Ana Sayfa Ana Sayfa  Forum Forum  Balkanlar TV Balkanlar TV  Tarihte Bugün Tarihte Bugün  Haberler Haberler  Makaleler Makaleler
Son mesaj - Gönderen: Taran Kedi - Cuma, 06 Nisan 2012 15:50
Balkan Türklerinin Buluşma Noktasına Hoş Geldiniz.
Makale Bölgesi

Makaleler->Ünlülerimiz->Bulgarların Şehit Ettiği Bektaşi Şairi Şevkî Baba'nın Şiir Dünyası [ Arama ]

Bulgarların Şehit Ettiği Bektaşi Şairi Şevkî Baba'nın Şiir Dünyası
Başlık Bulgarların Şehit Ettiği Bektaşi Şairi Şevkî Baba'nın Şiir Dünyası
Açıklama Prizrenli Binbaşı Şevki Bey 1907 de Cezrimustafapaşa'da Şehit edilmişti.
Gönderen aydinhoca

             Bulgarların  Şehit ettiği    Bektaşi Şairi Şevki Baba’nın Şiir Dünyası


 


 


Şevki Bey, 1853 de Prizren ‘de Bektaşî bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Cafer Sipahi,o çevrelerin en ünlü Bektaşî yatırlarından Seyyid Sûzi Horosanî’in on sekizinci kuşak torunlarındandı.( T. Koca – Kazım Baba Divanı   s:3 ve “Hususa ceddimiz Sûzi Baba aslen Horasanî” s:46)


 


Şevki Bey, Manastır Askeri İdadîsinden sonra Harbiye’yi bitirip piyade subayı olarak Orduya katıldı. Devlet-i Alî Osman’ın çeşitli yerlerinde görev yaptı.(Halep, Kıbrıs, Konya, Niğde, Aksaray, Manastır, Leskovik, Metroviçe, Leskovik) Son olarak Edirne 78.Alay Kumandanı iken 1907 de Cisri Mustafa Paşada(Svilengrad) hamamdan çıkarken silahsız olacağını bilen Bulgar Komitacıları tarafından vurularak şehit edildi. (T.Koca-Şevkî s:7)Şahadetinde 53 yaşında, yarbay rütbesindeydi.


Oğlu Kazım(Koca) babasının şehit edilmesi üzerine yazdığı yüz altmış iki mısralık mersiyesinde (T.Koca-KazımBaba Div.s:55-60) babasının acısı ile yanarak onun hakkında şunları söylemişti:


 


“Gül gibi soldu bugün envar-ı Şevkî didemiz


 Merd-i kâmil mürşid-i âgâhımız etti hifâ….”


“Nâm-ı paki “mîr-i Şevkî” idi âlemde şehir


 Sahib-i seyf-ü kalemdir hem dilîrân-ı vega…”


Çıkarak Sûzi Veli tarih-i cevher söyledi


Aşkî Şevkullah şehiddir ayni emri kul vefa…”


                (bin üç yüz yirmi üç)


 


Yarbay Şevki Bey’in yaşadığı yıllarda Rumeli büyük bir huzursuzluk içinde kaynıyordu. Her türlü gayrimüslim unsurları ayrılıkçı tedhişleri yanı sıra, huzursuz bir Arnavutluk da bulunuyordu.


Bugün bile Rumeli coğrafyasının hemen her yerinde yayılmış olan Bektaşî dergâhları ve Bektaşî Türbeleri buralarda asırlarca Türklüğün tapusu olarak durmaktadır. (Ş.Koca-s:195-330);Hezarfen-Yol 6 s:103,106 ;Hezarfen – H.B.V.Arşt.17 s:65-74 ; Kalafat – s:81)


Müslüman halkın, özellikle “Evlad-ı Fatihan” olarak bu bölgede “ilayı kelimetullah” için “cihat” gayeli savaşçı dervişlerin hikayeleriyle, efsaneleriyle, destan ve öğüt içerikli deyişleriyle, onların kurdukları tekke ve türbeleriyle iç içe yaşamaları, onları Bektaşî tasavvufuna yatkın kılmıştı.


Tam bu yıllarda “Muhammed Nûr-ul Arab”(Bilginer s:109) isminde çok güzel çok etkili Türkçe konuşabilen üçüncü devre Melâmliğinin piri olan bir zatın Rumeli’de bulunduğu duyuldu.


