Ana Sayfa Ana Sayfa  Forum Forum  Balkanlar TV Balkanlar TV  Tarihte Bugün Tarihte Bugün  Haberler Haberler  Makaleler Makaleler
Son mesaj - Gönderen: Sergio - Cuma, 30 Temmuz 2010 15:39
Balkan Türklerinin Buluşma Noktasına Hoşgeldiniz.
Makale Bölgesi

Makaleler->Tarihimiz->OSMANLI DEVLETİNİN RUMELİDE İSKAN SİYASETİ VE SAG KOLUN İSKANI [ Arama ]

OSMANLI DEVLETİNİN RUMELİDE İSKAN SİYASETİ VE SAG KOLUN İSKANI
Başlık OSMANLI DEVLETİNİN RUMELİDE İSKAN SİYASETİ VE SAG KOLUN İSKANI
Açıklama Türklerin balkanlara göçleri hakkında, göçtollları ve bunun nasıl yapıldığı hakkında herşey..
Gönderen Serkan87
OSMANLI DEVLETİ’NİN RUMELİ’DE İSKAN SİYASETİ
VE SAĞ KOLUN İSKANI
 
 
 Rumeli
 
İslam dünyası, Osmanlılardan önce Roma İmparatorluÄŸunun ülkesini Bilâd-ı Rum veya Memleketü’l Rum olarak tanıyordu. Selçuklularla birlikte Türk hakimiyetine geçen Anadolu’da Rum ismi vaktiyle Bizans idaresinde bulunmuÅŸ olan  Anadolu'yu gösteren coÄŸrafi terim olarak kullanılır oldu[1]. XII. Yüzyıldan itibaren Anadolu’dan geçen batılı gezginler Anadolu’ya ; Turquemenie veya Turquie, Bizans İmparatorluÄŸuna tabii yerlere Romanie  veya Romania demeye baÅŸladılar[2]. Kısa süre sonra bu kavram Balkan Yarımadasının tamamı için kullanılır oldu. Osmanlılar, Bizans’dan fethettikleri Balkan Yarımadası toprakları için Romania’dan esinlenerek Rum-ili adını kullanmaÄŸa baÅŸladılar. Rum adı eski anlamını korudu ve coÄŸrafi ad olarak devam etti[3].

Katip Çelebi Cihannüma adlı eserinde, İstanbul boÄŸazının kuzey ve batısında bulunan yerlerin  “Rum-ili” unvanı ile ÅŸöhret bulduÄŸunu bildirmektedir[4]. Bu tanım baÅŸlangıçtan itibare coÄŸrafi bölge adı olarak kullanıldığı gibi, idari taksimatta da geniÅŸliÄŸi gittikçe büyüyen idari bir birimi ifade etmiÅŸtir.

 
Süleyman PaÅŸa Bizans'a yardım amacıyla Trakya'ya geçtiÄŸi andan itibaren Rumeli, Türkler için çok önemli oldu. I. Murad (1360-1389), 1362’de Edirne'nin fethinden sonra Rumeli BeylerbeyliÄŸini oluÅŸturarak Lala Åžahin PaÅŸayı Beylerbeyi atadı. Rumeli BeylerbeyliÄŸi kuruluÅŸunda; idari olmaktan ziyade askeri bir kimliÄŸe sahipti ve Rumeli toprakları Osmanlı sınırlarının dışında kalıncaya kadar ayrıcalıklı statüsünü korudu, daima Anadolu BeylerbeyliÄŸinden önde geldi[5].
 
 
  Rumeli'de Türklerin İlk YerleÅŸmesi
 
ÇeÅŸitli Türk kavimleri  Kuzey Karadeniz steplerinden gelip VI. Yüzyıldan itibaren Balkan yarımadasına yerleÅŸmiÅŸlerdir. Fakat Bizans’ın dini baskısı ve önceden yerleÅŸik hayata geçmiÅŸ olan Slavlarla karışarak ortadan kaybolmuÅŸlardır[6].  
   
Türklerin güneyden gelip KuzeydoÄŸu Bulgaristan’da yerleÅŸmesi Anadolu Selçuklu Sultanı II.İzzeddin Keykavüs’ün (1238-1278) Dobruca’daki[7]  sürgün hayatıyla yakından baÄŸlantılıdır[8]. Sultana baÄŸlılığı devam eden çok sayıda Türkmen   Anadolu’dan gelip  Dobruca’ya yerleÅŸti. Türkmenlerin bölgeye geliÅŸi ile ilgili çeÅŸitli rivayetler bulunmaktadır. Bunların odak noktasında daima Sarı Saltuk[9] yer almaktadır. Sarı Saltuk, manevi olarak kendisine baÄŸlı olan kalabalık sayıdaki Türkmen nüfusla birlikte Rumeli'ye gelmiÅŸ ve burasını yurt edinmiÅŸtir.
 
Sarı Saltuk’un Dobruca'daki faaliyeti ve faaliyet alanıyla ilgili en geniÅŸ popüler bilgi Evliya Çelebi Seyahatname’ sinde bulunmaktadır[10]. Seyahatname’ de Evliya Çelebi  sık sık gerçeklerle efsaneleri birbirine karışmıştır.
 
Yazıcızade Ali II. Murad’a ithaf ettiÄŸi Tarih-i Âl-i Selçuk’da ,  Rumeli’ye giden göçmenlerin bir kısmının Halil Ece ile birlikte Karesi İline[11]  geri döndüklerini, kalanların ise Sarı Saltuk’ın etrafında toplandıklarını kaydetmiÅŸtir[12].
 
 
Rumeli’de Yollar ve Osmanlı Devletinin Fetih Yönleri
 
Rumeli’ye geçen Süleyman PaÅŸa buradaki ana yollar boyunca akınlar yapmaÄŸa baÅŸlamıştı. Osmanlı kuvvetleri batıya, kuzey batıya ve kuzey doÄŸuya doÄŸru ilerlerken Romalıların yaptırdığı  ve daha sonra Bizans’ın da kullandığı yollardan yararlandılar. Bu yollar Sol Kol (Via Egnatia – canib-i yesar), Orta Kol (Via Militaris – tarik-i evsat) ve SaÄŸ Kol (Kırım – Karadeniz ticaret yolu)[13] olarak biliniyordu.
 
