Ana Sayfa Ana Sayfa  Forum Forum  Balkanlar TV Balkanlar TV  Tarihte Bugün Tarihte Bugün  Haberler Haberler  Makaleler Makaleler
Son mesaj - Gönderen: Taran Kedi - Cuma, 06 Nisan 2012 15:50
Balkan Türklerinin Buluşma Noktasına Hoş Geldiniz.
Makale Bölgesi

Makaleler->Tarihimiz->Pomaklar Türk müdür? [ Arama ]

Pomaklar Türk müdür?
zoom
Başlık Pomaklar Türk müdür?
Açıklama .
Gönderen Serkan87
POMAKLAR ÖZ BE ÖZ TÜRK'TÜR... <!-- ParagraphTitleEnd -->
<!-- ParagraphBodyStart -->Ünlü filozof Hiedegger: “Dil insanların vatanıdır” der. Bu gerçekten hareketle herkese çok önemli bir çağrıda bulunmak isterim.

Hiç kimsenin bizleri vatansız bırakmasına göz yummayalım. Bu insanlık vazifemizdir. Gelin hep birlikte çok geç olmadan kimliğimizin ve namusumuzun sigortası olan dilimize var gücümüzle sahip çıkalım. Atalarımızın dediği gibi “Kâmus, namustur.”

 

Değerli okurlar!

Batı Trakya Müslüman Türklerinin namusu Türkçe’dir. Hiç kimsenin namusumuza el uzatmasına izin veremeyiz. Bizlere yapılan çok adi bir insanlık ayıbıdır. Nefrete, insan ve kültür düşmanlığına dur demek, geçit vermemek insanlık vazifemizdir. Biz dil düşmanları değiliz. Ama ucuz oyunlara gelecek kadar da cahil ve enayi de değiliz. Milletimizi aptal yerine koyup hiç kimsenin onu aldatmasına ve oyuna getirmesine izin veremeyiz. Canımızdan olsak bile...

Şeref fukarası, haysiyet yoksunu, sömürge kafalı, vicdansız, milli ve dini duyarlılığını yitirmiş müsvedde aydınlar bu ifadelerimi ucuz, gereksiz, geçerliliği kalmamış ve aptalca bulabilirler. Ahlâksızlığın meziyet, şerefin zafiyet olduğu, insanlık fukarası bir dünyada böyleleri de olacaktır. Ben temiz ve milli duyarlılığını yitirmemiş, şahsiyet sahibi soydaşlarıma sesleniyorum.

Kimse Pomak'ça diye bir dili milletimize danışmadan, iradesine saygı duymayıp onayını almadan da-yatamaz. Böyle bir şey ancak Orta Çağ karanlığında veya Nazi işgalinde olur. Devletimiz bizleri yok etmek için Pomak'ça diye bir dili Latin harflerine uyarlıyor ve bununla yapay bir Pomak ulusu ihdas etmeye çalışıyor. Devletin bu dil sevdası Türkçe düşmanlığının bir belirtisidir. Pomakları çok sevdiklerinden değil.

Devletimize bir sualimiz olacak. Dillere bu kadar saygınız varsa neden Türk okullarında Türkçe derslerini ortadan kaldırmaya çalışıyorsunuz? Var olmayan bir dili (“Pomak'ça”) yaşatmaya çalışırken ve bu uğurda milyonlar harcarken, diğer yandan aynı şevkle Türkçe’nin tarihten silinmesi için gayret ediyorsunuz. “Pomakça”nın yaşatılması için yürütülen seferberlik, Türkçe’yi ve Türkleri sindirme oyunudur. Çocuk mu kandırıyorsunuz?! Eskidendi onlar. Milleti tecrit bölgelerinde çeşitli bahanelerle esir edip, cahil bırakıp her şeyi yutturduğunuz devirler bitti artık...

Bu millet artık okuyor, araştırıyor, tarihini ve özünü öğreniyor. Sömürgecilik bitmiştir. Bize yapılanların hesabını teker teker sormanın zamanı gelmiştir. Batı Trakya Türklerine uygulanmış olan etnik, kültürel ve ekonomik soykırımlardan dolayı uluslararası alanda özür dilenmelidir. Bunu istemek en doğal hakkımızdır. Sözde “Pontus soykırımı”, “Küçük Asya Felâketi”, “Ermeni soykırımı” söylemlerini ortaya atıp tanınmasını talep etmek o kadar kolay ve bir hak ise, o zaman bizler de en doğal hakkımız olarak bizlere uygulanan soykırımın tanınmasını talep edebiliriz.

“Pomak dilini yaşatmak”, “Pomak kültürüne hizmet”, “kültürler yok olmasın”, “dillere saygı” gibi içi boş sloganlarla bizleri kandıramazlar. Hem sonra bu Pomatça denen uydurma ve kırma dil nedir? Kenarda kalmış pek az insanın konuştuğu, günün gereklerine, tekniğine ve bilimine yetmeyen, iç yapısı zayıf, cılız, önemsiz bir “parola” dır. İnsanların ilerlemesine yetmeyen, çağdaş ihtiyaçlarını karşılayamayan, şahsiyet sahibi bilim adamı yetişmesine imkân tanımayan ve birkaç dilin karmasından oluşturulmuş uydurma bir lehçeden başka bir şey değildir. Yani Pomak'ça kendi başına bir dil değildir. En önemlisi devletin iddia ettiği gibi bir anadili de değildir. Pomak diye bir millet tarihte hiçbir zaman olmadığı gibi böyle bir dilden de söz edilemez.

Bu bilgileri yazıya dökerken, bu bölgenin insanı olarak bizzat olayları yaşayan biri olarak sizlere aktarıyorum. Ve diyorum ki; Devletin zorla Yunan Pomakları olarak adlandırdığı bizler, yani ben Türk’üm. Pomaklar Yunan değil, öz be öz Türk evlâdıdır. Bu tarihi bilgilerle sabittir. Sizin bilgi diye bizlere dayattığınız uydurma kitaplar ve belgeler tamamen hayal ürünüdür ve Batı Trakya Türklerine uygulanan asimilasyonun bir parçasıdır.

Devlet, konuşulan Pomakça'dan hareketle iddialarını ortaya koymaktadır. Pomak'ça denen sözde dil, balkanlarda yaşayan Türklerin yüzyıllarca yoğun bir Slav ve Bizans kültürü baskısı altında deformasyona uğramış bir dilidir. Bu Türkler dillerinin büyük bir kısmını kaybetmiş, lâkin dinleri sayesinde kimliklerini ve kültürlerini koruyabilmişlerdir. Zaten tarafsız bir şekilde araştırıldığında bu dilin içerisinde Türkçe ağzının ve kültürünün hakim olduğu görülecektir. Fakat devletin buna rağmen bütün gayesi bizleri gayesiz, hedefsiz, feleğini şaşırmış bir toplum haline getirmektir. En sonunda düşünce kabiliyeti körelmiş, sorgulamayan, önüne konan her şeyi kabul eden sömürge kafalı bir toplum haline getirmektir. Bu toplumun adı da “Pomakça konuşan Pomaklar” olacaktır.