Seyyid Muhammed Nûr, Prizrene gelip Şevki Beyin evine yerleşerek çevresine tarikatını vaz etmeğe başladı. Seyyid Muhammed Nur, etrafına Muhiddin-i Arabi’den (Cerrahoğlu,s:80),Niyazi Mısrî’den(S.M.Nur-M.Niyazî Divanı Şerhi) ve o çevrelerde çok saygı gören Şeyh Bedreddin Simavnevî’den bahsediyordu.(S.M.Nur-Varidat Şerhi )


Aile geleneğiyle tasavvufi bir çevre içinde büyüyen ve tasavvufi düşünceye yatkın ve çok meraklı olan Şevki Bey, o dönemde Rumeli’de eşine rastlanmayan cezbede biri olan Şeyh Muhammed Nur’un irşadıyla ona biad ederek “Melamî” oldu.(Melâmiliğin doğuşu ve ana felefesi hakkında daha geniş bilgi için ;Doğrul, Ömer Rıza-İslam Tarihinde İlk Melamet)


 


“Saye-i Mazhar-ı Ahmed-i Muhammed Nur da


 Olmamış vakıf-ı esrar-ı kader mi bulunur”


                                                       (Şevki Divanı s:11)


 


Bu yıllarda Melami piri Seyyid Muhammed Nur’un etkisi ile Sevki Bey’in Melamî  bir neşve içinde şiirler söylediğini, bu tasavvufi düşünde içinde yazdığını görüyoruz. Oldukça ustalıkla aruz veznini kullanması benimsediği Melami düşünce tarzını çok etkili bir şekilde anlatmasına vesile olmuştur.


 


“Ben beni görmek için bir şey hicab olmaz bana


             Afitabın afitabıyım sehab olmaz bana.


Perde-i gayreti çak eyledim baştan başa


Ol sebepten “Lenterani”den hitab olmaz bana.


            Musevî hem İsevî hem de Muhammedî benim


            İhtilaf-ı küfr-ü imandan azab olmaz bana.”


                                                            (Şevkî  :48)


“ İtibar etmem mezahir ehlinin bir sözüne


            Kim o konca-i dehanın nutku Kur’an’dır bana.


            Tevhidle bir dakikalık huzurda rahatım


            Elli yıllık taatından sofî rüçhandır bana”


                                                            (Şevkî : 47)


 


            Aşağıdaki beyitlerinde Şevkî Bey’in Muhiddin Arabi’den etkilendiği görülür. Varlığın sorgulanmasını yapmaktadır.


      


            “Kim gelirdi bu cihana emr-i ferman olmasa


            Kim vatanın terk eder takdir-i Yezdan olmasa


                                                          (Şevkî  : 49)


“İhtiyarî sanma bir zerre bile raksa gelir


            Tahrik ettiren ziya-ı şems-i tâbân olmasa.”


                                                          (Şevkî : 51)


            Varlığı yok kimsenin her varlığın varı o dur.


            Varlığım vardır diyen bî-hûde o eyler niza.


                                                          (Şevkî : 49)


           


            Şevki Bey bu dönemde “Hurufî” ve “Noktavî”liğe de merak salar. Bu düşünce tarzına göre(Pala-1989- s:392) “Kâinatın sırrı Kur’an da, Kur’an ın sırrı Besmele’de ,Besmele’nin sırrı “Ba”da , Ba’nın sırrı ise altındaki noktadadır. Bu nokta ise Hazreti Ali’dir.”


                        Hurufîlik 1393 de ölen Fazlullah Hurufî tarafından vaz edilmiş bir İslâmi düşünce biçimidir.(İslam Ansiklopedisi-Hurufîlik-c:5/1 s:598-600) Taraftarları,”hulûl ve tenasüh”ü kabul etmeyenler tarafından “zındıklık”la suçlanarak tarih boyunca takibata uğramış, katledilmiş olmasına rağmen bir çok tarikatla birlikte “Bektaşilik” içinde de kabul görmüştür.Hurufî şairlerden Nesimî derisi yüzülerek,bir çok taraftarı da yakılarak şehit edilmişlerdir. Şevki Bey’de “Hurufîliği” Melami-Bektaşiliği içinde kabul etmiştir.


           


            “Vasfıdır râz-ı hurûf künhünü takdir edemem


             Der isem nokta-ı harfdir nice tahrir edemem.”


                                                                (Şevki : 43)


“Suret-i tertib-i eşya kendiliğinden değil


 Tertibe gelmez hurûf nokta-i gerdân olmasa


Hasılı gören görünen dünyada bir noktadır


Kimse inkâr edemez nokta-i gerdân olmasa.”


                                                    (Şevki : 51)


“Sutur-ı alemî tasvir eden harfdir dahi harfin


 Umumi imbisatı nokta-i pûr-kenz-i kudrettir.”