Sol Kol; İpsala, Gümülcine, Serez, Karaferiye ve oradan ikiye ayrılıp Tırhala ve Üsküp’e ulaşıyordu [14].Orta kol; Çirmen, ZaÄŸara, Filibe ve oradan ikiye ayrılıyordu. Birinci yol Sofya üzerinden NiÅŸ ve Belgrat’a ulaşıyor, ikinci kol Köstendil üzerinden Üsküp’e baÄŸlanıyordu.
 
SaÄŸ kola[15] gelince; Bu yol Trakya’dan baÅŸlayarak  Kırklareli üzerinden kuzeye doÄŸru devam ediyor, Edirne'den gelen yolla birleÅŸip Tunca vadisini takip ederek Istrancaların ve Balkan DaÄŸlarının doÄŸal geçitlerinden geçmek suretiyle Karadeniz’e paralel olarak Tuna nehrine kadar ulaşıyordu. Yol büyük merkezlere ulaÅŸacak ÅŸekilde bazı yerlerde ikiye ayrılarak devam ediyordu. Pravadı’dan batıya giden yol Tırnovo ve NiÄŸbolu’ya ulaşıyor, asıl yol kuzeye doÄŸru devam ediyor ve Dobruca'dan geçip BabadaÄŸ'a geldikten sonra Tuna nehrini geçiyordu. Tekrar  ikiye ayrılan yolun doÄŸuya doÄŸru devam eden kolu  Kırım'a gidiyor, diÄŸeri YaÅŸ üzerinden Kuzey Denizine kadar ulaşıyordu.
 
SaÄŸ kol, askeri anlamda orta kol kadar faal olmamasına raÄŸmen önemini daima korudu. Bu koldan yapılan akınlar Mihal oÄŸullarının denetiminde  bulunuyordu[16]. İstanbul’a buÄŸday, et ve tuz saÄŸlayan  merkezlerin yoÄŸunluÄŸu  bu güzergahta idi. BuÄŸday ve kesimlik hayvanların kara yolu veya denizyolu ile baÅŸkente ulaÅŸtırılması bu yolun  önemini arttırıyordu[17]. Köstence, Varna, Burgaz, Mesembria gibi saÄŸ kolun önemli limanlarından her türlü üretim baÅŸkente ulaÅŸtırılıyordu.
 
Fetihler tamamlanınca  uclarda idari, askeri ve stratejik anlamda çeÅŸitli konular  göz önünde bulundurularak Sancak teÅŸkilatı kuruldu.  Sancaklar askeri ve idari birim olarak Rumeli BeylerbeyliÄŸinin  yönetiminde toplandı[18].
 
 
 
 
  Osmanlı Devletinin Rumeli’de Uyguladığı Fetih ve İskan Siyaseti
 
Osmanlı Devleti, Rumeli’ye geçtiÄŸi andan itibaren yerli halkla iyi geçinme politikası uygulamış, “istimalet” vererek yerli halkın Osmanlı’ya meyletmesini saÄŸlamışlardır[19]. Prof. Dr. Halil İnalcık’ın tespitine göre Osmanlı padiÅŸahları bürokraside de bu prensibi uygulamış “Reaya fukarası” nı “zi-kudret  ekabire   karşı” korumuÅŸlardır[20]. Özellikle Balkanların fethinde “Toprak ve reaya sultanındır” prensibini ilan ederek yerli feodallere karşı toprağı ve köylü emeÄŸini; devlet veya tımar rejiminin garantisi altına sokmuÅŸlar, yerel  feodallerin yerine merkezi imparatorluk rejimini ihya etmiÅŸlerdir. Balkan tarihçilerinden N. İorga; anarÅŸiden bıkmış olan köylülerin Osmanlının merkeziyetçi yapısını uygun bulduklarını ve benimsediklerini kaydetmiÅŸtir[21].
 
Osmanlıların Balkanlarda görünmesi ile birlikte Ortodoks halk Papalıkla Macar Krallarının Katoliklik propagandasından ve mezhep deÄŸiÅŸtirmek için yaptıkları baskıdan kurtulmuÅŸtur. Devlet, halkın yanı sıra Ortodoks kilisesine karşı da koruyucu bir politika gütmüÅŸ, Ortodoks kilisesinin bütün ayrıcalıklarını ve hiyerarÅŸisini aynen tanımıştır. Kilise gibi Manastırların ayrıcalıklarını, bağışıklıklarını Hıristiyan devletler döneminde nasılsa o biçimde bırakmış[22],  Balkanlarda Hıristiyan dinini yok etmek isteyen tutucu bir davranış içine girmemiÅŸtir. Hatta Yıldırım Bayezid Balkan halklarından saÄŸladığı askerlere Anadolu Beyliklerine, Ankara savaşında Timur’a karşı ordusu içinde yer vermiÅŸtir[23].
 
P. Wittek ; kuruluÅŸta Osmanlı Devletinin bir Uç gazi devleti karakteri taşıdığı ve bu özelliÄŸinin  ön plana çıkarılması gerektiÄŸi üzerinde durmaktadır. Ayrıca Uç Kültürünün önemli  olduÄŸunu, Osmanlının bunu çok iyi uygulayarak fethedilen yerlerde halka hoÅŸ görülü davranarak onları kazanmayı baÅŸardığını belirtmektedir. Bu yaklaşım Anadolu’da ve Rumeli’de kültürün sürekliliÄŸini saÄŸlamıştır. P. Wittek özellikle Rumeli’de bu yaklaşımın çok yararlı olduÄŸunu, bazı kale ve ÅŸehirlerin zorluk çıkarmadan teslim olduÄŸunu yazmıştır[24]. DiÄŸer taraftan P. Wittek, Hıristiyan halkın din deÄŸiÅŸtirmeye zorlanmamış olmasında, cizye gelirinin ortadan kalkacağı için mali bir kaygı duyulmuÅŸ olabileceÄŸini ve bu yöntemle gayrimüslimlerin idari kadrolarda yer almamasının saÄŸlandığını düÅŸünmüÅŸ, ancak devÅŸirme metodu içinde yetiÅŸtirilen Hıristiyan çocuklarının dikey aÅŸama ile devlet hizmetinde en üst makama kadar gelebilmeleri sayesinde bunun  dengelendiÄŸini görmüÅŸtür[25].
 
