Türkmen Beyliği iki buçuk asra yaklaşan tarihi boyunca yüz bin km 2 ‘yi aşan topraklara hükmetmiştir. Konya, Kayseri, Niğde, Ankara, Nevşehir, Aksaray, Karaman, Mersin ve Kırşehir sahasına yerleşmişlerdir.

       Ereğli, Ermenek ve Konya şehirlerini Başkent olarak kullanmışlardır.

       Selçukluların devamı olma iddiasında bulunan bu beylik, devamlı olarak Osmanlılara karşı çıkmış ve güçlükler çıkarmıştır. Bu uğurda Timur ve Uzun Hasan ile ittifak ederek, Osmanlılara karşı savaşmışlardır. Nihayet II. Beyazıt zamanında 1487‘ de Karaman oğulları Beyliği ortadan kaldırılmıştır.

       Beyliğin kurucusu Nure – Sufi Beydir. Beylerden I. Mehmet 13 Mayıs 1277 ‘ de “Dergahta ve Bargahta – Mecliste ve Meydanda” Türkçe konuşulmasını ferman etmiş olmasıyla meşhurdur.

       Karaman oğlu Mehmet' in oğlu (1464 yılında ölmüştür. ) İbrahim Fatih Sultan Mehmet' in eniştesidir. Fatma Hatundan (Fatma Hatun Fatih Sultan Mehmet' in Kız Kardeşidir.) olan oğlu Pir Ahmet bey dayısına güvenerek ağabeyi İshak beye saldırdı. Osmanlı' nın Venedik savaşlarından faydalanan Pir Ahmet vergisini vermeyip Osmanlıya saldırmıştır.

       Bunun üzerine Fatih Sultan Mehmed' i Karaman seferine çıkmaya mecbur etti ve Karaman oğlu Beyliğine bağlı iller Osmanlı Valiliği olmuştur, (1466) bu tarihten 1487 yılına kadar valiliklerini Karaman oğulları yapmıştır.

       Karamanlılar Osmanlılar ile yaptığı anlaşma sonucu Selanik' e ve Batı Trakya' ya Karaman ve Civarından Aileleri göndermiş, gönderilme sebepleri ve amaçları; Eğitimci, Zabitan (Polis, Jandarma, Zabıta) ve öğretmen olarak gönderilmişlerdir.

       Tarih kitaplarına göre; Selanik'e Konya, Karaman ve Ermenek'ten gidildiği işaret edilmektedir.

      Orta Anadolu'nun güneyinde kurulmuş olan Karaman Oğulları, Anadolu Beyliklerinin en kuvvetli ve en önemlilerinden biridir. Karaman Aşireti ve Karaman Oğulları Oğuz ulusunun bir boyudur. Diğer Türkmenler gibi Karamanlılar da XIII. Yüzyılın ilk yarısından itibaren Moğol istilası önünden kaçarak Anadolu'ya gelmiş ve Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubat tarafından 1228' de Ermenak vilayetine yerleştirilmişlerdir.

       Kara Koyunlu oymağının bir kısmı XII. Yüzyıl ortalarında Maveraünnehr (Nehir Kenarı) ve bir kısmı da Kara Koyunlu Devleti'nin kurulduğu sırada Azerbaycan taraflarında görülmektedir. 1228' de Karaman aşiretinin reisi Sadeddin oğlu Nure Sufi' dir. Bunun oğlu da Kerimüddin Karaman' dır. Karaman oğulları isimlerini, mensup oldukları Karaman oymağından almışlardır.

       Karaman Aşiretinin yerleştirildikleri Ermenak bölgesi fethedildikten sonra Kamerüddin İli adını almıştır. İlk tarihi şahsiyet olarak görülen Nure Sufi, Karaman ilinde beyliğin kurulduğu tarihlerde dağlardan Larende' ye (Karaman) kömür taşımakla geçinen Türkmenler' de görülmektedir. Türkmenler üzerindeki nüfuzunu artırarak Hıristiyanlar' a ait yerleri bu arada Ereğli'yi elde etmek suretiyle arazisini genişletmiştir.

       Karaman oğlu Mehmet beyi affeden Çelebi Mehmet, Karaman oğlu Mehmet Beyin oğlu Mustafa' yı da bir daha Osmanlılar aleyhine hiçbir harekette bulunmamak şartıyla salıvermiştir.

       Karaman oğlu Mehmet ; “Mademki bu can bu tendedir, Memleketi Osman'a kata yaramaz nazarla bakmayayım, eğer bakacak olursam Kuran'ı Kerim Benden davacı olsun” şeklinde yemin etmiştir. Yeminden sonra kendisine at, deve, davul ve alem hediye edilmiştir.

       Ancak Koyu bir Osmanlı düşmanı olan Karaman oğlu Mehmet bey daha ordugahtan çıkar çıkmaz, ovada otlamakta olan Osmanlıya ait olan atları kendi himayesine katarak Konya' ya doğru uzaklaşmıştır. Kendisine Kuran'ı Kerim üzerine yemini hatırlatılınca “Bu can şu tende durdukça ” sözü ile kendi canını kastetmediğini söylemiştir. Koynunda saklı olan güvercini kastetmiş ve güvercini salıvermiştir.

       Karaman oğlu Mehmet beyin bu hilesi bugün hala kullanılmaktadır. “Karamanın koynu, sonra çıkar oyunu” darbımeseli günümüze kadar gelmiştir.
 
 


                                                                     ******GÖÇ SONRASI ( 1922 – 1930)******

Yunan ordusu Kurtuluş savaşında, Türk ordusu karşısındaki yenilgisinin ardından Türkiye de yaşayan Rumlar, bir ay gibi kısa bir süre içerisinde Türkiye den ayrılarak göç edenlerin sayısı 650.000 dir.

Bu sayı 1922 yılının sonuna dek 1.000.000 u aştı. Türkiye den giden bu insanlar ayrıldıkları yerlerde önemli nüfus azalmasına gittikleri Yunanistan da ise nüfus yoğunluğuna sebep olması sonucu Türklere karşı yoğun bir baskı oluşturmaya başladılar.

Rumlar Lozan anlaşması imzalanmadan istedikleri bir mevsimde göç ettiklerinden dolayı avantajlı duruma geçtiler.

Mübadeledeki belirtilen 2. maddeye göre İstanbul' da yaşayan Rumların göç ettirilmemesi gerekmektedir. Türkiye tarafından göç etmeleri için baskı yapılınca,

Türkiye savaşı kazanmanın verdiği heyecanla mübadele edilecek kişilerle ilgili alt yapıyı henüz hazırlayamamıştır.

Türkiye den giden Rumların bıraktıkları mallara yerleşik düzende ikamet edenler el koymuş taksimatta bu mallar iskan edilenlere verilmiş fakat tarla, bağ ve bahçeyi işleyen kişileri buralardan çıkartmak imkansız olmuş, güvenlik güçleri bu olaylara müdahale etmemiş veya yetersiz kalmıştır.

Yunanistan ın savaş sonrası düştüğü ekonomik ve siyasi buhranlara paralel olarak Türkiye den giden Rumların iskan sorunları sonucu Türklere komşu olan İl, İlçe Kasaba, Köylerdeki Rumlar Türkler' e zulüm ve baskı yapmaya başlamıştır.

Bazı yerlerde ise küçük gruplar halinde Rum çeteleri kurulmuş, çeteler baskınlar yaparak insanlara eziyet mal ve mahsullerde ise talan yolunu seçerek yıldırma ve sindirme sonucu bulundukları yerleri terk etmeleri için tüm çabalarını göstermişler.