Sonuç olarak bizler, birilerine göre “Yunan Müslümanları”ymışız. O zaman İstanbul’da yaşayan Rum azınlığına da, “Türk Hristiyanları”dır deriz. Patrik Batholomeos’da öz be öz Türk evlâdıdır.

Eğer bizler Yunan Müslümanları isek, neden devlet hâlâ bir takım dayatmaları gerçekleştirmeye çalışıyor? Güzelim Yunanca varken niye bu Pomak'ça dilini ihdas etmeye çalışıyor? Yoksa Yunan Müslümanlarının Yunanca konuşmaya da mı hakkı yoktur? Madem ki Yunan Müslümanlarıymışız, öyleyse neden buradaki baskılara dayanamayan soydaşlarımız hep Türkiye’ye göç etmiştir? Yoksa Türkiye Yunan Müslümanlarının sığınağıymış da bizler mi bilmiyormuşuz? Neden Bulgaristan’a veya Makedonya’ya göç etmemişler de hep Türkiye’ye göç etmişlerdir? Cevabı çok basit. Çünkü bu insanlara kucak açan hep Anavatanımız olan Türkiye olmuştur da ondan. Çünkü Türk’üz de ondan.

 

Cengiz ÖMER
Batı Trakya'da çıkan MİHENK Dergisinden alınmıştır.

Oyu Puanı: 19 - Ortalama: 3.83

Yorum Gönder Değerlendir
Yorumlar
nogay
30 Ağs 2008
ben gerçek bir kıpçak(kuman) türküyüm. ömrümce türk boyları hakkında doküman topladım ve okudum.
size şunu net olarak söylüyorum pomaklar hatta manavlar kıpçaktırlar. avrupanın ortasındaki kumanova denen bölgeye bu adı veren kuman türkleri atalarımızdır. tanrıdağı kadar türküz.
ben türküm özüm sözüm uludur.
cnnkyhn
21 Haz 2008
arkadaşlar size şunu söyleyebilirim..ben 20 yaşındayım ve bu siteye üye olana kadar pornak die bişi duymamştm..ama artık kökenimi araştırmaya kimlerin türk olup olmadıgını öğrenmeye karar verdim ve diyorum ki haydi el ele verelim tüm türk gençliğine milletimizi ve tarihini DOGRU ve TARAFSIZ bir şekilde öğretelimm..bir türk dünyaya bedeldir unutmayalım..
Pomak Beyi
28 Ock 2008
arkadaşlar hepinizin yazısını okudum ve gerçekten etkilendim bende pomak ım pomak türküyüm ve bundan dolayıda mutluyum benim ailem türkiyeye ilk göçenlerden 1878 lerde osmanlı rus savaşlarından sonra buraya gelenlerden önce bursaya yerleşip sonra oldukça fazla sayıda olup çanakkaleye gelmişler benim annemler ninemler hala bile pomakça konuşuyorlar ama biz bu dilin hemen hemen bulgarcayla aynı olduğunu biliyoruz ve Türklüğümüzünde farkındayız kesinlikle bu dilin ap ayrı bir ırk olduumuzun göstergesi olarak görmüyoruz biri pomak nedir diye soruyordu onada cevap vereyim pomak burgar dilinde yardım eden demek.. zamanında osmanlı akıncılarına yardım ettikleri için onlara pomak denilmiş osmanlı balkanlara gelene kadar dil olarak belli bi yere kadar asimile olmaya başlamıştık bu yüzden böyle bir dili kullanıyoruz pomaklar orta asyadan gelip oraya yerleşen kuman-kıpçak,peçenek türklerinin torunlarıdır.. Pomak olduğunu söyleyip Türk olduğununda farkında olan bütün kardeşlerime selamlar olsun Smiley
bati_trakyali
01 Ara 2007
slm arkadaslar ben bu siteye daha yeni uyeyim zize bir kac sey soyliyeyim bari ben bati trakya yunanistanda yasiyorum pomak TURKUYUM ve bu yaziyi yazan gazeteci cengiz omer taniyorum kendisi ne yazdiysa aynen oyle dogrudur,daha iki uc ay once bir yunanli sivil polis tarafindan annesine saldirdilar neden bizim TURKLUGUMUZU savundugu icin...pomaklarin ne olup olmadigina gelince bende pomakcayi konusabiliyorum o sorun degil yalniz size bisey sorucam nasil oluyorda sekiz on milyonluk yunanistanda yunanli oldugunu kabullenmis pontozu,sarakatsanozu,tsinganozu,vlahozu,makedonu,ve benim bilmedigim daha bir suru kendi dilini konusan yunanistaninda o toplumlarinda kendilerini evet yunanliyiz diye kabul ediyor ve bizler OSMANLI GIBI NUFUSU 740 milyonlara ulasan devletin icinden iki uc karmasik dil konusan toplum cikti hemen dusunceye giriyoruz biz neyiz neden oyle neden boyle,size birtek sey soyliyeyim arkadaslar ATATURK; NEDEN ACABA (NE MUTLU TURKUM DIYENE DEMIS) ? niye turk olana yada turk dogana dememis, pomaklarin ne oldugunu sizin icin anlamak okadar zormu ben uc hafta once burda yunanistanda askerlikten salindim,ve ne oldugumu cok iyi biliyorum tesekkurler....
uluHakan
25 Kas 2007
Sevgili Pomakkızı,bende pomakım,Türkiye'de yaşıyorum,evet pomakça diye bir dil var,ama gerçekte pomakça diye bir dilyok.Bunun sebeplerini arkadaşımız çok güzel araştırıp bulmuş ve buraya yazmış.Sen pomakçayı anlayabiliyormuşsun bende o kadarı dayok.Hiç te üzülmüyorum.Çünkü ben TÜRK'üm ve TÜRK'çe konuşuyorum.Çok ta gururluyum.Şüphelerine gelince;Bulgaristandan muhacir olarak gelenlerin bir kısmı pomakçadan başka dil bilmiyor,diğerleri Türkçe konuşabiliyorlar diyorsun.Cevabı çok basit.Pomak Türkleri tarih boyunca orada yaşadılar.Yaşana süreç sonunda bugün kullandıkları dili konuşuyorlar.Ancak diğerleri o bölgeye,osmanlı döneminde Balkanları Türkleştirmek amacıyla,özellikle Karaman,Kütahya ve Balıkesir yörelerinden götürülmüş olan YÖRÜK lerdir.Bu yörükler o bölgede kısa süre yaşadıkları için dilerini koruyabilmişlerdir.Ama pomaklar çok ağır asimile çalışmalarına maruz kalmalarına karşılık dillerinin neredeyse %40 nı kaybetmişlerdir.