Osmanlı Devletinin Balkanlarda yayılmasında baÅŸka faktörler de bulunmaktadır. Devlet köylünün yanı sıra eski Rum, Sırp, Bulgar ve Arnavut feoadal beylerini devlet hizmetine alarak kazanma yönüne gitmiÅŸ, onlara karşılıklı güvene dayanan görevler vermiÅŸtir. Voynuk, Martolos, Eflak (ve diÄŸerleri...) gibi geri hizmet kurumları içinde hatta tımar sistemi içinde yer almışlar, vergi muafiyeti elde etmiÅŸlerdir[26].  
 
 
 
 
 
 
 
Rumeli’nin İskanı
 
Osmanlı Devleti, fethettiÄŸi topraklarda sömürge siyaseti takip etmediÄŸi için fetihten kısa bir süre sonra Balkan yarımadasının iskanına öncelik verdi. Gelenlerin çoÄŸunun gayesi Rumeli’yi yurt edinmekti.
 
Anadolu’da olduÄŸu gibi Balkanlarda da TürkleÅŸme ve İslamlaÅŸma, birbirine paralel yürüdü. Ancak Anadolu’nun  Türkler tarafından iskanı ile Rumeli’nin iskanı  arasında önemli bir fark olduÄŸu görülmektedir.
 
Anadolu’ya  gelenler; MoÄŸol baskısı sonucu göç eden Türkmenlerdir. AÅŸiret reislerinin yönetiminde güvenli ortam bulabilmek amacıyla daha batıya gitmiÅŸler ve Anadolu’nun her tarafında yerleÅŸmiÅŸlerdir. Buna raÄŸmen XV ve XVI. yüzyıllarda  DoÄŸu  ve Güney doÄŸu Anadolu’da Türk nüfusun Batı Anadolu’dan çok daha az olduÄŸu bilinmektedir[27].
 
Anadolu’nun fethiyle birlikte dalgalar halinde Anadolu’ya gelen göçmenler önceki yaÅŸam koÅŸullarına uygun olarak göçebe, yerleÅŸik ve kent yaÅŸamını genellikle kendileri seçmiÅŸlerdi. Selçuklu Devleti gelen göçmenleri uçlara iskan edebilmiÅŸse karşılığında onlardan ülkenin sınırlarını savunma ve koruma görevi istemiÅŸtir. Uçlara gönderilen konar göçerler çok sıkı takip edilmesine raÄŸmen  bir türlü denetim altına alınamamış, göçerler daima devlete problem yaratmıştır[28]. Anadolu Selçuklu Devleti; siyasi zafiyeti nedeniyle XIII. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren kalabalık gruplar halinde gelen göçmenleri iskan edemeyecek hale gelmiÅŸtir. Buna raÄŸmen aÅŸiret reisleri ve gaziler Anadolu’yu yurt edinip yerleÅŸme amacı güttükleri için kendilerini güvencede hissettikleri yerlere konmuÅŸlardır. Nitekim bir süre sonra Selçuklu iktidarının zayıflaması ve Mogol istilası  nedeniyle Türkmen Beylikleri ayrı ayrı bağımsızlıklarını ilan etmiÅŸlerdi[29].
 
Rumeli’deki yerleÅŸme Anadolu’dakinden farklı olarak daima devletin benimsediÄŸi resmi iskan politikasına uygun olarak geliÅŸmiÅŸtir. Osmanlının Rumeli’deki iskan politikasında, OrtaçaÄŸda yaygın olan bir görüÅŸün izleri bulunmaktadır. Buna göre devlet, fethettiÄŸi topraklara Anadolu’dan nüfus getirip yerleÅŸtirmiÅŸ, bölge halkını da kolayca denetim altında tutabilmek amacıyla baÅŸka yere nakletmiÅŸtir.  Fethedilen topraklarda, ayaklanma potansiyeli olarak görünen kitlelere dikkat edilmiÅŸ, onlar Türk nüfusun yoÄŸun olduÄŸu yerlere taşınıp iskan edilmiÅŸtir.
 
Osmanlı Devleti, Rumeli’nin iskanı konusunda çok dikkatli davranmış ve iskan politikasını hassasiyetle uygulamıştır. Devlet Anadolu’da hayvanlarına otlak bulmak için mevsime göre yer deÄŸiÅŸtiren konar göçerlere iskan konusunda öncelik vermeyi tercih etmiÅŸtir[30]. Böylece miri arazi haline getirilmiÅŸ olan Rumeli’de, konar göçerlerin topraÄŸa baÄŸlanması, askeri sınıfa dahil olmaları, Rumeli’de  nüfus ve tımarlı sipahi sayısının arttırılması ayni anda saÄŸlanmış  oluyordu.
 
 
Rumeli’ye İlk YerleÅŸtirilenler
 
Rumeli’nin iskanına öncülük edenler; Çandarlı Ali PaÅŸa ile birlikte saÄŸ kolun fethine katılan gaziler, aÅŸiret reisleri, aÅŸiret mensupları, Anadolu yayaları[31], akıncılar, derviÅŸler ve tımarlı sipahilerdi. İskan  konusu ön plana alınarak incelendiÄŸinde ilk seferin ayni zamanda bir keÅŸif ve yurt arama seferi olduÄŸu görülmektedir. 1388 yılında I. Murad, askeri anlamda kuzey ve kuzeydoÄŸu Bulgaristan’ın tamamını denetim altına almış olmasına raÄŸmen idari yönden bir iÅŸlem yapmamıştı. Rumeli’nin iskan politikası Yıldırım Bayezid döneminde sancak teÅŸkilatı kurulduktan sonra uygulamaya konuldu.
 
Bayezid  hakimiyetini fiilen hissettirebilmek için iskan siyasetini bütün Osmanlı ülkesinde uygulamıştı. ÖrneÄŸin İstanbul kuÅŸatmasını kaldırırken yaptığı anlaÅŸmanın maddeleri arasına Sirkeci’de bir Türk mahallesinin kurulması ve Kadı atanması bulunuyordu. Nitekim kısa süre sonra Göynük ve Tarakçı Yenicesi halkından  İstanbul’a göçer evler nakledilmiÅŸti.
 