                                                   (Şevki :66)


“Huruf-i kâinatın lafz-ı manasın veren çoktur


 Hurûf içre olan noktadaki manayı bilmezler.


 Basiret nuruyla ümmî görür,amma basiretsiz


 Olanlar bil kemâhi Şevkîya eşyayı bilmezler.”


                                                      (Şevki : 65)


“Ba,Bismillah oldu iptidayı kâinat


 Suret-i gerdiş-i ‘ba’dır intihayı kainat


Merkez-i daireyi her dü cihan bir noktadır.


Olmasa ol noktada olmazdı bekâyı kainat.


Noktadan elf,elften harf olup harften nutuk


Sonra nutuktan vücud buldu sedâyı kainat


Nokta vü harf dediğim ol Şah’ın hatt-ü halidir.


Kim,o zatın vasfıdır hüsn-ü bahayı kainat.


Şevkiya nokta deyip de geçme anla remzini


Manide ol noktadır olan ridayı kainat.”


                                                      (Şevki : 72-73)


 


            Yukarıdaki beyitlerden anlaşılacağı üzere Şevki Bey  Noktavîliğe oldukça kendini vermiş, derinliklerine inmiştir.


            Şevki Bey, o yıllarda Balkanlarda entelektüel çevrelerde yaygın olan bütün inanç iklimlerinde dolaşmış, önce “Melami”,sonra “Hurûfi ve Noktavî” olaması ve en son “Bektaşîlik”te karar kılıp “Babalık” makamına kadar yükselmesi onun “araştırıcı” bir kişi olduğunu,hiçbir zaman körü körüne bir inanca saplanıp kalmadığını göstermektedir.Hattâ Allah’ın varlığını bile araştırdığı şu beyitinden anlaşılmaktadır:


 


            “Geçip “lâ” dan reh-i tahkika vardım kıldım “illâ”da


             Feragat cümleden kıldım mukîm-i kûy-i tenhada.


                                                                         (Şevki : 52)


 “Lâ” yani “yoktur” düşüncesinden “ reh-i tahkik” yani araştırma yoluyla “illâ”(vardır)a ulaştığını ve her şeyden uzaklaşıp tenha bir köşeye çekildiğini yazmaktadır. 


Şevki  Bey, “Melamiliği” kendisine bir yaşama biçimi olarak,”Bektaşiliği” tarikat olarak benimsemişti. “Hurûfilik ve Noktavilik” özel merakıydı.


İnançlarını açıkladığı bir “muhammes”inde tekrar bendlerine yazdığı:


 


Adımız Bektaşî yazdı levh-i mahfuzda kalem


Müftehiriz eylesin alem bize levm-ü sitem.


                                                (Şevkî : 18-19)


   Bu tekrar bendinde “ Bektaşî” kelimesi yerine muhammesin diğer tekrar bendlerinde  Melamî”,”Hurufî”,”Noktavî” kelimelerini koymuştur.


 


“Ayet-i heft’in nuzûlü gör kimin şanındadır.


 Oku insanın yazılmış vech-i pişanındadır.


 Sır-ı esrar-ı huruf bilmeyen Adem değil


 Ademin kadr-i kemali ilm-ü irfanındadır.


                                              ( Şevki : 64)


Burada geçen “Ayet-i hefy”(yedi ayetli) Fatiha suresini işaret etmektedir. Fatiha Suresi yedi ayetten müteşekkil olduğu için bu şekilde de anılmaktadır. Sayı olarak da Hurufilikte yorumlanmaktadır.


Torunu rahmetli halife baba Turgut koca’ya göre Şevki Bey; Tasavvufun “Vahdet-i Vücud”,Melamiliğin “Vahdet-i mevcud”, Noktaviliğin “Eşyada Hüviyet”,Hurufiliğin “İnsan ve Kâinat” , Mürdümiliğin  “Ademde Tanrı”, Batıniliğin “Dünyada Cennet”,


 Şiiliğin “Ehl-i Beyt ve Masum İmamlar”, Aleviliğin “Ali ve Fütüvvet”, Selmaniliğin “Emanet”, Bektaşiliğin “Aşk ve Muhabbet” teorilerini dimağ ve zevk alemlerinde birleştirmiştir. (Koca-1967-Şevki Divanı s:16)


 


Şevki Bey Teselya’da subay olarak görevli iken Gino Kastro Bektaşî Dergâhı Postnişini mücerret Selim Saba’dan nasiplenmiştir.(Koca-1967-age. s:10)


 


“Selim Baba elinden kim içerse cam-ı lebrîzi


  Ferid-i asr olur olsa dahi abd-i naçizi”


                                                 ( Şevkî : 13)


 


Konya’da vazifeli bulunurken Sulucakarahöyük’e giderek Pir Evi’ni ziyaret etmiş, burada Hacı Bektaş Dergâhı Postnişini Türbedar Hacı Mehmet Baba’dan “Babalık” icazetnamesi almıştır.(Koca -1967-age. s:14)


“Talip” olarak Bektaşiliğe intisabından “Babalık icazetnamesi” alıncaya kadar yazdığı şiirlerde daha önce ”biat edip” ilgi duyduğu, benimsediği diğer düşünce disiplinlerine uygun konular işlediyse de “Baba” olduktan sonra tamamen “Bektaşî”liğe uygun yaşamağa ve yazmağa başladı.