Herşey bir tarafa yüreğinin sesini dinle o sana TÜRK olduğunu söyleyecektir.Gerisine boşver.Selam ve Dua ile...
iso_
10 Mar 2007
Merhaba değerli arkadaşlar.Pomakkızı'nın yollamış olduğu yorum dikkatimi çekti ve ona cevap vermek istiyorum.Sormuş neden 1960'lı yıllarda gelen pomaklar Türkçe bilmiyomuş da o tarihte gelen Türkler çok güzel Türkçe konuşuyorlarmış.şu kadarını söyleyeyim senin babaannesi ve anneannesi çok güzel pomakça konuşuyorlarmış fakat anlamiyormuş.sorabilirmiyim sen hiç bulgarca biliyomusun ki anlayacaksın hangi dilde konuştuklarını.Bulgarca bilsen bence gayet iyi anliyacağını düşünüyorum.ayrıca Bulgaristan'daki asiliminasyonlar hangi tarihte başladığını biliyormusun(Bence hiç gidip de babaanenle veya anneannenle bu konuyu konuşmamışsın,konuşsam bu şekilde şüpheye düşmezsin.Ne tür zülümlere uğramışlar bi bilsen,ben şimdi anlatmak istemiyorum benim babaannemden nasıl katliamlar yaşanmış.Sen olsan dilini değil ruhunu bile satarsın,ve şu anda biri kitabında pomaklara yer vermediği için kendinden şüphe ediyorsun!?!?Benim sana önerim gidip biraz yaşlılarla konuş eski zamanlar hakkında :'(
gürcan
22 Şbt 2007
Arkadaşlar, kafası karışanlar. Lütfen dikkatli olun. Türk milletinin önüne binbir çeşit tuzak çıkartılmakta. Savaş meydanlarında istedikleri sonuçları alamayan, Türkleri tekrar Orta Asya'ya gönderme planı yapanlar, mükemmel olarak ve çok değişik cephelerden Türk Milletini parçalamak için gayret sarfetmekteler. Lütfen Türk Milletinin 24 boy'unu araştırın ve düşünün. Çok geniş bir coğrafyada yaşayan Türk Milletinin yüzyıllarca her bölgesinde sadece aynı kelimeler konuşulmuş olamaz. Mutlaka bazı yörelerde az kullanıldığı için unutulmuş, bazı yörelerde farklı dillerden Türkçeye katılmış kelimeler mevcut. Yanyana iki köyde şive farkı mevcutken, bütün bunları düşünmeden Pamakların Türk olmadığı yalanına inanmayın.
pomakkızı
22 Şbt 2007
arkadaşlar benim bu konu da kafam çok karışık. pomaklar türk mü? değil mi? kafamın takılmasının sebeplerine gelince

1- pomaklar turk ise neden yıllarca rodoplarda türklerle iç içe yaşamalarına rağmen pomakça dili diye bir dil kullandılar. diğer turkler neden böyle bir dile ihtiyaç duymazken pomaklar bu dili korumayı başardılar ve bu kadar içiçe yasadıkları bulgaristandaki turklerle aynı dil turkçeyi konuşmadılar. cünkü benim koyumde 1960lı yıllara kadar bulgaristandan gelen pomaklar hiç turkçe bilmiyormuş. fakat onlarla aynı tarihte türkiyeye gelen türkler cok güzel türkçe konuşabiliyormuş.burada bir sıkıntı var bence


2-kendisini çok sevdiğim ve bir cok kitabını severek okuduğum, turklüğüne ve türklüğe gösterdiği öneme hayran kaldığım h.nihal atsız neden pomakları turk saymamıştır? onun gibi birinin yaptığı bu tespit bende biraz şüphe uyandırdı acıkcası.