Büyüklerimizin anlattıklarına göre baskılar o kadar arttıki çete kuran eşkıyalar geceleri evlerin bacalarından evlere baskınlar yapmaya başladılar kapılar kırıldı ahırlardan canlı hayvanlar sürüler halinde çıkartılarak götürüldüğü zamanlar olmuştur samanlıklar lodolar yığma yoncalıklar ateşe verildiği anlatılırdı bu olayları anlatan büyüklerimiz hala o günleri yaşar gibi heyecanlı ve gözü yaşlı olarak anlatırlardı.

Türklerin en büyük avantajları Rumlar tarafından baskınların yapıldığı köylerin tamamen Türk olması neticesi can kayıpları olmamış veya en az olmuştur. Türk köylüleride zaman zaman nöbetler tutmuşlar devriye gezmişler baskınlara karşı çeşitli tedbirler almışlar.

Buralarda yaşayan Türkler baskılara en fazla bir yıl dayanabildi, baskılar o kadar fazlalaştıki bazı köylüler kış şartlarında göç etmek zorunda kalırlar.

Bu baskılar, pek çok Türk'ün beyanname almasına fırsat kalmadan yollara düşmelerine sebep olmuştur.

Yunanistan Türklere baskı yapmaya başlar taşınır ve taşınmaz bütün malların satışına müsaade edilmediğinden dolayı herkes mağdur olmuş varlıktan darlığa düşmüşler. Yunan askerleri tarafından değerli eşyalarına ve paralarına el konulmuştur sonuçta herkes aynı kaderi paylaşmıştır

Önemli sayıdaki Türk yok denilecek bir para karşılığında mallarını Yunanlılara satmışlar yada Yunan hükümeti tarafından bütün mal varlıklarına el konulmuştur. Bu olaylar karşısında bütün haklarından vaz geçerek bir an önce Türkiye ye gitme çabasına düşmüştü.

Bu şekilde yollara dökülenlerin önemli bir kısmı ise, Yunanistan' daki mal varlıklarını gösteren tapu belgelerini bile yanlarına alamadan evlerinden atıldığından, Türkiye ye geldiklerinden gerçek mal durumlarını gösterecek geçerli belgelerden yoksun kalmışlardı.

Bazı aileler ise mal bildirim beyannamesi doldurma imkanı bulmadığı gibi, malına emsal gösterecek hiçbir türlü ilam, senet,ferman ve belge elde edememiştir.

İskelelerde oluşturulan komisyonlar tarafından göçe tabi tutulan Türk lerin meslek grupları kayıtları yapılmaktadır.

Çünkü gelen kişiler mesleklerine ve becerilerine göre ;

Mübadele, İmar ve İskan Vekaleti (Bakanlığı) tarafından Muhacirlerin iskan edilecek illeri göçün kolay yapılacağı sahile yakın yerler, zirai faaliyet alanları ve verimlilik sırasına göre yapılmıştır. Göç yapılacak iller özelliklerine göre sıralanmıştır.

1- Sinop, Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Gümüşhane, Amasya, Tokat, Çorum

2- Edirne, Tekfurdağı, (Tekirdağ) Gelibolu, Kırkkilise, (Kırklareli) Çanakkale

3- Balıkesir

4- İzmir, Manisa, Aydın, Menteşe

5- Bursa

6- İstanbul, Çatalca, Zonguldak

7- İzmit, Bolu, Bilecik, Eskişehir, Kütahya

8- Antalya, Isparta, Burdur

9- Konya, Niğde, Kayseri, Aksaray, Kırşehir, Adana, Mersin, Silifke, Kozan ve Karmaman Maraş

Bazı küçük gruplar veya aileler komisyona haber vermeden değişik illere gitmişlerdir.

Mübadele yapılırken göç edenleri meslek gruplarına göre yerleşim yerleri seçilmiş olup göçteki zamanlama hataları nedeniyle ekim, dikim ve hasat bir yıl boşa gitmiştir. İskan edilen bölgelerde ise üretim iki veya üç misline çıkmıştır. Göç yapılan illeri Komisyon belirlemekte ilk göç İstanbul Çatalca ya yapılmıştır. Buraya iskan edilen aileler Samsuna gemi ile götürülmek istenir, fakat Çatalca ya yerleşen aileler ulaşım ve iş imkanı açısından burada kalmak istemişler ama Komisyon kararlarında aileler kendi istedikleri yerde kalamayacakları için jandarma zoru ile götürülmüşlerdir.

Yunan kamuoyunda Türkiye ye gidecek olan ailelerin hiçbir ekonomik ve tarımsal değeri olmayan yerlere yerleştirilecektir söylentileri, daha gemiye binmeden ailelerin bölünüp parçalanmasına sebep olmuştur.

Bu söylentilere inanan Türkler farkında olmadan veya bilerek yanlış gemilere binince Türkiye de verilecek olan haklarını kaybetmişler. İskan edileceklerin isim listesi görevli kişilerce gemi personeline verilmektedir. Menkul ve gayrimenkul dağıtımları hazırlanan listeye göre yapılmakta yanlış gemiye binen kişilere hiçbir türlü mal dağıtımı yapılmayacaktır.

Yanlışlık sonucu mağdur olan aileler bu haklarını geri almak için uğraşırken bazı açıkgözlerin tuzağına düşüp ellerindeki üç beş kuruşunu çarptırmışlar.

Selanik ve çevresinden 1924 yılı ekim ayının sonuna kadar 99.720 kişi göç etmiştir. Fakat Selanik ve Epir de birer komisyon kalmıştır. Bunun sebebi özel sorunları nedeniyle geciken aileleri beklediler 1925 yılının ilk aylarında göç edecek kişi kalmadığı için komisyonun görevi bitmiştir.

Mübadele, İmar ve İskan Vekaletinde görev yapan bakanların isimleri şöyledir.

•  Mustafa Necati Bey

•  Celal Bayar

•  Rafet Canıtez

Bakanlık süresince Mustafa Necati beyin çalışmaları takdire şayandır.

Mübadele, İmar ve İskan Vekaleti 11.12.1924 te 529 sayılı yasa ile kaldırıldı. Dahiliye Vekaletine (İçişleri Bakanlığı) bağlı İskan Müdüriyeti Umumiyesi kuruldu ve Müdürlüğe Ömer Lütfi Bey getirildi.

Göç esnasında İstanbul ve civarına gidenler için kişi başına 400, Karadeniz, Mersin ve çevresi için 600 kuruş, koyunlardan 100 – 150, sığırlardan ise 400 – 500 kuruş nakliye ücreti alınmıştı. Kişi başına 150 kg. a kadar yük getirebilecek ve yük için ayrı bir ücret alınmayacaktır.

Vapurlardan indirilen kişiler 3 gün süreyle misafirhanelerde kalabilecek, bu süre içerisinde sabahları çay, akşamları etli çorba verilmekteydi.

Mübadelenin başlamasında bitimine kadar geçen süre içinde hakkın rahmetine kavuşanların sayısı 3.819 kişidir.

“Çoğu yerlerdeki misafirhane diye camları ve kapıları kırık okullara birbirilerinin üzerine istif edercesine yerleştirildiler”

Bu elim vaziyete düştükten sonra ses çıkarmamak en büyük günahtır ne oluyor da bu zavallı kardeşlerimizin düşman elinden kurtardıkları üç beş parça eşyanın telef olmasına nasıl olurda meydan veriliyor.