XIV. yüzyılda gaziler ve aÅŸiret reisleri, Rumeli seferlerine katılırken kahraman olarak ün yapmanın  yanı sıra ekonomik güç elde etmeyi de arzu ediyorlardı. Osmanlı’ya tabi beyliklere mensup olanlar da Gaza ve ganimet niyetiyle gelenlerin arasında bulunuyordu[32]. Gelenlerin arasında yerleÅŸmeyi tercih edenler de vardı[33].
 
Osmanlı Devletinin kuruluÅŸunda etkin olan gaza politikası Rumeli’nin fethinde de devam etti. AÅŸiret reislerinin, aÅŸiret üyeleri üzerindeki gücü onların toplu olarak hareket etmesini kolaylaÅŸtırıyordu. İslamiyet’i benimsemiÅŸ olan Türkmen gaziler kahramanlık ve ekonomik koÅŸulların bir araya geldiÄŸi yaÅŸam biçimi içinde, Osmanlı Devletine hizmet ederken Rumeli’nin fethi ve iskanını da kolaylaÅŸtırıyorlardı. Seferlerde baÅŸarılı olan gaziler tımar sahibi olup devlete daha fazla ve sürekli hizmet etmeyi umuyorlardı. Nitekim  pek çoÄŸu bu emeline ulaÅŸtı. AÅŸiret reisleri ve onlara baÄŸlı olanlar dirlik sahibi olarak fethedilen topraklara yerleÅŸtiler.
 
 Ayni tarihlerde Anadolu’da bulunan diÄŸer Türkmen Beylikleri gaza ve cihadı ön plana çıkarırken siyasal, sosyal ve ekonomik  güç kazanmanın peÅŸindeydiler. Ancak Türkmen Beylikleri Müslüman komÅŸularına karşı cihad açma ÅŸansına sahip olmadıkları için Osmanlı devletinin baÅŸarısına ulaÅŸamadılar.
 
Rumeli’nin fethinde hizmeti çok büyük olan akıncılar yerleÅŸme konusunda da öncülük etmiÅŸlerdir. Akıncı Beylerinden olan TimurtaÅŸ PaÅŸa-oÄŸlu YahÅŸi Bey, PaÅŸa YiÄŸit, Yancı Bey, Kutlu BoÄŸa sefer esnasında Çandarlı Ali PaÅŸanın en büyük yardımcıları  olmuÅŸlardır. Akıncılar arasında Rumeli’de hizmet etmek için “İl ve boy” halinde karşı yakaya geçerek yerleÅŸenlerin sayısı bir hayli fazlaydı. Bunlar baÄŸlı oldukları Akıncı beyleri ile birlikte hareket ediyor onlara ayrılan yörelere yerleÅŸiyorlardı Rumeli’nin ücra yerlerinde PaÅŸayiÄŸit, Korkud, MihaloÄŸlu gibi akıncı gazilerin adına kurulan köyler bunu göstermektedir.
 
Anadolu Yaya sancakbeyi Saruca PaÅŸa, ona baÄŸlı yaya başılarından Kara Mukbil, Pazarlı Togan , İncecük Balaban, Müstecap, Papas oÄŸlu Åžahin, Kutluca, Lala Åžahin  1388’de Çandarlı Ali PaÅŸa’nın seferine katılmışlar[34], yayalarını birlikte götürmüÅŸlerdi[35]. Yaya-başılar, AÅŸiret reisleri ve birlikte gelenler toplu halde hareket etmiÅŸler, yerleÅŸtikleri yeni çevrede yalnızlık duygusu yaÅŸamamışlardır.
 
Orduyla birlikte hareket eden çeÅŸitli tarikatlara mensup ÅŸeyh ve derviÅŸlerin cesaret verici ve olumlu davranışları yeni toprakların benimsenmesinde gazilerin ve göçmenlerin üzerindeki etkisi çok büyük olmuÅŸtur. Åžeyh ve derviÅŸler daha Süleyman PaÅŸa ile Rumeli’ye geçiÅŸlerinden itibaren yol kavÅŸaklarına, derbentlere ve iskana uygun yerlere yerleÅŸerek zaviyeler kurmuÅŸlar, çevrelerini ÅŸenlendirmiÅŸlerdir[36].
 
 
 Rumeli’de YerleÅŸmeyi KolaylaÅŸtıran DiÄŸer Faktörler
 
Ali PaÅŸa Kuzey doÄŸu Bulgaristan’da fetih hareketine devam ederken gaziler burada Türkçe konuÅŸan, oldukça kalabalık bir Müslüman ve Hıristiyan nüfusla karşılaÅŸtılar. Bunların başında, hemen hemen bir yüzyıl önce Sarı Saltuk önderliÄŸinde gelip bölgeye yerleÅŸmiÅŸ olan Türkmen nüfus bulunuyordu[37]. AÅŸiret reisleri ve aÅŸiret üyelerinin Hacı BektaÅŸ’a ve Sarı Saltuk’a yakınlık duyması nedeniyle yeni gelenlerle yerleÅŸik nüfus kolaylıkla bütünleÅŸti.
 
 DiÄŸer taraftan, o tarihte yıkılmış olan Altınordu Devletine mensup olan Müslüman ahali henüz KuzeydoÄŸu Bulgaristan’dan ayrılmamıştı. Altınordu halkının ayni bölgede oturması da Dobruca’nın fethini ve iskanını kolaylaÅŸtırıyordu.  Ayrıca KuzeydoÄŸu  Bulgaristan’da yaÅŸayan ve HıristiyanlaÅŸmış olan Kuman, Kıpçak ve Gagauslarların[38] ayni dili konuÅŸtuklarına ÅŸahit oldular. Onlar da Hıristiyan olmalarına raÄŸmen Anadolu’dan gelen Türkmenler gibi ÅŸamani inanç motiflerini henüz  terk etmemiÅŸlerdi Bu nedenle aralarında kolayca iletiÅŸim kurabildiler. Bu suretle toplumların bir arada yaÅŸaması kolaylaÅŸmış devletin iskan politikası ilk aÅŸamada baÅŸarıya ulaÅŸmış oluyordu[39].
 