3-sitede bazı yorumlarda pomakça diye bir dil yoktur denmiş fakat böyle bir dil var arkadaşlar benim babaannem anneannem bu dili çok iyi konuşuyorlar ben maalesef sadece anlayabiliyorum ama konuşamıyorum fakat öğrenmeye kararlıyım
iso_
03 Ock 2007
merhaba.ben de bir pomakım.ve nedense de bununla artık gurur değil utanç duymaya başliyorum.yahu pamak nedir kimse bilmez mi ya?her kafadan farklı bişey çıkıyor,ve hepsi de farklı farklı.ya bulgaristandayken bize bulgar diyorlardı,Türkiye'ye geldik hala bizi öyle değerlendiren var ve bundan da çok sıkılıyorum.üzüldüğüm nokta şudur ki bizi bulgar görenler de yine bulgaristendan göç etmiş olanlardır.ben Türk'üm kardeşim,ne bulgar müslümanı ne de öyle bi saçmalık.şunu söylemek istiyorum pomakça diye bir dil de YOK!bulgaristan'da yaşayan pomaklar artık pomakça diye bişey konuşmuyo,bulgarların mükemmel politikaları sayesinde artık hepsi bulgarca konuşuyor.ve şunu söylemeliyim ki eskiden pomakça da konuşulmuyormuş,dilin çoğu Türkçe'den ibaretmiş,ama dediğim gibi o kadar zulüm sayesinde bu hale de gelmiş en sonunda.ben 95'te Türkiye'ye geldim,bildiğim tek dil bulgarca idi(pomakça değil).annem babam Türkçe bilmelerine rağmen de bana öğretmemişler,ve bu durmda olan birçok insan var ne yazıkki.eskiden o kadar zulme mahkum olan insanlar ve benliğinden bişey kaybetmeyen insanlar,şu anda artık hepsi(ki bu daha çok yeni kuşak için geçerli)bulgarlaşma yoluna girmişlerdir,ve düşünüyorum acaba hata nerde ve kimde?
şunu da eklemek istiyorum,ben pomak olabilirim ama TÜRKüm.ve TÜRK olmam da bana gurur veriyor...
kıpçak
27 Ara 2006
Tarih57 Unutulan BATI TRAKYA TÜRKLERİ
Rodop Türk Muvakkat (Geçici) Hükümeti
Yeşilköy Antlaşması?nın Bulgaristan?a bıraktığı yerlerde yoğun bir şekilde yaşayan Türkler, bu duruma karşı gelmişler ve antlaşmanın imzalanmasından kırk gün sonra, 14 Nisan 1878?de Çirmen çevresinde Rus Kazak atlı bölükleriyle ilk silâhlı çatışmaya girmişlerdir. Silâhlı çatışma, yalnızca bu bölgede kalmayarak, Bulgaristan?a bırakılmak istenilen her yerde kendini hissettirmiştir. Direnişin düzenli ve örgütlü yürütüldüğü bölge ise, Kırcaali ve Rodop Dağı?nın kuzey bölümleri olmuştur. Başkaldıran Türklerin yatıştırılması için, Rus görevlileriyle birlikte İstanbul?dan Serasker Kapısı Hassa Meclisi üyelerinden Saimi Paşa ile Vasa Efendi bölgeye gönderilmişlerdir. Bu durum zamanın Osmanlı yönetiminin, Rumeli Türklerini desteklemekten uzak kaldığını göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Ancak, görüşmelerde Türk kuvvetlerinin başında bulunanlar, Osmanlı yönetiminden başka bir yönetim altına girmeyeceklerini ve Osmanlı toprağında Rus askeri bulundukça, silahlarını bırakmayacaklarını dile getirmişlerdir.
Osmanlı Devleti?nin desteğinden umut kesilince, 16 Mayıs 1878?de, Sultanyeri kazasının Karatarla köyünde Rodop Türk Muvakkat Hükümeti (Rodor Türk Geçici Hükümeti) kurulmuştur.
Rus ve Bulgar işgaline karşı direnmekte kararlı olan Rodoplu Rumeli Türkleri, Rodop Türk Muvakkat Hükümeti?ni kurmakla kurtuluş savaşlarına, siyasal bir yapı ve silahlı direnişlerine diplomatik boyut kazandırmıştır.
Dört kişilik bir kurucu heyeti olan (Ahmet Timirski, Hacı İsmail Efendi, Hidayet paşa ve Kara Yusuf Çavuş) ve egemenliği altında dört milyon Türk yaşamakta olan hükümet, aynı zamanda otuz kişiden oluşan bir Temsilciler Meclisi de oluşturulmuştur. Hükümet yetkilileri, bir yandan silahlı direnişlerini sürdürürken, bir yandan da siyasal alanda savaşım vermişlerdir. Hak ve hukuklarını korumak ve kabul ettirmek için Avrupalı devletlerin İstanbul?daki elçilerine birer bildiri göndermişlerdir. Rus ve Bulgar kıyımını dile getiren ve Hükümet?in kurulduğu gün olan 16 Mayıs 1878 tarihinde, Hükümet-i Muvakkate mührünü taşıyan bildiriyle direniş nedenlerini özetle şöyle anlatmışlardır: ?Avrupa devletleri, neden silaha sarıldığımızın nedenlerini bilmek zorundadırlar. Bu yasal bir devlete karşı olan ayaklanma değil, bir hak direnişidir. Yeşilköy Antlaşması?na dayanarak Rus ve Bulgarlar topraklarımızı ele geçirmişler ve kıyım yapmaktadırlar. Canımızı, namusumuzu korumak zorunda olduğumuz için direnmekteyiz. Yeşilköy Antlaşması?na karşı çıkıyoruz. Bunun yerine yeni bir antlaşma yapılmalıdır.?
Direnen Türkler, İstanbul?dan resmi olarak silah desteği görmeyince, gereksinimlerini çevredeki Türk birliklerinden sağlamışlardır. Süleyman Paşa?nın ordusundan da bazı nizamiye taburları geçici hükümet birliklerine katılmışlardır.
Çirmen?de başlayan silahlı direniş, kısa zamanda Batı Trakya?ya ve Rodopların kuzeyinde, Lofça, Plevne, Tırnova?ya kadar yayılmış ve işgal kuvvetleri bozguna uğratılmıştır. 1878?de, Rodopları ele geçirmek üzere onbir atlı taburu ve 7-8 Bulgar gönüllü taburuyla saldırıya geçen Ruslar, Kırcaali ile Mestanlı arasında, Türk ulusal kuvvetleri tarafından bozguna uğratılıp, geri püskürtülmüştür.
13 Temmuz 1878?de, Berlin Antlaşması?nın imzalanmasından sonra, Osmanlı Devleti ile Rusya arasında 8 Şubat 1879 günü, İstanbul?da imzalanan kesin barış antlaşmasıyla, Yeşilköy Antlaşması yerine Berlin Antlaşması?nın geçtiği kabul edilmiştir. Bu antlaşmayla, Bulgaristan?a verilen topraklarla yine bu antlaşmaya göre kurulan Doğu Rumeli Vilayeti dışında, savaş sırasında Rus ordusunun ele geçirmiş olduğu Osmanlı topraklarının, hemen boşaltılması kararlaştırılmıştır.
Rodop Geçici Türk Hükümeti?nin kurulması ve yaptığı diplomatik girişimler, Berlin Antlaşması?yla Doğu Rumeli?nin Bulgaristan?dan bağımsız ayrı bir yönetime kavuşturulmasında ve bu ad altında ayrıcalıklı bir Osmanlı vilayeti kurulmasına önemli etki yapmıştır.
Doğu Rumeli, Osmanlı Devletine siyasal ve askeri yönden bağlı, ayrıcalıklı bir vilayet haline getirilmiştir. Valiyi Padişahın ataması, ancak vilayet içinde Türk askeri bulundurulmaması kararlaştırılmıştır. Türk askerini yanında göremeyen Doğu Rumeli?deki Türkler, bölgeden büyük ölçüde göç etmişlerdir. Bulgarlar bu her iki durumdan da yararlanarak Doğu Rumeli?yi Bulgarlaştırmaya başlamışlar ve vilayetin alt yönetim birimlerini de ele geçirmişlerdir. Son aşamada, 18 Eylül 1885?de bir darbeyle Padişahın atadığı valiyi ve diğer yöneticileri görevden uzaklaştırıp, gözaltına alarak, Doğu Rumeli?nin Bulgaristan?la birleştiğini açıklamışlardır.
Doğu Rumeli Türkleri, İstanbul?un ve diğer devletlerin bir şey yapmadıklarını görünce, Bulgar yönetimini tanımadıklarını açıklayarak, birleşmeye karşı gelmek için harekete geçmişlerdir. Filibe İslâm Cemaati?nin girişimleriyle, her liva ve kazadan seçilen Türk milletvekillerini, 1885 sonlarına doğru, Filibe?de kurultaya çağımışlardır. Bu kurultayı haber alan Bulgar yönetimi, Türk milletvekillerinin bir bölümünü gözaltına almış, bir bölümünü de jandarma kuvvetiyle yerlerine göndermiş ve tasarlanan kurultay gerçekleşememiştir.
Geçici Türk Hükümeti?ni kuran Kırcaali ve Rodoplular, 1880 başlarında Doğu Rumeli Valisi?nin girişimiyle bu yönetimi tanımışlar, ancak silahlarını teslim etmemişler ve Bulgar jandarmasını da bölgelerine sokmamışlardır. Bulgarların Doğu Rumeli?yi topraklarına katması üzerine vilayetle olan ilişkilerini yeniden kesmişlerdir.
Bulgaristan ile Osmanlı Devleti arasında, 1 Şubat 1886?da, Doğu Rumeli?nin Bulgaristan Prensliği?ne verildiğini açıklayan bir anlaşma imzalanmış ve anlaşma 5 nisan 1886?da Avrupalı devletler tarafından da onaylanmıştır. Bu anlaşmayla o tarihe kadar Doğu Rumeli yönetimine geçmemiş ve bu yönetimi kabul etmemiş olan Kırcaali ve Ropcoz kazaları Osmanlı sınırları içinde bırakılmıştır. Böylece Nisan 1878?den beri haklı direnişlerini, İstanbul?un hiçbir desteğini görmeden sürdüren Rodop bölgesi Türkleri, sekiz yıllık direnişlerinin sonucunda, üç yüz köyün Osmanlı sınırları içerisinde bırakılmasını sağlamışlardır.
Yasal varlığı sekiz yıl süren bu ilk Geçici Hükümet, Bulgarlarla yapılan anlaşmanın sonucunda, 20 Nisan 1886 tarihinde dağıtılarak tarih sahnesinden çekilmiştir.