 


Verd-i manî bûyunu şem eyleriz bi-keyf-ü kem


Ol gûruh-i Nacîyiz gıpta eder cümle ümem


Şöhret-i şanımıza vermez nakısa meth-ü zem


 


San’at-ı dîbâce-i aşkız bugün Bektaşîyiz


Dergeh-i Hünkâr-ı aşkın derviş-i ferraşıyız


Pirimiz Şah-ı Horasan Batınî yoldaşıyız.


                                                 (Şevki : 18)


Varlığı yok kimsenin her varlığın varı odur


Varlığım vardır diyen bî-hude o eyler niza


Zulmet-i varlıkla ta haşra girdin Şevkiya


Hacı Bektaş-ı Velîye kılmasaydın ittiba.


                                                (Şevki : 15)


Dahil-i daire-i Şah- Velayet oldum.


Şevkiya harîci bî-gâne kıyas etme beni


                                                (Şevki : 55)


 “Kerbela Vakası” bin dört yüz yıldır bütün Müslümanların yüreklerini kanatan bir cinayettir. Hem Melamilik,hem de Bektaşi’lik düşüncesinde ve menkıbelerinde anlatılagelen  “göz yaşı” kaynağıdır.


 


“Fûtur eyler mi Şevkî gelen tîr-i melametten


 Ana karşı gerer sine “Şehid-i Kerbela” mıdır?”


                                       (Şevkî : 34)


“Dest-i aşk içre veren bâşı şehittir lakin


 Kerbela aşıkı ol Şah-ı Şehidan başka.”


                                     (Şevkî : 51)


 


Şevki Bey,Bektaşîdir. Şiirlerinde Bektaşî tasavvufunun terimlerini sıkça kullanmaktadır. Şiirleri bu tasavvuf düşüncesinin sırları ile doludur. Şiirlerinde kullandığı tasavvufi remzler onun bu konudaki kültürel olgunluğunu göstermektedir.


İnancımıza göre Allah kâinatı ve bütün ruhları ayni anda “Kün.!”(Ol.!) emri ile yarattı.Ruhlarımız belli bir sıra ile belli bir süre için yeryüzüne salınırlar. Rabbimiz “Elest Bezmi”nde bütün ruhlara sordu: “Elest-i bi rabbiküm?(Ben Rabbiniz değil miyim?)Bütün ruhlarımız cevap verdi.“Kalû Bela” (Evet,dediler).


 


“Bade-i “kün”le bizi mest eyledi Allahımız


Ol meyin zevkiyle uğradı bu dâre rahımız


Kunt-u kenz” sırrını anlar mı her derviş olan


Biz “Elest” dervişiyiz itlaktadır dergâhımız.”


                                     (Şevkî : 77)


“Bağ-ı hüsnün ehl-i tahkikte temaşâgâhtır


Bir kadeh nûş eyle alem neş’e-yab olsun bugün


Alem-i ulviden üryan geldik üryan gideriz


Hail-i vuslet nedendir câme-hab olsun bugün.


                                    (Şevkî : 59)


 


Şevki Bey, dünyanın yaratılışı, insanların yeryüzüne salınışları ve sebepleri üzerine de Bektaşî tasavvufunun inceliklerini yansıtan şiirler de yazmıştır.


 


“Bu bir sırrı ilâhidir “Kün” emriyle olur zahir


 Ki aşık “harf-i kaf”dır bildahi maşuk oluyor “nun


                                                    ( Şevkî : 60)


 


Allah kainatı ”Kün !”yani “Ol !” emriyle yaratmasının da bir sebebi vardır. “Künt-ü Kenz” yani  gizli bir hazinedir. Bilinmek istenmiştir. İnsanlar bu sır içinde sevmek ve sevilmek için yaratılmışlardır.


Sevip sevilmek için ancak ey Şevkî bu dünyayı


 Serapa bak kemal üzre yarattı hazret-i Bicûn.”