(5 mart 1924 Ahenk Gazetesi bu haberi verince bazı yazarlar büyük tepkiler göstermişlerdir)

Üç gün sonra iskan edilecekleri yöreye doğru yola çıktığında, yol için büyüklere 900 gr. Ekmek, katık olarak bir miktar peynir ve zeytin. Emzikli annelere ve çocuklara ise yeteri kadar şekerli süt. İskan edilen aileye ise iki ay yetecek süreyle un ya da ekmek veya bunların karşılığı para veriliyordu.

Rezaletin, açlığın, kıtlığın ve sefaletin diz boyu olduğu bu dönemde içler acısı bu durumları görenler ayni ve nakdi yardımlarda bulunmuşlar.

Değişik şehirlerde kampanyalar düzenlenerek çeşitli yardımlar toplanmıştır.

Halkın büyük katılımı ile toplanan aynı ve nakdi yardımların toplanması ve dağıtılması Hilali Ahmer Cemiyeti (Kızılay) tarafından yapılmaktadır.

Halkın yardımlarının yanı sıra, Uluslar arası yardım örgütü olan Salib-i Ahmer'in ve İslam topluluklarının da yardımına baş vuruldu. Hilali Ahmer Cemiyeti nin çabalarıyla, TBMM adına bir beyanname düzenlendi, birkaç dile çevrilen bu beyanname M. Kemal Paşa'ya da imzalattırıldı.

Böylece yardım çağrısı, Meclis Başkanlığı düzeyinde bir çağrı niteliği aldı “Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin Alem-i İslam'a Hitabesi” başlığını taşıyan beyannamede “Altı yüz bini geçen kardeşleri Türk toprağına kavuşturmak, ızdıraplarına, sefaletlerine son vermek pek büyük bir iştir. Türk Milletine kafi değildir.” Deniliyordu. “Bu insanlara yardım etmek bir dini vecibedir” sözleriyle beyanname bitiriliyor.

Üçer kişilik ekipler Mısır ve Hindistan dan yardım almak için giderler fakat sadece Hindistan dan 6,974 lira yardım gelir. Yardımların toplam tutarı 1.020.726 lira olmasına karşın Mübadiller için toplam 616.767 lira harcanmıştır.

Yardımlaşmanın güzel örneklerinin yaşandığı bu dönemde göç eden kişi sayısı fazla olduğundan sadece aç ve açıkta kalınmamıştır. Ulaşım ve haberleşme imkanlarının az olması çeşitli aksaklıklara sebep olmuştur.

Halbuki Mübadele İmar ve İskan Vekili (Bakanı) Mustafa Necati Bey çok kesin talimatlar vermesine karşın çok büyük hatalarla, hastalıklarla ve ölümlere karşılaşılmıştır.

Kış şartlarında gelindiğinden dolayı 1922 nin Aralık 1923 ün Ocak ve Şubat aylarında çok şiddetli kış yaşanmıştır. Belirli bir süre kamp olarak kullanılan gemi barınaklarında ve okullarda kış şartlarında kalınmıştır, şartların çok olumsuz olması sebebiyle ölen kişi sayısı had safhaya ulaşmıştır.

Bu zaman içerisinde Aileler hayatta kalabilmek için ellerindeki para, altın ve satılabilir mal ne varsa hepsini satıp harcamak zorunda kalırlar.

Kamp süresince salgın hastalıklar başlamış Komisyon tarafından Doktor, Hemşire gibi sağlık hizmetleri için para ve kontenjan ayrılsa da rüşvet adam kayırma devreye girdiğinden dolayı rezalet ve sefalet diz boyudur.

1924 yılının kasım ayından itibaren Muhacirlerin perişanlığı hat safhaya ulaşmış, soğuk mevsimde zor şartlarda yaşantı sürerken büyük bir çoğunluğu sıtma hastalığına yakalanmıştır. Gazetenin birindeki haber bu durumu gözler önüne sermektedir.

Her gün kucakta, koltukta, tahta parçası üzerinde, tabutta götürülen masum çocukları görüp te yüreğimizin sızlamaması mümkün değildir. Öyle had safhaya ulaşmıştır ki ölüm oranı % 50 ye kadar yükselmiştir. Bazı bölgelerde ölüm oranları büyüklerdede bu orana yakındır.

“Memleketimize imar ve iskan için getirdiğimiz bu bi çare kardeşlerimize Hükümetimizin ciddiyetle alakadar olmasını isteriz. Muhacirlerin hali pek ağlanacak durumdadır.

İskan mıntıkalarının hepsinden şikayetler yükseliyor. Ne yapılacaksa yapılmalı. Bir sene sonra muhacir mezarlığından başka, Memlekette muhacir varlığı kalmaz” (Haber Gazetesi 17 Eylül 1924)

Olumsuzluklar o kadar değişik ve farklıdır ki Türkiye den giden Rumların bırakmış olduğu bağ, bahçe ve ekilebilir alanlar Muhacirlerin ihtiyacını karşılamamaktadır. Çünkü Rumlar esnaf, sanatkar veya bağcılıkla geçimini sağlamakta ancak % 30u tarımla uğraşmakta iken Müslümanların % 90 a yakını tarımla geçimini sağlamaktaydı.

Rumların bıraktıkları evler bir yıl süre ile boş kaldığından çoğu ev bakımsızlıktan veya talan edildiğinden dolayı yıkılmış, harap olmuş buralara yerleştirilen aileler kapısız, penceresiz ve yıkılmış duvarlı evlerde ikamet edilmişler hatta bazı evlerde iki aile birden oturtulmuştur.

Bazı aileler yerleştirildikleri yerlerde bağ ve bahçe getirisi kendilerine yetmeyeceği düşüncesiyle yer değiştirmişlerdir.

Aslında 1913 tarihli “Muhacir Nizamnamesi” ndeki kendilerine tanınan hakları bilmiş olsalardı devlet tarafından üretici duruma geçirilmek için parasal kredi, üretim aracı, teknik bilgi, teknik elemanlardan yararlanma hakkını bilememişler . halkın % 90 ının tarımla uğraşması okur yazar oranının düşük olması sebebiyle çıkartılan kanun, tebliğ, duyuru v.b. haklardan haberdar olamamışlar.

Muhacirlere mal dağıtımına dair 6 Temmuz 1924 tarihinde “Emval-i Gayrimenkule-i Metrukenin Kanunen Hakkı- İskan-ı Haiz Muhacirine Tevziine Mübeyyin Talimatnamenin Mer'iyete Vazına Dair Talimatname” yayımlandı. Talimatnameye göre Rumlara ait tapusu olmayan yerleşim yerlerinin 1/10.000 ya da 1/20.000 ölçekli krokisi çizilmesine dağıtılacak topraklar talimatnameye göre adil bir şekilde yapılacaktır.

Tarla, bağ ve bahçelerin verimlilik durumu ne kadar nüfusu besleyeceği hesabı yapıldı. Arazi niteliklerine göre verimli, orta verimli ve verimsiz arazi olarak sınıflandırıp dağıtım işi kura ile yapılmasına karar verildi.

Kuralar Komisyon üyeleri ve İhtiyar heyeti aracılığıyla yapılmaktadır. Ortalama 5 nüfustan oluşan bir aileye verimli arazi için en az 50 dönüm en çok 75 dönüm, orta verimli araziler için en az 75 en çok 100 dönüm, verimsiz araziler için en az 100 en çok 140 dönüm arazi veriliyordu. Bu gruplardan yalnız birinden arazi veriliyordu. Köyümüzde bunun örnekleri görülmektedir. Talimatnameye göre dağıtım yapıldıktan sonra eğer geriye kalan arazi var ise orantılı olarak toprak dağıtımı tamamlanmıştır.