Hakan Baş?ın ?unutulan BATI TRAKYA TÜRKLERİ? kitabından derlenerek hazırlanmıştır.
kıpçak
27 Ara 2006
Pomak Türkleri?nin kökeni - 2

Kuman/Kıpçaklar?ın kökeni

Bu yazımda Kıpçaklar?ın kimliği ve kökeni hakkında bilgi vermeye çalışacağım. Kaynak olarak yine bu konuda en çaplı çalışmayı ortaya koyan Ahmet Gökbel?in ?Kıpçak Türkleri? isimli kitabından yararlanarak.

Bir iki görüş dışında bütün tarihçiler Kıpçaklar?ın bir Türk boyu olduğunda hemfikirdirler. Kuman-Kıpçak kabilelerinin etnik menşei sorunu, Türkolojinin en çapraşık problemlerinden birisidir.

Buna rağmen, Kumanlar?ın ırkî özellikleri bazı araştırıcıları, onlarla Âri?ler Hint-Avrupalılar) arasında ilgi kurmaya sevketmiştir. Gerek soy, gerek kültür bakımından Türk?ü Moğol?dan pek ayıramadıkları bilinen Marquart, Pelliot, Barthold ile aralarında Rassovsky?nin de bulunduğu batılı bilginler, tam Türk olarak saymadıkları Kuman-Kıpçak tipinin nihayet Moğol bölgesinde Türkleşmiş bir Hint-Avrupalı kavimden ileri gelebileceklerini belirtmişlerdir.

Buna karşılık M.Ö. II. Yüzyılda Tanrı Dağları?nın Kuzey yamaçları ile Isık Gölü dolaylarında yerleşmiş olan ve başbuğları ?Kum-no? veya ?Kum-ni? (Kum-beğ, Kun-bi) diye anılan Hun soyu ve kültürüne mensup ve Türkler?e mahsus bir Kurt efsanesine sahip ve milâttan sonraları da varlıklarını sürdüren Wu-sun (veya U-sun) kavminin Çin kayıtlarında kırmızı şaçlı (kumral) yeşil-mavi gözlü olduğu ifade edilmiştir.

Kıpçak-Kuman-Kun meselesine dâir son araştırmaları yapan Czegledy?e göre durum şu şekildedir. Kumanların Batı?ya göçünden önce Orta Asya?da İtil-Seyhun-İrtiş arasında Oğuzlar; Tobol, İşim çevresinde Kıpçaklar bulunuyordu. Daha Doğu?da Nan-Şan bölgesinde Sarı ?Uygurlar yer alıyordu. Hoang-ho dirseği dolaylarında Nesturi (Hristiyan) Öngütler vardı. Kunlar da bu civarda yaşamaktaydılar.

Bahaeddin Ögel, Kıpçakları Kuzey Türkleri?nden kabul eder. O?na göre Kuzeybatı Sibirya?da İrtiş nehri ile Ural nehri arasında yaşayan Türkler?e genel olarak Kıpçak adı kullanılmıştır. O, Bulgarlar ve Macarlar?ın başlangıçta Türk tesirlerini, en çok Kıpçaklar?dan aldığını ve 6. Yüzyılda Bulgarlar?la Macarlar?ı bu bölgelerden kovan Sabır Türkleri?nin de kök itibariyle Kıpçaklar?dan olabileceğini belirtmektedir.

Kaynaklarda Kimek, Kun gibi Türk zümreleri yanında zaman zaman Başkurt, Uz, ve As gibi müstakil sayılan boylar da Kıpçaklar içerisinde veya onlarla birlikte zikredilmişlerdir. Bazı tarihçilere göre de Kıpçak, Kanglı, Kimek ve Kun gibi kabileler geniş anlamda Kıpçak zümresinin ayrı şubelerinden ibarettir.

Rassovsky, 9 ve 10. yüzyıllarda İrtiş ve Ural arasındaki Kimek adlı Türk kavmini Kuman olarak değerlendirmektedir. O?na göre bunların bir oymağı Kıpçak idi. 10. yüzyıldan itibaren Kıpçak adı bütün Kimekler?e aşamalı olarak isim olmuştur.

Kıpçakları Batı Göktürk topluluklarından bir kütle olarak görenler de vardır. Bunlar da Kıpçakları İrtiş boylarındaki Kimekler?e dayandırmaktadırlar.

Mitoloji, her ne kadar bir tarih belgesi olarak kabul edilmese de, milletlerin komşuları hakkında fikirlerini aydınlatmaları bakımından tarihçiler için büyük önem taşır. Türk mitolojisine göre Kıpçaklar, Oğuz-Han?ın bir evlâtlığı idiler. Oğuz-Han destanına göre, Kıpçak?ın babasını Oğuz-Han evlatlık olarak almış ve büyütmüştür. Daha sonra Kuzey bölgelerini idare etmek için Oğuz-Han, Kıpçak?ı göndermiş ve bu bölgeler Kıpçak?ın soyundan meydana gelmiş olan Kıpçak Türkleri ile dolmuştur.

Türk boylarının menşeleri hakkında söylenen efsanelerde ağacın da önemli bir yeri vardır. Örneğin, Uygur efsanelerine Uygur hakanlarının ağaçtan türedikleri söylenir. Kıpçak boyunun menşei hakkındaki rivayette de ağaçtan türeme efsanesinin izi mevcuttur. Rivayete göre Oğuz-Han bir seferden dönüşünde, savaşta ölen bir askerinin eşi bir ağaç kovuğunun içinde bir oğlan doğurur. Oğuz-Han da bu çocuğu evlât edinerek ona Kıpçak adını verir.