Daha önce belirtildiÄŸi gibi Sarı Saltuk Dobruca’da oturan bütün Türk toplumları tarafından aziz kabul ediliyordu.  İbn-i Batuta bu durumu gözlemiÅŸ ve eleÅŸtirel bir dille ifade etmiÅŸtir. Arap gezgin 1328 yılında BabadaÄŸ’da türbesini ziyaret ettiÄŸi Sarı Saltuk’un İslamiyet’e hizmetinden ve kerametlerinden söz etmiÅŸ, ancak bunların bazılarının ÅŸeriata uygun olmadığını belirtmeden geçememiÅŸtir[40].
 
            Bizans ve Balkan Yarımadasının siyasi ve sosyal durumu Osmanlı Devletinin Balkanlardaki iskan siyasetine yardımcı olmuÅŸtur.  XIV. Yüzyılda Balkanlarda güçlü, merkezi bir devlet bulunmuyordu. Sırp ve Bulgar Devletleri parçalandığı için baÅŸka güçlerin istekleri ayni yerde odaklanıyordu ve Balkanlara sahip olmak istiyorlardı.
 
Batı kilisesi ile eskiden beri anlaÅŸamayan doÄŸu kilisesi, siyasi iktidarının yanı sıra  dini iktidarını da kaybediyordu. İki kilise arasında düÅŸmanlık hızla artıyordu. İtalyan ÅŸairi ve hümanist Pétrarque  (1304 – 1380) Papa Urbain V.’e  (1362 – 1380) yazdığı bir mektupta “ Türkler yani Osmanlılar sadece düÅŸmandırlar, Rafızi Rumlar ise düÅŸmanlardan daha beterdir. Osmanlılar bize karşı o kadar kin beslemezler, çünkü bizden o kadar korkmazlar,. Halbuki Rumlar bütün ruhları ile bizden korkar ve nefret ederler” diyordu[41].  Bu fikrin siyasi temsilcisi olarak Katolik  Macar kralı  siyasi ve dini olarak Balkanlarda yayılmak istiyordu. Halk, dini baskıdan uzak yaÅŸayabilmek için Balkan yarımadasının kuzeydoÄŸusundaki boÅŸ ve tehlikeden uzak yerlere göç etti[42]. Nitekim bu ortamda Ortodoks olan yerli ahali Osmanlı akınlarına tepki göstermiyor, onları kurtarıcı gibi görüyordu. Machiel Kiel, Constantin Jiricek’e dayanarak, Osmanlıların kesin fethinden sonra bölgenin huzura kavuÅŸtuÄŸunu belirtmektedir[43].
 
Osmanlı Devletinin Rumeli’de takip ettiÄŸi iskan siyaseti daha baÅŸlangıçtan itibaren bir yaÄŸma hareketi olmayıp yerleÅŸmek ve yurt edinmek amacını taşıyordu. Bu siyaset, geleceÄŸe dönük bir yerleÅŸme  yoÄŸunluÄŸu taşıdığı için baÅŸarılı olmuÅŸtur. Göçmenler Rumeli’ye  yurt edinmek üzere geldiklerinden geri dönmeyi düÅŸünmüyorlardı. Süleyman PaÅŸa, Gazi Fazıl Ece, Yakub Ece gibi  Rumeli fatihlerinin mezarlarının Gelibolu yarımadasında olması da onların Rumeli’de yerleÅŸmesini manevi olarak kolaylaÅŸtırıyordu.
        
 
IX. Saruhan-İlinden SaÄŸ Kol’a Göç ve Sürgünler
 
Osmanlı padiÅŸahları ve devlet adamları Anadolu’nun insan kaynağını çok iyi tanıyorlardı. Öncelikle, hareket yeteneÄŸi yüksek olan göçerleri ele aldılar. Toplumun huzuru bakımından bu karar son derece önemliydi. Sipahi, yaya, müsellem, vakıf gibi bir kuruma baÄŸlı olan ve vergisini ödeyen yerleÅŸik nüfusun hukuki durumu deÄŸiÅŸtirilmedi. Batı Anadolu’da kalabalık olan Yürük  grupları arasında ilk göçürülenler Karesi Bölgesinde konaklayanlar oldu. Bunlar daha Süleyman PaÅŸa tarafından Gelibolu’ya iskan edilmiÅŸlerdi[44] (1356-1357). 1374-75 yıllarında Lala Åžahin PaÅŸa Drama, Serez ve Karaferya’yı fethettikten sonra Saruhan’ daki göçerlerin bir kısmı  buraya nakledildi[45].
 
            Yıldırım Bayezid Batı Anadolu harekatı sırasında (1390) Saruhan BeyliÄŸini Osmanlı topraklarına dahil etti[46].  PadiÅŸah buradaki nüfus yoÄŸunluÄŸunu azaltmak ve fethedilen bölgenin nüfusunun yerini  deÄŸiÅŸtirmek geleneÄŸine uyarak Saruhan bölgesinde oturan Yürükleri Rumeli’ye geçirdi[47]. Bu durumda Saruhan ili, Karesi’den sonra göç veren ikinci bölge oldu.
 
            Osmanlı Devleti, Türkmen Beyliklerinin topraklarını fethettikçe beylik mensubu olan yerleÅŸik ve göçerlerle önemli sorunlar yaÅŸamıştır. Bunlar kendi beylerinden uzaklaÅŸmak istememiÅŸler, Osmanlıyı benimsememiÅŸlerdir. Bu durum daha sonraki yüzyıllarda da devam etmiÅŸ, her biri Saruhanlı, Dülkadirli, Karamanlı olarak kalmaÄŸa devam etmiÅŸtir. Bu nedenle Osmanlı sınırları içinde yer almalarına raÄŸmen Batı Anadolu’daki Türkmen beyliklerinin topraklarında oturan halk bir süre sonra Osmanlı Devleti için sorun olmuÅŸ ve bu durum devam etmiÅŸtir. Çok yoÄŸun biçimde göçebe nüfus barındıran bölgede aÅŸiret geleneÄŸi hakimdi ve aÅŸiret mensupları merkezi otoriteyi kabul etmek yerine kendi aÅŸiret reislerinin sözlerinden dışarı çıkmak istemiyorlardı. Yıldırım Bayezid, göçerleri verimli ve geniÅŸ Rumeli topraklarına göndererek çözüm üretmek istedi. Devlet, Osmanlı hizmetine girmiÅŸ olan Anadolu Beylikleri yöneticilerini de Rumeli’de çeÅŸitli görevlere tayin ederek bir taraftan onları onurlandırmış diÄŸer taraftan eski hakimiyet alanlarından uzaklaÅŸtırmış oldu[48]. Anadolu’da Türkmen Beylikleri Osmanlı sınırına dahil olduktan sonra uyum saÄŸlayamayan beylik halkı zaman zaman Rumeli’ye geçirilerek iskan edildi.
 