Talimatnamede her aile için harman yeri ayrılması imkanı yoksa, komisyonun köy nüfusunun ihtiyacına uygun yerlerde ve yeteri oranda ortak harman yeri ayırmasını şart koşuyor, bunu köy adına kayıt yapıp, köyün malı olarak vermeyi uygun görüyordu.

İskan edilirken kişilerin Komisyona ibraz ettikleri mal beyanı veya sözlü beyanları üzerine mal taksimatı yapılmış olup çoğu ailenin bu olaydan haberi yoktur.

Türkiye'den giden Rumlar' ın bıraktıkları mallara yerleşik düzende ikamet edenler el koymuş taksimatta bu mallar iskan edilenlere verilmiş fakat tarla, bağ veya bahçeyi işleyen kişileri buralardan çıkartmak zor bazen' de imkansız olmuş, güvenlik güçleri ilk zamanlarda bu olaylara müdahale etmemiş veya yetersiz kalmış tabii ki mağduriyet daha da artmıştır.

Bazı aileler haber vermeden yer değiştirmek zorundadırlar çünkü Bazı gemiler küçük olduğundan ve gemilerin gittiği limanlar farklı olduğundan dolayı, gemilere binerken aileler parçalanmıştır. Baba İstanbul'a kızı Samsun'a gönderilmiştir.

Mübadele anlaşmasındaki 8 – 9 ve 11 maddelerdeki beyanlara göre mal verileceğinden dolayı çoğu muhacirler bu maddelerden ve komisyon kararlarından haberleri yoktur.

“Komisyon başkanının 1922 yılındaki gazetelere verdiği demeçlerde bu aksaklıkları dile getirmiş ve aksamaların önüne geçemediklerini belirterek göçün çok kısa bir zamanda ve tahminlerimizden daha zor şartlarda gerçekleşmiştir.” Bu ifadeleri kendi akrabalarımız ve büyüklerimiz zaman zaman hatıralarında dile getirmişlerdir.

Gelinen bölgelerin hepsi ziraat açısından hayat standardı yüksek olan bir yöre olmakla beraber 500 yıllık bir yerleşik düzenden dolayı yeteri kadar veya daha fazlası ile nakit ve gayrimenkul elde edilememiştir.

Muhacirlerin malların satmaları ve başka şehirlere göç edebilmeleri 7 Nisan 1926' da çıkartılan bir yasa ile serbest bırakılmıştır.

Bu yasanın çıkışından sonra bir çok karışıklıklar meydana gelmiş çoğu araziler tapusuz olduğundan dolayı yer değiştiren kişilerin malları açıkgöz ve kurnaz kişilerin ellerine geçerek hakkı olmayan malları kendi zimmet zilliyetliklerine geçirmişlerdir.

Komisyonun belirlemiş olduğu illerde, ilçelerde, mahalle veya semtlerde bir birine yakın yerlere yerleştirilmeyen aileler, göç ettikleri yerlerin örf adet ve geleneklerini unutmuş bulunduğu yörenin yaşam şartlarına ayak uydurarak geçmişe ait izler kalmamıştır.

Kayseri, Sivas, Yozgat, Niğde v.b. illerde binlerce Muhacir olmasına karşın ortak karar, birlik ve beraberlik örnekleri görülememektedir.

Fakat köyümüzün % 95' ine yakın bir bölümü Selanik ve civarından geldiklerinden dolayı aileler arasında örf, adet ve geleneklerinde farklılıklar yoktur.

1923' te yapılan Lozan Barış Anlaşmasından sonra göç eden ailelerimizin geçmişine bakıldığında Hafız, Hoca yada aile boyu Kuran-ı Kerim okudukları görülmektedir. 1942' den 1922' ye kadar 500 yıllık sürede Osmanlının öncü kuvveti, ileri karakolu, yaşam biçimleri, çalışkanlıkları ve barışçı olmaları nedeniyle bulundukları yörelerde iç huzursuzluk yaşanmamış ve yurt bildikleri yerleri imar etmişler başarılı olmuşlardır.

Yöneticilik sıfatı taşımışlar çoğu zaman bulundukları yerlerde yöneticilik ve eğiticilik yapmışlardır. İslamın güzelliklerini yaşamışlar ve yaşatmışlar.

Osmanlıya yapılacak olan ilk saldırının kalkanı, baskın ve isyanlara karşı muhafız olarak görev yapmış bir topluluğuz 800 ila 1.000 yıllık bir süreçte hayat hep sürgün ve göçlerle geçmiştir.

Büyüklerimiz yaşadıkları olayları ağlayarak anlatırlardı, anlatılan olayları ne yazık ki kayıt altına almadığımızdan dolayı şimdi bizlere hikaye gibi gelmekte ve hatta ikinci kuşak nesilden dinlerken eks... bilgiler aktarılmaktadır.

Eks... bilgi dinlememize rağmen günümüzde yaşanan bu tür olayları televizyonlardan ve basından izlerken, Bosna' da, Türkistan' da, Filistin' de, Irak' ta, Karaçi' de Çeçenistan' da v.b yerlerdeki vahşet görüntülerini üzülerek hayret ve nefretle seyrederken, lanet okuyoruz.

Bu günün şartları 1922 yılının şartları kadar ağır olmamasına rağmen yinede izlerken çok etkisinde kalmaktayım, kıyaslama yaparken dedelerimizin yaşadıkları olayların daha zor olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır.

Bazı aileler altın ve paralarını gemilerde veya diğer yolculuklarında el konulduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır.

Dedelerimizin yaşamış oldukları acıları ALLAH bir daha yaşatmaz inşallah. Göçten önceki yaşantı ve gelir seviyesi ile karşılaştırıldığında ne yazık ki bu günün şartlarındaki bir Karacaören olmaması gerekir Mübadeleden önceki hayat şartları ve gelir seviyesi yüksek herkesin mal varlığının yerinde olduğu büyüklerimiz tarafından anlatılan bir gerçektir.

Çevre köylere göre Almancımızın ve yeteri kadar zenginimizin olmaması nedeniyle, köylülerimizin gelir seviyesi istenilen ve arzu edilen düzeyde değildir.

Bunun en belirgin örnekleri köyümüzde modern görünümlü evlerin az olması, sosyal faaliyetlerimizin arzu edilen düzeyde olmamasıdır. Fakat köyümüz insanlarının birbirine tutkun olması, köyümüzde nizah ve dövüşün olmaması bizleri daha da birbirimizi sevmemize, kalkınmışlık düzeyimizi en üst seviyeye çıkartmamız gerekir.

Son seçimlerde (2003) eski Yunan Dışişleri Bakanı Papandreu' dan Batı Trakya' da Türklere çok baskı yaptıklarını basının önünde söylediğini bütün dünya biliyor.

1-    LOZAN ANTLAŞMASI:

 

24 AĞUSTOS 1924 TARİHİNDE 14 RET OYA KARŞIN 213 EVET OYUYLA KABUL EDİLMİŞTİR.

2-    1897 GÜMÜLCİNE SANCAĞI NÜFUS SAYIMI

207.000 TÜRK

15. 000 RUM

21. 000 BULGAR

3-    1897 SELANİK NÜFUS SAYIMI

 90. 000 TÜRK

45. 000 YAHUDİ

15. 000 RUM

BU TARİHTEKİ SELANİKTEKİ DİNİ YAPILAR İSE

56 CAMİ,   

21 HAVRA, 

16 KİLİSE

 

 

Hala Müslüman halk kendi Müftüsünü seçemiyor ve camisi olmayan tek Avrupa başkenti' de Atina' dır.

Köylülerimiz bir birinde hata aramayacak herkes birbirine yardımcı olacak ve istenilen gelir seviyesine ulaşılacak inşallah olmaması için de bir sebep yok. Toplum olarak genelde çalışmayı seven bir topluluğuz.