Netice olarak, çoğunluk tarafından kabul görmeyen bir iki rivayetin dışında bütün tarihçiler köken itibariyle Pomak Türkleri?nin ataları olan Kıpçakların Türk olduğunda hemfikirdirler. Başta Oğuz destanları olmak üzere Türk Mitolojisi de bunu desteklemektedir.

Kaynak: Batı Trakya Türkleri'nin gazetesi; Millet
PAŞALI
10 Ara 2006
arkadaşlar ilerleyen zaman içerisinde uzun zamana yayılan ve hala devam eden birleşmiş milletlerin de desteklediği konu ile ilgili araştırm sonuçlarını burada sizlerle paylaşarak kamu oyu oluşumuna yardımcı olmayı ümit ediyorum bölge devletlerin yüzyıldan fazla bir zamandır asimilasyon politikalarının bir sonucu olan konuları ayrıştırarak eritme ve yok etme sistematiğine direnme,mukavemet gösterme hareketidir dayanak noktası ise -eğer yüz küsür yıldır başaramayıp bu insaların bunca zulüm altında dahi kimliklerini muhafaza edebilmeleridir.
PAŞALI
10 Ara 2006
pomaklar? [değiştir]Malazgirt Savaşı (Malazgirt Zaferi) Türklere Anadolu?yu kazandıran, Selçuklu-Bizans Savaşı. Büyük Selçuklu Devleti Sultanı Alparslan ile Bizans İmparatoru Romen Diyojen kuvvetleri arasında, 26 Ağustos 1071 tarihinde, Doğu Anadolu?da Malazgirt Ovasında meydana geldi. Bu muharebe, dinî, millî, siyasî, askerî neticeleri ve Türk-İslâm tarihinin en büyük zaferlerinden biri olması bakımından önemlidir.

Selçuklu Türkleri, Malazgirt Meydan Muharebesinden yıllar önce, Anadolu içlerine gazâ akınları tertip ettiler. Bu akınlarda, Anadolu?nun, Türklerin yerleşmesine müsait coğrafî hususiyet ve zenginliklere sahip olduğu tespit edildi. Selçuklu Türklerinin Anadolu?ya akınları, Bizans Devletini telaşlandırdı. Akıncıların bu gazâlarında, Anadolu ahalisine terör ve tahribattan ziyade adaletle muamelesi, zalimleri ortadan kaldırmaları, can, mal, ırz emniyetini sağlamaları, bölge halkının Selçuklu idaresini gönülden tercih etmelerine yol açtı. Doğu hududundaki hadiseleri dikkatle takip eden Bizanslı idareciler; ülkelerinin bütünlüğü ve devletin bekası için tedbir almaya başladılar. Bizans?ın ancak meşhur tarihi entrikalarla yüzyıllardan beri Anadolu?da hakimiyetini koruyabilmesi, zulme varan sıkı tedbirleri, halka kötü muamelesi, yerli ahalinin Türklerin idaresini tercih etmelerini daha da kolaylaştırdı.

Bizans İmparatoru Romanos Diogenes (Romen Diyojen) iyi bir cengâverdi. Fakat hanedan mensubu değildi. Askerlik bilgisi, tecrübe ve cesareti, dul Bizans İmparatoriçesi Eudoxie?nin dikkatini çektiğinden, diğer aday ve teklifleri reddederek, 1068?de Diyojen?i tercih etmesine sebep oldu. Hanedan dışından bir şahsın Bizans İmparatorluğuna getirilmesi üzerine asiller, iktidara karşı cephe aldılar. Ülke içindeki muhalefeti tasfiye etmekle meşgul olan Diyojen, zekâ ve tecrübesine inandığı şahısları devlet kadrolarında vazifelendirip, Bizans?ın doğu hududundaki hadiseleri de dikkatle takip ettirdi. Ani ve Kars?ı zaptederek Ani?nin askerî mevkilerini tahrip eden Selçuklulara karşı, tahta çıkışından, 1071 yılına kadar her yıl sefere çıktı. 1068?de Pozantı?ya, 1069?da Palu?ya kadar geldi. 1070?te de Kayseri?ye ordu gönderdi. Bu seferlerle, Bizans ordusunun muharebe kabiliyeti ve tecrübesi arttırılıp, disiplinli olması sağlandı.

Selçuklu akınlarının Ege Denizine, Marmara?ya kadar uzanması ve 1071?de Şiî-Fâtımî Devletinin, İslâm ülkeleri ve Abbasî Halifeliği için tehlike arz etmesi üzerine, Mısır Seferine çıkan Selçuklu Sultanı, Suriye?de bulunuyordu. Türklerin Suriye topraklarındaki harekâtını haber alan Bizans İmparatoru Diyojen, doğuya hareket etti. Hareketinden önce verdiği nutukta azmini şöyle belirtiyordu: ?Doğu hudutlarımızda büyük bir İslâm tehlikesi belirmiştir. Bu tehlikeyi büyümeden ortadan kaldırmalıyız. Ordunun başında; bu tehlikeyi kesin olarak kaldırmaya gidiyorum.?

Romen Diyojen, 13 Mart 1071?de İstanbul?dan 200 000?den ziyade Frank, Norman, Slav, Gürcü, Abaza, Ermeni ve Rumeli?de yaşayan İslâm dînini kabul etmemiş Peçenek ve Uz Türklerinden de ücretli asker alarak Anadolu?ya geçti.

Bütün kaynaklarını seferber ederek hazırladığı ordusuna güvenen Diyojen, Bizanslılara büyük zaferle dönmeyi vaad ediyordu. Sivas?a gelen Diyojen, bu bölgedeki Ermeni Prensleri ile ahalisini, toptan öldürttü. Ermenilerin mallarını askerlerine yağma ettirdi. Sivas?tan hareket etmeden önce, generalleri ile harp meclisi kurdu. Bu harp meclisinde, muharebenin, alınacak karar, plan ve hedefi tayin edilecekti. Gerçi Diyojen?in plan ve hedefi kafasında çizilmişti. Bu, Türklerin Anadolu?ya bir daha akın yapmamalarını sağlayacak bir plandı. İran?ın içlerine ilerleyecek, Türkleri daha da doğuya sürecek, başşehirlerini zaptedecekti. İmparator, yalnız Anadolu?yu elinde bulundurmak ve Türkleri yok etmek değil, bütün İslâm ülkelerini de almaya karar vermişti. Horasan, Rey, Irak-ı Acem ve Arap, Suriye valiliklerini komutanlarına vermeyi tasarlamış ve hattâ vaad etmişti. İstilâ edeceği İslâm ülkelerindeki camilerin yerine kiliseler açmayı ve bu suretle İslâm dinini ortadan kaldırmayı da aklına koymuştu. Harp meclisinde, generallerden, takip edilmesini lüzumlu gördükleri tekliflerin, ortaya konmasını istedi.