            Kronikler, genellikle Saruhan ‘dan sol kola yapılan göçlerden söz etmekte, saÄŸ kola yapılan göçlerin üzerinde durmamaktadır. SaÄŸ koldaki iskan hareketi daha Rumeli Beylerbeyi Lala Åžahin PaÅŸa ve Kara TimurtaÅŸ PaÅŸanın askeri faaliyeti sırasında baÅŸlamıştı. Buna raÄŸmen Saruhan ilinden saÄŸ kola göç ancak Osmanlı Devleti Saruhan BeyliÄŸine[49] sahip olduktan sonra yoÄŸun ÅŸekilde gerçekleÅŸti. Önce gelenler daha ziyade askeri faaliyet içinde yer almış olan beylik mensuplarıydı.
 
 
 Yıldırım Bayezid’in Sürgün Emri ve Uygulanması
 
            Yıldırım Bayezid 1390 yılında Saruhan İlini topraklarına ilave ettikten sonra oÄŸlu Åžehzade ErtuÄŸrul’u buraya Sancakbeyi tayin etti. Saruhan bölgesi; göçerlerin çok yoÄŸun yaÅŸadığı bölge olması, aÅŸiretlerin otorite tanımaz olması, öte yandan tuz yasağına uymamaları Yıldırım Bayezid’in yeni fethettiÄŸi bölge halkı için sürgün kararı almasına neden oldu. Babasının emri ile Sancakbeyi olan Åžehzade ErtuÄŸrul Çelebi sürgün uygulamasını baÅŸlattı. Kroniklerde verilen bilgiye göre Åžehzade ErtuÄŸrul; “Kavmin ulusu PaÅŸa YiÄŸit Bey”[50]baÅŸkanlığında göçerleri Filibe yöresine gönderdi.
 
Aşık PaÅŸa-zade sürgün olayının onur kırıcı olduÄŸunu , ancak bir yerin imarı ve mamur hale gelmesi için bu yöntemin padiÅŸahlar tarafından uyguladığını hüzünlü bir ifade ile anlatmıştır.
 
 
 
Kanundur padiÅŸahlar sürgün ede / Ki yani bir dahi El mamur ede,
Ve gerçe incünür halk ol seferden / Bu tanrı takdiridir dahi ne de,
Gözetsen takdiri hoÅŸ muti olsa / Olur rahat ki ol nasibüm ede[51].
 
            Åžehzade ErtuÄŸrul’un vefatından sonra Saruhan sancakbeyi olan[52] Åžehzade Süleyman zamanında da Saruhan ilinden Rumeli’ye sürgün[53] ÅŸeklinde büyük çaplı  göç hareketi gerçekleÅŸti. “Göçer evler” bizzat Yıldırım Bayezid’in emri ile ÅŸehzade tarafından gönderiliyordu. Sürgün göçmenler bütün Rumeli’ye yerleÅŸtirildi.
 
Kroniklerde SaÄŸ Kol’a yapılmış olan sürgün ve iskana deÄŸinilmemiÅŸ olmasına raÄŸmen Rumeli’nin haritası sayılan bir Tapu Tahrir defterinde [54]sürgünler hakkında geniÅŸ bilgi bulunmaktadır. Kanuni döneminde düzenlenmiÅŸ olan bu defterde   SaÄŸ Kolda yer alan Aydos, Pravadı, Varna, Hacı-oÄŸlu Pazarı kazalarında bulunan köylere Saruhan ilinden kaçar hane sürgünün yerleÅŸtirildiÄŸi kaydedilmiÅŸtir. Bu bilgi, Saruhan bölgesinden SaÄŸ Kol’a da yoÄŸun nüfus nakli olduÄŸunun açık iÅŸaretidir[55].. Sürgünler genellikle 10 haneyi geçmeyen gruplar halinde yerleÅŸtirilmiÅŸtir. Bazı hallerde köy ve mezralara iskan edilenler birlikte yazılmış, bu durumda dahi  iskan edilen hane sayısının toplam 14 – 15 haneyi geçmediÄŸi görülmektedir[56]. Saruhan ilinden ilk gönderilenler daha önce belirtildiÄŸi gibi ilk göçmenler disiplinsiz davranışları ve yörede uygulanan  “tuz yasağına”  karşı çıkan göçerlerdi[57]. Devlet bu yöntemle bir taraftan Batı Anadolu’daki nüfus yoÄŸunluÄŸunu azaltıp asayiÅŸi saÄŸlarken öte yandan Rumeli’nin iskanı ve ÅŸenlendirilmesi iÅŸini gerçekleÅŸtirmiÅŸ oluyordu[58].
 
SaÄŸ koldaki iskan yerleri toponimik olarak  incelendiÄŸi zaman köylerin adlarının Saruhan’daki yerlerin adı, çeÅŸitli su kaynakları ve ÅŸahıs adları ile doÄŸrudan iliÅŸkili olduÄŸu görülmektedir. Kara Murad Pınarı, Ak Kuyu, Osman Pınarı, Yunus Pınarı.... gibi[59].
 