Civar köylere bakıldığında veya sorulduğunda örnek köylerden bir köy oluşumuz bizi bu istenilen düzeye yeniden yükseltmemesi için bir sebep yoktur.
kaynak:karacaoren.net.
Logged
Taran Kedi
Moderator
Onursal Üye
*****

Popülarite: 483
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5.830


Tozcu


WWW
« Yanıtla #5 : Haziran 26, 2007, 12:04:53 »

Çanakkale, Biga ya bağlı Kozçeşme Beldesi

Kozçeşme Beldesi, Çanakkale ili Biga ilçesine bağlı, Biga’ya 25 km, Lapseki ilçesine 42 km, Çanakkale iline 77 km mesafededir. Kozçeşme Beldesi Biga-Lapseki arasında bulunan il karayolu üzerindedir.

    1884 yılı sonbahar aylarında Bulgaristan’ın Şumnu-Razgrat kasabası Karaveliler ile diğer komşu köylerin göç hazırlığı tamamlanıp anavatana göç ederler. Önce bir kaç kişilik keşif grubu Balıklıçeşme tarafına gelerek araştırma yaparlar, daha sonra göç grupları bugünkü bölgeyi Sarıcaköylü Gemici Oğulları’ndan 60 hane olarak yerleşilir.
Burada bol ceviz olup sulak yer olduğundan Kozçeşme ismi verilmiştir. (koz eski dilde ceviz demektir.) Kozlar,Kozalan da denildiği olmuştur.

Kozçeşme belde halkı rumi 1291, miladi 1875 tarihinde Bulgaristan’ın Şumnu vilayeti Razgat kasabası Karaveliler köyünden 60 hane olarak göç ederler. Halk arasında bumlara 93 muhacirleri denir. Bulgaristan’da savaş ve baskılara dayanamayıp göç etme kararı alırlar. Göçten iki yıl önce bölgeye Molla Hasan ve Bacak Kadir isimli şahısları keşif için gönderirler. Bunlar Eskibalıklı’da iki yıl kalarak yerleşim yeri ararlar. O tarihlerde çevrede sadece Hisarlı Köyü, Pekmezli Köyü ve Danişment Köyü bulunmaktadır. Köylüler muhacirler gelip yerleşecek diye su kaynaklarını ya söylemezler veya bir şekilde kapatırlar. Muhacirlerin buralara yerleşmesini istemezler. Molla Hasan ve Bacak Kadir Hisarlı Köyünden Çakır Ağa’nın çobanından bugünkü Belde meydanındaki çeşmenin yerini öğrenirler.
O zaman çeşmenin etrafında böğürtlenler ve koz ağaçları (ceviz ağacı) vardır. Daha sonra Bulgaristan’daki yakınlarına haber göndererek 60 hane olarak gelirler. Belde’nin yeri o gün Sarıca Köyü’nden Gemici Oğulları’na aittir. Yerleşim yerinin bedeli Gemici Oğullarına ürünlerini hasat ederek (yani orak biçerek) ödenir. Burada bol ceviz olup sulak yer olduğundan Kozçeşme ismi verilmiştir. (koz eski dilde ceviz demektir.) Kozlar, Kozalan da denildiği olmuştur. Son olarak KOZÇEŞME olarak kalmıştır.
Daha sonraları Kozçeşme’nin etrafına Selvi , Gündoğdu , Gürgendere, Arabakonağı, Kazmalı, Karaağaç,Çömlekçi ve Gürçeşme gibi köyler de yerleşir.

Kaynak : http://www.kozcesme.bel.tr/htm/tarih.asp
Logged





AlperenKIRIM
Qırımtatar
Global Moderator
Onursal Üye
******

Popülarite: 136
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 4.102



« Yanıtla #6 : Haziran 26, 2007, 12:05:47 »

guzel calisma  Asker ama trakyaya girmeyin cikamazsiniz Smiley nerdeyse herkez balkan kokenli , gocmen koyleri degilde gocmen sehirleri olarak ele alinabilir Smiley
Logged


Ant etkenmeñ , söz bergenmeñ bilmek içün ölmege
Bilip körüp milletimniñ közyaşını silmege
Bilmey , körmey biñ yaşasam qurultaylı han bolsam
Yine bır kün mezarcılar kelir meni kömmege
 

Noman Çelebi Cihan
TEKERAGA
Onursal Üye
*****

Popülarite: 132
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 2.360



« Yanıtla #7 : Haziran 26, 2007, 12:09:35 »

  **Pınarbaşı/POTUKLU**
  **Felahiye/TAŞLIK**
  **Gemerek/YENİÇUBUK**         
  **Yahyalı/ÇAMLICA,SAZAK KÖYÜ(Bİ BÖLÜMÜ)**
  **Yahyalı/KİRAZLI**

Detaylı bilgi ve kaynak:    http://www.yakuptezcan.com/bege/k%C3%B6yler.htm


Araştırma devam ediyor...
« Son Düzenleme: Haziran 26, 2007, 12:23:57 Gönderen: TEKERAGA » Logged
Taran Kedi
Moderator
Onursal Üye
*****

Popülarite: 483
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5.830


Tozcu


WWW
« Yanıtla #8 : Haziran 26, 2007, 12:23:55 »

İstanbul - Silivriye Bağlı Köyler

Çanta Beldesi
 Çok eski devirlerde eski Çanta Köyü yakınlarında iki köy daha bulunuyormuş, eski Çanta'nın 1.5 km. batısında Kavak çeşme yakınında Karaköy, 3.5 km. kuzeybatısında da Kurtulmuş köyleri bulunuyordu. Bu iki köy ile eski Çanta köyleri tamamen Rum köyleri idi. 1924 mübadelesinde Rumlar Yunanistan'a, Yunanistan'daki Türkler de Çanta Köyü'ne gelip yerleştiler. Bunların arasında Bulgaristan'dan gelen bir grup mu­hacir de bulunuyordu. Yunanistan'dan gelenlerin büyük bir kısmı Selanik yöresinden olup Patriyot dediğimiz ailelerdir. Daha az bir kısmı da Yörüklerdir. Bunların arasında biraz Dramalılarla çok az bir kısım da Rum çingeneler bulunuyordu. Bulgaristan'dan gelenler Yunanistan'dan gelenlerden daha az olup bunların bir kısmı Pomak bir kısmı da Karacaovalı'dır.

SINIRLARI
Çanta Beldesi, batısında Değirmenköy Beldesi,doğusunda Çeltik ve Yolçatı Köyleri, kuzeyinde Çavuşlu Beldesi , güneyinde Marmara denizi ile sınırdır.

BEYCİLER KÖYÜ
TARİHİ
Köy 1928 yılında Bulgaristan ,Yunanistan ve Romanya’dan gelen muhacirlerin kendi paraları ile satın aldıkları Beyceğiz Çiftlik arazisi üzerinde 80 hane olarak kurulmuştur.Köy halkı köyün kuruluşu ile birlikte tarım ve hayvancılık üzerine çalışmıştır.Köy halkı 1928 yılından1963 yılına kadar sadece Bulgaristan,Yunanistan ve Romanya’dan gelen muhacirlerin gelmesiyle çoğalmıştır.1963 yılında Ordu ilinden bir aile gelip yerleşmiştir.Bugün Ordu  ve diğer illerden gelip yerleşen aile sayısı 80 civarındadır.

SINIRLARI
Beyciler Köyü,  kuzeyinde Çayırdere Köyü, batısında Büyük Çavuşlu Beldesi, doğusunda Küçük Sinekli, güneyinde ise Seymen Köyü ile komşudur.