                                                   ( Sevki : 60)


“Baktım cihanda dedim bir yok imiş bir var imiş


 Cam-ı mey-i zatı ile cümle meğer mayhar imiş.


 Yokluğunu sat yarine,yarin bu gün al varlığın


 Maksat bu dâra gelmeden dildar illa pazar imiş.”


                                                    (Şevki : 76)


 


Bektaşiliğin temel fikrî terimlerinden  olan “Vahdet-i Vücud” düşüncesinin  ana söylemi olan “Enel Hak” Şevki Bey’in şiirlerinde de sıkça yer bulmuştur.”Enel Hak” remzini ilk söyleyen Hallaç Mansur işkencelerle öldürülmüştür.


 


“Sıfat-ı zatı bir edip bırak menfî gel ispata


 Enel Hak darına berdar olanın bu makamıdır.”


                                          (Şevkî : 34)


“Kim ispat-ı vücud eyler idi Şevkî  Enel Hak la


 Eğer olmuş olsaydı kainat Allah’tan hâli


                                         (Şevkî : 54)


“Eğer Hak’la Hak oldunsa bu alemde ey Şevkî


 Hüda’dan gayrı göstermez sanâ âyineyi devran


                                        (Şevkî : 61)


 “Ne ayrıyım ne gayrıyım Hûda’nın ya nesiyim ben


 Bana bildir bugün ey hace-i dânâ nesiyim ben.”


                                      (Şevki : 61)


Şevki Bey bir aşk hali yaşamaktadır.”Vahdet-i Vücut” düşüncesi içinde yüzmektedir. Bu düşünce ekolünde yaşayan bir çok mutasavvıf şair gibi bu aşkı şiirlerinde de  çok başarılı bir biçimde kullanmıştır.


             “Aradım bi-hûde  çok derd-i deva-yı aşkı


 Bilmedim kendimi ki kendime lokman imişim.


 Anladım ben beni oldukta bana nazır


 Ben dahi Şevkî gibi ben bana hayran imişim.”


                                     (Şevkî : 60)


“Ben o Mazhar-ı hayat-ı câvidânım ki benim


 Nefha-ı İs ibn Meryem sırrıdır esrarımın.”


                                     (Şevkî : 62)


“Meşhed-i İs ibni Meryem de bizim olduğumuz


 Çeşm-i bina meşreb-i anka olan anlar bizi.”


                                     (Şevkî : 24 ‘Niyazî’nin bir gazeline tahmis’)


 


Şevki Bey’in aşkı dünyevi bir aşk değildir. Bu aşk yaradana olan aşktır. Zaten onu da “o” yapan bu aşktır.Dervişler ömürleri boyunca bu aşkla yanıp kavrulmuşlar, ona ermek,ona ulaşmak istemişlerdir. “Eren” tabiri buradan çıkmaktadır.


Bir çok mutasavvıfta aşk ikiye ayrılır. “Mecazi aşk” ve “Hakiki aşk”.


Büyük mutasavvıf Muhiddin Arabi’ye göre “Aşk” üçe ayrılmaktadır.”Tabii Aşk”, “İlâhi Aşk”, “Hakiki Aşk”Ona göre “Mecazi Aşk ; insani aşktır. Hakiki aşka giden yolda belki bir merhaledir. Sûfiye, Allah ile bir olma zevkini tattıran “Hakiki Aşktır”.Hakiki Aşkta ;“Hak il Hak olma” vardır.   


Şevki Bey’de Muhiddin-i Arabî’den etkilenen Üçüncü Devre Melamîliğinin pîri Muhammed Nûr’ul Arab’la Melâmî bîatı içinde olduğundan şiirlerinde “Hakiki Aşk”a yer vermiştir. Bu aşkın zevki içinde yaşamaktadır.


“Nem zebanımda rekâkat var fasih söyleyemem


 Yaktı ağzım tıfl iken aşk narı Musalar gibi.”


Oyu Puanı: 2 - Ortalama: 5

Yorum Gönder Değerlendir
Yorumlar

Bilgiler
Burda 160 Makale Kayıtlı
En Fazla Bakılan: OSMANLI DEVLETİNİN RUMELİDE İSKAN SİYASETİ VE SAG KOLUN İSKANI
En Fazla Değerlendirilen: Deliorman-Dobruca-Etnik Gruplar

İnceleme Bölgesini Gezen: 1 (0 Kayıtlı Üye: 1 Ziyaretçi ve 0 Bilinmeyen Üye)
Görünen Üyeler:



MKPortal C1.2.1 ©2003-2008 mkportal.it
Bu safya 0.06007 saniyede 32 sorguyla oluşturuldu

Emlak ilanları, araba ilanı ver Blog