Sivas?taki harp meclisinde, yapılacak harekâtın plan ve hedefi hakkında, iki ana teklif ortaya çıktı. Birincisi; Bizans ordusunun en bilgili ve tecrübeli komutanlarından Rumeli ordusu kumandanı General Nikefor Bryennes ile iyi bir stratejist ve tecrübeli bir komutan olan Türk asıllı general Magistors Tarkhal'dan (Jozeph Tarhchaniotes) geldi. Bu iki general, hudut boylarındaki tecrübelerine dayanarak, Türklere karşı çok ihtiyatlı harekâta girişmeyi tavsiye edip, ordunun Erzurum?a kadar ilerleyerek, burada Türk ordusunu muharebeye zorlayacak ve kışkırtacak bir tertibin alınmasını, bu suretle muharebenin kendi toprakları içinde yapılarak lojistik desteğin kolaylaştırılmasını ve Türklerin istifadesine yarayacak her türlü maddî imkânların tahrip edilmesini teklif ettiler. Bu teklife karşılık, İmparator?a hoş görünmek isteyen ikinci teklif sahibi muhalif generaller ise, hedefin daha derin olmasını ve ordunun vakit kaybetmeden Erzurum?a varıp, İran?a yönelmesini ve Türk ordusu ile nerede rastlanırsa orada, daha ziyade Türk ülkeleri içinde harp edilerek yok edilmesini teklif edip, birincileri korkaklıkla itham ettiler. Bu son teklif, esasen Bizans İmparatoru?nun planına uygun düştüğünden, ordunun doğuya hareketini emretti.

Bizans ordusunun doğuya hareketini haber alan Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan, Mısır Seferinden vazgeçti. Suriye?den geri dönüşte, önce doğuya yönelerek, gerekli savaş hazırlıklarını yaptı. Bu arada karakulakları (casus) vasıtalarıyla da Bizanslılara, Türklerin Rey?e çekildiği haberlerini yaymakta idi. Nihayet Diyarbekir?den kuzeye yöneldi ve Bizans?ın beklemediği bir anda, Malazgirt?in doğusunda ordugâhını kurup savaş hazırlığına başladı. Alparslan, muharebe azmiyle ordugâh kurarken, önceden, düşmanla dövüşeceğini Bağdat?taki Abbasî Halifesine bildirdi. Büyük Sultan, savaş başlamadan evvel, Halife El-Kâim'in (1031-1075) gönderdiği İbnü?l-Mahleban?ı (İbn-i Mühelban), değerli komutanlarından Sav Tigin?le birlikte Diyojen?e elçi gönderdi.

Sultan Alparslan?ın heyeti, 25 Ağustos 1071 sabahı, Bizans ordugâhında hafife alınıp, hakarete uğradı. Diyojen, heyet başkanına; ?Kışlamak için İsfahan?ın mı, yoksa Hemedan?ın mı? daha iyi olduğunu sordu. Sulh teklifini şiddetle reddedip; ?Sultânınıza söyleyiniz; kendileriyle sulh müzakerelerini Rey?de yapacağım, ordumu İsfahan?da kışlatıp, Hemedan?da sulayacağım? dedi. Heyet başkanı da, Diyojen?e; ?Atlarınızın Hemedan?da kışlayacaklarından ben de eminim, fakat sizin nerede kışlayacağınızı bilemiyorum? diyerek, gereken karşılığı verdi.

Sultan Alparslan, muharebe öncesi Halife?den dua talep etti. Abbasî Halifesi, camilerde cuma hutbesinde Alparslan ve ordusunun muzaffer olması için okunacak hutbe metni gönderdi. Muharebe gecesi, Alparslan, ayırdığı bir kuvvetle Bizanslıları, atılan ok ve naralar ile bütün gece tâciz ederek yorgun bir hâle düşürdü. Selçuklular, Bizanslı safında bulunan Türk asıllı birliklerle temas kurdu. Onların, Bizans ordugâhından ayrılarak Selçuklu ordusuna katılmalarını temin etti.

Malazgirt Muharebesinde Bizans ordusunun kumanda kademesi şu şekilde idi: Merkezde Bizans İmparatoru Romen Diyojen olup, yanında hassa ve seçkin birlikler vardı. Sağ kanatta, Anadolu ordusu kumandanı Mikhail Attalicpiates; sol kanatta Rumeli ordusu kumandanı Nikefor Bryennes; ihtiyatta da Andronikos Doucas vazifeliydi. Bizans ordusunun taktiği, Türkleri imha etmekti. Sultan Alparslan kumandasındaki kırk bin kişilik Selçuklu ordusu, yarım hilâl şeklinde tertibat aldı. Hafif süvâri kıtaları, kanatlara yerleştirildi. Ordu merkezi, düşman karşısında birleşmeden yavaş yavaş geri çekilecek ve onu hırpalayacak, at üstünde ok atan süvariler, düşmanın yan ve gerilerine taarruz ederek, Bizans ordusunu dağıtmaya çalışacaklardı. Taarruza katılan düşman süvarisi ezilerek geri atılacaktı. Bu şekilde ilerleyen düşman ordusu, karargâhından kâfi derecede uzaklaştıktan sonra, baskın kıtaları, düşmanın gerilerine taarruz edecek, asıl ordu da, bir ağırlık teşkil ederek, düşmanın kanatlarından birine taarruzla, onu yıktıktan sonra saldırıyı diğer kanada çevirmek suretiyle sonuca gidilecekti.

Selçuklu Sultanı Alparslan, âlim ve devlet adamlarının tavsiyesiyle, muharebeyi Cuma günü yapmayı tercih etti. 26 Ağustos Cuma günü askerlerini toplayan Alparslan, atından inip secdeye vardı; ?Yâ Rabbî sana tevekkül ediyor, azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve senin uğrunda cihad ediyorum. Yâ Rabbî niyetim hâlistir. Bana yardım et; sözlerimde hilaf varsa beni kahret!? diye dua etti. Sonra askerlerine dönerek; ?Burada Allahü teâlâdan başka bir sultan yoktur, emir ve kader O?nun elindedir. Bu sebeple benimle birlikte cihad etmekte veya benden ayrılmakta serbestsiniz? dedi. Askerler coşarak hep bir ağızdan; ?Asla emrinden ayrılmayacağız? karşılığını verdiler. Sonra hepsi ağlayarak helâlleştiler. Sultan, beyazlar giydi. Atının kuyruğunu bağlayıp, eline er silâhı olan gürzü alıp, şöyle hitap etti: ?Askerlerim! Şehit olursam, bu beyaz elbise, kefenim olsun. O zaman rûhum göklere çıkacaktır. Benden sonra oğlum Melikşah?ı tahta çıkarınız ve ona bağlı kalınız. Zaferi kazanırsak, istikbal bizimdir?. Bu nutku, hitabet sanatının ve muharebe öncesi psikolojik şartların, bütün inceliklerine sâhipti. Askerler coşup, şevke geldi.