KADIKÖY KÖYÜ
TARİHİ
Kadıköy’ün bildiğimiz yargıç kadı ile hiçbir alakası yoktur.Fatih Sultan Mehmet Tatar Türk Hanları ailesinden Fatma Giray Hatuna köyümüzün olduğu yerleri vermiş ve Fatma Giray Hatunda etrafına Türk ailelerini toplayarak bir çiftlik kurmuştur.Zamanla bu çiftlik etrafında evler çoğalarak bir köy halini almış , buraya zamanla Rumlar ve Bulgarlarda gelerek yerleşmişlerdir.Uzun zaman sonra köyün kurucuları azalmaya başlamış ve neticede bir Rum köyü haline gelmiştir.Burada çiftlik kuran bu kadın sebebiyle buraya Kadın Köyü ve Kadının Köyü denilmiş ve zamanla  Kadıköy halini almıştır. 1924 yılındaki mübadelede Rumlar Yunanistan’a , Bulgarların bir kısmı Bulgaristan’a göç etmişlerdir.Bu ayrılanların yerine de Yunanistan,Romanya ve Bulgaristan’dan gelenler köye yerleşmiştir.
   

SINIRLARI
Köyün kuzeyinde Çatalca İlçesine bağlı İnceğiz Köyü, güneyinde Kavaklı Beldesi ve Ortaköy Beldesi, doğusunda Çatalca İlçesine bağlı Elbasan Köyü, güneyinde Gazitepe Köyü, kuzeybatısında Akören Köyü bulunmaktadır.

NÜFUSU
1658 kişi, 420 hane bulunmaktadır.

KURFALLI  KÖYÜ
 TARİHİ

Köyün ne zaman kurulduğu hakkında kesin bir bilgi yoktur.İlk önce Bulgarlar tarafından  kurulduğu söylemektedir.ilk ismi Kaftanlı’dır.Halk dilinde söylene söylene  bugünkü Kurfallı şeklini almıştır.  Köyde ilk zamanlar Bulgarlar yaşamıştır.1889 yılında Yunanistan’dan gelen göçmenler (Patriyot)  yerleşmiştir.1935 yılında yapılan antlaşma gereği Bulgaristan Kediören Köyünde bulunan Türklerle, burada ki Bulgarlar arasında mübadele yapılmıştır.

SINIRLARI
Köyün doğusunda Akören Köyü, batısında Büyük Sinekli, kuzeyinde Bekirli Köyü, güneyinde Fener Köyü bulunmaktadır.
NÜFUSU
Köy nüfusu 736 kişidir.

Seymen Köyü
TARİHİ
Köyün eski adı Cüce Sekbandır.(Büyük Sekban Tekirdağ ilinin Çorlu ilçesindedir.) Köyün ilk halkı Maraş,Edirne,Çorlu,Ereğli ve İzmit dolaylarından getirilip buraya yerleştirilen Yörüklerdir.Yörüklerin buradan başka yerlere göç etmelerinden sonra Osmanlı-Rus Harbi zamanında Bulgarlar bu köye yerleşmişlerdir.Önemli ve tutucu bir Bulgar köyü haline gelen Seymen ,Bulgar Eksarhına bağlıydı.(Bağımsız bir Ortodoks Kilisesi)Bulgarların Osmanlı sınırları dışına çıkarılmasından sonra 1858 yılında  köy Türk Çiftliği haline getirilmiştir.Türk çiftliklerinde yaşayan Bulgar göçmenlerin bir kısmı 1912 yılına kadar burada kalarak çiftliklerde işçi olarak çalıştılar.Balkan Savaşı sonrası , Bulgar işçiler Seymen’den ayrılmaya başlamış ve yerlerine Bulgaristan’da yaşayan Türk Muhacirler gelmiştir. Bunları Selanik,Varna ve Bosna’dan gelen göçmenler izlemiştir.

SINIRLARI
Köyün doğusunda Büyükkılıçlı, batısında Yolçatı ve Çeltik Köyleri, kuzeyinde Beyciler Köyü, güneyinde ise Küçükkılıçlı, E-5 Karayolu ile Marmara Denizi yer alır.

NÜFUSU
Köy 1673 nüfusa sahiptir.

Yolçatı Köyü
TARİHİ
Köyün ilk kurulduğu yer,bugünkü  konumuna göre daha aşağıda,çalılık mevkii denilen, Gelevri deresinin iki yakasıdır.Eski Edirne yolunun buradan seçtiği ve bu yol üzerinde Hanların bulunduğu yaşlı köylüler tarafından rivayet edilmektedir.Bu köy daha önceleri mübadeleye kadar bir Rum Köyü olup kurucusundan dolayı Galevriyapoli  adını almıştır.Ancak köyün ne zaman kurulduğu kesin olarak bilinmemektedir. 1924’deki mübadelede bu köyün Rum halkı Yunanistan’a, Yunanistan’daki Türkler de buraya gelmişlerdir.Mübadelede buraya gelenlerin çoğunluğu Selanik yöresinden,Türkçe konuşan Türkler  ve daha sonraki yıllarda Bulgaristan’dan gelen  bir grup göçmen ile iskan edilmiştir.Türkler bu köyü Gelevri olarak adlandırmışlar,daha sonra ise köyün adı Yolçatı olarak değiştirilmiştir

SINIRLARI
Köy, Çeltik, Seymen, Alipaşa, Küçük Kılıçlı Köyleri ile arazi sınır komşusudur.

NÜFUSU
Köy nüfusu  473 kişidir.

Büyükkılıçlı Köyü
TARİHÇESİ

Büyük Kılıçlı, köy  olmadan önce Padişah II.Abdülhamit’e ait bir çiftlikti.1928 yılında Bulgaristan’ın Silistre ve Tutrakan vilayetlerinden 80 hane olarak gelen göçmenler o zaman Adnan Bey Çiftliği olan bu çiftliği satın almışlardır.  Sonraları Sivas, Maraş, Gaziantep yörelerinde oturan Kılıçlu Aşiretinden bazı aileler buraya yerleştirilmiştir. Dağ ve kır hayatına alışmış aşiret üyeleri zamanla geldikleri yerlere dönmelerine rağmen köyün adı Kılıçlı olarak  kalmıştır

SINIRLARI
Karadeniz ve Marmara denizleri arasında bulanan vadidir. Köyümüz, doğusunda Fener Köyü, batısında Seymen Köyü, güneyinde Küçük Kılıçlı Köyü, kuzeyinde ise Büyük Sinekli ve Küçük Sinekli köyleri ile sınırlıdır.

NÜFUSU
Köyün nüfusu en son nüfus sayımına göre 350 hane 1152 kişidir.

ALİPAŞA KÖYÜ
TARİHÇESİ

Köye ilk gelenlerin çerkezler olduğu ve daha sonra da tatarların geldiği, ancak gerek çerkezlerin gerekse tatarların köyde fazla kalmadığı çeşitli kaynaklardan elde edilen bilgilerden anlaşılmaktadır.Bunları takiben Osmanlı – Rus harbi (1877-1878) sonrası Bulgaristan ve Balkan Türklerinden gelen göçmen Türkler bugünkü Alipaşa Köyü halkını oluşturmuştur.

SINIRLARI
Alipaşa Köyü doğusunda Akören yolu, batısında Bosna Çiftliği, kuzeyinde Küçük Kılıçlı ve Büyük Kılıçlı Köyleri ile E-6 Otoyolu, güneyinde ise E-5 Karayolu ve Marmara Denizi ile çevrilidir.