 
SaÄŸ Kolda Sürgün Zeameti 
 
            Adı geçen Tapu tahrir Defterinde SaÄŸ kola yapılan sürgünlerin hukuki statüsü ve uymaları gereken kanun maddeleri açıkça belirtilmiÅŸtir. SaÄŸ kolun en büyük sancaklarından olan Silistre sancağının Pravadı kazasında 1025 sürgün hanesinin baÄŸlı olduÄŸu ayrı bir idari birim kurulmuÅŸtur. Burası “sürgünler zeameti” adı ile kayda geçirilmiÅŸtir[60]. Kayıtta  “Zeamet-i sürgünan ki, zikrolunan taife bundan evvel Anadolu’dan Dobruca’ya sürgün gelüb , çiftlüsünden  on iki ve çiftsüzünden altışar akça ve yüz koyundan bir koyun vermek vaz’olunub sair avarrız-ı divaniyeden muaf ve müsellem olalar, deyu  defter-i köhnede mukayyed olınub ellerinde selatin-i maziyeden ve padiÅŸahımız sultan Selim Åžah e’azzallahü ensarehu hazretlerinden müteaddit hükümleri olduÄŸu...”  açıklanmıştır. Sürgünler prensip olarak ayni köyde yoÄŸunlaÅŸamayacağına göre çeÅŸitli köylere dağıtılmış olmaları doÄŸaldır. I. Selim (1512 – 1520)  devrinde düzenlenmiÅŸ olan  Silistre kanunnamesinde, sürgünlerin haklarının “benim sürgünümdür” diyerek Sürgün Subaşısı tarafından korunacağı belirtilmiÅŸtir[61]. Kanunnamede açıklandığına göre   bir göçmenin  sürgün taifesinden sayılabilmesi için Anadolu’dan gelmiÅŸ olması, ve hakiki sürgünün akrabasından bulunması gerekiyordu. Rumeli’den gelenlerle kafir iken Müslüman olup sürgünlere katılanların sürgünlere tanınan  haklardan yararlanmasına izin verilmiyordu. Sürgün akrabası olmayanların hangi tımarda yerleÅŸmiÅŸse oradan ayrılması olanaksızdı. Açıkça görüldüÄŸü gibi sürgün konusu tamamen devlet denetiminde bulunuyordu. Pravadı merkezli Sürgün Zaim’liÄŸinin sorumlu kiÅŸisi Sürgün Subaşısıydı.
 
            Rumeli’nin iskanı XIV. Yüzyılın ortasında baÅŸlamış, ancak kısa zamanda tamamlanamamıştır. Devlet iskanı önce Balkanları ÅŸenlendirmek amacıyla baÅŸlatmıştır. 1444 yılında Varna savaşından önce bölge Haçlı orduları tarafından tamamen yakılıp yaÄŸmalanmıştı. Türkler bölgeye yerleÅŸeli henüz yarım yüzyıl bile olmamışken köylerini terk etmek zorunda kalmışlardı[62]. SavaÅŸ bitip geri döndüklerinde köylerinin izini bile bulamamışlardı. Varna savaşını takip eden yıllarda KuzeydoÄŸu Bulgaristan’a yeniden nüfus nakline baÅŸlandı 
 
Daha   sonraki yıllarda Anadolu’daki bazı ayaklanmaları bastırmak ve muhalif toplulukları dağıtmak, ayni hareketi tekrarlayacak nüveyi yok etmek amacı ile topluluklar sürgün ÅŸeklinde Rumeli’ye gönderildi. Uygulanan yöntem ne olursa olsun KuzeydoÄŸu Bulgaristan’ın kırsal kesiminde Türk nüfusun yoÄŸunluÄŸu artmıştır. Kentlerde Türklerin sayısı, oran olarak kırsal kesimin gerisinde kalmıştır[63]. En yoÄŸun iskan bölgesi Dobruca ve Deliorman olmuÅŸtur.    
 
            II. Bayezid zamanında yapılan sayımda, takip eden yüzyıllardaki  kayıtlarda veya XIX. Yüzylda yapılan nüfus sayımlarında özellikle Balkanların kuzey-doÄŸusunda, Dobruca ve Deliorman’da bulunan köylerin tamamına yakınının Türkçe adlar taşıdığı görülmektedir. Tuna nehri ile Balkan DaÄŸları arasına yerleÅŸtirilen ve geri hizmet Kurumu olarak Yürükler yörede  Türk ve Müslüman nüfusun yoÄŸunluÄŸunu daha da arttırmıştır.
 
Rumeli’ye gelenlerin tamamı sürgün ÅŸeklinde gelmemiÅŸtir. Askeri bir hizmet olan Yürük TeÅŸkilatı[64] içinde tayin edildikleri yerlere gelenler olduÄŸu gibi çevre koÅŸullarının deÄŸiÅŸmesi ile göç etmek zorunda kalanlar da olmuÅŸtur[65]. Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal ayaklanmaları[66], Åžahkulu Ayaklanması[67] ve Saruhan Bölgesinde suhte ve celali olayları[68] sırasında da halk köyleri boÅŸaltmıştı. Bunların arasında da Rumeli’ye göç edenler olmuÅŸtu. Bütün iskanlar ve Anadolu’dan Rumeli’ye doÄŸru olan nüfus hareketi göz önüne alındığında Balkanlara Türk nüfusun iskanının sürekli olduÄŸu sonucu ortaya çıkmaktadır. Vaktiyle Anadolu’ya gelen göçmenler Anadolu’yu garipler sığınağı, rahat yuvası, kimsesizlerin diyarı saymışlardı[69]. Åžimdi göçmenler için Rumeli ayni anlamı taşıyordu.
 
            Çandarlı Ali PaÅŸanın seferinden sonra SaÄŸ Kol’da askeri faaliyet tamamlanmış (1388), Çanakkale BoÄŸazından Tuna Nehrine kadar geniÅŸ ve bereketli topraklara sahip olunmuÅŸtu. Bu toprakların büyüklüÄŸü Osmanlının Anadolu topraklarından çok daha geniÅŸti. Ancak boÅŸ alanların nüfuslandırılması gerekiyordu.
 
 
Saruhan Köylerinden SaÄŸ Kol’a İskan 
 
SaÄŸ Kol’daki  köyler incelendiÄŸinde  köy adlarının çoÄŸunun Saruhan İlindekilerle ayni adı taşıdığı görülmektedir. Köy adlarını üç  baÅŸlık altında toplamak mümkün olmaktadır. Birincisi Saruhandakilerle ayni baba, dede ve ÅŸeyhlerin adını taşıyanlar, ikincisi  Saruhan BeyliÄŸinin ünlülerinin ve aÅŸiretlerin adını taşıyanlar ve son olarak çevre koÅŸullarından ve su kaynaklarından etkilenerek konulan adlardır.
 