Cuma namazından sonra başlayan muharebede Sultan Alparslan, fevkalade bir muharebe taktiği uyguladı. Bozkır çevirme hareketiyle, Türk ordusu hilâl şeklinde yayıldı. Muharebenin başlamasından iki saat sonra, ___(Peçenek)_____ ve Uz Türkleri, Bizanslılardan ayrılıp, millî bir his ile, Müslüman Selçuklu Sultanına tâbi oldular.

Mezhep baskısı sebebiyle Bizanslılara kırgın ve kızgın bulunan Ermeni kuvvetleri de, muharebe meydanını terk etti. Bu hadiseler, Bizanslılarda manevî bozguna yol açtı. Bizans ordusunda Türklerin ok, gürz ve kılıcından kurtulanların, akşam teslim olmaya can attıkları görüldü. Cengâverliğine rağmen hiçbir şey yapamayan mağrur Bizans İmparatoru Diyojen, yaralı halde bütün mâiyeti ile birlikte esir edildi.

Malazgirt meydanındaki mücadeleden yenik çıkan İmparator, Sultan?ın huzuruna getirildiğinde, utancından başını kaldıramıyordu. Sultan Alparslan, onu nezaketle kabul edip oturttu, gönlünü aldı. Diyojen, muharebe öncesi, muazzam ordusunun Türkleri muhakkak yeneceğine inandığını itiraf etti. Sultan Alparslan; ?Eğer zafer sizin olsaydı, bana ne yapardın?? diye sordu. Diyojen, öldürteceğini açıklayamadı. ?Kamçılardım? cevabını verdi. Alparslan; ?Benim size ne yapacağımı düşünüyorsunuz?? diye sordu. ?Ya öldürtürsünüz, yahut İslâm memleketlerinde bir esir gibi dolaştırır, süründürürsünüz. Belki de... Fakat onu düşünmek bile istemiyorum; mümkün görmüyorum, ama... Belki de, affedersiniz!? dedi. Alparslan, yenilgiye uğramış bir insanı daha da küçük düşürmek istemedi. Bizans İmparatorunu affetti. Ağır şartlarla antlaşma imzaladı. Fakat Romen Diyojen, dönüşünde Bizanslılar tarafından, Türklerden görmediği hakaretlere uğrayıp öldürüldü. Yeni Bizans İmparatoru Yedinci Mihail, Diyojen?in Türklerle yaptığı anlaşmayı kabul etmedi.

Kazanılan büyük zaferden dolayı Abbasî Halifesi, Sultan?a tebrik ve teşekkür mektupları gönderdi. Birçok İslâm şairi, Alparslan?ı öven kasideler yazdılar.

Türklerin yeni yurt edinmesini sağlayan Malazgirt Zaferinden sonra, on beş yıl içinde, Anadolu ele geçirildi. Bu zaferle, Anadolu?nun tapusu, Türklerin eline geçti. Bu bakımdan, Malazgirt Zaferi, Türk ve dünya tarihinde bir dönüm noktası oldu.

Anadolu?ya, burayı vatan edinen Selçuklu Türkleri ile diğer Türk boyları yerleştirildi. Bozkır kültüründen, İslâm medeniyeti dairesine bütünüyle giren Türklerin dünya görüşü daha da gelişti. Doğudan gelen göçebe Türkler, Anadolu?da yerleşik medeniyete geçirildi. Şehirler kurup geliştirerek kültür, sanat, sosyal müesseseler tesis edildi. Kıymetli mîmarî eserlerle, bu yerleşim merkezleri süslendi.

yukarıda betimlenen peçenek olgusuna dikkat edin günümüzde
hollanda nüfusunun önemli kısmını temsil eder bir türk boyudur malazgirt savaşı sonrası anadoludan dönen savaşçılar peçeneklerde islamiyeti yaymaya başladılar balkanlarda ve avrupada henüz türk islam kültürü oluşmadığından islamiyete tabi olanlar ile hırıstiyan olan peçenekler ayrıştılar dolayısı ile yanlız kalan müslüman peçenekler hırıstiyanlar tarafından selçuklulara yardım ettikleri için hain anlamında slav dilinde yardımcı (pomagac)olarak adlandırıldılar osmanlı arşivlerinde bu sıfatın geçmemesinin önemli bir nedeni bu toplumun uzun süre hırıstiyan topluluklardan tepki görerek homojen bir yapı içinde kalması ve bu sıfatı kullanmaması olarak açıklanır ta ki osmanlının son dönemlerine kadar.Ne zaman ki anadoluya toplu göçler başlar kendi içlerinde bir kimlik olarak ortaya çıkmıştır(pomak)deyimi.

"http://tr.wikipedia.org/wiki/Tart%C4%B1%C5%9Fma:Pomaklar"'dan alındı
delitürk
09 Kas 2006
alkis bu yazıyı yazan arkadaşı ayakta alkışlamak istiyorum ve her kezin öz kimliği için mücadelele etmesi gerektiğini düşünüyorum
kasifpmk45
30 Eyl 2006
pomaklar türktür tabi ne olacaktı kürtmü?gecmişinden haberdar olmayan milletlerin sonu hep hüsran olmuştur pomağız vede türküz sozrabiyeeeee
dipsi
30 Ağs 2006
Çok kapsamlı bir araştırma olmuş, kendi adıma teşekkür ediyorum. Bende pomakım, Tekirdağda yaşıyorum. Dedemin anne ve babası Bulgaristandan geldikleri dışında pek birşey bilmiyorum. Tabiki Türküz, ama köyümüzde 7sinden yetmişe pomakça konuşuluyor halen. Bulgaristanı hep merak etmişimdir, bir gün mutlaka gideceğim 167

Bilgiler
Burda 160 Makale Kayıtlı
En Fazla Bakılan: OSMANLI DEVLETİNİN RUMELİDE İSKAN SİYASETİ VE SAG KOLUN İSKANI
En Fazla Değerlendirilen: Deliorman-Dobruca-Etnik Gruplar

İnceleme Bölgesini Gezen: 2 (0 Kayıtlı Üye: 2 Ziyaretçi ve 0 Bilinmeyen Üye)
Görünen Üyeler:



MKPortal C1.2.1 ©2003-2008 mkportal.it
Bu safya 0.05371 saniyede 32 sorguyla oluşturuldu

Emlak ilanları, araba ilanı ver Blog