NÜFUSU
Alipaşa Köyü, 3796 nüfusa, 1200 haneye sahiptir.

ORTAKÖY BELDESİ
TARİHÇESİ

Ortaköy eski bir Rum köyüdür. Köyün o dönemdeki ismi Sürgün’dür. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethetmenin planlarını yaptığı dönemlerde Edirne’den öncü kuvvet gönderir. Selimpaşa (Epivate) çobanlarının bu öncü kuvvetlerine para karşılığı koyun vermemesi üzerine aralarında kavga çıkar ve iki Türk askerinin bu çıkan çatışmada öldürülmesi bu çobanların buradan sürülüp Ortaköy’e yerleştirilmesine neden olur.Bu yüzden köye Sürgün ismi verilmiştir. Ortaköy 1924 yılındaki mübadeleye kadar bu isimle anılmıştır. Mübadelede ise burada yaşayan Rum halk Yunanistan’a giderken, çoğunluğunu Bulgaristan’ın Ortaköy isimli köyünden gelen Türklerin oluşturduğu halk köye yerleşmiştir.Köyün Sürgün olan ismini değiştirerek geldikleri yerin adı olan Ortaköy ismini köye vermişlerdir.Mübadele yıllarından sonra Yunanistan’ın Selanik kentinin Sarışaban ve Gelgeli yörelerinden bir kısım göçmen gelerek köye yerleşmişlerdir.

SINIRLARI
Ortaköy Beldesi, batısında Kavaklı Beldesi,doğusunda Çatalca İlçesine bağlı Ovayenice Köyü, kuzeyinde Kadıköy Köyü , güneyinde Selimpaşa Beldesi ile sınırlanmıştır.

NÜFUSU
Ortaköy Beldesinin  nüfusu 3322 kişidir.

ÇAYIRDERE KÖYÜ
TARİHİ

Çayırdere köyü 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşından sonra Bulgaristan’ın Razgrat yöresindeki Karahasan köyünden gelen 30-40 kadar Türk aile tarafından kurulmuştur.Gelen Türk aileler ilk önce şimdiki Beyciler çiftliğinin etrafına yerleşmiş, oradaki Bulgarların kışkırtmaları sonucunda şimdiki çayırlık, ormanlık, yeşillik ve dere kenarı olan köy yerine göç etmişlerdir. Köyün adına da Çayırdere köyü olarak belirlemişlerdir.

SINIRLARI
Çayırdere Köyü'nün doğusunda Sinekli, kuzeyinde Sayalar, güneyinde Beyciler ve batısında Hallaçlı ve Çerkezköy yer almaktadır.

NÜFUSU
Köyün nüfüsu 1361 kişi olup, ve köyde 400 hane bulunmaktadır.

SAYALAR  KÖYÜ
TARİHİ

Sayalar Köyü 1877 – 1878  Osmanlı Rus harbinde Bulgaristan’ın Razgart yöresinden göç edenler tarafından kurulmuştur. Göç sonunda Çerkezköy’e gelirler burada kalmaya karar  verdikleri sırada yakınlardan geçmekte olan treni görüp ‘’Çocukları ezeceği endişesi’’ ile köylüler burada kalmaktan vazgeçerler.Bir süre yol aldıktan sonra sulak ve ormanlık bir yere gelirler.O zaman burada yaşayan Rumların birkaç sayalığı (Koyun ve kuzuları muhafaza etmek için çalı ve çırpıdan yapılmış ahıl) varmış.En sonunda burayı beğenip kalmaya karar verirler.Sayalar köyünün ismi de buradan gelmektedir.

SINIRLARI
Köyün doğusunda Danamandıra, batısında Hallaçlı Köyü, kuzeyinde Aydınlar Köyü, güneyinde Çayırdere Köyü bulunmaktadır.

NÜFUSU
Köy 851 kişidir.

Kaynak : www.silivri.gov.tr
Logged





Taran Kedi
Moderator
Onursal Üye
*****

Popülarite: 483
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5.830


Tozcu


WWW
« Yanıtla #9 : Haziran 26, 2007, 12:36:35 »

İstanbul - Çatalca civarındaki göçmen köyleri

HALLAÇLI KÖYÜ

Hallaçli, 1150 nüfuslu olup 1878 Osmanli-Rus Savasi sirasinda Bulgaristan'in muhtelif bölgelerinde yasayan Türklerin savasin baslamasiyla Bulgaristan’dan göç ederek bu bölgeye yerlesmeleriyle olusmustur. Köy, Hallaçli adini köylülerin Bulgaristan’daki eski köylerinden almaktadir.
Meralik ve tarim arazilerine sahip olan köyün ormanlarinin büyük bir bölümü mese agaçlarindan meydana gelmektedir. Ormancilik, odun kömürü, çiftçilik ve hayvancilik geçim kaynaklaridir.
Çatalca’ya uzakligi 55 km olan köyün bilinen yemekleri disinda "Dizmana" denilen hamur yiyecegi yaygindir.

Karacaköy Belediyesi
Karacaköy yedi asir önce bu günkü yerin 200 m batisinda kurulmus olup ilk sakinleri rumlardir.Fatih Zamaninda Bulgaristan'dan 6 hane Türk'ün yerlesmesiyle Türklesmeye baslamis,93 Harbinden sonra Bulgaristan'dan 35 hane Türk, Cumhuriyet döneminde Drama'dan 70, Nasalis'ten 50 hane, Langaza'dan 10 hane, Menlik'ten 11 hane,Arnavutluk'tan 3 hane göçmen gelmistir.Bu günkü Hane sayisi 1116 'dir.Cumhuriyet'in ilanindan sonra bucak merkezi olmus, 1980 yilinda nahiyelik iptal edilerek köy statüsüne geçmistir. 4 Haziran 1995 tarihinde belediye olmustur.Fatih Sultan Mehmet'in Istanbul'u fethi sirasinda Karaca Ahmet Pasa'nin kuvvetlerinin ilk olarak köye girmelerine izafaten Karacaköy ismi verildigi anlasilmaktadir.
Karacaköy Çatalca’ya bagli 42 km mesafede Yildiz Daglari eteklerinde, çevresi ormanlarla ve dere ile çevrili tarihi yerlerden olup 1995 yilinda Belediye olmustur.

Yeşilbayır Köyü
Yesilbayir Köyü 620 nüfusludur. Bu köy Küçükçekmece-Büyükçekmece Gölleri'nin kuzey uçlarinin arasinda kalan eski çiftliklerden olusmustur. 1876-1877 (1293 Osmanli-Rus Savasi) yillarinda Bulgaristan'in Kizanlik bölgesinden göçüp gelmis olan ahâlisi (40 hane ) devlete ait olan Darhane Çiftligi'ne yerlestirilmistir.

Halen çiftçilik ve hayvancilikla ugrasilmaktadir.Köy, verimli tarim arazilerine sahiptir.

Dogusunda Ömerli, kuzeyinde Hadimköy, batisinda Baba Nakkas ve Bahsayis, güneyinde Karaagaç bulunmaktadir. Ilçeye uzakligi 20 km'dir.