A - Baba, dede ve ÅŸeyhlerin adını taşıyan köyler :  Pek çoÄŸu unutulmuÅŸ veya bunlara Bulgarca ad verilmiÅŸ olmasına raÄŸmen, halen SaÄŸ kolda bulunan köy adları arasında baba, dede ve ÅŸeyhlere adanmış çok sayıda köy bulunmaktadır. Kozluca Baba, Hüssam Dede, MenteÅŸ Baba, Sindel Baba, Pir Can Baba  bunlar arasında sayılabilir. Günümüzde hemen hemen hiç bir köyde tekke ve türbe izine tesadüf edilmemektedir. Tekke Kozluca gibi “tekke” adını korumuÅŸ olan köyler arasında bile, köylüler Tekke kelimesinin niçin korunmuÅŸ olduÄŸu bilmemektedir.
 
Bu köyler için pek çok örnek bulunmaktadır. Bir kaza merkezi olan Kozluca [70] , TavÅŸan Kozluca[71] ve Tekke Kozluca[72]. Saruhan İlinde bulunan Kozluca Baba’ya  manevi olarak adanmış yerleÅŸim yerleriydi YoÄŸun olarak . Saruhanlıların iskan edildiÄŸi yerde; kaza merkezine beÅŸ ila on kilometre mesafede iki tane daha Kozluca köyünün bulunması Kozluca Baba ile manevi bağı olan yürüklerin yeni topraklarıyla daha kolay bütünleÅŸmesini saÄŸlamıştır[73]. Kutsal saydıkları ve geldikleri yerleri kesin olarak belirterek sürgün ve göçün yıpratıcı ve yalnızlık duygusundan kurtulmuÅŸlardır. Anadolu ve Rumeli Eyaletinde söz konusu kaza ve köylerden baÅŸka  Kozluca Baba’ya adanmış çok sayıda köy bulunmaktadır.
 
Hüssam Dede  köyüne ise Manisa’da Muradiye camii vakıfları arasında bulunan Hüssam Dede köyünden gelenler yerleÅŸtirilmiÅŸtir[74]. Her iki köy de adını Hüssam Åžah’tan almıştır. İskan tarihinde  ÅŸeyhlerin önemini göstermesi bakımından son derece dikkat çekici bir örnektir[75].
 
 Küçük Abdal tarafından kaleme alınan menakıbnameye göre Kalenderi ÅŸeyhlerinden olan Otman Baba’nın asıl adı Hüssam Åžah’tır[76]. Menakıbnameye göre Otman Baba H.780 / 1378 tarihinde doÄŸmuÅŸtur. Bazılarının Gani Baba, Hüssam Dede de dedikleri Hüssam Åžah H 883 / 1478’de yüz yaşını geçtiÄŸi halde ölmüÅŸ,  öldükten sonra hilafet “İbrahim-i sani” de denilen Akyazılı Sultan’a geçmiÅŸtir.
 
Rivayete göre Otman Baba daha çok gençken, Timur’un Anadolu’yu istilası sırasında Anadolu’ya ayak basmış, Germiyan ve Saruhan[77] havalisinde uzun süre dolaÅŸmış ve hatta II. Mehmed’in ÅŸehzadeliÄŸindeki Manisa valiliÄŸi sırasında burada bulunmuÅŸtur. Yaz aylarında Gelibolu’dan Dobruca’ya kadar kasaba ve köylerde dolaÅŸarak kurban topladığı bilinmektedir[78]. Otman Baba bazı yıllar kış aylarını  Varna’daki zaviyesinde geçiriyordu. Bu zaviye; Hüssam Dede köyü ile komÅŸu olan Batova köyünde bulunan ve daha sonra Akyazılı’nın adı ile anılacak olan zaviyedir[79]. Hüssam Dede ile ilgili bilgiler ışığında Anadolu’dan Rumeli’ye göç incelendiÄŸinde, Rumeli’ye göçün XV. Yüzyılın ikinci yarısında da devam ettiÄŸi  görülmektedir.
 
Hüssam Dede ile iliÅŸkisi nedeniyle Akyazılı Sultan Tekkesine deÄŸinmek gerekmektedir. Akyazılı Sultan Tekkesi, Kozluca Kazasının Hüssam Baba köyüne sınır olan ÜÅŸenli köyünden geçen Botova nehrinin oluÅŸturduÄŸu vadinin yamacında yer almıştır.
 
Evliya Çelebi 1652’de tekkeyi ziyaret ettiÄŸi[80]zaman menakıb’den yararlanarak Akyazılı Sultan’ın hayatı, kiÅŸiliÄŸi ve tekke hakkında geniÅŸ bilgi vermiÅŸtir. Akyazılı’nın Ahmed Yesevi’ye baÄŸlı ve Hacı BektaÅŸ Veli halifelerinden olduÄŸunu, önce Bursa’ya daha sonra Rumeli’ye gittiÄŸini belirtmiÅŸ, yüz yıl kadar yaÅŸadıktan sonra II. Murad zamanında öldüÄŸünü kaydetmiÅŸtir.  
 
Oyu Puanı: 39 - Ortalama: 3.82

Yorum Gönder Değerlendir
Yorumlar
Babafari
09 Tem 2009
Bulunmaz bir bilgi elde etmiş oldum çok teşekkürler.
muhacir93
15 Åžbt 2009
Çok teşekkürler. Bir çok kaynakta arayıp bulmaya çalıştığım bilgiler bir aradaydı .başarınızın devamının gelmesi ümidiyle
ismail935
05 Ock 2009
sağ ol birader vaktini ayırmışın bu konulara teşekkürler. Asker
karnabatlı
05 Mar 2008
yazınızı okudum çok begendim.Bulgaristanın burgaz ili karnabat kazası dobral köyü türkleri ile ilgili bilgi varsa gönderirseniz sevinirim.
imrenbgtr
16 Tem 2006
adım imren hakkı ahmet mehmet tahrir defterlerinden soy ağcımı bulabilirimmi? :-

Bilgiler
Burda 159 Makale Kayıtlı
En Fazla Bakılan: Deliorman-Dobruca-Etnik Gruplar
En Fazla DeÄŸerlendirilen: Deliorman-Dobruca-Etnik Gruplar

İnceleme Bölgesini Gezen: 4 (0 Kayıtlı Üye: 4 Ziyaretçi ve 0 Bilinmeyen Üye)
Görünen Üyeler:



MKPortal C1.2.1 ©2003-2008 mkportal.it
Bu safya 0.05998 saniyede 32 sorguyla oluÅŸturuldu

Ücretsiz emlak ilaný ver Ücretsiz araba ilaný ver Balabanlýyýz.BÝZ Blog