Celepköy
65 hane ve 280 nüfusa sahip olan Celepköy, Osmanlilar devrinde Rum Köyü olarak yerlesime açilmistir. Kurtulus Savasindan sonra Yunanlilarla yapilan mübadele sonucunda 1924 yilinda buradaki Rumlarin yerine Yunanistan ve Bulgaristan’dan gelen Türk göçmenler yerlestirilmistir.
Bir orman köyü olan Celepköy tepe bir alana kurulmustur. 2000 dönüm tarim alani bulunmaktadir. Çatalca'nin kuzeybatisinda, Terkos Gölü’nün güney yamaçlarinda yer alir. güneyinde Örencik, kuzeyinde Karadeniz, batisinda Hisarbeyli Köyleri ile komsudur.
Çatalca-Yaliköy yolu üzerinde yer alan köy, ilçe merkezine 30 km, Istanbul’a 80 km uzakliktadir.
Köyün geçimi orman ürünleri, mangal kömürü ile az miktarda tarim ürünlerine, hayvanciliga dayanmaktadir. Terkos Gölü kiyisinda oldugundan balikçilik gelismistir.

Dağyenice Köyü
 Dagyenice Köyü 776 nüfusludur. Köyün kurulusu 2. Beyazit zamanindaki Fatma Hanim Çiftligi’ne dayanmaktadir. Buraya Sivas'in Bedirli Nahiyesi’nden gelen 17 hane yerlesmistir. Daha sonra 93 harbinin (1877) ardindan Bulgaristan'dan gelen göçmenler yerlesmislerdir.
Dagyenice Köyü genelde mese agaçlarinin hakim oldugu ormanlarla kaplidir. Zamanla bu ormanlar azalmis, yerine tarlalar açilmistir.
Köy, doguda Çanakça ve Yazlik Köyü, batida Akalan Köyü güneyde Subasi Köyü, kuzeyde Örencik Köyleri ile çevrilidir.
Ilçeye 17 km uzaklikta olup Çatalca-Yaliköy yolu üzerindedir. Günün her saatinde minibüs ve otobüs ile ulasim mümkündür.
Köylüler tarim ve ormancilikla geçinmektedirler. Ayrica fabrikada çalisanlarin sayilari da fazladir. Köy sinirlari içinde bulunan ALAIYE ŞEHITLIĞI Kurtulus Savasimizda önemli bir yere sahiptir.

Gümüşpınar Köyü
951 nüfusa sahip olan Gümüspinar Köyü, 1886 Osmanli-Rus Savasi sonrasi Bulgaristan'in Razgat, Şumnu, Eski Cuma, Opaka gibi yerlerinden gelerek buralara yerlesenlerce kurulmustur. Şu an köyde 220 hane bulunmaktadir.
Köy adini, köy çesmesinin yaninda bulunan “Gümüs” adindaki bir Arnavut’un mekanindan almaktadir. Ona atfen buraya “Gümüspinar” denilmektedir.
Geçim kaynaklari, hayvancilik ve ormanciliga dayanmaktadir. Az da olsa tarim yapilmaktadir. Çevresi ormanla kapli oldugundan avcilik faaliyetleri yaygindir.
Ilçeye uzakligi 29 km olan köyün dogusunda Çiftlikköy, Ihsaniye Köyü, batisinda Danamandira Köyü, güneyinde Kurfalli, kuzeyinde ise Karamandere Köyleri bulunmaktadir.
Istanbul’da satilan meshur Altinpinar, Akçapinar ve Gümüspinar damacana içme sularinin kaynaklari ve dolum tesisleri burada bulunmaktadir.
Ayrica Anastasia Surlari’nin simdiye kadar kalabilen en önemli örnekleri buradadir.

Örcünlü
Örcünlü, 460 nüfuslu bir köydür.

Köyün geçmişi 250 yıl öncesine dayanmaktadır. Halkın tamamı yerli olduğundan Gacal Köyü denmektedir. Bunun yanında da halkın yarısı 120 yıl önceki mübadele sonucu Bulgaristan'dan gelen muhacir halktan oluşmaktadır.

Arazi yapısı tarıma elverişlidir. Batısında Kestanelik , kuzey batısında Çanakça, kuzeydoğusunda Kızılcaali, güney doğusunda Baba Nakkaş, güneyinde İzzettin köyleri vardır. İlçeye uzaklığı 17 km' dir.

Geçim kaynakları tarım ve hayvancılıktır.

Çanakça Köyü
Çanakça Köyü 2310 nüfuslu olup köy halki 1927-1928 yillarinda Bulgaristan'dan 60 hane olarak gelip, buradaki Salim Bey Çiftligi’ni satin almislar ve buraya yerlesmislerdir. Köy, adini Çanakçi Dede Türbesi’nden almistir
Köy, arazinin tarima uygun olmasi ve ulasim sorununun bulunmamasindan dolayi devamli olarak göç almakta ve büyümektedir. Son tespite göre 600 haneye kadar ulasmistir.
Köy halkinin %5'i ticaret %25'i tarim ile geçinmekte, geri kalan %70'lik bölümü de fabrikalarda çalismaktadir.
Orman ile ova arasinda geçis bölgesi oldugundan az miktarda ormana sahiptir. Geri kalan kismi tarim arazisidir. Kirsal kesimde az da olsa avcilik yapilmaktadir. Kamuru Deresi mevkii mesire yeri olarak kullanilmaktadir.
Ilçeye uzakligi 14 km olan köyün dogusunda Örcünlü ve Kizilcaali Köyü, batisinda Karatepe Ormani, kuzeyinde Dagyenice Köyü, güneyinde de Kestanelik Köyü bulunmaktadir.

Aydınlar Köyü
1114 nüfusa sahip olan Aydınlar Köyü, 1877 yılında 15 hane olarak kurulmuştur. Köyün ilk sakinleri olan Türkler, Bulgaristan'ın Tırnava kazasından gelerek önce Silivri'nin Çeltik Köyü’ne yerleşmişler, daha sonra hayvancılıkla uğraştıklarından orasını beğenmeyerek, Aydınlar’ın şimdi bulunduğu alana gelerek ormanlık olduğundan buraya yerleşmişlerdir.
Aydınlar Köyü’nün ilk adı Taşocağı anlamına gelen “Alaton”dur. Şimdiki adını 1960 yılında köy isimleri değiştirilirken almıştır.
Etrafı ormanlarla kaplı olan Aydınlar Köyü, Istranca Dağları’nın eteklerinde kurulmuş olup Doğusunda Karamandere, Batısında Binkılıç, Güneyinde Danamandıra ve Yaylacık Köyleri, Kuzeyinde Istıranca Ormanları yer almaktadır.
İlçe merkezine uzaklığı 42 km’dir. Köy halkı, ormancılık, odun kömürü, hayvancılık ile geçinmekte ve yakın yerlerdeki fabrikalarda çalışmaktadır.

Karamandere
 Karamandere 680 kişilik bir nüfusa sahiptir.Köy ismini burada yaşamış olduğu söylenen Karamanlis adında bir Rum vatandaşından almıştır. Ayrıca Karaman'dan gelip burada yerleşen ailelerin köyün kuruluşunda etkili oldukları söylenir.

1979 yılında kurulmuştur. Ahalinin büyük bir bölümü 1877-78 Rus savaşı sırasında Bulgaristan'dan zorunlu olarak göçe tabi olan kişilerden oluşmuştur.

Karacaköy, Belgrat, Gümüşpınar, Aydınlar, Danamandıra köy hudutlarıdır. Köyün Çatalca İlçesine uzaklığı 45 km'dir. Köy, geçimini Ormancılık, hayvancılık (büyük baş) ve az miktarda tarımdan sağlamaktadır.

Kaynak : www.catalca.gov.tr
Logged





Sayfa: [1] 2 3 ... 19
Balkanlar.Net  |  Balkan Dünyası  |  Tarih  |  Konu: Türkiyedeki Göçmen Köyleri « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer:  



    MKPortal C1.2.1 ©2003-2008 mkportal.it
    Bu safya 0.02575 saniyede 22 sorguyla oluşturuldu

    Emlak ilanları, araba ilanı ver Blog